Sayın Adnan Oktar'ın 27 Eylül 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 27 Eylül 2017

 

Mühim Olan Müminlerin Sayıca Çok Olması Değil, Kaliteli ve Derin İmanlı Olmasıdır

Kalabalık değil de etkili insanlar önemlidir. Çok kalabalık olmak değil, etkili ve akıllı olmak çok önemli. Peygamberimiz (sav) tek kişiydi, sahabiler de azdı ama çok etkili oldular. Hz. Musa (as)’ın da etrafında çok az insan vardı ama bak daha hala dünyayı sallıyor. Hz. İsa Mesih (as) da öyle, etrafında 12 kişi vardı bak dünyaya neredeyse hakim bir güç Hristiyanlık. Dolayısıyla akıl, sevgi, samimiyet çok önemli. Münafıkların şeddatların çok olması önemli değil.

 

Tarihte Mısır halkını yöneten, parayı biriktirip-yığan, malı biriktirip-yığan firavun kadınlar vardı. Münafık ve kafir olan firavunun karıları. Kocaları firavun, kendileri de firavun. Hatşepsut firavun karısıdır ve firavundur o, klasik firavundur. Erkek gibi giyiniyordu, kafasına da bir şeyler takıp-takıştırıyordu. Firavun öldükten sonra bu mikrop kalmıştı, bir süre sonra bu mikrop da ölmüştü. Malı-mülkü Müslümanlara kaldı en sonunda, en en en sonucunda. Bütün ömrü boyunca Müslümanlarla uğraştı bu alçak kadın. Hatşepsut baş belasıydı, Müslümanların baş belasıydı, Hz. Musa (as)’a musallat olmuş bir alçaktı. Firavun da öyle çok azgındı. Çocuklarına da tavrı çok acımasızdı Hatşepsut’un o devirde bilinir. Kocası zaten Firavun cehennemin dibine gitti. Arkasından bu Hatşepsut da cehennemin dibine gitti. Yani ölüler diyarına, o dipsiz kuyuya. Ahir zamanda da öyle firavunlar var, birer birer cehennemin dibine gidiyorlar. Bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi, bir gün birisi. İşte ölümün nimet olduğunu da buradan görüyoruz. Çünkü bir yerde cehenneme sevk var, bir yerde cennete sevk var. Müminler cennete gidiyor, münafıklar cehenneme, cehennemin dibine.

 

Allah İnsanı Porselen Benzeri Temiz Bir Balçıktan Yaratmıştır

Cennette insanın ilk heykel haline getirilişi, o heykelin hareket etmesi bunların hepsini göreceğiz tabii. Zer alemini, zer aleminde söz verilme şekillerini, nasıl insanlar peygamberler söz veriyor. Onu zaten Allah özellikle söylüyor ki merak edelim ve soralım diye. Yaratılış da öyle detay detay anlatmasının nedeni o. “İki elimle yaptım” diyor Allah. Seramikten kuru balçıktan, “Kuru balçıktan bir heykel olarak yaptım” diyor. Kirli bir su demiyor Kuran’da, o Darwinistlerin uydurması, öyle bir şey yok. Kirli çamurlu bir su demiyor. “Balçık” diyor katı, temiz balçık, porselen balçığı. Kuran’daki geçen porselen balçığıdır sert balçık. Allah, ondan, “İnsan biçiminde bir heykel yaptım” diyor “Kuru bir heykel oldu” diyor “Ona üfürdüğümde canlandı” diyor. “Süzme bir çamur” diyor Allah, süzme temiz bir çamur. “Kuru bir çamur” diyor ayrıca Allah, “şekillenmiş bir balçıktan”. “Balçığı şekillendirdim” diyor. Bu anlaşılmayacak gibi mi? Balçıktan küp yapılıyor, heykel yapılıyor her şey yapılıyor. “Şekillenmiş balçıktan” diyor. Adamlar ne diyor? “Yok, çamurlu su” diyor. Çamurlu su ayrı, şekillenmiş bak şekillenmiş balçık ayrı. Balçık diyor Allah, niye anlamazdan geliyorsun? “Şekillenmiş” diyor insan şeklini almış, görüntüsü insan şeklini almış balçık. “Ateşte pişmiş gibi kuru bir balçık” diyor, porselen haline getirdim diyor Allah. Önce çamurdan yapıyor sonra kudret eliyle Allah onu pişiriyor yani orada bir ısı meydana geliyor birden. O çamur porselen haline geliyor taşlaşıyor yani. Sonra da Cenab-ı Allah ruhundan üfürüyor sonra da çağırınca geliyor. Bu. Ha daha önce var mı bu? Zaten var zer aleminde var ama insanların, meleklerin Allah hoşuna gitsin diye böyle bir ara aşama yapıyor.

 

Tüm Eşyada Allah'ın Ruhu Vardır, Allah'ın Ruhunun Olmadığı Hiçbir Şey Yoktur

Eşyanın ruhu vardır. Eşya eğer Allah’tan emir alırsa mesela sandalyeler yürümeye başlar, konuşmaya başlar, şekil alır değişir, her türlü hareketi yapar. Cennette öyledir, bütün eşyada Allah’ın ruhu vardır. Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Bütün eşya Allah’ın emrindedir ama bu dünyada o olay gerçekleşmiyor Allah’ın dilemesiyle. Fakat cennette Allah emir veriyor hepsi itaatkar. Mesela koltuğa “gel” diyorsun yürüyerek gelir koltuk, “gel burada dur” dersin durur. Koltuğa “dans et” dersen dans eder, ağaçlara “dans et” dersen dans eder, “şarkı söyle” dersen şarkı söyler şuurludur, bütün eşya şuurludur. Dünyada da bütün eşya şuurludur. Yani bütün otlar bitkiler her şey şuurludur her yerde Allah’ın ruhu vardır. Dolayısıyla kendi kafasına göre hiçbir şey yapamaz hiçbir varlık.

 

(Suriye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Velid Muallim -görebiliriz- Irak’ın bölünmesinin Suriye tarafından hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini vurguladı. Ancak açıklamasının devamında, Suriye Kürtlerine özerklik verebileceklerini söyledi. “Suriye Kürtlerinin geneli Suriye’den ayrılmak istemiyor. Sadece vatan toprakları dahilinde özerk yönetim istiyorlar. IŞİD’in yok edilmesinin ardından Kürt yurttaşlarımızla bir araya gelip özerklik verme kararı alabiliriz” dedi.)

Özerklik sen vermesen de zaten adamlar özerkler orada. Ne fark edecek özerklik verip vermemen? Ama tehlikeli bir adım atmış oluyorsun, kötü örnek olmuş oluyorsun. Suriye’nin bölünmesi korkusu içerisindeydin, Suriye büyük bir belanın içinde halen, oturmuş özerklikten bahsediyorsun. Teşvik ettiğinde adam o zaman “Suriye’yi beşe bölelim” der. Sen ona özerklik istersen diğerleri de özerklik ister, Sünniler özerklik ister, Şiiler özerklik ister, Araplar ister, Türkler ister herkes ister.

 

Saf İman Olmadan Dürüst Sevgi Olmaz, Mutlaka Çıkar Karışır

 

İman olmadan sevgi değil ticari ortaklık gibi bir ilişki oluyor. Saf imanın, saf inancın dışında mümkün değil imkansız yani tamamen çıkara dayalı olur. Parası ne kadar, mülkü ne kadar, geliri ne kadar, ona ne kadar bakabilir, sağlığı yerinde mi? Genç aramalarının nedeni de ölme ihtimali daha düşük gördüğü için. Ama adam herhangi bir şey, kanser falan olduğunda hemen boşuyor zaten. Saf menfaate dayalı egoist korkunç bir ortaklık anlayışı, ticari bir ortaklık anlayışı gibi görünüyor bu bir facia. Böyle olmaz. Saf sevgiye dayalı olan, Allah’ın rızasına dayalı, sadece Allah’ın rızasının en çoğunu arayan inanç içinde olması lazım. O zaman mükemmel bir sevgi anlayışı olur. Onun dışında olmaz.

 

(Sebahattin Önkibar Aydınlık’taki yazısında İhsan Şenocak’ın “Kızına pantolon giydiren baba cehennemliktir” açıklamasını hatırlatarak cemaatler hakkında şunları yazdı: “İhsan Şenocak’ın söylediği emin olun münferit bir beyan değil, zira pek çok cemaat hadiseye böyle bakıyor. Ki mesela Işıkçılar yakından biliyorum aynı şeyi söyler. Gelin Müslümanlığı bu münafıklardan kurtaralım” dedi.)

Münafık değil, müşrik inanç. Ne münafığı? Münafık ayrıdır, müşrik inanç yani şirk inancından kaynaklanıyor. Allah’ın dinine ilave yapıyorlar ondan kaynaklanıyor. Ama “gelin kurtaralım” sanki fener alayı düzenliyormuş gibi öyle olmaz, bilgiyle olur o, kitapla olur, sevgiyle olur, akılla olur. Öcbelenerek, tersleşerek, adamları aşağılayarak kavga üslubuyla olmaz. Ondan netice çıkaramazsın.

 

(“Hayvanlar bizim sevgimizi gerçekten algılar mı?” izleyici sorusu)

Açık bilinçle farkına varmaz tabii, bilgisayar gibi fark eder. Mesela bilgisayarda öyle bir sistem yapsan, bilgisayara bir kedi koy, elini sürdüğünde okşadığında bilgisayar ekranında hırıltı çıkarabilir, sesler çıkarabilir çok rahatça yapılabilir. Onun gibi bir makinedir kedi veyahut köpek hayvanlar. Ama insanda bir doygunluk hissi meydana getirir bu. Ama şuuru tamamen kapalıdır hayvanların tamamının. Maymun, goril tamamı. Hangisi olursa olsun böcekler, kelebekler şuuru klasik anlamda kapalıdır.

 

Hastanelerde Sağlık Çalışanlarının Saldırıya Maruz Kaldıkları Durumda Sığınabilecekleri Bir Güvenlik Odası Olması Şart

Doktorlara bu saldıran vahşilerin acımasız saldırılarının tehlikesini önlemek için doktorlara güvenlik odaları yapılmasını söylemiştim. Bu konuda henüz bir adım atılmadı. Bu çok kolay yapılabilecek bir şey. Hastanede iki oda bu konuda ayrılabilir. Çelik kapısı olacak sadece en önemli yönü bu. Ve başka bir yerden penceresi veyahut başka bir girişi olmayacak. Güçlü çelik kapı, kasası da çelik olacak. Ve buraya girdiğinde doktor dışarıdan telefon bağlantısı kurabilecek, orada hazır yiyecek olacak, su ihtiyacını giderecek gibi olacak. Hatta yangına falan da dirençli bir oda olması lazım. Eğer daha da iyi bir şey düşünülüyorsa bu odadan başka bir yere geçiş, gizli bir geçit, gizli bir kapı oluşturulması da çok iyi olur. Çünkü orada sürekli kalınmaz. Mesela bazen oluyor it-kopuk takımı kepazelik çıkarıyor, bir-iki saat orada kalmaları gerekiyor. Gizli bir geçit olursa oradan geçip çıkıp-gidebilirler. Bunun yapılmasında çok büyük fayda var. Doktorlara karşı genellikle toplum sevgi dolu, merhametli ve koruyucu olması lazım. Sinirlilerse bile o zorluktan ve sıkıntıdan kaynaklandığını bilmemiz lazım. Anlayışlı olmak gerekiyor. Ama ideolojik yönden ters, komünist PKK’lı doktorların bazen münasebetsizlik yaptıklarını görüyoruz. Hatta tehditkar, saldırgan tavırları olabiliyor. Bunu da Sağlık Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, polise, mahkemelere bildirebilirler. Ama genelde doktorlarımızın yüzde 99’u temiz insanlar güzel insanlar ve hakikaten veli tıynetli toplumun üst tabakasıdırlar, iyi yetişmiş insanlardır.

 

BBP'nin Kurucularından Mehmet Korkut Çok Kaliteli, Nezih, Aydın, Cesur Bir Vatanseverdir. Allah Kendisine Uzun ve Hayırlı Bir Ömür Versin

Mehmet Korkut kardeşimiz çok değerli, akıllı, cesur, yiğit, kabadayı, gerçek bir Türk milliyetçisidir. Muhsin Başkanımız’ın Rahmetli’nin de çok sevdiği değerli bir kardeşimiz. Allah ona uzun ömür versin, hidayet versin, sağlık sıhhat afiyet versin, cennette kardeş etsin. Hakikaten ahlakıyla, kişiliğiyle, şahsiyetiyle çok ideal bir insan. Büyük Birlik Partisi’ndeydi şu an MHP’ye geçti çok isabet etti, birleşelim bütünleşelim, kavga zamanı değil birlik zamanı düşüncesinde. Ve milliyetçilerin bölünmesinin çok tehlikeli olacağını düşünüyor. Ben de o görüşteyim. İsabetli bir tavırla Milliyetçi Hareket Partisi’nde bütünleşmeyi savunan bir insan. Aklın gereği de budur zaten. Allah yolunu açık etsin, hayırlar bereketler versin, başarılı güzel bir hayatı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Öğretmenlerimizin kendilerini özellikle bu bölgelerde terör zihniyetiyle idealizmi birleştirmiş olan öğretmenlerin eline bırakmayalım. Çünkü bölücü terör örgütünün zihniyetiyle zehirlenmiş öğretmenlerimiz yok mu? Var. Onlar bizim yavrularımızı birer terörist olarak yetiştiriyorlar.Eğer biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet idealimizi evlatlarımızın gönüllerine ve düşüncelerine nakşedemezsek, birileri gelip kendi bölücü fikirlerini, sapkın inançlarını oraya nakleder.”)

Bu Tayyip Hocam’ın konuşmasını biz sık sık yayınlayalım. Yıllardan beri anlattığımız konuyu Tayyip Hocam bir şekilde gündeme getirmiş, en hayati konuyu. Çünkü PKK fikirle, düşünceyle insanları eğitiyor ve kendi safına alıyor. Biz de ne yaparız? Fikirle, düşünceyle insanları eğitip kendi safımıza alırız. Onların kendi safına aldıkları insanları da yine fikirle düşünceyle kendi safımıza alırız. Çünkü fikirle almadı mı adam? Fikirle de biz geri kendimize alırız o adamı. Bunun için ne yapılması gerekiyor? İşte sivil toplum kuruluşları gerekiyor. Ama bunu devlet de yapabilir. Ne yapar? Mesela TRT televizyonunda PKK ideolojisinin yanlışlığını anlatabilir, komünizmin yanlışlığını anlatabilir, Darwinizm’in yanlışlığını anlatabilir. Ama ne yapıyor TRT? Tam tersini yapıyor Darwinizm’i anlatıyor, materyalist felsefeyi anlatıyor yani komünizmin temelini anlatıyor. PKK ideolojisinin temeli olan Darwinizm’i anlatıyor. O zaman bizim bu dev çalışmaya karşı bütün gücümüzle Darwinizm’in geçersizliğini anlatmamız gerekiyor. Hükümetin ilk yapacağı şey bu komünizmin temeli olan Darwinist ideolojinin anlatımını durdurmaktır. Şöyle; Darwinizm’i geniş çaplı anlatacak fakat bunun bir pagan ideolojisi olduğunu, tamamen tesadüflere dayalı bir inanç sistemi olduğunu, kainattaki bütün bu sistemin, bütün bu mükemmel yapının en kötü açıklama olan tesadüflerle baştan sona katrilyonlarca tesadüf sonucu oluştuğunu iddia etmelerinin mantıksızlığını TRT’nin anlatması lazım. Ama adamda saç-sakal birbirine karışmış “yok ben Darwinistim” diyor. Bakan çıkıyor Milli Eğitim Bakanı “ben de Darwinistim çok şükür” diyor “Darwinizm’i kim inkar edebilir ki hepimiz Darwinistiz zaten” diyor. Bu durumda PKK’yla mücadele çok güç olur. Bak “İdealist PKK’lı öğretmenler var” diyor “öğrencileri yetiştiriyor.” Öğrenciye ne anlatıyor önce öğretmen? “Aç biyoloji kitabını” diyor önce Darwinizm’i anlatıyor. Darwinizm’i anlatınca çocuk ne diyor? “Ha Hocam kainat diyalektik bir sistemle gelişiyor yani tesadüfler sonucunda kainatta oluşumlar meydana geliyor, insanlar tesadüfler sonucu oluşuyor, canlılar, bitkiler, hayvanlar hepsi tesadüfler sonucu oluşuyor” diyor. Ee? “Yani bir evrimle oluşuyor” diyor, “o zaman Allah yok” diyor. Allah olmayınca “o zaman ilk Kabataş çağında insanlar Allah düşüncesine sahip miydi?” diyor “yoktu, Allah yoktu, din yoktu, aile yoktu, devlet yoktu. Ne vardı? Komünizm vardı” diyor. “Şimdi biz ne yapacağız?” diyor “Atalarımızın dinine geri döneceğiz. Dinin, ailenin, ahlakın olmadığı, devlet yapısının olmadığı komünist sistemi istiyoruz” diyor. Sen okulda Darwinizm’i anlatırsan Darwinizm zaten komünizmin kökenini tam açıklamış oluyor. Sen ne diyorsun? “Allah yok” diyorsun, “canlılar tesadüfen oldu” diyorsun “güçlü olan kazanır, tez-antitez-sentez vardır” diyorsun “tez-antitez-sentez sonucunda kainat oluşur” diyorsun, komünist de aynısını söylüyor, PKK da aynısını söylüyor zaten. Birebir aynısını söylemiş oluyorsun.

 

Sevgisizlik Çok Korkunç, Büyük Bir Açlıkla ve Samimiyetle Sevginin Aranması Gerekir, Sevgisizlik Oksijen Alamamak Gibidir  

Sevgisizlik çok kötü, gençlerin bundan çok korkmaları lazım. Dehşet verici bir şey sevgisizlik. Sonsuz ızdırap, sonsuz acı. Sevgi çok zevkli ve güzelken neden sevgiyi istemiyorlar? Veyahut aramıyorlar bu çok şaşırtıcı. Büyük bir açlıkla, büyük bir samimiyetle aramaları lazım sevgiyi. Bir facia. Hava alamamak gibi. Oksijen alamadığında insan ne yapıyor? Camı çerçeveyi kırıyor değil mi? Aman bir an önce hava alayım diye. Sevgisizlik hava alamamak gibidir. Hayatın oksijenidir sevgi. Ölüm gelir sevgi olmazsa. Sevgiyi aramaları lazım. Bir de bu internette şuna buna kötü sözler söylediklerinde kendileri çok sıkılıyorlar, çöküyorlar, sağlıklarını kaybediyorlar. Kötü söz söylenen etkilenmez ondan. Ama akşama kadar bir insan kötü söz söylüyorsa ne olur onun kalbi? Ona kalp mi dayanır, beden mi dayanır, akıl mı dayanır? Sürekli nefret sözü olur mu? Zorla kendine bu gençler güzel söz ettirsinler. Gençler itici söz söylemesinler. İtici söz kalplerini sıkar, çok bunaltır beyinlerine vurur çok zarar verir. Münasebetsiz konuşmaktan kaçınsınlar yani pis konuşmaktan kaçınsınlar. Güzel konuşsunlar kalpleri ferahlar. Öbür türlü çirkinleşiyorlar sağlıkları bozuluyor. Sigaraya veriyorlar kendilerini, içkiye veriyorlar, uyuşturucuya veriyorlar. Güzel konuş ferahlayacaksın her şeye güzel bak, güzel konuş. Sevgiyi ara gayet kolaydır bu. Bak bir denesinler iki gün denesinler kardeşim iki gün. Bak sürekli sevgiyle konuşsunlar gençler. Nefret sözü kullananlar iki gün, içinde nefret bile olsa ısrarla sevgiyi söylesinler. Bak ferahlayacaklar bereket bulacaklar. Böyle hayat olmaz böyle sürünüyorlar. Böyle yaşanmaz. Bu ne? Ölünceye kadar nefret.

İğrenç şeyler konusunda, itici pis şeyler konusunda espri yapmasın genç kardeşlerimiz. Tiksindirici şeylerin güldürücü yönü olmaz. Filmlerde falan da yapıyorlar. Tiksindirici, iğrenç olan, insanın acizliğiyle ilgili olan şeyleri, pis şeyleri gülecek konu olarak ele alıyorlar. Gülünecek bir şey yok onda. Allah seni ondan koruyor, istediğinde sen kendini tertemiz yaşatabiliyorsun. Niye kendini pis gösteriyorsun, tiksindirici gösteriyorsun? Bir de onun gülünecek nesi var? Acizliğinin neyine gülüyorsun? Bir de temizliğe çok dikkat etsinler. Tişörtü oluyor o pis tişörtle geziyor, kot yıkamıyor kotu kir götürür diye. Leş gibi kot artık grileşmiş o halde giyiyor. Olur mu? Sonra bütün vücutlarında sivilce oluyor her yerlerinde. Her yerlerinde enfeksiyon oluyor, bu yakışmaz. Kaliteli bir hayatı gençlerin hedef edinmesi gerekiyor.

 

Güzel Konuşmak Kalbi Ferahlatır, Gençler Her Şeye Güzel Baksınlar, Güzel Konuşsunlar, Sevgiyi Arasınlar. Bu Gayet Kolay

Mesela farz edelim birisiyle aran bozuk, “seni seviyorum dostum, arkadaşım” de ferahlayacaksın. Rahatlarsın. İçinden gelmese de de. Sonra ona ruhun inanır. Sen yap, ibadet olarak yap, ruhun ona inanır. Olur yani şeytan seni geri çekebilir önemli değil. O direnmeyi, nefsindeki direnmeyi önemli görme. Sen sevgi sözcüğünü söylediğinde ruhun ferahlar. Ruhunun gıdasını yerine getirmiş oluyorsun. Doğru olanı yapmış oluyorsun. Ama diyor “içimden gelmiyor.” Kardeşim nefsin sana direnen, sen şeytana niye önem veriyorsun? Nefis şeytan gibidir. Şeytanın etkisiyle öyle yapıyor, sen ona önem verme. Sevgi sözcüğünü ısrarla kullanmak kalbi ferahlatır, kafayı açar, öfkeyi giderir. Sinirlerdeki gerginlik gider, ferahlar insan. Yoksa insan deliye döner, hasta olur insan.

 

İkiyüzlülerin, Hainlerin, Alçakların Varlığı Müminin Değerini Yükseltir. O Mahlukların Varlığı İmtihanın Önemli Bir Unsurudur

Eğer ikiyüzlüler olmasa münafıklar olmasa, ahlaksızlar olmazsa, alçaklar olmazsa bak alçak olmazsa yüksek olmaz. İkiyüzlü olmazsa mert olmaz. Bunlar gerekiyor. Öyle insanlar olacak ki sen yükselesin. Mehdiyet devrinde çok azalır. Binde bir, on binde bire düşer ama sevap da düşmüş oluyor. Onun için Mehdi (as)’yi Allah fazla tutmuyor ondan sonra dünya hakimiyetinden sonra. Yedi veya dokuz sene. İkisinin arasında. Küfrün çok olması, ahlaksızlığın çok olması, kötü söz söylenmesi Müslüman’ın çok lehinedir. Muazzam lehinedir. Asıl ihtiyaç olan odur zaten. İmtihanın asıl zemini oradan oluşur.

 

(Kutlu doğum haftalarının kutlamalarının Fethullah Gülen’in doğum günü olan 27 Nisan tarihi haftasına sabitlenmesi büyük eleştiri konusu olmuştu. Mehmet Görmez bu konuyu savunmuş ve bir değişiklik yapmamıştı ancak yeni başkan Ali Erbaş döneminde Diyanet bu konuda yeni bir karar aldı. Ve kutlu doğum etkinliklerinin artık diğer günler gibi hicri takvimine göre yapılması kararlaştırıldı.)

Doğru olmuş. FETÖ’yü insanlar hiç tahmin edemedi. Bizim Müslümanlar hiçbir zaman için devlet kadrolarında oluşamadılar. Yargıtay’da namaz kılan bir Müslümanın olduğu düşünülemezdi bizim zamanımızda. Bir kuvvet komutanının namaz kılacağı düşünülemezdi. Tahayyül dahi edilemezdi. Bir genel müdürün. Camiye bazen öyle adamlar ağlıyordu müdür falan gelip namaz kılsa Müslümanlar öyle seviniyordu tahayyül edilemiyordu. Öyle bir dönemde dediler ki “Biz bütün devlet kadrolarına eleman yetiştireceğiz.” Hakikaten de millet sevindi. Dediler ‘Nurcu bunlar, başı yerden kalkmaz, adaba edebe çok önem verirler, zararsız gariban insanlar. Gece gündüz sevgiden bahsediyorlar. Karıncayı bile incitmezler.” Adamlar alçak oğlu alçak, kahpe kere kahpe çıktı. Oğlu demeyelim de alçak diyelim. Kahpenin kahpesi çıktı adamlar. İngiliz derin devleti bunlara cinayeti sevdirmiş bizim görmediğimiz dönemde. Kahpeliği sevdirmiş, casusluğu sevdirmiş, züppeliği sevdirmiş, dinsizliği sevdirmiş, İslam karşıtlığını sevdirmiş. Hz. Muhammed (sav) karşıtlığını sevdirmiş, Bediüzzaman karşıtlığını sevdirmiş, homoseksüelliği sevdirmiş her türlü ahlaksızlığı sevdirmiş. Adamların acizliğine, iradesizliğine, karaktersizliğine, basitliğine bak. Hayvan, görmüyor musun sen, Müslümanım diyorsun bu kadar ahlaksızlığı kabul ettiğinde senin dinle imanla alakan kalır mı? Şeytandan daha beter oluyorsun. O zaman bir ideal bir şey kalıyor mu? Hiçbir şey kalmıyor. Hiçbir amaç kalmıyor.

 

(Diyanet’in Kutlu Doğum Haftası’yla ilgili kararına Burhan Kuzu Twitter sayfasından şöyle bir yorum yaptı; “Kutlu Doğum artık Mevlit Kandili’nde kutlanacak. Yeni Diyanet İşleri Başkanı yirmi üç yıllık FETÖ tezgahını bozdu. Çünkü Kutlu Doğum’un bugünkü hali bir FETÖ projesiydi” dedi.)

Tamam hallolmuş. FETÖ’nün bir tane projesi yok ki çok fazla projesi vardı. Rezil rüsva etti Allah. Otuz kere söyledim “Bediüzzaman’la uğraşmayın” dedim, “Bediüzzaman’a saygılı olun, millete tepeden bakmayın, ukalalık yapmayın” dedim. “Aranızda züppe olanlar var, bilmişler var” dedim. “Kendini büyük gören büyüklenenler var; Allah belanızı verir, uğursuzluk gelir, yapmayın” dedim. Ama ben yine Müslümanken bunlar enaniyet yapıyor zannediyordum. Müslümanken kibirlendiler zannediyordum. Meğer adamlar dinden imandan zaten çıkmış komünist de olmuş bu ahlaksızlar. Vatan millet düşmanı da olmuş. Türkiye düşmanı olmuş, Türkiye’deki insanlardan nefret eder hale gelmiş, nefretinden de hepsini öldürme arzusu meydana gelmiş. Kimde olur böyle bir azgınlık? Kimde olur böyle bir manyaklık.

 

Her Şehirde Sokak Çocukları İçin Özel İnşa Edilmiş Mekanlar Olursa Halk da Gönüllü Anne ve Baba Olarak Onlara Sahip Çıkarlar

Sokaktaki çocukları; bu tiner falan kullanan dışarıda gezen çocuklar… Eğitim artı beslenme, yeme, içme, kılık kıyafet her şeyiyle ilgilenilmesi lazım. Sokakta yatmalarına müsaade edilmemesi gerekiyor. Her şehirde onlara üç-beş ev yapılmış olsa yeter o. Birkaç devlet dairesi yer yer. Halk da bakar onlara. Gönüllü anneler, gönüllü babalar olabilir, o çocuklara bakarlar. Ama tabii halkın desteği çok önemli, halkın sevmesi çok önemli.

 

Karadeniz Halkı Türkiye'nin En Tatlı, En Güzel Halklarından Biridir. Delikanlıdır, Dindardır, Devlete Sadıktır, Merttir ve Onurludur

Karadeniz insanı bence Türkiye'nin en tatlı insanlarından. Bir kere devletin ve milletin garantisidir Karadeniz halkı. Acayip kabadayıdır. Sen gideceksin de darbe yapacaksın Karadenizliye. Senin iflahını keser. Yerin altında tünel açtırır sana kanunla hukukla. Mümkünü yok.  Dindardır Karadeniz halkı. Namusuna, haysiyetine, şerefine düşkündür. Merttir böyle delikanlı, kabadayıdır. Yüksek hasletleri hedefler, neşesi yerindedir, zekidir bütün Anadolu insanı gibi. Çok seviyoruz Karadenizli kardeşlerimizi. Bizim çocukların büyük bölümü Karadenizli. Hemen hemen yarısı Karadenizli diyebilirim.

 

(“Firavun’un ölüm anında iman ettiğini söylemesi imanı daha önce kavradığını gösterir mi?” izleyici sorusu)

O anda panik oluyor o korkudan. Daha önce de yapıyor çünkü ilk defa yaptığı bir şey değil. Yaklaşık yedi kere yaptı aynı ikrarı yedisinde de “ben iman ettim” dedi. Her seferinde döndü. Manyak adam normal birisi değil. Orada da panikle söylüyor onu. Orada kurtulsa yine hemen itliğe başlar. Hiç fark etmez onun için. Allah onu biliyor, o ölü bir varlık Firavun. Onu bilmiyor kardeşimiz. O bilgisayar gibi yani hayvani bir içgüdüyle, korkuyla onu söylüyor. O geçer geçmez hemen imansızlığını yine ilan eder. Allah “sonsuza kadar bunlar böyledir” diyor sonsuza kadar. Hiçbir şekilde iman etmiyorlar. Dolayısıyla samimiyetsiz, o da evrime inanıyordu ölen Firavun. O da insanların ve canlıların evrimle yaratıldığını inanıyordu.

 

(“Sevgilin ilgi göstermiyorsa ne yaparsın?” izleyici sorusu)

Layık değildir, Allah senden onu uzak beri etmiş, sen çünkü nur gibi çok güzel kızsın. Senin değerini fark edememiş, güzelliğini fark edememiş, sıcaklığını fark edememiş. Allah senden onu uzak tutarak seni bir dertten, kötülükten korumuş. Senin onuruna, şerefine, namusuna, haysiyetine, sağlığına, sıhhatine, dinine, imanına, güzelliğine, neşene, sevincine, her şeyine kefil olması, desteklemesi ve yardımcı olması lazım.

2017-10-07 03:00:00

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top