Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 24 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu’nun yaptığı ‘Buğday’ filminin Külliye’de yapılan gala gösterisine katıldı ve şunları söyledi: “Ehli hünerin kadrini bilmek de büyük bir hünerdir. Elbette zaman zaman haddini bilmeyen, kaliteyi hazmedemeyen nezaket fukarası şahıslar da çıkabiliyor. Bunlara verilecek en güzel cevap sevgiyi korumak, işini en güzel, en kaliteli şekilde yapmaya devam etmektir. Bunun için biz her fırsatta merhametli büyüme diyoruz. Bunun için her platformda adaleti, dayanışmayı, kardeşliği savunuyoruz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın galada Semih Kaplanoğlu’nun annesinin elini öpmesi de dikkat çekti.)

Tayyip Hocam dünya iyisidir dünya iyisi mübarek bir insan. Desteklemeyenler utansınlar, yani düşmanlıkla desteklemeyenler utansın, çok çok ayıp. Ama konuşmalara dikkat ederseniz bu konuşmada çok önemli vurgular yaptı. Bir evvelki de öyleydi bu da öyle. Bak çok hayati vurgular var. Dünkü konuşmada ne diyor? “İmanlı, tahkiki imanlı güçlü bir nesil yetiştirmemiz gerekir, eğitmemiz gerekir. Çünkü ileride yeni ataklar olabilir bu ataklara karşı durabilecek kabadayı, cesur, yiğit, imanlı gençlere ihtiyacımız var” diyor. “Ama bunu ben yapamam, bunu yapın” diyor. Nasıl yapsın Cumhurbaşkanı? Yapamaz. Sivil toplum kuruluşları yapacak. Vakıflar, dernekler, cemaatler yapacak. Onun için cemaatlere yönelik bir yazı da hazırlamak lazım, bir fikir sunumu, bir strateji sunumu yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı ancak bu kadar söyleyebilir daha ne yapsın? Bak bugün de konuşmada dikkat ederseniz müthiş bir kalite vurgusu var. İlk defa bak bu kadar detaylı kalite vurgusu. Bu çok kullandığı bir kelime değil Cumhurbaşkanı’nın. Biz kaliteyi sürekli üstünde duruyoruz. Hangi konu üstünde durduysak Cumhurbaşkanı onu bütün gücüyle vurguluyor.

 

Dinle Alay Edilen Ortamlarda Bu Üslubun Çirkin Olduğunu İfade Etmek Gerekir. Allah’a Saygı ve Hürmet Güzeldir

Dinle alay etmek, bazen dindarlar da dinle alay ediyorlar kompleksli oluyorlar. Mesela imam hatip mezunu oluyor yahut ilahiyat mezunu oluyor hoca oluyor falan, dinle alay ediyor. Onunla şirinlik yapacağını zannediyor. Mesela mevlitlerde falan hoca çağırıyorlar, dinle alay ediyor milleti güldürüyor falan. Ama onu makbul bir ikram gibi görüyor. Yani onun mesleğine uygun bir ikram gibi görüyor. Eğlence yerlerinde falan da ben görürdüm eskiden giderdik biz gazinolara falan eğlence yerlerine. Çıkardı sanatçı ipsiz sapsız din aleyhinde konuşurdu böyle, ona hakır hakır gülerdi adamlar, şaşırıyordum ben. Bu yaygın bir gelenek aslında, çok daha eskiye dayanıyor benim gördüğüm. Allah hakkında, din hakkında pervasız konuşmak, münasebetsiz konuşmak o biraz Musevilerde de var. Tevrat’ta da bu görülüyor patavatsız konuşma eğilimi. Çok çirkin, çok çok çirkin. Ahirette dirildiğinde o tavrı hiç kimse gösteremez. Allah’a saygı güzel, sevgi güzel, hürmet güzeldir. Bir ihtimal ruhu yoktur öyle insanların. En iyisi uzak durmak yani yalnızlaştırmak iyi olur. Öyle konuştuğunda hiç çekinmeden hemen yanından ayrılmak lazım hiç gerekçe yapmadan. “Bir dakika geliyorum” dersin çekip-gidersin. En iyisi öyle olur. Yahut dine yönelik çirkin bir üsluptan rahatsız olduğunu, dine yönelik böyle konuşulmadığını söylemek tabii çok mükemmel olur yapabiliyorsa. Ama riskli görüyorsa uzaklaşmak. Ama riskli görmüyorsa açıklamak çok mükemmel olur. Çünkü onları hiç uyaran olmuyor öyle densizlik, münasebetsizlik yaptıklarında teşvik ediyorlar.

 

Cesaret Kazanmada Asıl Olan Yol Allah’a Sığınarak, Her Yerde Allah’ın Tecellisiyle Karşı Karşıya Olduğunu Bilmenin Huzuru İçinde Olmaktır

Cesaret nasıl kazanılır? İki türlü olur bu bir; cahiliye yöntemi vardır, halk genellikle cahiliye yöntemini kullanılır halktan birçok insan. İşte olayın üstüne giderek, mesela karanlıktan korkuyorsa karanlığa girer, yüksekten korkuyorsa yükseğe doğru gider. Veyahut bir insandan çekiniyorsa onun yanına gider zorlar kendini. İkincisi de asıl olan Allah’a sığınarak her şeyde her yerde Allah’ın olduğunu bilip, Allah’ın tecellisiyle karşı kaşıya olduğunu bilmenin huzuru içinde olmak. Bunu iyi konsantre olarak elde edebilir. Tabii dua etmesi lazım ayrıca “Ya Rabbi beni cesur kıl, beni korkaklıktan koru” diye dua etmesi lazım. Ama mesela “karanlık” diyor, karanlığı Allah yaratıyor veyahut bir insandan çekiniyor onu da Allah yaratıyor. Doğrudan doğruya Allah’ın yarattığı bir varlık görüntü. Korkacağı sadece Allah olması lazım. Allah’ın dışında her şeyden korkmak haramdır aslında haram bir fiildir. Dolayısıyla imanıyla eğer iyi akıl kullanarak irade kullanırsa bu rahatsızlığını yenebilir. Ama öbürü pek sağlıklı bir yöntem değil. Yaparlar öyle insanlar üstüne üstüne gitme, onda stres meydana gelir korkusu gitmez. Korku yine devam eder.

 

Toplumun Mutlu ve Huzurlu Yaşamasının Cevabını Kutsal Kitaplarda Aramak Lazım. Kainatı, İnsanları ve İnsanların Aczini, Mutsuzluğunu Biz Yaratmadık

Yaratan gücün planına bakmak lazım. Yaratan güç ne diyor? Çünkü kainatı biz yaratmadık, insanları da biz yaratmadık, onların aczini de biz yaratmadık. Şimdi insanların aczini, mutsuzluğunu, huzursuzluğunu, acılarını yaratan onun ilacını da yaratıyor çözümünü de yaratıyor. Çünkü ona gücü yetiyorsa ona da gücü yeter Allah’ın. Bir insanı mutsuz yapmak çok zordur, huzursuz yapmak çok zordur, acı içinde yaşaması çok zordur. Ama bunu Allah yapıyor onlara meydana getiriyor. O zaman yapan o olduğuna göre çözüm de onda. Hastalığı veren şifayı da verir. Dolayısıyla hastalığı neden verdiğine baktığımızda, kutsal kitaplara baktığımızda hastalığın nedeninin Allah’tan uzak olmanın olduğunu görüyoruz. Hastalığın çözümünün de Allah’a yakın olmak olduğunu görüyoruz. Allah’a yakın olduğumuzda Allah ne diyor? “Ben İslam’ı hakim edeceğim ama samimi olacaksınız” diyor “sizi korkuların arkasından huzura, mutmainliğe, zenginliğe ve rahatlığa kavuşturacağım. Ama tek istediğim var” diyor Allah “samimi olacaksınız” diyor. O zaman Allah’ın istediği samimiyeti topluma yaymak gerekiyor. Samimi olmaları için uğraşmak gerekiyor. Samimi olduğumuzda, bak Allah onunla da bırakmamış. Şimdi biz desek ki “Ya Rabbi biz samimiyiz ne istiyorsan yapacağız” “O zaman birleşin” diyor Allah “birleşin. Başınıza bir baş seçin” diyor “ve birleşin, ümmetsiniz siz” diyor.

 

(“İnsanların kusurlarıyla dalga geçmek doğru mu?” izleyici sorusu)

Şimdi duruma bakarız. Eğer münafık ve hainse o zaman kusurlarıyla onu aşağılamak bir ibadet olur. Allah “Onları hor ve aşağılık kılın” diyor ayet var, ayetin hükmü açık hor ve aşağılık kılmak, bu ibadet olur aksi haram olur zaten, mutlaka hor ve aşağılık kılınması gerekir. Ama bir Müslümanı herhangi bir eksikliğinden dolayı mahcup etmeye çalışmak da bu da haramdır. Yani çirkin bir eylem olur çok yanlış olur, anlamsız olur, günah olur en başta. O genç kızlar arasında çok oluyor. Mesela kısa boylu oluyor birbirlerine bakıp gülüyorlar falan, bu ahlaksızlık, terbiyesizlik. Veyahut yüzü güzel olmuyor mesela burnu falan çarpık oluyor, birbirlerine bakıp sırıtıyorlar. O onun terbiyesizliğini gösterir, vicdansızlığını gösterir. Çünkü masum bir insan bir suçu yok, günahı yok bir şey de yapmış değil. Hayır münafık olsa zalim olduğu için ahlaksız olduğu için her türlü aşağılamayı hak eder. Ama masum bir insana bu yapılmaz, çok çok çirkin çok yanlış. Çünkü ahirette zaten herkes normal güzelliğinde olacak müminler. Boyu eni falan hiçbir şey fark etmez her şey düzgün güzel olacak.

 

Duanın Tek Amacı Allah’ı Sevmek, Allah’la Yakın Olmak, Allah’la Dostluktur. Allah’ın Gücünü Bilip O’nun Gücüne teslim Olmaktır

Tek amacı Allah’ı sevmektir, duanın tek amacı budur Allah’a yakın olmak, Allah ile dostluk, Allah’a güven, O’nun gücünü tasdik, O’nun varlığında erimek duanın amacı budur. Yoksa zaten duayı yaptıran Allah, olayı duaya bağlayan da Allah. Olayın düzelmesi ve duayı birlikte yaratmış. Ama amaç ne? Allah’a sevgiyi artırmaktır sadece Allah’a sevgiyi artırmak. Allah’ı seven de o zaman Allah’ın yarattıklarını da seviyor. Amaç saf sevgidir doğada, başka bir şey yoktur. Her şeyin amacı döner dolaşır sevgiye gider, hep sevgidir. Bakın düşünün araştırın neyi görseniz hangi sistemi görseniz amacı sevgidir. Deccaliyetin bile amacı sevgidir. Çünkü deccal olmasa sevgiyi kavrayamıyoruz. Onun için Allah deccaliyeti yaratıyor sevgiyi yüceltmek için.

 

Bir İnsana Danışmak, İstişare Etmek Her Zaman Faydalıdır. Ama Sevgisiz, Kıskanç İnsanların Yanlış Yönlendirmelerinden Sakınmak Gerekir

İstişareler bazen samimiyetsiz insanlarda tam aksi bilgi şeklinde olur. Oyuna gelebileceğini de düşüneceksin. Mesela güzel bir makyaj yapmışsındır, “güzel mi?” dersin “yok çirkin olmuş” der, o hasedinden söylemiştir. O ihtimalin üstünde dur, hemen inanıyorlar. Mesela saç rengini açıyor “Aa çok kötü olmuşsun” diyor, oyun oynuyor kıskandığı için söylüyor, halbuki çok güzel olmuş oluyor. Kendi iradesi çok önemlidir. Aksi bilgi de genellikle çok delildir, aksi bilgi verdiyse güzel demektir. Veyahut mesela kilo alıyor ama yakışıyor ona kilo almak daha kadınsı oluyor. “Aa çok kötü olmuşsun” diyor. Yalan, oyun oynuyor demektir. Dürüst insanlarla konuşmak lazım. Şöyle olabilir; o konularda sağlama sağlayabilirsin. Daha dürüst başka bir insan başka insan, onların içerisindeki on kişiye sorarsın ortalamayı alırsın. Ama onu da yanlış söyleyebilir doğrusunu yine sen düşünebilirsin, onu da düşünmek lazım. Çünkü hasut insan sayısı çok da olabilir, özellikle güzel kızlarda, yakışıklı delikanlılarda karşıtları çok fazla olur. Annesi bile kıskanıyor bazen genç kızları. Ben çok gördüm annesi kıskanan, öz annesi kıskanıyor haset ediyor. O genç kız gibi, baktım onun gibi giyinmiş 50 yaşında kadın, spor ayakkabı spor kıyafetler. Ne yaparsan yap olmayacağı belli. Belli ki kıskanmış, üslubundan da anlıyoruz kıskandığını, konuşma şeklinden. Ama danışmada her zaman için fayda vardır ama kısa, tabii böyle geveze insanlarla vakit kaybetmemek lazım. Gevezelere de müsaade etmesin hiç kimse, geveze zaman hırsızıdır, zaman hırsızı zamanınızı çalar. Doldurur çuvala götürür zamanınızı. Zaman hırsızlarına müsaade etmeyin, gevezelere müsaade etmeyin hemen bir bahaneyle ayrılın. Vaktinizi aldığında en kıymetli olay gitmiş demektir. Çünkü vakit kıymetli bir olaydır, kıymetli bir vakadır.

 

Münafıkların Tavrı Tarih İçinde Hep Aynı Olmuştur. Haşa Peygamberimiz’in Vicdansız Olduğu, Adil olmadığı Gibi Alçakça İftiralarla Ortaya Çıkıyorlardı

Münafıkların tavrı tarih içinde de hep aynı olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da aynı şekildedir. Hep Peygamberimiz (sav)’in vicdansız olduğu, terbiyesiz olduğu haşa aklının zayıf olduğu, Müslümanları zora soktuğu, başlarını belaya soktuğu şeklinde iddialar vardı. Mesela diyor ya “Bu sıcakta savaşa gidilir mi?” Niye? “Savaşta telef oluruz. Müslümanların ölümüne sebep olacaksın” diyor Peygamber (sav)’e. Diyor “savaşmayı bilsek gider miydik?” Ne demek? “Sen savaşmayı bilmeyen adamı savaşa gönderiyorsun onun ölümüne sebep oluyorsun. Dolayısıyla Müslümanlar da şehit olduğunda sorumlusu sensin” diyorlar. “Onun ölümüne sebep oldun” diyor münafık. Aynı şekilde iki taraftan sıkıştırıldıklarında ayette diyor ki “artık hançereye dayanmıştı” yani sıkıntıdan. “Ve Allah ve Resulü hakkında çeşitli zanlarda bulunuyorlardı” diyor “boş yere bir vaat ile biz kandırdı Peygamber” diyorlar. Çünkü Peygamberimiz (sav) diyor ki “İslam hakim olacak Müslümanlar hakim olacak, küfürle mücadele edelim” diyor. Ve “biz burada boş yere öldürüldük” diyorlar. Yani “Peygamber boş yere bizi öldürttü” diyorlar haşa. Peygamber (sav)’e yaptıkları en çok suçlama budur. “Bizi boş yere öldürttü burada” diye. Hep ayetlerde bu geçer. Peygamberimiz (sav) tabii ki onları cihada, gayrete, mücadeleye hep teşvik etmiştir. En riskli görevlerde onları görev aldırtmıştır ve çok fazla şehadet olmuştur tabii. Ama bakın münafıkların üslubuna hep Peygamber (sav)’i Müslümanların ölümüne vesile olmak ile suçlamışlardır Peygamberimiz (sav)’i. Ve hep rahatlarını kaçırtmakla suçlamışlardır. Ailelerin dağılmasına sebep olduğunu iddia etmişlerdir. Mallarının mülklerinin gittiğini iddia etmişlerdir. Hep bu kafada olmuşlardır.

O iman etmediği için rastlantı olarak orada Müslümanın şehit olduğunu düşünüyor. Kaderinde mutlaka öleceğinden haberi yok. Yahut mutlaka şehit olacağından haberi yok.  Bak Allah diyor ki ayette Ahzab Suresi 11 ve 12’de “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 11-12) Bak Allah’a da düşman Peygamber (sav)’e de düşman. Onun için münafıkların Allah’tan bahsetmesi aldatıcıdır. Onlar Allah’a düşmandır. Ve Peygamber (sav)’e de düşmandır. O laf yani ayetten bahseder Müslümanlara karşı kullanmak içindir o. Münafıklar haşa Allah’a düşmandır. En şiddetli düşman onlardır. Bak ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “…Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap Suresi 13) Çoluğumuzun çocuğumuzun ölümüne sebep olacaksın diyorlar Peygamber (sav)’e. Yani biz savaşa gidiyoruz orada onlar açıkta ölecekler diyor, mahvolacaklar diyor. “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi."” (Ahzap Suresi 11-12) Yani mesela İslam’ın hakimiyeti, Mehdiyet o devirde de var. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ben bir nevi Mehdiyim” diyor. Peygamberimiz (sav) Mehdidir. Ve “İslam hakim olacak bölgeye” diyor. “Zengin olacağız, bereketli olacak göreceksiniz İslam yayılacak.” “Sen” diyorlar “bizi aldattın. Peygamber de değilsin. Allah’tan bize vahiy de getirmiyorsun.” Haşa “yalan söylüyorsun. Boş yere Müslümanları öldürülmesine sebep oluyorsun. Bizim malımızı mülkümüzü alıyorsun. Gücümüzü kırıyorsun, aileleri birbirine katıyorsun. “Aileler bölünüyor” çünkü aileler savaş halindeydi. Mesela çocuk, annesi babası ile savaşıyordu. Baba oğlu ile savaşıyordu Peygamberimiz (sav) zamanında. “Bizi mahvettin” diyorlardı Peygamber (sav)’e. Münafıkların üslubu buydu. Müminler son derece cesurdu. Peygamberimiz (sav) onları sürekli her türlü tehlikede Müslümanları mücadeleye gönderiyordu. Tabii ki riskli gönderdiği yerler. Ölüm ihtimali var. Ama Müslümanların galip olma ihtimali de var. Orada Müslümanın galip olması ihtimalinin üstüne duracağına münafık, orada boş yere öldürülmekten bahsediyor. Ve “boş yere öldürülmezdik” diyor. Bak “bize gelselerdi” diyor münafık “boş yere öldürülmezlerdi” diyor. Yani şehit olmayı boş yere öldürülme olarak alıyor. Canı alanın Allah olduğunun farkında değildir. Ahireti de reddediyor tabii. Boş yere öldürüldüğü kanaatinde.  

 

(“Hz. Musa (as) denizi nasıl yardı?” izleyici sorusu)

Öyle anlatıldığı gibi değil. “Asasını vurdu bir anda deniz üç yüz metre taş gibi dondu. Öbür tarafta da üç yüz metre taş gibi dondu. Yer asfalt gibi oldu. İşte duvar gibi duruyordu deniz, arasından.” Öyle bir şey yok. Hz. Musa (as) asasını denize sokuyor “Ya Rabbi denizi bize aç” diyor. Deniz bir süre sonra yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Su çekiliyor. O hiç olmayan bir şey de değildir ayrıca. Kızıldeniz’de olan bir şeydir bu. Tsunamiden olur başka bir şeyden olur. Gelgitten olur. Bir şekilde açılıyor. O anda açılmış olması çok önemli. Tamamen su çekiliyor. İyice çekiliyor. Çekilince Müslümanlar ilerleyip geçiyorlar. Yani bütün Müslümanlar karşı tarafa geçiyor. Sonra Mısır ordusu görünüyor ufukta. Onlar çok pervasızlar rahatça yakalayacaklarından emin oldukları için yani öyle şey de yok. Çünkü onlar atlı arabalı, onlar yayan gidiyorlar. O atlı arabalarıyla, kargılarla, silahlarla geliyorlar. Denizin kenarına gelince bakıyorlar deniz açılmış hiç tereddüt etmiyorlar. Bütün hızlarıyla denizin ortasına giriyorlar. Hızla tam ilerlerken ordunun tamamı ortaya geldiğinde bak, halbuki Allah başlangıçta da kapatabilirdi denizi su yeniden gelebilirdi. Tabii hiçbir şey olmazdı. Veyahut tam karşıya geçmek üzereyken geçmişlerdir az bir şey kalmıştır. O anda da gelebilirdi. Tam ortaya geldiklerinde ordunun tamamı tam ortaya geldiklerinde, deniz yaklaşık yedi metre falan yüksekliğinde büyük bir hızla o Tsunami hızı ile geliyor. Onun vurma ve yıkma hızı çok güçlü oluyor. Taş çarpmış gibi olur. Çok şiddetli olur. Vurduğunu deviriyor. Vurduğunu deviriyor. Alt üst etmiştir hepsini. Bir anda, o olayda kurtulan hiç kimse olmadı. O Mısır yazıtlarında yazıyor. “Prensimiz sulara gark oldu” diyor. “Büyücü emeline ulaştı” diyor. Ama bak hayret Hz. Musa (as) için diyor ki “Büyücü, kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Durduk yere onu ayrıca belirtmişler. O niye dokunduysa onlara bak “Kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Ve işte “Helak oldu prensimiz diyor. İnsanlarımız helak oldu. Büyük bir bela oldu” diyor anlatıyor.

 

Kalender İnsan Egoistlikten Kurtulmuştur. Kendisi İçin Değil Başkaları İçin Yaşayan İnsana Kalender Denir

Kalender insan diğergam yani fedakâr. Egoistlikten bencillikten kurtulmuş anlamında. Özetle başkaları için yaşayan. Sevdikleri için yaşayana kalender denir. Ama tabii Kalenderilik vardır. O ayrı, o tarikattır. O geçersiz o. Kalenderlik yani kendi için yaşamayan Allah için yaşayan. Egoistlikten benlikten kurtulmuş sevdiklerine iyilik ve güzellikten başka amacı olmayan. Sadece sevgiyi arayan. Kalender meşrep mesela bir hediye getirirsin alır hediyeyi verir. Dağıtır. O çok var sahabelerde falan. Mesela çok kıymetli hediye geliyor hemen veriyor başkasına. Benim dedemde de var o. Eskilerde var aslında. Ben hatırlıyorum dedeme öyle tabaka getirmişlerdi. Altın kaplama “dede bu ne kadar güzel” falan demişti Kazım köyden. “Senin olsun” demişti. Onu gördüm. Yine öyle bir radyo veyahut ufak bir şey ona benzer bir şey oldu mu ona veriyordu. “Senin olsun” diyordu. Aslında bu Peygamberimiz (sav)’in ahlakıdır. Peygamberimiz (sav)’de var bu.

 

(“Hz. İsa (as), Mehdi (as)’yi tanıyor mu?” izleyici sorusu)

Benim kanaatim çok iyi tanır. Mehdi (as)’nin İsa Mesih’i tanıması hayret. O şaşırtıcı. Yani neye göre öyle ani karar veriyor onu ancak Allah’ın kalbe vahyetmesiyle açıklayabiliriz. Veyahut çok heybetli olduğu için ikinci bir ihtimal veremeyeceği için yani çünkü insan klasik insan gibi değildir peygamberler. Yani çok şaşırtıcı bir farklılık oluyor. Alışılmışın dışında oluyor. Hatta insanlardan baygınlık geçirenler oluyor. Çok heybetli oluyor ama tarif edilecek gibi değil. Muhtemelen oradan anlayacak olabilir.

 

(“İleride yaşlılık durdurulabilir mi?” izleyici sorusu)

Eğer yaşlılık durdurulursa imtihan da durur. Yaşlılık önemli. Ölüm ve yaşlılık çok önemli eğer o olmazsa imtihan olmaz. O çok yıldırıyor insanları, dünyadan geçiriyor. Yoksa imtihan olmaz. Bunların olması gerekiyor. Nasıl Allah öbür türlü imtihan edecek? Ama imanda yaşlanma daha zayıftır, çok daha zayıftır. Buna Tevrat ve Kuran işaret eder. Tevrat’ta diyor “Bebek cildi gibi olur ciltleri” diyor. Mesela Peygamberimiz (sav) altmış üç yaşındaydı bebek cildi gibiydi cildi. Ve yüzü çocuk görünümündeydi. Çocukluğundaki tatlılık olduğu gibi duruyordu Peygamberimiz (sav)’de. Altmış üç yaşında insanda değişiklik olur değil mi? Hiç değişmemiş mesela o çok büyük mucize. O masumluğu hep kaldı. Aslanlar gibi cihat etti mesela bak on dört kişiyi bizzat kendi eliyle katletti münafıklardan ve kafirlerden. Ama çok masum ve terbiyeli. Normalde ufacık şeyden çok etkilenen, çok heyecanlanan bir insan. Ama o konuda Allah ona aslan cesareti vermiş. Çok yiğit. O zaman münafıklar Peygamberimiz (sav)’e yüzlerce Müslümanın katledilişine vesile oldu diye acayip fetva yayıyorlardı etrafa çirkin sözler yayıyorlardı. “Normalde hiçbir şey yoktu” diyorlardı “bizim toplumumuzda putperest hayatta Muhammed geldikten sonra yüzlerce insan öldü. Boş yere öldürttü”  diyor halbuki onların ölümüne hükmeden Allah. Ve onları cennete alan da Allah sonra da sen de ölüyorsun onun sonucunda Allah İslam’ı hakim etti. İslam yayılıyor yoksa İslam yok olacaktı. Ama ahmak o maddeci düşündüğü için onu akıl edemiyor. Mesela “birçok insanın sakatlanmasına sebep oldu” diyor gazi oluyorlar onun sonucunda da cennet elde ediliyor. Ve o gaziler sayesinde kadınlar yaşayabildi, çocuklar yaşayabildi ve İslam hakim oldu. Bunu akıl edemeyecek bir ahmaklıkta oluyor münafıklar. Hep rastlantıyla olur zannediyorlar. Her can alınmasının Allah tarafından yaratıldığını bilmez münafık. Her olayı Allah’ın yarattığını bilmez.

 

Bizim İdealimizdeki Özgürlük Şu Anda Yok. İnsanların Üzerinde Gelenekçi Sistemin Baskısı, Aile Baskısı, Toplum Baskısı Gibi Çeşit Çeşit Baskılar Var

Toplum özgür değil. Neden? Çünkü toplum kuralları var, aile baskısı var. Mahalle baskısı var. Gelenekçi Ortodoks sistemin baskısı var. Darwinist, materyalist sistemin bakısı var. Var oğlu var. Bitecek gibi değil. Dolayısıyla bizim istediğimiz anlamda özgür değiliz. Ama bu özgür çizgiye doğru gidiyoruz. Nasıl bu? İşte Mehdiyet yani Kuran’ın sadece Kuran’ın sınırladığı özgürlük anlayışı. Dolayısıyla Mehdiyet devrinde mahalle baskısı olmayacak, sokak baskısı olmayacak, aile baskısı olmaz. Aşiret baskısı olmaz. Ne olur? Sadece Kuran’ın nurlu yolu olur onun dışında bir şey olmaz. Dolayısıyla özgür olacağımız günler yakın. Üç, beş, yedi, dokuz.

 

Affeden İnsan Psikolojik Olarak da Rahat Eder. Affetmeyi Bilmeyen İnsan Asabi ve Gergin Olur, Etrafına Huzursuzluk Yayar

Affetmek sağlık açısından iyidir. Affeden insan psikolojik olarak rahat eder, kafası rahat eder. Huzurlu olur, stresli olmaz, gerginlik olmaz. Affetmeyen insanın sinirleri bozuk olur, gergin olur. Çok asabi olur etrafına huzursuzluk yayar. Sağlığı kökten bozan bir durum. Affettin mi kafa ferahlar, ruh ferahlar, vicdan rahatlar. Beyin açılır insana bir inşirah, bir ferahlık gelir. Bu Allah’ın bir nimetidir.

 

(“Akıcı ve güzel konuşma nasıl yapılır?” izleyici sorusu)

Tabii şimdi akıcı konuşmada en önemli şey hikmetli, faydalı, kısa ve özlü konuşmaktır. Yoksa gevezeler tahammül edilecek gibi değil. Geveze çok korkunç bir şey. Bir beladır toplumun başına beladır geveze. Çok sıkıcı ve rahatsız edicidir. Her musallat olduğu adam için ciddi bir stres, ciddi bir rahatsızlık kaynağıdır. Gevezeleri dinlememek lazım. Gevezelik yapanı hiç, sözü hemen bölüp başka bir yere geçmek lazım veyahut işim var deyip gitmek lazım. Çünkü gevezenin kötü yönü rahatsız ettiğini bilmeyecek kadar akılsız olması. Kafası hiç çalışmaz gevezenin. Orada bir anormallik seziliyor. Ama akıcı konuşan şöyle; konuştuğunda dinleme arzusu çok güçlü olur insanda. Yani sürekli dinlemek istersin, kesintisiz dinlemek istersin. Hikmetlidir konuşmalar, konuşmalarda hayret edecek şekilde sıkıcılık olmaz. Bu Allah’tan bir yetenektir. “Biz ona hikmet ve anlatım çarpıcılığı vermiştik” diyor Allah. Şahısın kendi arzusuyla bunu elde etmesi mümkün değil. Eğer “ben bunu kendim yaparım” derse zırvalamaya başlar. Ve çok itici olur. Hikmet ve anlatım çarpıcılığını Allah verir. Buna ulaştığında da kişi onu Allah’ın verdiği bir nimet olarak görecek, kendine mal etmemesi lazım. Dua ederse kul, samimi olursa Allah ona bu güzelliği verir. Tabii genel kültür önemli, çok kültürlü olmak lazım, çok okumak lazım, sabırlı olmak lazım, halden anlamak lazım. Diğergam ve fedakar bir ruha sahip olmak gerekiyor.

 

(Ankara Valiliği’nin sapkın LGBT programlarını yasaklamasından sonra bu defa LGBT dernekleri Ankara’da yasaklanan film festivalinin birçok ilde düzenleneceğini duyurdu. Büyük tepki çeken etkinliklerin diğer illerde de yasaklanacağı söyleniyor.)

Asla İngiliz derin devletinin azgınlığına, İngiliz derin devletinin ahlak yapısına, felsefesine, züppeliğine izin vermeyeceğiz. Ayrıca LGBT’ye de müsaade etmeyeceğiz. Homoseksüel propagandası istemiyoruz Türkiye’de. Türkiye’de homoseksüel propagandası istemiyoruz. Mahvedecekler gençlerimizi. Müsaade etmiyoruz.

2017-12-20 03:25:27

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top