Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek

KİTABI İNDİRİN

Download (DOC)
Download (PDF)
Kitabı satın alın
Yorumlar

KİTABIN BÖLÜMLERİ

< <
35 / total: 37

Ek Kitap II
Bediüzzaman Kendisinin 'Ahir Zamanın Büyük Mehdisi' Olmadığını Delilleriyle Birlikte Açıklamıştır (1/2)

Bediüzzaman Kendisinin 'Ahir Zamanin Büyük Mehdisi' Olmadığını Delilleriyle Birlikte Açıklamıştır

Yakın tarihin en büyük İslam alimlerinden biri ve Hicri 13. yüzyılın müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda ahir zaman'a yönelik çok önemli bilgiler vermiştir. Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı'nın pek çok yerinde, Hz. Mehdi (as)'ın hangi tarihlerde ve nasıl bir ortamda ortaya çıkacağı, ne gibi faaliyetlerde bulunacağı, yardımcıları, mücadelesi, İslam ahlakını tüm dünyaya nasıl hakim kılacağı gibi konulara açıklık getirmiştir. Bediüzzaman'ın, açıklamalarında Hz. Mehdi (as) ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm detaylar Kuran'la, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla tam olarak mutabıktır.

Bediüzzaman eserlerinde ayrıca, "kendisine 'Mehdilik' yakıştırmasında bulunan kimselere de cevap vermiş ve neden 'Mehdi' olmadığını delilleriyle birlikte açıklamıştır". Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerini detaylı olarak tarif etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği faaliyetlerin neler olduğunu ortaya koymuştur.

Bediüzzaman'ın açıkladığı, kendisinde oluşmamış ve yalnızca Hz. Mehdi (as)'da hepsi birarada bulunacak olan bu özelliklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir Çünkü, Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN ' SEYYİD OLACAĞINI'; KENDİSİNİN İSE 'SEYYİD OLMADIĞINI '"Açıklamıştır.

Bediüzzaman, kendisinin 'Mehdi' olmadığını delillendirmek amacıyla, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi (as)'ın hadislerde bildirildiği gibi "seyyid", yani "Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen bir kimse" olacağını, "KENDİSİNİN İSE SEYYİD OLMADIĞINI" belirtmiştir. Bediüzzaman'ın bu konuya açıklık getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir:

... Rivayetlerde, Ahir Zaman'ın alâmetlerinden olan ve ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ'DEN HAZRET-İ MEHDİ'NİN (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. (Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 465)

… Ben de onlara demiştim: "BEN, KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz'in soyundan) BİLEMİYORUM. BU ZAMANDA NESİLLER BİLİNMİYOR. HABUKİ AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Emirdağ Lâhikası-1, 206. Mektup, s. 339)

... HEM MEHDİLİK İSTİNADINI HİÇ KABUL ETMEDİĞİMİ BÜTÜN KARDEŞLERİM ŞEHADET EDERLER. Hatta Denizli'deki ehli vukuf eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri kabul edecek dedilerine makabil, Said itiraznamesinde demiş ki: "BEN SEYYİD DEĞİLİM MEHDİ SEYYİD OLACAK" diye onları reddetmiş... (Şualar, on Dördüncü Şua, s. 365)

Bediüzzaman tüm bu sözleriyle 'seyyid olmadığını' çok kesin ifadelerle açıklamıştır. Bunun yanı sıra Bediüzzaman'ın "Biz ancak manevi seyyid olabiliriz" şeklindeki açıklamaları da yine Bediüzzaman'ın seyyid olmadığına açıklık getiren bir başka delildir:

"ÂHİR ZAMAN'IN O BÜYÜK ŞAHSI (Hz. Mehdi (as)) NESLEN ÂL-İ BEYTTEN (soy olarak Hz. Muhammed (sav)'in soyundan) OLACAK. BİZ NUR ŞAKİRTLERİ, ANCAK MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN (manevi anlamda birer seyyid) SAYILABİLİRİZ. ... (Şualar, s. 390)

… "Eğer Mehdilik dava etse, bütün şakirdleri (talebeleri) kabul edecekler". Ben de onlara demiştim: BEN, KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) BİLEMİYORUM. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR ZAMAN'IN O BÜYÜK ŞAHSI AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. GERÇİ MANEN BEN HAZRET-İ ALİ'NİN (R.A.) BİR VELED-İ MANEVİSİ (manevi evladı) HÜKMÜNDE ONDAN HAKİKAT DERSİNİ ALDIM VE AL-İ MUHAMMED ALEYHİSSELAM (Peygamberimiz (sav)'in soyundan olanlar) BİR MANADA HAKİKİ NUR ŞAKİRTLERİNE ŞAMİL OLMASINDAN (gerçek Nur talebelerini kapsamasından dolayı) BEN DE AL-İ BEYTTEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) SAYILABİLİRİM. (Emirdağ Lâhikası, 206. Mektup, s. 340) (Şualar, on Dördüncü Şua, s. 557)

Bununla beraber, "BEN DE MÂNEVÎ ÂL-İ BEYTTEN SAYILABİLİRİM" DEMEKTEN MAKSADIM, BİR KISIM MÜÇTEHİDLERİN, "ONUN ÂİLESİNE VE ASHABINA SELÂM OLSUN" DUASINDA, "SEYYİD OLMAYAN, FAKAT EHL-İ TAKVÂ BULUNANLAR O DUADA DAHİLDİRLER" DEDİKLERİNDEN, O UMUMÎ DUADA BENİM DE BİR HİSSEM BULUNMASI İÇİN RİCAKÂRÂNE BİR TEVİLDİR. Yoksa, o hatâkârane mânâ (hatalı anlam) hiç hatırıma gelmemiş. (Şualar, 14. Şua, s. 358 )

Dolayısıyla bu da Bediüzzaman'ın 'Mehdi'  olmadığının en açık delillerinden biridir. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine yöneltilen Mehdilik yakıştırmasını kabul etmediğini anlatırken, seyyid olmayışının, 'Mehdi' olamayacağının delillerinden biri olduğunu belirtmektedir. Bu durumda eğer Bediüzzaman "Hayır, ben 'Mehdi' değilim, çünkü seyyid de değilim" diyorsa, buna inanmak gerekir.

Ayrıca Said Nursi eğer seyyid olmuş olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir sebep yoktur. Çünkü seyyid olmak, saklanması gereken bir özellik değildir. Tam aksine Peygamber Efendimiz (sav)'in neslinden olmak Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu hiçbir şekilde gizlemez ve açıkça ifade ederdi. Peygamberimiz (sav)'in soyundan olduğunu ifade etmekten büyük bir onur duyardı. Kendisine 'Mehdi olup olmadığı' sorulduğunda; "Evet seyyidim, ama 'Mehdi' değilim" derdi. Zira çünkü Bediüzzaman bizzat kendisi eserlerinde, "seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını" belirtmiştir:

... SEYYİD OLMAYAN "SEYYİDİM" VE SEYYİD OLAN "DEĞİLİM" DİYENLER, İKİSİ DE GÜNAHKAR; VE DUHUL İLE (dahil olarak) HURUC (isyan) HARAM OLDUKLARI GİBİ... hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır)... (Muhakemat, Birinci Makale, Unsuru'l-Hakikat, on İkinci Mukaddeme, s. 52)

Bediüzzaman'ın bu sözü çok açıktır. İslam ahlakına göre, seyyid olan bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir kişi de "ben seyyidim" diyemez. Bu durumda Bediüzzaman da eğer seyyid olmuş olsaydı, hiçbir şekilde bu gerçeği gizleme yoluna gitmezdi.

Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi, mutlaka 'Mehdi' olacak diye bir durum da söz konusu değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyid olması 'Mehdi' olmasını gerektirmediği için seyyid olan her insan bu gerçeği rahatlıkla dile getirebilir.

Dahası Bediüzzaman "Benim bu konudaki tek eksikliğim seyidliğim, eğer seyid olsaydım 'Mehdi' olurdum" da dememiştir. Çünkü zaten eğer Bediüzzaman seyyid olmuş olsaydı bile, Hz. Mehdi (as)'ın diğer alametleri kendisinde oluşmadığı için yine de 'Mehdi' olmadığı çok açık bir şekilde ortadadır.

Zira Bediüzzaman, risalelerinde Hz. Mehdi (as)'ın tüm özelliklerini ve ortaya çıktığında yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun uzun açıklamış ve bunların hiçbirinin kendi yaşadığını dönemde henüz gerçekleşmediğini belirtmiştir.

2- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HADİSLERİNE DAYANARAK, 'HZ. MEHDİ (AS)'IN HİCRİ 1400'LERDE GELECEĞİNİ'Açıklamıştır".

İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA  KARİB (yakın) ZANNETMİŞLERDİR. (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, s. 318)

Bediüzzaman'ın bu ifadesine Sözler adlı risalesinde yer vermiştir. Sözler Risalesi'ni Miladi 1926 yani Hicri 1345 yılında tamamlamıştır. Sözler Risalesi gibi Bediüzzaman'ın tüm diğer eserleri de Hicri 1300'lerde tamamlanmış; Bediüzzaman'ın kendisi de yine Hicri 1300 içinde vefat etmiştir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın Peygamberimiz (sav)'den '1400 sene sonra' geleceğini belirtmiştir. Dolayısıyla Hicri 13. yüzyılda yaşamış olan Bediüzzaman'ın yaşadığı dönem, Hz. Mehdi (as)'ın geleceği yüzyıl değil, ondan bir önceki asırdır. Hz. Mehdi (as)'dan bir önceki yüzyılın müceddidi olan Bediüzzaman, 'kendisinden bir asır sonra' gelecek olan Hz. Mehdi (as)'ın müjdecisi olmuştur.

İşte Bediüzzaman da burada yer verilen sözüyle, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde verdiği Hz. Mehdi (as)'ın çıkış tarihinin Hicri 14. yüzyılda olduğunu hatırlatarak, 'kendisinin 'Mehdi' olamayacağını' kesin olarak delillendirmiştir.

3- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS) VE TALEBELERİNİN, BEDİÜZZAMAN'IN YAŞADIĞI TARİHLERDEN 'TAM BİR ASIR SONRA GELECEKLERİNİ' VE 'BU DÖNEMDE İSLAM AHLAKINI HAKİM KILACAKLARINI" söylemiştir.

"BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE HAZREST-İ MEHDİ'NİN ŞAKİTLERİ OLABİLİR." (Şualar, 1. Şua, s. 605), (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 90)

Bediüzzaman bu sözünü, Miladi 1936, yani Hicri 1355'te Şualar adlı eserinin 1. Şua bölümünde yazmıştır. Bediüzzaman'ın 'bu eseri yazdığı tarihten; yani Hicri 1355 yılından bir asır sonra' sözleriyle bahsettiği tarih, Hicri 1400'lere denk gelmektedir. Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha 'Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin Bediüzzaman'dan bir asır sonra ve Bediüzzaman'ın vefat etmiş olacağı bir asırda gerçekleşeceğini' açıklamıştır.

4- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HADİSLERİ DOĞRULTUSUNDA, 'HZ. MEHDİ (AS)'IN KENDİSİNDENBİR ASIR SONRA' GELECEĞİNİ" açıklamıştır.

"... Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZATdahi bu zamanda gelse..."  (Kastamonu Lahikası, 59. Mektup, s. 57)

Bediüzzaman Said Nursi bu ifadesine ise Miladi 1936 yani Hicri 1354 yılında yazdığı Kastamonu Lahikası adlı eserinde yer vermiştir. Bediüzzaman'ın bu sözleri kaleme aldığı yıllar Hicri 1300'lere denk gelmektedir. Bediüzzaman'ın 'Bir Asır Sonra' sözleriyle ifade ettiği, 'Hz. Mehdi (as)'ın çıkış tarihi olarak bahsettiği dönem ise bundan 100 yıl sonrasıdır ve Hicri 1400'lü yıllardır'.

Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözleriyle bir kez daha "kendi döneminde Hz. Mehdi (as)'ın henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından hala beklendiğini ve kendisinden bir asır sonra geleceğini" bildirmiş ve kendisinin 'Mehdi' olmadığını çok açık olarak ortaya koymuştur.

5- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'HİCRİ 1400'LÜ YILLARDA ORTAYA ÇIKACAĞINI' ve İSLAM AHLAKINI BU DÖNEMDE HAKİM KILACAĞINI" söylemiştir.

"YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK BAŞLADI VEYA BAŞLAYACAK. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, 30 - 40 SENE SONRA FECR-İ SADIK ÇIKACAK..." (Hutbe-i Şamiye, s. 23)

"...Evet ŞİMDİ OLMASA DA 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, İNŞAALLAH YARIM ASIR SONRA ONLARI DARMADAĞIN EDECEK" (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

Bediüzzaman bu sözünü, Miladi 1911 yani Hicri 1327 yılında Şam'da Emevi Camii'nde verdiği hutbesinde söylemiştir. Bediüzzaman bu hutbesinde İslam aleminin, Miladi 1951 yani Hicri 1371'den sonraki geleceğine yönelik açıklamalar yapmıştır. Bediüzzaman, bu konuşmalarında verdiği tarihlerle bir kez daha Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'lü yıllarda ortaya çıkacağını delillendirmiştir.

Bediüzzaman'ın Miladi 1951, yani Hicri 1371'den sonraki yıllarda İslam dünyasının geleceğine yönelik yaptığı açıklamalardaki, "Hicri 1371'den 30 – 40 yıl sonra" ve "Hicri 1371'den yarım asır sonra" yani "Hicri 1371'den 50 yıl sonra" sözleriyle verdiği, Hz. Mehdi (as)'ın Kuran ahlakını hakim kılacağını bildirdiği tarihler şu şekildedir:

Hicri 1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981) (30 yıl sonrası)
Hicri 1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991) (40 yıl sonrası)
Hicri 1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001) (Yarım asır sonrası)

Bediüzzaman'ın bildirdiği bu tarihler, Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bediüzzaman çok açık bir üslupla Hz. Mehdi (as)'ın görevlerini yerine getireceği tarihlerin Bediüzzaman'ın yaşadığı yıllardan çok sonrasında olacağını açıklamıştır.

6- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN CEMALİNİN KENDİSİNDEN 'YÜZ SENE SONRA' GÖRÜLECEĞİNİ" ifade etmiştir.

 "Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, YÜZ SENE SONRA TAMAMEN CEMÂLİNİ GÖRECEKSİNİZ. Zira sizinle sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır..." (Beyanat ve Tenvirler, s. 75-76)

Bediüzzaman bu ifadesini Miladi 1910-1911 tarihinde kaleme almıştır. Bu tarihten 100 sene sonrası ise Miladi 2010-2011 yıllarına denk gelmektedir. Bediüzzaman Müslüman aleminin ancak bu dönemde Hz. Mehdi (as)'ın cemalini yani yüzünü görüp bu mübarek şahsı tanıyacaklarını bildirmiştir.

Bediüzzaman bu sözündeki "... Zira sizinle sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır..." sözleriyle aynı zamanda da Hz. Mehdi (as)'ın İstanbul'da olacağına dikkat çekmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışı ile ilgili olarak burada vermiş olduğu tarih ile bir kez daha kendisinin 'Mehdi' olmadığını ispatlamıştır.

7- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN "KENDİSİNDEN 'SONRA' GELECEK BİR ŞAHIS OLACAĞINI" ifade etmiştir.

... Bu hakikatten anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT  RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla yayacak ve uygulayacak). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9-11) (Beyanat ve Tenvirler, s. 310)

Bediüzzaman Sikke-i Tasdik-i Gaybi adlı risalesini Miladi 1928 yılında kaleme almıştır. Bediüzzaman buradaki "SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT..." sözüyle Hz. Mehdi (as)'ın gelişi için Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda yine bir zaman belirtmiş ve Hz. Mehdi (as)'ın Bediüzzaman'ın o an yaşadığı tarihlerde değil,ondan daha "İLERİDEKİ BİR VAKİTTE" yani "KENDİSİNDEN SONRAKİ BİR TARİHTE" geleceğini ifade etmiştir. Bu açıklamaya göre Hz. Mehdi (as) Bediüzzaman'dan sonra gelecek ve onun hazırlamış olduğu Risaleleri, bu eserlerin asıl sahibi olarak neşr ve tatbik edecektir.

8- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN, 'KENDİSİNDEN DAHA İLERİKİ BİR TARİHTE' GELECEĞİNİ" belirtmiştir.

FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI  ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, s.162)

Bediüzzaman, bu sözlerinin yer aldığı Barla Lahikası adlı risalesini Hicri 1926 yılında yazmıştır. Bediüzzaman burada da yine, "O İLERİDE GELECEK ACİB ŞAHIS" sözleriyle, 'Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir tarihte geleceğini' açıkça ifade etmiştir.

9- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "KENDİSİNİN 'MEHDİ' DEĞİL, 'HZ. MEHDİ (AS)'IN 'BİR HİZMETKARI, YARDIMCISI, NEFERİ v ÖNCÜSÜ' OLDUĞUNU" belirtmiştir.

... O İLERİDE GELECEK ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI  ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM. (Barla Lahikası, s.162)

Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın, kendi yaşadığı dönemde henüz ortaya çıkmadığını; bu dönemin bir "hazırlık devresi" olduğunu belirtmiştir. Kendisini "Hz. Mehdi (as)'a ortam hazırlayan bir 'MEHDİ ÖNCÜSÜ', 'MEHDİ YARDIMCISI' ve 'HİZMETKARI' olarak nitelendirmiş" ve "Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini" belirtmiştir.

Bediüzzaman o dönemde yürüttüğü kendi fikri mücadelesinin, hizmetlerinin, eserlerinin Hz. Mehdi (as)'ın çalışmalarına fayda sağlayacağını ve bunların Hz. Mehdi (as) tarafından kaynak olarak kullanılacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu  açıklamalarıyla, kendisinin 'ahir zamanın beklenen Mehdi'si olmadığını' bir kez daha kendi sözleriyle açıkça ifade etmiştir.

10- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "KENDİSİNİN HZ. MEHDİ (AS) OLMADIĞINI; FAKAT 'ESERLERİ VE YAPTIĞI ÇALIŞMALAR İLE HZ. MEHDİ (AS)'A ZEMİN HAZIRLADIĞINI'" söylemiştir.

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak.' BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM. FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz)(Mektubat, s. 137) (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 189) (Barla Lahikası, 28. Mektuptan 7. Risale Olan 7. Mesele)

Bediüzzaman bu sözlerinin yer aldığı Barla Lahikası adlı risalesini Hicri 1926 yılında yazmıştır. Bediüzzaman burada bir kez daha Hz. Mehdi (as)'ın o dönemde henüz gelmediğini ve hala beklendiğini açıklamıştır.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) ve yardımcılarını "baharda gelecek kudsi çiçekler" yani "KENDİSİNDEN SONRA, İLERİKİ BİR ZAMANDAGELECEK mübarek kimseler" olarak nitelendirmiş, "bahardan önceki dönemden" bahsederek ise kendisinin de, "yaptığı hizmetlerle, bu mübarek şahsa ZEMİN HAZIRLAYAN BİR ÖNCÜ OLDUĞUNU" belirtmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman'ın bu sözleri çok açıktır: "Kendisi hayattayken Hz. Mehdi (as)'ın kesin olarak gelmediğini, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını ve bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir heyecanla beklediğini" belirtmektedir.

Bu sebeple ileride gelecek olan Hz. Mehdi (as) ve yardımcılarına zemin hazırlamak gerektiğini söyleyen Bediüzzaman, kendisinin ve cemaatinin de bu önemli görevi üstlendiğini ifade etmiştir.

Ayrıca Bediüzzaman burada kullandığı "VE ANLADIK Kİ" sözleriyle de, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığı; fakat yaptığı hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki, delillere dayalı kesin düşüncesini belirtmektedir. Bu sözleri, Bediüzzaman'ın tevazu gereği böyle bir söz söylemediğini, bu gerçeğe çok açık ve samimi olarak inandığını ve delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesinleşmiş olan kanaatini ifade ettiğini ortaya koymaktadır.

11- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS) GELDİĞİNDE, KENDİSİNİN 'VEFAT ETMİŞ OLACAĞINI'" söylemiştir.

TA AHİR ZAMANDA HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında) ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR , O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ. (Kastamonu Lahikası, 60-79. Mektuplar, Mektup 72), (Tarihçe-i Hayat, s. 258), (Hizmet Rehberi, s. 267), (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 153)

Bediüzzaman, Kastamonu Lahikası adlı eserini Miladi 1936 yılında hazırlamıştır. Bu eserinden alınan sözlerindeki "TA AHİR ZAMANDA...." ifadesiyle, Risale-i Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirdiği Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin, "KENDİSİNDEN ÇOK DAH SONRAKİ BİR VAKİTTE GELECEKLERİNİ" ifade etmiştir.

Bediüzzaman ayrıca bu sözlerindeki, "BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ" ifadesiyle de, kendisinin Hz. Mehdi (as)'ın gelişini göremeyeceğini; Hz. Mehdi (as)'ın görev yapacağı ve Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman bu sözüyle, kendisinin 'Mehdi' olma ihtimalinin olmadığını çok açık bir dille ve kesin delil vererek anlatmıştır.

Bediüzzaman Risale-i Nur'un etkisinin ve bu yolla yapılan iman hizmetinin 'dar dairede'; yani sınırlı bir topluluğa yönelik olarak yapılan bir faaliyet olduğunu ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı faaliyetlerin ise "HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE" yani "DÜNYA ÇAPINDA" gerçekleştirileceğini belirtmiştir. Hz. Mehdi (as), Allah'ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacak, halihazırda dünyanın pek çok yerinde dağınık halde bulunan Müslüman toplumları arasında İslam Birliği'ni sağlayacak ve tüm Müslümanların manevi liderliğini üstlenecektir. Tüm bunlar Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği görevlerin apaçık delillerini oluşturacak ve Hz. Mehdi (as)'ı insanlara tartışmaya yer bırakmayacak şekilde tanıtacaktır.

İşte Bediüzzaman da bu sözlerinde, "kendisinin kısıtlı bir alanda yerine getirdiği iman hizmetinin, Hz. Mehdi (as)'da olması gerektiği gibi, 'dünya çapında bir faaliyet' olmadığını" hatırlarak, Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli alametini de, kendisinin 'Mehdi' olmadığına delil olarak göstermiştir. Gerçekten de Bediüzzaman dünya çapında insanların imanına vesile olmamış, onun döneminde İslam ahlakı dünyaya hakim olmamıştır.

Nitekim Bediüzzaman da, bu sözünde kullandığı "ASIL SAHİPLERİ" ifadesi ile bu iman hizmetinin gerçek sahibinin Hz. Mehdi (as) ve talebeleri olduğunu belirtmiş ve tüm dünyaya İslam ahlakını ancak Hz. Mehdi (as)'ın hakim kılacağını hatırlatmıştır. Bu ifadesiyle, Bediüzzaman kendisinin 'Mehdi' olmadığını çok açık bir üslupla ve güçlü delillerle tekrar tekrar vurgulamıştır.

12- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "Hz. Mehdi (as)'ın 'KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE', YANİ 'AHİR ZAMANDA' GELECEĞİNİ" söylemiştir.

Biri, Risale-i Nur'dur. Biri de, onun bir tercümanı.
Ve Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannınız daha fevkinde (daha çok) Risale-i Nur'a lâyıktır. Çünki Kur'an-ı Hakîm'in (her ayet ve suresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kuran'ın) bir mu'cize-i maneviyesidir (manevi bir mucizesidir). ÂHİR ZAMANDA GELECEK HAZRET-İ MEHDİ DEONA O KIYMETİ VERECEK İTİKATINDAYIM (inancında ve kanaatindeyim). "Bediüzzaman'ın bu ifadesi Emirdağ Lahikası'nın el yazması nüshasında yer almaktadır."

Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası'nın el yazması nüshasındaki, "AHİR ZAMANDA GELECEK HAZRET-İ MEHDİ DE ONA O KIYMETİ VERECEK İTİKADINDAYIM" sözleriyle, "Hz. Mehdi (as), Risale-i Nur Külliyatı'nı çok değerli bir eser olarak görecek ve ona o gerekli değeri verecek kanaatindeyim" demektedir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla bir kez daha Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir tarihte geleceği yönündeki kanaatini vurgulamış ve kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını çok kesin bir dille delillendirmiştir.

13- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'KENDİSİNDEN SONRA' 'AHİR ZAMANDA GEELCEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBER' OLDUĞUNU" söylemiştir.

Bazı ayat-i kerime (ayetler) ve hadis-i şerife (hadisler) AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBER-İ mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat O GELECEK ZATIN ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi (önemlisi) olan ve zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; O GELECEK ZATA DAİR HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR'UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE ÇALIŞMIŞLAR ve şeriatı ihya (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu İKİ MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR... (Tılsımlar Mecmuası, s. 168)

Tılsımlar Mecmuası, Risale-i Nur'un çeşitli kısımlarından derlenmiş bir kitaptır. Bediüzzaman, Tılsımlar Mecmuası'nda yer alan bu sözlerinde geçen, "AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBER", "O GELECEK ZATIN..." ve "O GELECEK ZATA DAİR HABER VE İŞARETLERİ" ifadeleriyle Hz. Mehdi (as)'ın, kendi zamanında henüz gelmediğini; beklenen bu mubarek şahsın kendinden sonraki bir dönemde yani ahir zaman'da geleceğini belirmiştir.

14- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "KENDİSİNİ VE RİSALE-İ NUR'U 'MEHDİ' SANAN KİMSELERİN 'HZ. MEHDİ (AS)'IN DİĞER İKİ GÖREVİNİ DİKKATE ALMADIKLARI İÇİN' YANILDIKLARINI" söylemiştir.

... Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi (önemlisi) olan ve zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin (talebelerinin) şahs-ı manevisi tam yaptıklarından;

O GELECEK ZATA DAİR HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR'UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE (uydurmaya) ÇALIŞMIŞLAR ve ŞERİATI İHYA (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) VE HİLAFETİ TATBİK OLAN ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU İKİ MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR (göz önünde bulundurmamışlar)... (Tılsımlar Mecmuası, s. 168)

Bediüzzaman bu sözlerinde yalnızca Hz. Mehdi (as)'ın birarada ve dünya çapında gerçekleştireceği üç büyük görevinden bahsetmiştir. 'Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinin, tek bir kişi tarafından ve dünya çapında yerine getirilmesinin, Hz. Mehdi (as)'ı tanıtacak en önemli alametlerden biri olduğunu' hatırlatmıştır.

Bediüzzaman, kendisine ve Risale-i Nur'lara 'Mehdilik' yakıştırmasında bulunan kimselerin ise, bu önemli konuyu gözardı ettikleri için böyle bir hataya düştüklerini söylemektedir. Bu yanlış kanaati öne süren kişiler, Hz. Mehdi (as)'ın, sadece birinci görevi olan 'insanların imanını kurtarma vazifesini' dikkate almaktadırlar. Ki Bediüzzaman, kendisinin de bu görevi de 'yalnızca bir cihette', yani sadece bir yönüyle ve sınırlı sayıda bir topluluğa yönelik olarak yerine getirdiğini açıklamıştır. Ahir Zaman'ın Büyük Mehdisi ise bu görevi ve diğer görevlerini, yeryüzündeki dinsiz akımları 'TAM SUSTURACAK TARZDA' yerine getirecektir. Ve onun tebliği sadece belirli bir kesime değil, tüm dünyaya etki edecektir.

Dolayısıyla Bediüzzaman, kendisine 'Mehdilik' yakıştırmasında bulunan kimselerin, Hz. Mehdi (as)'ın birinci görevinin bu yönlerini ve yerine getireceği diğer iki görevini gereği gibi dikkate almadıkları için böyle bir yanlış yargıya vardıklarını hatırlatmaktadır. Böylece Bediüzzaman bir kez daha 'kendisinin neden 'Mehdi' olamayacağı' konusuna çok net bir delil daha sunmaktadır.

15- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü Bediüzzaman, "KENDİSİNİN VE RİSALE-İ NUR'UN 'MEHDİ' SANILMASININ BİR 'HATA VE KARIŞTIRMA' OLDUĞUNU" söylemiştir.

RİSALE-İ NUR'UN ŞAHS-I MANEVİSİNİ HAKLI OLARAK HZ. MEHDİ TELAKKİ EDİYORLAR (şahsi bir görüş olarak kabul ediyorlar). O şahs-ı manevinin de bir mümessili (temsilcisi), Nur şakirdlerinin (talebelerinin) tesanüdünden (dayanışmasından) gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili (temsilcisi) olan BİÇARE TERCÜMANINI ZANNETTİKLERİNDEN, BAZEN O İSMİ (Mehdi ismini) O'NA VERİYORLAR. Gerçi BU, BİR İLTİBAS (karıştırma) BİR SEHİVDİR (hatadır, yanılmadır)... (Emirdağ Lahikası, s. 266)

Bediüzzaman, kimi insanlar tarafından Risale-i Nur'un ve Risaleleri kaleme alan kişi olarak da kendisinin 'Mehdi' olarak değerlendirilmesinin, yalnızca 'zan'dan kaynaklanan 'bir karıştırma ve hata olduğunu' ifade etmiştir. Bediüzzaman, kendi talebelerinin, sadece Hz. Mehdi (as)'ın iman hakikatlerini anlatma görevi yönünde bir değerlendirme yaptıklarını; ancak Hz. Mehdi (as)'ın diğer vazifeleri gereği, "İslam Birliği'nin sağlanması, Hz. Mehdi (as)'ın tüm İslam dünyasının manevi lideri olması ve İslam ahlakının dünyaya hakim kılınması" gibi önemli ve tartışmaya yer bırakmayan özelliklerin kendisinde olmamasını dikkate almadıklarını söylemiştir. Bundan dolayı da Risale-i Nur'a ve kendisine yapılan Mehdilik yakıştırmasının yalnızca bir "zan"dan ibaret olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle, kendisinin, bu hataya düşen kimselerle aynı kanaatle olmadığını açıkça ifade etmiştir.

Bediüzzaman ayrıca kendisinin veya Risale-i Nur'un 'Hz. Mehdi (as)' olabileceğinin düşünülmesinin bir "İLTİBAS" olduğunu ifade etmiştir. "İltibas" kelimesinin anlamı "BİRBİRİNE BENZEYEN ŞEYLERİ ŞAŞIRIP BİRBİRİNE KARIŞTIRMAK"tır. (Yeni Lugat, s. 267) Dolayısıyla Bediüzzaman, Risale-i Nur ya da kendisinin 'Mehdi' olabileceğinin "zannedilmesinin" ancak "bir şaşırma ve bir karıştırma" olduğunu açıklamıştır.

Bediüzzaman bu durumun aynı zamanda bir "SEHİV" olduğunu da söylemiştir. "SEHİV"in kelime anlamı ise, "HATA, YANLIŞ, YANILMA"dır (Yeni Lugat, s. 617). Bediüzzaman, kendisine ve Risale-i Nur'a 'Mehdi' isminin verilmesinin bir "karıştırma" olacağını belirtmekle yetinmemekte, cümlesinin devamında bunun bir "sehiv" yani "hata" olacağını da ayrıca vurgulamaktadır.

Bediüzzaman, bu konudaki kanaatini çok açık ve hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır. Bediüzzaman Risale-i Nur'un ya da kendisinin 'Mehdi' olabileceği görüşünü hiçbir şekilde kabul etmemektedir.

16- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "'BÜYÜK MEHDİ'NİN ÖZELLİKLERİNİN 'SABIK MEHDİLER'DEN FARKLI OLDUĞUNU; ANCAK İNSANLARIN BU İKİSİNİ KARIŞTIRDIKLARINI" Söylemiştir.

Ayrıca hem iki Deccal'in sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen RİVAYETLERDE İLTİBAS OLUYOR (karıştırılıyor), BİRİ ÖTEKİ ZANNEDİLİR. HEM "BÜYÜK MEHDİ"NİN HALLERİ SABIK MEHDİLERE (önceki Mehdilere) İŞARET EDEN RİVAYETLERE MUTABIK (uygun) ÇIKMIYOR,  hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer. (Şualar, Beşinci Şua, Mukaddime, s. 582)

Bediüzzaman, "İLTİBAS OLUYOR (KARIŞTIRILIYOR) BİRİ ÖTEKİ ZANNEDİLİR" sözleriyle, hadislerde bahsi geçen deccallerin özelliklerinin ve faaliyetlerinin, birbirlerine benzemesi sebebiyle karıştırılabildiğini hatırlatmıştır. Ahir zamanda gelecek "Büyük Mehdi" ile "sabık Mehdiler" (geçmiş dönemlerde gelmiş olan müceddidler) arasında ise böyle bir karıştırmanın söz konusu olamayacağını belirtmiştir. Bunun sebebinin de, "Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde 'Büyük Mehdi' ile ilgili olarak verilen bilgilerin sabık Mehdilerin özellikleri ile uyuşmaması" olduğunu ifade etmiştir.

“Bediüzzaman bu sözleriyle "BÜYÜK MEHDİ"nin "geçmiş zamanlarda ve Bediüzzaman döneminde gelmemiş olduğunu", bu mübarek şahsın, "Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği tüm özelliklere birden sahip olmasıyla tanınacağını" dile getirmiştir. Zira bir kişinin 'Mehdi' olduğunu düşünebilmek için, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen özelliklerin tamamının; Hz. Mehdi (as)'ın ahlakına, fiziksel özelliklerine, soyuna, mücadelesine, yerine getireceği faaliyetlere ait tüm alametlerin o kişinin üzerinde toplanmış olması gerekmektedir. Yoksa sadece bazı alametlerin var zannedilmesiyle, o kişinin 'Mehdi' olduğundan bahsedebilmek mümkün değildir.

Hz. Mehdi (as), Allah'ın izniyle ortaya çıktığı zaman, Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği tüm bu alametleri üzerinde taşıyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği gibi "seyyid", yani Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacak, tüm dünya Müslümanlarını birleştirip İslam Birliği'ni kuracak, İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacak, Hz. İsa (as) ile biraraya gelecek, Hıristiyanlarla ittifak edecek, deccaliyeti fiki mücadelesiyle etkisiz hale getirecek, yeryüzünde fitne bozgunculuk, terör, anarşi, savaş ve kargaşa sona erecek, tek bir damla kan akıtılmayacak ve dünyaya benzersiz bir adalet, huzur, bolluk, zenginlik ve bereket getirecektir.

Dolayısıyla Bediüzzaman da bu sözleriyle, "BÜYÜK MEHDİ"nin bu alametlerinin "sabık mehdilerden" farklılığına dikkat çekmiş, kendisi de dahil olmak üzere bu özelliklerle uyuşmayan ya da bu faaliyetleri yerine getirmemiş olan şahısların 'Mehdi' olamayacağına dikkat çekmiştir.

17- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü, Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA ORTAYA ÇIKACAĞINI' Bildirmiştir, Ancak Bediüzzaman Böyle Bir Dönemde Yaşamamıştır." 

"... AHİR ZAMAN'IN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, elbette  EN BÜYÜK MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) HEM EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her  yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen), HEM HAKİM, HEM MEHDİ HEM MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) HEM KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) OLARAK BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK  ve  O zat da,  Ehl-İ Beyt-i Nebevi'den (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacaktır." (Mektubat,  Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)

Bediüzzaman Mektubat adlı risalesini Miladi 1929 yılında hazırlamıştır. Bediüzzaman'ın döneminde "Ahir Zaman'ın en büyük fesadı" olan "Darwinizm, materyalizm ve ateizm gibi dinsiz akımların" toplum üzerindeki etkisi günümüzde olduğu gibi şiddetli değildi. Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkacağı Hicri 1400'lü yıllar ise, söz konsu dinsiz akımların çok hızlı ivme kazandığı, insanlar ve toplumlar üzerindeki etkilerinin ise en şiddetli hale geldiği bir yüzyıl olmuştur.

Dolayısıyla Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak, kendisinin neden 'Mehdi' olamayacağı konusuna açıklık kazandırmıştır. Hz. Mehdi (as) döneminde oluşacak olan bu zorlu ortamın Hz. Mehdi (as)'ın tanınmasında çok önemli bir alamet olacağını ve Allah'ın ona lutfettiği özelliklerle ancak Hz. Mehdi (as)'ın bu zorluk ve sıkıntılara çözüm getirebileceğini açıklamıştır.

Ayrıca Bediüzzaman burada, kendi dönemlerinde yaptıkları hizmetler açısından, ne Bediüzzaman ne de ondan önceki müceddidlerin Hz. Mehdi (as)'da toplanacak olan "EN BÜYÜK MÜCEDDİD", "EN BÜYÜK MÜRŞİT VE "EN BÜYÜK MÜÇTEHİD", "HAKİM", "MEHDİ" ve "KUTB-U AZAM" özelliklerine birarada sahip olmadıklarını, tüm bunların ancak Hz. Mehdi (as)'da toplanacağını belirtmiş, ve bu konuyu da, kendisinin 'Mehdi' olmadığının en önemli delillerinden biri olarak ifade etmiştir.

18- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'EN BÜYÜK MÜCEDDİD' OLACAĞINI BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR VASFA SAHİP OLMAMIŞTIR."

... Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette  EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen), hem  HAKİM, hem  MEHDİ  hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem  KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi)  olarak  BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK  ve  O ZAT da,  EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Mektubat,  Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)

... Bazı ayat-ı kerime (ayetler) ve ehadis-i şerife (hadisler) AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ EKBERİ (en büyük müceddidi)  mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar... (Tılsımlar Mecmuası, s. 168)

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, her yüzyıl başında, insanlara din ahlakını ve hükümlerini anlatan, dönemin ihtiyaçlarına göre açıklamalarda bulunan bir müceddid gönderileceğini bildirmiştir. İmam-ı Rabbani 1000. Hicri yılın müceddididir. Mevlana Halid-i Bağdadi Hicri 1193 (Miladi 1779) yılında doğmuş, Hicri 1242 yılında (Miladi 1827) vefat etmiştir. Dolayısıyla bu mübarek insan da ittifakla Hicri 12. ve 13. asırlar arasındaki müceddiddir. Bediüzzaman Said Nursi ise Mevlana Halid-i Bağdadi'den tam 100 sene sonra, Hicri 1293  (Miladi 1878) yılında doğmuştur. Vefatı ise Hicri 1379 (Miladi 1960) yılıdır. Bediüzzaman da Hicri 12. asrın müceddidi Mevlana Halid'den tam yüz sene sonra yayınlanan Risale-i Nur'un müellifi (yazarı) olması sebebiyle kendisi de 13. ve 14. asırlar arasındaki müceddiddir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ise, kendisinden sonra geleceğini -tarih vererek- bildirmiş, Hicri 14. yüzyılın "müceddidi"nin Hz. Mehdi (as) olacağını müjdelemiştir.

Bediüzzaman, ahir zaman alametlerinin şiddetlendiği dönemde insanların kurtuluşuna vesile olması için Allah'ın, "en büyük müçtehid, en büyük müceddid, hakim, hidayete vesile olan, yol gösterici, zamanın en büyük mürşidi ve Peygamberimiz (sav)'in soyundan nurani bir şahıs olan Hz. Mehdi (as)'ı" göndereceğini bildirmiştir.

Ayrıca Bediüzzaman Hz. Mehdi (as) için, ahir zamanda gelecek "BİR MÜCEDDİD-İ EKBER" yani "EN BÜYÜK MÜCEDDİD" ifadesini kullanarak, onun gelmiş geçmiş 'tüm müceddidlerin en büyüğü olduğunu' da bildirmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan bir önceki yüzyılın müceddididir. Kendisinin de belirttiği gibi Hz. Mehdi (as) ise 14. ve 15. yy'lar arasındaki müceddid olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman bu açıklamasıyla, kendisinin neden 'Mehdi' olmadığını, bu konuda hüsnü zanda bulunan kimselere de delillendirmektedir. Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in döneminden sonra gelen en büyük müceddid olmamış ve hadislerde Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkacağı belirtilen tarihlerde yaşamamıştır. Tüm bunlar Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin halen içerisinde bulunduğumuz bu yüzyılda gerçekleşeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

19- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'EN BÜYÜK MÜÇTEHİD' OLACAĞINI BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR VASFA SAHİB OLMAMIŞTIR."

... Ahir Zaman'ın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen), hem  HAKİM, hem  MEHDİ  hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem  KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi)  olarak  BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK  ve  O ZAT da,  EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Mektubat,  Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as) için 'EN BÜYÜK MÜÇTEHİD' sıfatını kullanmaktadır. 'Müçtehid'; ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderlerinin vasfıdır. Bu vasıftaki büyük zatlar, içtihat etme ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep önderleri" olmuşlar ve İslam toplumlarına yol göstermişlerdir.

İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün Ehl-i Sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bediüzzaman bu "müçtehid"lerin en büyüklerinin Hz. Mehdi (as) olacağını ifade etmiştir.

Bediüzzaman ise hayattayken "EN BÜYÜK MÜÇTEHİD" vasfını taşımamıştır. Ve eserlerinde de bu özelliğin ancak Hz. Mehdi (as) da oluşacağını anlatmıştır. Bu da Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığının en reddedilemez delillerinden biridir.

20- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir Çünkü, "HZ. MEHDİ (AS), 'TÜM MEZHEPLERİ BİRLEŞTİRECEK VE KNEDİSİ BİR MEZHEP SAHİBİ OLACAKTIR' ANCAK BEDİÜZZAMAN MEZHEPLERİ BİRLEŞTİRMEMİŞ; ŞAFİ MEZHEBİNE UYMUŞ VE İMAM ŞAFİ'YE TABİ OLMUŞTUR."

Yukarıdaki bölümde bir yönüyle açıklandığı gibi, Hz. Mehdi (as)'nin en önemli özelliklerinden biri de 'EN BÜYÜK MÜÇTEHİD' vasfını taşıyacak olmasıdır. Bilindiği gibi "müçtehid", ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderlerinin vasfıdır. Bu önderlerden kimi, içtihat etme ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep öndesrleri" olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır.

İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün Ehl-i Sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bediüzzaman bu "müçtehid"lerin en büyüklerinin Hz. Mehdi (as) olacağını ifade etmiştir. Bu da Hz. Mehdi (as)'ın içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koymak) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, kendisinin de bir "MEZHEP SAHİBİ" olacağını göstermektedir. Hadislerde, zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. Hadislerde verilen bilgilere göre, 'Hz. Mehdi (as) yeryüzündeki tüm mezhepleri kaldıracak, dini Peygamberimiz (sav) döneminde olduğu gibi aynen uygulayacak ve tüm insanlar da ona tabi olup uyacaklardır'. 

Geçmişten günümüze pek çok İslam alimi eserlerinde bu konuya değinmişlerdir. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir:

... HZ. MEHDİ (as), DİNİ PEYGAMBER'İN ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDE MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)

Hüseyin Hilmi Işık ise, "Saadet-i Ebediye" adlı eserinde Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

HAZRET-İ MEHDİ (as), AHİR ZAMANDA DÜNYAYA GELECEKTİR. Resullulah Efendimiz (sav)'in soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, MEZHEPLERİ KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK. (Hüseyin Hilmi Işık, Saadet-i Ebediye, s. 35)

Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda Hz. Mehdi (as)'ın "en büyük müçtehid" olduğunu söyleyerek onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as) tüm mezhepleri kaldıracak ve dini Resulullah (sav) dönemindeki şekliyle uygulayacaktır. Ancak bilindiği gibi Bediüzzaman Şafi mezhebindendi. Kendisi bir mezhep sahibi değildi ve bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuştu.

Dolayısıyla eğer Bediüzzaman 'Mehdi' olsaydı, yaşadığı dönemde tüm mezhepleri ortadan kaldırmış olması ve tüm mezheplerin da ona uymuş olmaları gerekirdi. Ve eğer İmam Hanefi ya da İmam Şafi Bediüzzaman'ın zamanında yaşamış olsaydı, onların da Bediüzzaman'a tabi olmuş olmaları gerekirdi. Çünkü eğer Hz. Mehdi (as) ile aynı dönemde yaşamış olsalardı, İmam Hanefi de İmam Şafi de Hz. Mehdi (as)'a uyacaklardı.

Ama Bediüzzaman döneminde böyle birşey olmamıştır. Tam tersine Bediüzzaman Şafi mezhebine uymuş ve İmam Şafi'yi imamı olarak kabul etmiştir.

Bediüzzaman bu konuyu eserlerinde şöyle ifade etmiştir:

"... Evvelâ: Ben Şafiî'yim..." (Emirdağ Lahikası, s. 38)
"... Hem hususî Şafiîce ibadetime..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"... Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
"... Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için..." (Emirdağ Lahikası, s. 573)

Bu sözlerden de açıkça anlaşılacağı gibi, Hz. Mehdi (as)'ın tüm mezheplerin üzerinde olma özelliğinin aksine, Bediüzzaman bir mezhebe bağlıdır. Bediüzzaman ne kendine ait bir mezhep sahibi olmuş ne de diğer tüm mezhepler ona tabi olmuşlardır.

Nitekim Bediüzzaman'ın kendisi de, bu özelliğin yalnızca Hz. Mehdi (as)'a ait olacağını söyleyerek, kendisine Mehdilik yakıştırmasında bulunanlara, neden 'Mehdi' olamayacağını çok kesin bir delille açıklamıştır.

21- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN DÜNYADAKİ TÜM İNSANLAR ÜZERİNDE 'HAKİM' VASFINI TAŞIYACAĞINI BİLDİRMİŞTİR, ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR VASIF VE GÜÇ SAHİBİ OLMAMIŞTIR."

... Ahir Zaman'ın en büyük fesadı zamanında, elbette  EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen), hem  HAKİM, hem  MEHDİ  hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem  KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi)  olarak  BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK  ve  O ZAT da,  EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Mektubat,  Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)

Bediüzzaman'ın kullandığı "HAKİM" kelimesinin sözlük anlamı, "Haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, idare eden"dir. Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği görevlerinden bahsetmiş; halihazırda dağınık halde bulunan tüm İslam dünyasını birleştirip bu birlikteliğin manevi liderliğini üstlenmenin de Hz. Mehdi (as)'ın bu görevlerinden biri olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, burada belirtilen "HAKİM" sıfatını kullanarak, tüm İslam aleminin manevi lideri olacağını ve Müslümanların meselelerine çözüm getireceğini bildirmiştir. Buna göre, Hz. Mehdi (a.s.)'ın adil hükümleri ve yönlendirmesiyle dünya çapında tüm İslam dünyası huzura, güvenliğe ve refaha kavuşacaktır. Böyle bir gelişme şu ana kadar ne Bediüzzaman ne de bir başka İslam aliminin döneminde gerçekleşmemiştir. Nitekim Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak Hz. Mehdi (as)'ın henüz  gelmediğini çok açık bir şekilde dile getirmiş; Hz. Mehdi (as) geldiğinde , tüm dünyayı etkisi altına alacak olan bu "hakim vasfını taşımasıyla" , Hz. Mehdi (as)'ın tüm insanlar tarafından açıkça tanınabileceğine" dikkat çekmiştir.

Bediüzzaman, yaşadığı Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en güzel ve en şerefli şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği "hakim" vasfını taşıdığı şartlar altında değil; tam aksine maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda, benzersiz sıkıntılar ve haksızlıklar içerisinde geçmiştir. Bediüzzaman hayatının hiçbir döneminde böylesine bir hakimiyet konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Böylesine geniş bir kesimin desteğini almamış, hakim vasfıyla tüm dünyaya adaleti getirmemiş; çok şerefli bir hayat yaşamış, ancak çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi (as)'a nasip olacağını  bildirmiştir.

Hz. Mehdi (as)'ın tüm diğer özellikleri gibi, Allah'ın lutfettiği "Hakim" vasfıyla tüm dünyada adaleti tesis edecek olan Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğinin de Bediüzzaman'ın hayatında görülmediği açık bir gerçektir. Nitekim Bediüzzaman'ın bu konudaki kendi anlatımları da, bu durumun kendisinin 'Mehdi' olmadığının bir delili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

22- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'ÜÇ BÜYÜK GÖREVİ' OLACAĞINI VE MEHDİ (AS)'IN BUNLARIN 'ÜÇÜNÜ BİRDEN' YERİNE GETİRECEĞİNİ BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BU ÜÇ GÖREVİ YERİNE GETİRMEMİŞTİR."

... Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, HZ. MEHDİ AL-İ RESUL'ÜN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen Hz. Mehdi (as)'ın) TEMSİL ETTİĞİ KUDSİ (mukaddes, kutsal) CEMAATİNİN ŞAHSI MANEVİSİNİN ÜÇ VAZİFESİ VAR.  Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelenlerin) yapacağını Rahmet-i İlahiyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz. Ve ONUN ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK. (Emirdağ Lahikası, s. 259)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın "bir veya iki görevi değil, tam olarak ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAĞINI" bildirmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bizzat başında bulunarak temsil ettiği cemaatiyle birlikte bu üç görevin üçünü birden yerine getireceğinden bahsetmiştir. Bediüzzaman bunun, 'HZ. MEHDİ (as)'I, KENDİSİNDEN ÖNCE GELEN MÜCEDDİDLERDEN AYIRAN VE İNSANLARA TANITAN EN ÖNEMLİ ALAMETLERİNDEN OLDUĞUNU' bildirmiştir.
Hz. Mehdi (as)'ın bu üç büyük vazifesini Bediüzzaman eserlerinde şöyle dile getirmiştir:

1) Darwinist, materyalist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yaparak bu akımları fikren tam olarak susturmak ve böylece dünya çapında tüm insanların imanını kurtarmak,
2) İslam Birliği'ni oluşturmak ve tüm dünya Müslümanlarının manevi önderi olmak,
3) Kuran ahlakını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini yeniden canlandırıp tüm dünyaya hakim kılmak ve Hıristiyanlarla ittifak ederek onların da İslam'ı kabul etmelerine vesile olmak.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın, bu üç görevi de birarada yapabilme özelliği nedeniyle de, "Ahir Zamanın Büyük Mehdi"si ünvanını alacağını belirtmiştir.
Peygamberimiz (sav)'den bu yana gönderilen müceddidler arasında, 1400 yıldır bu görevlerin birini yalnızca belirli açılardan ve sınırlı çevrelerde yerine getirmiş İslam büyükleri olmuştur. İslam tarihinde insanların imanına vesile olan bir çok büyük alim vardır. Osmanlı padişahları İslam Birliği'ni yönetmiş Müslüman önderlerdir. Fakat hiçbiri, bahsedilen üç önemli görevi birden ve dünya çapında yerine getirememişlerdir. Bediüzzaman da burada Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini vurgulayarak, "Hz. Mehdi (as)'ın geçmiş dönemlerde geldiğinden bahsedilemeyeceğini; onu insanlara tanıtan alametin bu görevlerin yapılması olacağını" belirtmiştir.

Aynı durum Bediüzzaman için de geçerli olmuştur. Bediüzzaman da yaşadığı dönemde önemli bir iman hizmeti vermiş, pek çok insanın hidayetine vesile olacak bir hareketin ilk adımlarını atmıştır. Ancak yaptığı hizmetlerle sadece belirli bir kesime ulaşabilmiş ve Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevini birarada ve dünya çapında yerine getirememiştir. Bediüzzaman bu durumun, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığının en büyük delillerinden biri olduğunu söyleyerek, kendisinin Ahir Zaman Mehdi'si olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

23- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'HEM SİYASET HEM DİYANET  HEM SALTANAT MEHDİSİ OLACAĞINI' BİLDİRMİŞTİR. ANCAK KENDİSİ AYNI ANDA BU ÜÇ ALANDA BİRDEN GÖREV YAPMAMIŞTIR."

... MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. VE SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI (işleri) OLDUĞU GİBİ... (Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 590)

Bediüzzaman, "Büyük Mehdi'nin, diğer müceddilerden en önemli farklarından birinin, onun yerine getireceği "büyük görevler" olduğunu" bildirmiştir. Bediüzzaman, "bu görevlerin tamamı birden yerine getirilmediği takdirde ise, bir kimsenin Hz. Mehdi (as) olmasının söz konusu olamayacağını" hatırlatmıştır.

Bediüzzaman buradaki sözünde, "ÇOK VAZİFELERİ VAR" dediği Hz. Mehdi (as)'ın bu görevlerinin neler olduğunu açıklamaktadır. Hz. Mehdi (as)'ın, "SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ ve DİYANET MEHDİSİ olarak bu üç özelliğe birden sahip olacağını ve aynı anda bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını" söylemektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman bu görevleri "üç ayrı kişi"nin yerine getireceğinden bahsetmemiştir. Tam tersine Hz. Mehdi (as)'ın bu "ÜÇ KONUDA BİRDEN" müminlerin manevi önderliğini üstleneceğini belirtmiştir. Bu sözleriyle ayrıca, "Mehdiliği üçe bölmenin, tek bir tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söylemenin" yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Bilindiği gibi Bediüzzaman Said Nursi, bu üç görevin üçüne de yönelik faaliyet yapmamıştır. Ve bu görevleri dünya çapında bir etki oluşturacak şekilde yerine getirmiş de değildir. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'a ilişkin verdiği tüm bu bilgiler, 'Bediüzzaman'ın neden Hz. Mehdi (as) olamayacağını' kendi dilinden, insanlara çok kesin delillerde açıklamaktadır.

24- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'SİYASET, DİYANET VE SALTANAT MEHDİSİ VASIFLARIYLA 'ÇOK BÜYÜK GÜÇ VE İMKAN SAHİBİ OLACAĞINI' BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLESİNE BÜYÜK BİR GÜCE SAHİP OLMAMIŞTIR."

... MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR. VE SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI (işleri) OLDUĞU GİBİ...(Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 590)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, hem siyaset, hem diyanet hem saltanat hem de mücadele aleminde görev üstleneceği için, 'sahip olacağı maddi ve manevi imkanların da tüm bu vazifelerini yerine getirmesine imkan sağlayacak şekilde çok geniş olacağına' dikkat çekmiştir. Zira Bediüzzaman'ın açıklamalarından, bu görevlerin tam yapılabilmesinin ancak BU ÜÇ ALANDA BİRDEN BÜYÜK BİR GÜÇ SAHİBİ OLUNMASIYLA gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Bediüzzaman, "ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ" sözleriyle, Hz. Mehdi (as)'ın bu "faaliyetlerinin ve etki alanının çapının genişliğini" belirtmektedir.

Bediüzzaman yaşadığı süre içerisinde önemli bir iman hizmeti yürütmüş, ancak bu üç alanda birden imkan ve yetkilere sahip olmamıştır. Ömrünün çok büyük bir bölümünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, onlarca yıl hayatını hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür.

Eğer Bediüzzaman 'Mehdi' olsaydı ve; diyanet, saltanat ve siyaset alanlarındaki üç görevi yerine getirmiş olsaydı, elbetteki böyle bir durum söz konusu olmazdı. Bediüzzaman hayatın her alanına etki eden bu önemli görevleriyle birlikte maddi manevi çok büyük bir güç elde etmiş olurdu.
Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) hakkında verdiği bu önemli bilgi ile, kendisinin 'Mehdi' olamayacağını kendi sözleriyle bir kez daha açıklamıştır.

25- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN ÜÇ VAZİFESİNDENBİRİNİ 'YALNIZCA BİR CİHETTE' YERİNE GETİREN MÜCEDDİDLERİN 'MEHDİ OLAMAYACAKLARINI' BİLDİREREK, KENDİSİNİN DE 'MEHDİ' OLAMAYACAĞINI AÇIKLAMIŞTIR."

... Gerçi HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ, BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ.  Fakat HER BİRİ ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR. (Emirdağ Lahikası, s. 260)

... "BÜYÜK MEHDİ"NİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN VE DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER "BÜYÜK MEHDİ"NİN BİR KISIM VAZİFELERİNİ BİR CİHETTE (bir açıdan) İCRA ETTİKLERİNİ (yerine getirdiklerini) ve ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE'Yİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in yolunu, Kuran ahlakını) VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYİ (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlerini) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İHYA İLE (yeniden canlandırma ile), İLAN VE İCRA İLE (herkese duyurarak ve uygulayarak), BAŞKUMANDANLARI OLAN "BÜYÜK MEHDİ"NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir). (Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 456)

Yukarıki bölümde de bir yönüyle açıklandığı gibi, Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi (as)'ın, Siyaset Mehdisi, Saltanat Mehdisi ve Diyanet Mehdisi olarak bu üç özelliğe birden sahip olacağını; bu üç alanda birden Mehdilik yaparak Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevini yerine getireceğini açıklamıştır.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan önce gelen bazı müceddidlerin, onun üç vazifesinden sadece birini yerine getirdiklerini ve bu açıdan bir yönüyle "bir nevi Mehdi ve müceddid görevi üstlendiklerini" söylemiştir. Ancak tarih boyunca gelen bu müceddidlerin, bu görevlerin yalnızca bir tanesini ve bu görevi de dünya çapında değilde, sadece kısıtlı bir topluluğa yönelik olarak gerçekleştirmiş olmalarından dolayı 'AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİ'si ünvanını almadıklarını belirtmiştir. Bu görevlerin ancak hepsini birden tam olarak yerine getiren kişinin 'Büyük Mehdi' olabileceğini ifade etmiştir.

Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözleriyle hem kendisinin hem de kendisinden önceki dönemlerde yaşayan İslam büyükleri ve müceddidlerin, Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinden yalnızca bir tanesini sadece bir yönüyle yerine getirmeleri sebebiyle Ahir Zamanın Beklenen Mehdi'si olamayacaklarını kesin olarak açıklamıştır.

26- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "KENDİ YAŞADIĞI DÖNEMDE, HZ.MEHDİ (AS)'IN ÜÇ BÜYÜK GÖREVİNİN 'BİRARADA' YERİNE GETİRİLMESİNİN VE BU GÖREVLERİNBİRBİRLERİNE ENGEL OLMAMASININ 'MÜMKÜN GÖRÜNMEDİĞİNİ'" Belirtmiştir.

... Hem BU ÜÇ VEZAİFİ (görevi) BİRDEN bir şahısta yahut cemaatte BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERH ETMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir Zaman'da, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ancak içtima edebilir (biraraya gelebilir, toplanabilir). (Kastamonu Lahikası, 117. Mektup, s. 139)

Bediüzzaman burada kullandığı, "BU ZAMANDA" sözleriyle kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında, Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç görevi tek bir şahsın aynı anda yerine getirmesinin ve bu üç vazifenin birbirini engellememesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu "PEK UZAK" ve "ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR" sözleriyle açıkça belirtmiştir. Bu da, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as) olmadığını ve Hz. Mehdi (as)'ın Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ortaya çıkmadığını gösteren bir başka önemli delildir.

Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde, üç görevin birden yerine getirilmesine imkan olmamıştır. Ve o dönemin şartlarında, bu görevlerin birbirini engellemeden gerçekleşmesine uygun bir zemin oluşmamıştır. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük Mehdi'nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir.

27- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN "DİNSİZ AKIMLARI ORTADAN KALDIRARAK, 'DÜNYA ÇAPINDA TÜM İNSANLIĞIN' İMANINI KURTARACAĞINI" BELİRTMİŞTİR, Ancak Bediüzzaman Hayattayken Bu Vazifeyi Gerçekleşmemiştir."

Birincisi: FEN VE FELSEFENİN tasallutiyle (etkisiyle) ve MADDİYYUN VE TABİİYYUN TAUNU, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) BEŞER İÇİNE İNTİŞAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla), HERŞEYDEN EVVEL FELSEFEYİ VE MADDİYYUN FİKRİNİ (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) TAM SUSTURACAK TARZDA İMANI KURTARMAKTIR. EHL-İ İMANI DALALETTEN MUHAFAZA ETMEK (iman edenleri sapkınlıktan korumak)... (Emirdağ Lahikası I, 206. Mektup, s. 259)

Ümmetin beklediği, AHİR ZAMAN'DA GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN MÜHİMMİ (önemlisi) VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR (yazma ve dağıtma yoluyla yaymak) VE EHL-İ İMANI (iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan) KURTARMAK... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, ahir zaman'da ateist felsefelerin tehlike oluşturacağını bildirmiş, özellikle Darwinist, materyalist felsefelerin ateizmle güç bulacaklarını ve Allah'ın varlığını inkar edecek tehlikeli bir çizgiye geleceklerini ifade etmiştir (Allah'ı tenzih ederiz). Bu nedenle Hz. Mehdi (as)'ın birinci vazifesinin, maddecilik fikri yani Allah'ı inkar üzerine kurulmuş (Allah'ı tenzih ederiz) materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle ilmen mücadele etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinden en önemli ve değerli olanının söz konusu bu görev olduğunu ifade etmiştir.

Bediüzzaman'ın burada kullandığı "TAM SUSTURACAK TARZDA" ifadesi son derece önemlidir. Bilindiği gibi materyalizmin hem Türkiye'de hem de dünyada kuvvet bulması Bediüzzaman zamanında devam ettiği gibi, Bediüzzaman'ın vefatından sonra da 20. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Televizyon ve radyo kanallarının gelişmesiyle, yazılı basının da desteğiyle etkileri giderek artmıştır. Dolayısıyla geçtiğimiz yüzyılda Bediüzzaman'ın "tabiiyyun, maddiyun felsefesini" tamamen sonlandıracak bir çalışması olmamıştır. Hatta tam aksine, Bediüzzaman'ın vefatından sonra da materyalizm propagandası giderek artmış ve 21. yüzyıla kadar gelmiştir. Materyalizm ve evrim savunuculuğu ancak son yıllarda hızlı bir şekilde çökmeye başlamıştır. Bu mağlubiyet önde gelen materyalistler tarafından da itiraf edilmiştir.

Bu durum, Hz. Mehdi (as)'ın "materyalizmi dünyada tam anlamıyla etkisiz hale getirme" görevinin, Bediüzzaman tarafından yapılmamış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bediüzzaman 'DÜNYA ÇAPINDA' insanların imanını kurtarma görevini yerine getirmemiştir. Nitekim Bediuüzzaman da bu görevi kendisinin değil Hz. Mehdi (as)'ın yapacağını ifade etmiş; Hz. Mehdi (as) vesilesiyle bu çalışmaların çok köklü ve etkili bir şekilde yapılacağını ve ancak Hz. Mehdi (as)'ın iman sahiplerini dalaletten koruyacağını belirtmiştir.

Ahir zamanda teknolojinin hızla ilerlemesiyle birçok bilim dalında gelişmeler olacaktır. Allah'ın varlığının delilleri, yeryüzündeki iman hakikatleri bilimsel delilleriyle açıkça ortaya çıkacaktır. Hz. Mehdi (as) bu gerçekleri insanlara en etkili yöntemlerle ulaştıracak ve bu konuda dünya çapında bir sonuç elde edecektir. Mesih deccalin ahir zaman fitnesi, ancak böyle güçlü yöntemlerle kırılacaktır.

28- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN EN ÖNEMLİ GÖREVLERİNDEN BİRİNİN, 'TÜM DÜNYADA İSLAM BİRLİĞİ'Nİ OLUŞTURMAK OLDUĞUNU' belirtmiş, Ancak Bediüzzaman Böyle Bir Görevi Gerçekleştirmemiştir.

İkinci vazifesi:
HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.)

ÜNVANI İLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi -Müslümanların manevi lideri- ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den (Allah'ın azabından) kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), MİLYONLARLA EFRADI (fertleri) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. (Emirdağ Lahikası 1, 206. Mektup, s. 259)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, daha önce hiçbir müceddid tarafından yerine getirilmemiş olan üç büyük görevinden birinin "İslam Birliği'nin sağlanması" olduğunu açıklamıştır. Bediüzzaman'ın açıklamalarına göre Hz. Mehdi (as), halihazırda çeşitli gruplar halinde dağınık olarak bulunan Müslümanları birleştirecek, İslam ahlak ve faziletini, Peygamberimiz (sav)'in gerçek sünnetlerini canlandıracaktır. İslam aleminin birliğini güvenme ve dayanma noktası olarak ele alıp, bu vesileyle insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden kurtaracak ve insanların Allah'ın gazabından sakınmalarına vesile olacaktır.

Bediüzzaman'ın bu sözlerine göre Hz. Mehdi (as)'ın gerçekleştirmesi beklenen İslam Birliği, Bediüzzaman döneminde ve Bediüzzaman tarafından oluşturulmamıştır. Dünyanın dört bir yanında halen Müslüman toplumlar bölünmüş ve ayrı ayrı durumdadırlar. Pek çok Müslüman toplum büyük acılar, sıkıntılar, baskı ve zulüm altında yaşamaktadır. Tüm dünyadaki Müslümanların yaşadığı bu sıkıntılar inşaAllah Hz. Mehdi (as) vesilesiyle son bulacaktır.
Hz. Mehdi (as)'ın bu çok önemli ve ayırdedici vasfının Bediüzzaman'da oluşmamış olması, Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığının çok açık ve en kesin delillerinden birini oluşturmaktadır.

29- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'TÜM İSLAM ALEMİNİN MANEVİ LİDERİ' OLACAĞINI BELİRTMİŞ ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR LİDERLİK VASFI TAŞIMAMIŞTIR"

İkinci vazifesi:
HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.)

ÜNVANI İLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi -Müslümanların manevi lideri- ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den (Allah'ın azabından) kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), MİLYONLARLA EFRADI (fertleri) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. (Emirdağ Lahikası 1, 206. Mektup, s. 259)

Bediüzzaman bu ifadesinde geçen, "HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE ÜNVANI İLE" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın, ikinci vazifesini yerine getirirken, 'İslam dünyasının manevi lideri konumunda olacağını' belirtmektedir.

Bugün dünyada (2010 yılı verilerine göre) yaklaşık 1,5 milyar Müslüman yaşamaktadır. Yani dünya nüfusunun beşte birinden fazlası Müslümandır. Dünya tarihinde ilk kez Müslümanlar sayıca bu kadar çokturlar. Bu büyüklükte bir kitleye önderlik etmek tarihte kimseye nasip olmamıştır. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, bu şerefli vasfı Allah'ın izniyle "Ahir Zamanın Büyük Mehdisi" taşıyacaktır.

13. asrın büyük müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca hayatını Allah'a adamış, zorlu mücadeleler içerisinde çok büyük ve etkili bir iman hizmeti vermiştir. Ancak kendisinin de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda açıkladığı gibi, Bediüzzaman İslam Birliği'nin kurulmasına vesile olmamış ve "tüm İslam aleminin manevi lideri" vasfını taşıması söz konusu olmamıştır. Allah'ın izniyle tüm İslam alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, ahir zamanda Hz. Mehdi (as) vesilesiyle yaşanacak ve bu ünvanı da Hz. Mehdi (as) taşıyacaktır. Bediüzzaman, bu durumu tüm bu delilleriyle birlikte ortaya koyarak "kendisinin neden 'Mehdi' olamayacağını" açık bir şekilde ifade etmiştir.

30- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman, "HZ. MEHDİ (AS)'IN YAPACAĞI 'İSLAM AHLAKININ ESASLARINI DÜNYA ÇAPINDA YENİDEN CANLANDIRMA' GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEMİŞTİR."

İkinci vazifesi:
HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.)

ÜNVANI İLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi -Müslümanların manevi lideri- ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) maddi ve mânevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den (Allah'ın azabından) kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), MİLYONLARLA EFRADI (fertleri) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. (Emirdağ Lahikası 1, 206. Mektup, s. 259)

O ZATIN İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak ve yerine getirmektir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman bu sözlerinde Hz. Mehdi (as)'ın ikinci vazifesinin, "ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ İHYA ETMEK" ve "ŞERİATI (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEK" yani 'İSLAM AHLAKININ ESASLARINI YENİDEN CANLANDIRMAK VE TAM OLARAK YAŞANMASINA VESİLE OLMAK' olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi (as), Kuran ahlakının dünya çapında tüm insanlar tarafından yaşanmasına vesile olacak, Hz. Mehdi (as)'ın tebliği -Allah'ın izniyle- İslam ahlakının dünya hakimiyetine vesile olacaktır.

Bediüzzaman kendi döneminde, İslam dünyasının manevi lideri vasfıyla İslam ahlakının esaslarını ihya ederek, Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olmasına vesile olmamıştır. Aynı şekilde sayıları milyonları bulan bir topluluğun maddi ve manevi gücüyle hareket ederek tüm yeryüzünde İslam Birliği'ni sağlaması da ne Bediüzzaman ne de ondan önceki alimler tarafından gerçekleştirilmemiş olaylardır. Bu da yine Bediüzzaman'ın kendi sözleriyle neden 'Mehdi' olamayacağını açıkça ortaya koyduğu önemli delillerden bir diğerini oluşturmaktadır.

31- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman  "HZ. MEHDİ (AS)'IN YAPACAĞI, 'TÜM İNSANLIĞI MADDİ VE MANEVİ TEHLİKELERDEN VE ALLAH'IN AZABINDAN KURTARMA' GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEMİŞTİR."

İkinci vazifesi:
HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.)

ÜNVANI İLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi -Müslümanların manevi lideri- ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) BEŞERİYETİ (İNSANLIĞI) MADDİ VE MANEVİ TEHLİKELERDEN VE GADAB-I İLAHİ'DEN (ALLAH'IN AZABINDAN) KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ İSTİNADI (dayanak noktası) VE HADİMLERİ (hizmetkarları), MİLYONLARLA EFRADI (fertleri) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. (Emirdağ Lahikası 1, 206. Mektup, s. 259)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, kuracağı İslam Birliği'ni dayanak edinerek, 'tüm insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden koruyacağını ve insanların, Allah'ın gazabından sakınmalarına vesile olacağını' bildirmiştir. Bediüzzaman'ın da vurguladığı gibi, tüm bu gelişmeler Hz. Mehdi (as)'ın tanınmasını sağlayacak en önemli alametlerden biri olacaktır.

Bilindiği gibi Bediüzzaman kendi döneminde dünya çapında tüm insanlığa yönelik böyle önemli bir görev üstlenmemiştir. Bediüzzaman'ın bizzat kendisi ve talebeleri dahi hayatlarını güvenli şartlar altında sürdürmemişlerdir. 30 yılı aşan bir dönem içerisinde Bediüzzaman ve birçok talebesi çeşitli defalar hapis, sürgün, baskı ve sıkıntılarla iç içe yaşamışlardır.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman, "tüm insanlığın Allah'ın gazabından sakınmalarına vesile olacak şekilde tüm dünya insanlarının imanlarını kurtarmış değildir." Bediüzzaman tebliğini ancak belirli ve kısıtlı bir kesime ulaştırabilmiş; dünya çapında tüm insanların imanına vesile olacak şekilde bu görevi yerine getirmemiştir.

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın, Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini taşıdığına yönelik bir iddiada bulunabilmek mümkün değildir. Bu da Bediüzzaman'ın 'kendisinin neden 'Mehdi' olamayacağına dair sunduğu bir başka önemli delildir.

32- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN DESTEĞİNİ ALACAĞI, 'MİLYONLARCA FERTLERİ BULUNAN İLİM VE İRFAN ORDULARINA' SAHİP OLMAMIŞTIR."

İkinci vazifesi:
HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.)

ÜNVANI İLE (Peygamberimiz (sav)'in halifesi -Müslümanların manevi lideri- ünvanı ile) ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden canlandırmaktır) ALEM-İ İSLAM'IN VAHDETİNİ (İslam aleminin birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak noktası yapıp) beşeriyeti (insanlığı) MADDİ VE MANEVİ TEHLİKELERDEN VE GADAB-I İLAHİ'DEN (Allah'ın azabından) KURTARMAKTIR. BU VAZİFENİN, NOKTA-İ İSTİNADI (DAYANAK NOKTASI) VE HADİMLERİ (HİZMETKARI), MİLYONLARLA EFRADI (FERTLERİ) BULUNAN ORDULAR LAZIMDIR. (Emirdağ Lahikası 1, 206. Mektup, s. 259)

Bediüzzaman "MİLYONLARLA EFRADI (FERTLERİ) BULUNAN ORDULAR" sözleriyle, Hz. Mehdi (as)'ın İslam Birliği'ni sağlamasında, ona yardım edecek çok geniş bir kitlenin var olacağından söz etmektedir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın hizmetinde, Allah'ın varlığı ve birliği konusunu, iman hakikatlerini tüm insanlığa anlatacak, geniş kapsamlı bir iman hizmeti yürütecek olan 'ilim ve iman toplulukları' olacağını bildirmiştir.

Bediüzzaman, eserlerinde yer verdiği diğer sözlerinde kendisinin de bu ilim ordusunun, onlara önceden hazırlık yapan bir 'neferi' yani 'manevi askeri' olduğunu anlatmaktadır. Yaşadığı dönemde, Bediüzzaman'ın hizmetinde böyle geniş bir kitlenin desteği ve yardımı söz konusu olmamıştır. Bediüzzaman'ın da sözlerinde pek çok kez ifade ettiği gibi, sınırlı bir topluluk olan Nur talebeleri çok kısıtlı imkanlar içerisinde ve çok büyük fedakarlıklarla büyük bir iman hizmeti vermişlerdir. Bediüzzaman böyle büyük bir kitlenin desteğinin, ancak ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği bu büyük göreve nasip olacağını bildirmiş ve bu sözleriyle bir kez daha "kendisinin 'Mehdi' olamayacağını" delillendirmiştir.

33- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYET SAHİBİ' OLACAKTIR. BEDİÜZZAMAN BÖYLE 'BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET' VE 'DÜNYA ÇAPINDA BÖYLE BİR HAKİMİYET SAHİBİ OLMAMIŞTIR."

...O zatın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir (İslam ahlakının esaslarını hayata geçirmektir). Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN (yerine getirebilsin). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman bu açıklamasında, Hz. Mehdi (as)'ın, tüm dünyayı kapsayacak şekilde Kuran ahlakının gereklerini toplum içerisinde hayata geçirme vazifesinin ancak 'BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE GERÇEKLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ' belirtmiştir. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (as)'dır. Maddi güç ve hakimiyetin olması diğer vazifelerin de yerine getirilmesine vesile olacaktır.

Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana Müslümanlar arasında bir manevi liderin öncülüğünde böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış, çok büyük bir hizmet vermiş ve ardında çok kıymetli eserler bırakmıştır. Ancak Bediüzzaman'ın bu fikri mücadelesi maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil; çok kısıtlı maddi şartlar altında ve benzersiz zorluklar içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar, Bediüzzaman'ın şerefli mücadelesini daha daha değerli hale getirmiş; ve ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir. Ancak bir yandan da, bizzat kendisinin de belirttiği gibi bu durum, Hz. Mehdi (as)'ın elde edeceği "gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet"in Bediüzzaman'ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine Mehdilik yakıştırmasında bulunan kimselere 'Mehdi' olmadığını bu delili de öne sürerek açıklamaktadır.

34- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "Hz. Mehdi (as)'ın sahip olacağını bildirdiği, 'BÜTÜN EHL-İ İMANIN MANEVİ YARDIMLARIYLA' ve 'MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMLARIYLA' HZ. MEHDİ (AS)'IN GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMİŞ DEĞİLDİR."

Üçüncü vazifesi:

... O ZAT, BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası I, 206. Mektup, s. 260)

... O ZATIN üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini; Müslümanların manevi liderliğini) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam Birliği üzerine kurarak), İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET VE MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, üçüncü görevini 'çok geniş kitlelerin desteğiyle gerçekleştireceğini' bildirmiştir. Bediüzzaman "BÜTÜN EHL-İ İMANIN MANEVİ YARDIMLARIYLA" ve "MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMLARIYLA" sözleriyle, "TÜM MÜSLÜMANLARIN" ittifak halinde oluşturacakları birliğin, Hz. Mehdi (as)'ın bu görevindeki yardımcıları olacağını bildirmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesini yerine getirebilmesi için gerekli olan üçüncü şartın bu sözlerinde bahsettiği "MİLYONLARCA FEDAKAR MÜMİNİN MANEVİ YARDIMLARININ ALINMASI" olduğunu belirtmiştir.

Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkacağı dönemde, ona tabi olan, onu destekleyen milyonlarca kişi olacaktır. Hz. Mehdi (as) ve yardımcıları, güçlerini Allah sevgisinden, iman coşkusundan alan cesur ve fedakar insanlar olacaktır. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların imanlarının nuru, tüm dünyanın aydınlanmasına vesile olacaktır.

Tüm Müslümanların dahil olacağı böyle geniş çapta bir ittifakın desteği, Bediüzzaman'ın döneminde ve Bediüzzaman'ın çevresinde oluşmamıştır. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, bu geniş kitlenin manevi yardımları, ancak Ahir Zaman'da Hz. Mehdi (as) ile birlikte oluşacak ve onun üçüncü görevinin gerçekleştirilmesinde büyük bir rol oynayacaktır.

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü görevi ile ilgili vermiş olduğu bu önemli bilgi, Bediüzzaman'ın neden  'Mehdi' olamayacağını da ortaya koymaktadır.

35- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, çünkü Bediüzzaman "Hz. Mehdi (as)'ın TESİS EDECEĞİ 'İSLAM BİRLİĞİ'NİN DESTEĞİNİ ALARAK' HAREKET ETMİŞ DEĞİLDİR."

Üçüncü vazifesi:

... O ZAT, BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası I, 206. Mektup, s. 260

Bediüzzaman "İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE" yani 'İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla' sözleriyle, Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü görevini, -diğer tüm yardım ve desteklerin yanı sıra-, "İSLAM BİRLİĞİ'NİN YARDIMLAŞMASIYLA" yerine getireceğini bildirmiştir. Böyle bir birlik Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde henüz oluşmamış, dolayısıyla da böyle büyük bir ittifakın yardımı da söz konusu olmamıştır. Bediüzzaman İslam Birliği'nin bu yardımlaşmasının Hz. Mehdi (as) döneminde gerçekleşeceğini ve onun üçüncü görevinde büyük bir destek sağlayacağını belirtmiştir.

Bediüzzaman bu açıklamasıyla, bir kez daha kendisinin 'Mehdi' olmadığını delillendirmiş, ve Hz. Mehdi (as)'ı bekleyen kimselerin bu önemli alameti dikkate almaları gerektiğini hatırlatmıştır.

36- Bediüzzaman 'Mehdi' değildir, çünkü, Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'DA OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ, 'BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN DESTEĞİNİ VE KATILIMINI ALARAK' GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMİŞTİR."

Üçüncü vazifesi:

... O ZAT, BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası I, 206. Mektup, s. 260)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü görevindeki diğer bir desteğin de, "BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN KATILIMLARI" olacağını bildirmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın gelişi 1400'den fazla senedir tüm İslam alimleri ve iman sahipleri tarafından büyük bir heyecanla beklenmektedir. Kuşkusuz ki bütün alimlerin ve velilerin katılımının sağlanacağı böyle büyük bir destek, Hz. Mehdi (as)'ın ilmi mücadelesinde ve bu görevini yerine getirmesinde son derece önemli bir rol oynayacak; büyük bir hız ve kolaylık sağlayacaktır. Dikkat edilirse Bediüzzaman burada "BÜTÜN" kelimesini özellikle belirtmiş ve Hz. Mehdi (as)'ı "İSLAM DÜNYASINDAKİ ALİMLERİN TÜMÜNÜN BİRDEN"  destekleyeceğini bildirmiştir. İslam alimlerinin böyle büyük bir ittifakla Bediüzzaman'a destek vermeleri söz konusu olmamıştır. Bediüzzaman bu katılımın ancak Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği bu görev ile birlikte gerçekleşeceğini hatırlatmıştır. Dolayısıyla bu da yine Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığını ispatlayan en önemli alametlerden biridir.

37- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'A NASİP OLACAK OLAN, 'PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN, SAYILARI MİLYONLARI BULAN FEDAKAR SEYYİDLERİN DESTEĞİNİ ALARAK' MEHDİLİK GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMİŞ DEĞİLDİR."

Üçüncü vazifesi:

... O ZAT, BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve İTTİHAD-I İSLAM'IN MUAVENETİYLE (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT'İN NESLİNDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası I, 206. Mektup, s. 260

Bediüzzaman bu sözüyle, Hz. Mehdi (as)'ın Peygamber Efendimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına ve ona destek verenler arasında da Ehl-i Beyt'ten yani Peygamber soyundan gelen kimselerin bulunacağına dikkat çekmiştir. Bediüzzaman, tüm Müslümanlar, İslam alimleri ve evliyalar ile birlikte MİLYONLARCA SEYYİDİN DE HZ. MEHDİ (as)'IN YANINDA YER ALACAĞINI VE BU KUTLU ZATA DESTEK VERECEĞİNİ"  bildirmiştir.

Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü görevindeki diğer yardımcılarında olduğu gibi, böyle bir destek de daha önce ne Bediüzzaman döneminde ne de ondan önceki müceddidlerin  devrinde  gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman'ın açıkladığı gibi, "PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN MİLYONLARCA SEYYİDİN KATILIMI" ancak Hz. Mehdi (as) döneminde gerçekleşecektir. İşte bu durum da, Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığını bir kez daha açıklığa kavuşturmaktadır.

38- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'TÜM MÜSLÜMAN ALEMİNİN LİDERİ OLARAK HIRİSTİYANLARLA İSLAM DÜNYASI ARASINDA İTTİFAK SAĞLAYACAĞINI' BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR OLAYA VESİLE OLMAMIŞTIR."

... O ZATIN üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini -Müslümanların manevi liderliğini-) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam Birliği üzerine kurarak), İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve KUVVET ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (milyonların fedakarane katılımıyla) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesinin 'İslam toplumunu birleştirmek ve bu birliğin başındaki şahıs olarak Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu' belirtmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bu vazifesinin yerine getirilebilmesi için pek büyük bir saltanat, büyük bir kuvvet ve milyonların fedakarane katılımının gerektiğini bildirmiştir.

Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesi olan Hıristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesilesiyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde oluşmamış olaylardır. Her iki dinin ittifak ederek, İslam ve Hristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak etmeleri de Bediüzzaman döneminde gerçekleşmemiştir.

Kuşkusuz ki böylesine geniş çaplı gelişmeler elbetteki bütün dünyanın gözleri önünde cereyan edecektir. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla herkesin anında haberdar olacağı ve yaşayacağı bu büyük değişim, ne Bediüzzaman'ın devrinde ne de bir başka zaman diliminde yaşanmamıştır. Bediüzzaman bu vazifenin, -Allah'ın izniyle- Hz. Mehdi (as) tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin neden 'Mehdi' olmadığını bir kez daha delillendirmiştir.

39- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN ÜÇÜNCÜ GÖREVİNİ 'PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET SAHİBİ' OLARAK YERİNE GETİRECEĞİNİ' BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR SALTANAT VE KUVVET SAHİBİ OLMAMIŞTIR."

... O ZATIN üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İslam halifeliğini -Müslümanların manevi liderliğini-) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam Birliği üzerine kurarak), İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR. BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve KUVVET ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (milyonların fedakarane katılımıyla) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, "İslam Birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din olan İslam'ın çatısı altında ittifak etmesi gibi büyük bir olayın "ancak üç şartın aynı anda oluşmasıyla" gerçekleşebileceğine" dikkat çekmiştir. Bediüzzaman "PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET" sözleriyle bu şartlardan ikisini açıklamaktadır. "Saltanat" kavramı, 'güç ve yetki' ifade eden bir kelimedir. "KUVVET" kavramı ise 'istediği şeyi icra edebilme gücü yani yetki'yi tanımlamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın İslam Birliği'ni oluşturup bu birliğin manevi liderliğini üstleneceğini ve bunun sonucunda "hem maddi hem de manevi açıdan çok büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağını" bildirmiştir. Bediüzzaman'ın "PEK BÜYÜK" sözleri, Hz. Mehdi (as)'ın sahip olacağı bu kuvvet ve yetkinin çapının büyüklüğünü ifade etmektedir.

Böyle büyük bir saltanat ve kuvvetin ne Bediüzzaman ne de ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini; dolayısıyla kendisinin de 'Mehdi' olmadığını delillendirmiştir. Bediüzzaman ayrıca Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığında, bu özellikleriyle hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde tanınacağını hatırlatmıştır.

40- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN, 'İSLAM ALEMİ ÜZERİNDEKİ ZULMÜ ORTADAN KALDIRACAĞINI' BELİRTMİŞTİR, ANCAK BEDİÜZZAMAN YAŞADIĞI DÖNEMDE BÖYLE BİR OLAYA VESİLE OLMAMIŞTIR."

Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini (yer ile gök arasındaki alemi) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder (dindirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden  KADİR-İ ZÜLCELAL (herşeye muktedir olan Yüce Allah) HZ. MEHDİ (as) İLE DE, ALEM-İ İSLAM'IN (İslam aleminin) ZULÜMATINI (zulüm devrini, karanlığını) DAĞITABİLİR. VE VA'DETMİŞTİR VAADİNİ ELBETTE YAPACAKTIR. (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Kısım, s. 411-412)

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ve Bediüzzaman'ın açıklamalarında yer aldığı gibi, Celal ve Kudret sahibi olan Yüce Allah, Hz. Mehdi (as) ile dinsizlik ve zulüm devrini ortadan kaldıracaktır. Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi, Rabbimiz, 'yer ile gök arasındaki tüm alemi bulutlarla bir dakika içinde doldurup boşalttığı, bir saniyede denizin fırtınalarını durdurduğu ve bahar mevsiminde bir saatte yaz mevsiminin örneğini ve yazın da bir saatte kış fırtınasını yarattığı gibi', bu olayı da hemen gerçekleştirmeye Kadir'dir. Bediüzzaman, Allah'ın bu vaadinin hak olduğunu ve vaadini mutlaka gerçekleştireceğini ifade etmiştir.

Hz. Mehdi (as) Allah'ın izniyle İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı zulüm ve zorluklara son vermekle görevli kişi olacak ve çalışmalarıyla tüm dünya çapında etkili olacaktır.

Ancak böyle açık ve aleni olarak görülecek bir durum ne Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ne de şu ana kadar gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman'ın döneminde İslam alemi üzerinde bu zulüm devam etmekteydi; komünizm dahi henüz yıkılmamış durumdaydı. Müslümanlara yapılan zulüm ise tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşmekteydi. Çok yakın tarihe kadar dünyanın birçok yerinde Müslümanların en temel haklarının bile elinden alındığı, haksız yere öldürüldükleri bilinmektedir. Bosna'da, Keşmir'de, Moro'da, Endonezya'da, Çeçenistan'da, Filistin'de, Doğu Türkistan'da, Irak'ta, Afganistan'da ve daha pek çok bölgede Müslümanlar çok zorluk ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmışlardır. Birçoğunda da bu sıkıntılar halen devam etmektedir.

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde zulüm ve esaretin ortadan kaldırılması hiçbir şekilde söz konusu olmamıştır. Hatta Bediüzzaman'ın bizzat kendisi de, bu  şartlar  nedeniyle hayatının çok büyük bir bölümünü esaret altında geçirmiştir.

Bediüzzaman, İslam Dünyası'nın üzerindeki bu zulmü kaldıracak kişinin ancak kendisinden sonra gelecek olan Hz. Mehdi (as) olacağını belirtmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman, bu sözleriyle kendisinin 'Mehdi' olmadığını ve bu görevi yerine getirecek olanın ancak Hz. Mehdi (as) olduğunu açıkça ifade etmektedir.

41- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN 'BAŞKUMANDAN' VASFINA SAHİP OLACAĞINI BELİRTMİŞ; ANCAK KENDİSİ BÖYLE BİR VASIF TAŞIMAMIŞTIR."

... "BÜYÜK MEHDİ"NİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN VE DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER 'BÜYÜK MEHDİ'NİN BİR KISIM VAZİFELERİNİ BİR CİHETTE (bir açıdan) İCRA ETTİKLERİNİ (yerine getirdiklerini) ve ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE'Yİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in yolunu, Kuran ahlakını) VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYİ (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlerini) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İHYA İLE (yeniden canlandırma ile), İLAN VE İCRA İLE (herkese duyurarak ve uygulayarak),  BAŞKUMANDANLARI OLAN "BÜYÜK MEHDİ"NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ  gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir.) (Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 456)

Bediüzzaman ahir zamanda gelecek olan 'Büyük Mehdi'yi insanlara tanıtacak en önemli özelliklerinden bir diğerinin de, Hz. Mehdi (as)'ın "BAŞKUMANDANLIK" sıfatını taşıması olacağına belirtmiştir. Hz. Mehdi (as) bu vasfıyla tüm dünya Müslümanlarının manevi lideri konumunda olacak ve yeryüzünde adalet, barış ve huzuru yerleşik kılacaktır.

Bilindiği gibi Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı süre içerisinde dünya çapında tüm inananların 'Başkumandanı' olmuş değildir. Yine bu vasıfla Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği görevleri de hayata geçirmiş değildir.

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu konudaki açıklamaları da, yine kendisinin 'Mehdi' olmadığının, tüm dünyanın şahit olduğu bir delilini oluşturmaktadır.

42- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN TÜM DÜNYAYA 'ADALET VE HAKKANİYET' GETİRECEĞİNİ' VE 'TÜM İNSANLARIN HZ. MEHDİ (AS)'IN BU MÜKEMMEL ADALETİNE ŞAHİT OLACAĞINI' BİLDİRMİŞTİR. ANCAK BU DURUM BEDİÜZZAMAN'IN DÖNEMİNDE GERÇEKLEŞMEMİŞTİR."

... "BÜYÜK MEHDİ"NİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN VE DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER "BÜYÜK MEHDİ"NİN BİR KISIM VAZİFELERİNİ BİR CİHETTE (bir açıdan) İCRA ETTİKLERİNİ (yerine getirdiklerini) VE ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE'Yİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in yolunu, Kuran ahlakını) VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYİ (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlerini) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İHYA İLE (yeniden canlandırma ile), İLAN VE İCRA İLE (herkese duyurarak ve uygulayarak), BAŞKUMANDANLARI OLAN "BÜYÜK MEHDİ"NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir.) (Şualar, Beşinci Şua, on Dokuzuncu Mesele, s. 456)

Bediüzzaman bu sözünde Hz. Mehdi (as)'ın, başkumandanlık görevini üstlenerek tüm dünyaya "adalet ve hakkaniyet" getireceğini bildirmektedir. Hz. Mehdi (as)'ın dünya çapında vesile olacağı adaletin Allah'ın kesin bir vaadi olduğu Peygamberimiz (sav)'in çok sayıdaki sahih ve tevatür derecesindeki hadislerinde bildirilmektedir.*

Hadislerde belirtilen, bu adalet ve huzur ortamı çok geniş çaplı ve çok benzersiz olacaktır. Bediüzzaman da Hz. Mehdi (as)'ın "KEMAL-İ ADALETİ" ve "HAKKANİYETİ" sözleriyle, 'Hz. Mehdi (as)'ın adaletinin mükemmel vasıflarda olacağını' bildirmektedir.

Bediüzzaman "Başkumandanları olan 'Büyük Mehdi'nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini DÜNYAYA GÖSTERMELERİ" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın yüce adaletinin, haktan ve doğruluktan ayrılmayışının mükemmelliğine, aynı zamanda "BÜTÜN DÜNYANIN ŞAHİT OLACAĞINI" da ifade etmektedir. Tüm insanlar, bu mübarek zatı görüp tanıyacaklar, Allah'ın Yüce Adil isminin yeryüzündeki tecellilerini Hz. Mehdi (as)'da göreceklerdir. Hz. Mehdi (as)'ın büyük fikri mücadelesi neticesinde, belki de tüm dünyada ilk kez zulüm ve kargaşa tamamen son bulacak, dünya çapında barış, huzur ve adalet yerleşik kılınacaktır. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Allah'ın bu gelişmelerle Hz. Mehdi (as)'ı insanlara tanıtacağını bildirmektedir


Böyle bir adalet dünyada henüz mevcut değildir. Bediüzzaman döneminde de böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Hatta Bediüzzaman'ın bizzat kendisi onyıllar boyunca pek çok haksızlığa maruz kalmış, haksız yere eziyet görmüş, baskı altına alınmış, sürgün edilmiş, hapse atılmıştır. Kuran hakikatlerinin ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin gereği gibi yaşandığı dönem ise Allah'ın izniyle Hz. Mehdi (as) ile birlikte başlayacaktır.
İşte Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli vasfının da Bediüzzaman tarafından gerçekleştirilmemiş olması, Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığını kanıtlayan bir diğer önemli konudur.

*(Peygamberimiz (sav)'in Hz. Mehdi (as)'ın adaleti ile ilgili hadislerine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.)
http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/11966/HZ._MEHDI,_GORULMEMIS_BIR_ADALET_ANLAYISINA_SAHIP_OLACAKTIR
http://us2.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/17219/HZ._MEHDI_(as)_DONEMINDE_ADALET

43- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman Döneminde Hadislerde İşaret edildiği Şekilde "'HADİSAT-I AZİME GERÇEKLEŞMEMİŞ' VE MÜSLÜMANLAR ARASINDA 'BÜYÜK KUVVETTE BİR HAMİYET-İ ALİYE FEVERAN ETMEMİŞTİR'".

... Böyle bir cemaat-ı azime (Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukkades kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak HADİSAT-I AZİME (büyük olaylar) VÜCUDA GELİYOR (meydana geliyor). Elbette O KUVVET-İ AZİMEDEKİ (büyük kuvvetteki) BİR HAMİYET-İ ALİYE (yüce bir gayret) FEVERAN EDECEK (harekete geçecek) VE HAZRETİ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATE (gerçeğe) SEVK EDECEK. (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s. 473)

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde belirtildiğine göre ahir zamanda insanları hayrete düşürecek çok büyük olaylar meydana gelecek; Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışından önce, dünya genelinde kargaşa, anarşi ve terör artacak, açlık ve yokluk yaygınlaşacak, Müslümanlar büyük sıkıntılar yaşayacaklardır. Müslümanlara yöneltilen haksızlıklar, adaletsizlikler, zulüm ve baskılar çok şiddetli boyutlara ulaşacak, ancak Müslümanlar yaşanan bu şiddeti durdurmayı başaramayacaklardır.

İşte böyle bir ortamda Allah, Hz. Mehdi (as)'ı vesile ederek insanları içine düştükleri durumdan kurtarıp, onları kurtuluşa yöneltecektir. Bediüzzaman da "HADİSAT-I AZİME" sözleriyle bu gerçeği dile getirmiş, böyle büyük olayların meydana gelmesinin Hz. Mehdi (as)'ın gelişini haber veren önemli bir alamet olduğunu ifade etmiştir.

Bediüzzaman, ahir zamanda Müslümanların 'hamiyet' yani 'koruma duygularını' harekete geçirecek ve 'gayretlerini artıracak' büyük olaylar yaşanacağına dikkat çekmekte ve Hz. Mehdi (as)'ın Müslümanların önderliğini üstlenerek, onlara çözüm yolunu göstererek kurtuluşa ulaştıracağını açıklamaktadır.

Bediüzzaman "HAMİYET-İ ALİYE FEVERAN EDECEK" sözleriyle,  Hz. Mehdi (as)'ın  çıkışından  önce 'dünyanın dört bir yanındaki tüm Müslümanların hamiyet duygularının harekete geçeceği' çok zorlu bir ortam olacağına dikkat çekmektedir.

Bediüzzaman'a göre bu zorlu ortam, Müslümanların gayretini artıracak ve böylece Müslümanlar büyük bir manevi güç elde edeceklerdir. Bu ortam günümüzde yani ahir zamanda meydana gelmektedir. Dünyanın birçok yerinde Müslümanlara karşı oluşturulan zorlu ortamlar, uygulanan şiddet ve baskılar, yapılan haksızlıklar ve adaletsiz uygulamalar Müslümanlar arasında hamiyet duygusunu artırmakta ve bu da Müslümanları çözüm yolları aramaya sevk etmektedir. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın çıkışından önce gerçekleşecek olan bu durumu hatırlatmaktadır.

44- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN, 'MÜSLÜMANLARIN MANEVİ LİDERİ' VASFIYLA MÜSLÜMANLARI 'HAK YOLA VE HAKİKATE SEVK EDECEĞİNİ' SÖYLEMİŞTİR. ANCAK 'TÜM MÜSLÜMANLARIN HAK YOLA VE HAKİKATE SEVK EDİLMESİ' BEDİÜZZAMAN TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLMEMİŞTİR.

... Böyle bir cemaat-ı azime (Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukkades kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak HADİSAT-I AZİME (büyük olaylar) VÜCUDA GELİYOR (meydana geliyor). Elbette O KUVVET-İ AZİMEDEKİ (büyük kuvvetteki) BİR HAMİYET-İ ALİYE (yüce bir gayret) FEVERAN EDECEK (harekete geçecek) VE HAZRETİ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATE (gerçeğe) SEVK EDECEK. (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, s. 473)

Bediüzzaman bu sözüyle, Müslümanlarda oluşan İslam'ı koruma gayretinin artması sonucunda, Hz. Mehdi (as)'ın (Müslümanların manevi lideri vasfıyla) başa geçerek insanları "TARİK-I HAK VE HAKİKATE" yani "HAK YOLA VE GERÇEĞE" yönelteceğini bildirmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, hamiyet duygularının artmasıyla birlik olup büyük bir manevi güç elde edecek olan Müslümanların manevi lideri olacağını söylemektedir.

Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde, günümüzde olduğu gibi Müslümanlara karşı böyle büyük bir zulüm yapılmamış; tüm dünya Müslümanları da bu duruma karşılık hamiyet hisleriyle büyük bir manevi birlik oluşturmamış; Bediüzzaman da bu Müslüman toplumunun başına geçerek, onların manevi liderleri vasfıyla, Müslümanların zulümden kurtulmalarına vesile olmamıştır. Bu da Bediüzzaman'ın 'Mehdi' olmadığının çok önemli bir başka delilidir.

İnşaAllah günümüzde yaşanan tüm bu olaylar Hz. Mehdi (as)'ın çok kısa bir süre içinde ortaya çıkacağının ve Müslümanlara yapılan tüm zulümlere adaletle son vereceğinin çok önemli bir işaretidir.

45- Bediüzzaman 'Mehdi' Değildir, Çünkü Bediüzzaman "HZ. MEHDİ (AS)'IN, 'İSLAM DECCALİ OLAN SÜFYAN'IN ŞAHSI MANEVİSİ OLAN MÜNAFIKLIK AKIMINI FİKREN ETKİSİZ HALE GETİRECEĞİNİ' SÖYLEMİŞTİR. ANCAK BEDİÜZZAMAN BÖYLE BİR GELİŞMEYE VESİLE OLMAMIŞTIR."

Âhir Zaman'da, dinsizliğin iki cereyanı (akımı) kuvvet bulacak: Birisi: Nifak perdesi altında (inkarcı olduğu halde Müslüman gibi görünerek) Risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)'in elçiliğini ve yolunu) inkâr edecek, Süfyan namında (adında) müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın (münafık karakterli kimselerin) başına geçecek, Şeriat-ı İslâmiyenin (İslam dininin) tahribine (yıkılmasına) çalışacaktır. Ona karşı, ÂL-İ BEYT-İ NEBEVÎNİN SİLSİLE-İ NURANÎSİNE (Peygamberimiz (sav)'in nurani soyuna) BAĞLANAN EHL-İ VELÂYET (velilerin) VE EHL-İ KEMÂLİN (kamil iman sahiplerinin) BAŞINA GEÇECEK, ÂL-İ BEYTTEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) MUHAMMED MEHDÎ İSMİNDE BİR ZÂT-I NURANÎ (nurlu bir şahıs), O SÜFYANIN ŞAHS-I MÂNEVÎSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFIKANEYİ (münafıklık akımını) ÖLDÜRÜP (fikren yok edip) DAĞITACAKTIR. (Mektubat, on Beşinci Mektup, s. 53)

Bediüzzaman burada kullandığı, "O SÜFYANIN ŞAHSI MANEVİSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFIKANEYİ DAĞITACAKTIR" sözleriyle Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, ahir zamanda inkarcı felsefelerin yayılması için çaba harcayacak bir şahıs olduğu bildirilen 'Süfyan'dan bahsetmektedir. Bediüzzaman, 'Süfyan'ın özellikleri ve yürüteceği olumsuz faaliyetler hakkında çeşitli bilgiler vermiş ve Süfyan'ın fitnesinin, Hz. Mehdi (as)'ın fikri mücadelesi ile ortadan kaldırılacağını belirtmiştir.

Ahir zaman şahıslarından olan Süfyan'ın inkara dayalı fikir sistemi ve onu destekleyen münafıkane ruh haline sahip olan inkarcılar, hak dine ve samimi Müslümanlara karşı inkarı yaygınlaştırmak için bir mücadele yürüteceklerdir. Hz. Mehdi (as) Allah'ı inkar üzerine kurulmuş (Allah'ı tenzih ederiz) bütün felsefe ve teorileri tam anlamıyla susturacak; inkarcıların bu çabalarını fikri mücadelesiyle kesin olarak etkisiz hale getirecektir. Süfyan'ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı temizleyecek, İslam ahlakının yeniden canlandırılmasını ve dünya çapında yayılmasını sağlayacaktır. Kuran ahlakını ve iman esaslarını ilmi bir şekilde insanlara açıklayacak, müminlerin imanlarının güçlenmesine  vesile olacaktır.

Bediüzzaman döneminde ve Bediüzzaman'ın önderliğinde böyle bir başarı elde edilmemiş, İslam'a ve Müslümanlara karşı yürütülen fikri mücadele dünya çapında etkisiz hale getirilmemiş; Süfyan cereyanının tahribatı önlenerek, İslam dini dünya çapında yeniden canlandırılıp yerleşik kılınmamıştır.

Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini vurgulayarak, kendisinin 'Beklenen Ahir Zaman Mehdisi' olmadığını da ortaya koymaktadır.

 

35 / total 37
Harun Yahya'nın Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top