< <
6 / total: 10

Atatürk'ün İleri Görüşlülüğü

Atatürk’ün en önemli özelliklerinden biri, ileri görüşlülüğüdür. Başarılı bir komutan ve devlet adamı olarak ileriyi görme özelliğini kullanan Atatürk, o dönemde pek çok kişinin farkında olmadığı bazı gerçekleri sezmiş, hedeflerini ve tedbirlerini bunlara göre oluşturmuştur. “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır” sözü; onun ileri görüşlü bir lider olma özelliğini layıkıyla taşıdığının bir göstergesidir. Onun bu özelliği, pek çok yabancı devlet adamının da takdirini kazanmış, tarih boyunca, adından övgüyle söz edilmesini sağlamıştır.

ABD eski Başkanı John F. Kennedy’nin, Atatürk için söylediği şu sözler dikkat çekicidir:

“Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk Milletine ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk’ün ve Türkiye’nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir milletin kendisine olan güvenini daha başarı ile belirten bir başka örnek gösterilemez.” 1

Türk Milleti’nin Kurtuluşunu  Sağlayan Önsezi ve Eylemleri

Çanakkale Savaşı’nın sonunda Albay olan Büyük Önder’in,  taarruz gücünü kaybeden düşmanın çekilme niyetinde olduğunu keşfetmesi,  ve bütün cephede son ve kesin taarruzun yapılmasını istemesi, bu savaşın kazanılmasında çok önemli bir etkendir. Bu ve bunun gibi pek çok örnek, Milli Mücadele döneminde, Atatürk’ün ileri görüşlülüğü ile aldığı kararların hayati önem taşıdığını göstermektedir. Bu kararlar sayesinde Türk milleti, Atatürk’ün önderliğinde büyük zaferler kazanmıştır.

Atatürk’ün ileri görüşlülüğü, yalnızca Milli Mücadele döneminde yaşananlardan değil, mücadelenin öncesinde ve sonrasında gerçekleşen olaylardan da rahatlıkla anlaşılabilir.

Atatürk, Birinci Dünya Savaşı ile ilgili önsezileriyle, savaşın aleyhimizde sona ereceğini tahmin etmiş, bu nedenle Türk topraklarının kurtuluşu için alınacak tedbirleri düşünmüştür. O dönemde Atatürk, Suriye cephesinde, Yedinci Ordu Kumandanı’dır. Antep’e gitmekte olan  Ali Cenani Bey’e : “... Teşkilatlanın. Milli bir kuvvet meydana getirin, kendinizi savunun, ben istediğiniz silahı veririm” diyerek, alınacak önlemleri belirtmiştir.

Atatürk’ün ileri görüşlülüğünün bir diğer örneği ise, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vereceği yönündeki  açıklamalarıdır. Atatürk, 1932  yılında,  ünlü  Amerikan generali  Mac Arthur ile yaptığı görüşmede; dünyanın, özellikle de Avrupa devletlerinin her an bir savaşın içine girebileceğini belirtirken, “Almanlar kendilerini siyasi bir akıma kaptırırlarsa 1940-1945 yılları arasında savaşırlar. Bu savaş çok kanlı olur, ancak Amerika müdahele ederse biter, bu savaşın esas galibi ise Rusya olur” diyerek görüşünü bildirmiştir.

Söylediklerinin birer birer gerçekleşmiş olması, Atatürk’ün ne kadar iyi bir lider olduğunun göstergesidir. Çünkü o, yalnızca kendi ülkesinin değil tüm ülkelerin siyasi ve askeri durumunu analiz ederek bu sonuçlara ulaşmış; ileri görüşlü olmanın bir lider ve bir komutan için ne kadar önemli bir vasıf olduğunu bizlere göstermiştir. Bu görüşmedeki diğer konuşmalar da dikkat çekicidir:

“... Fransızlar artık güçlü bir orduyu kurmak yeteneğinden yoksundurlar. İngilizler bundan böyle adalarının  savunmaları için  Fransızlara güvenemezler. İtalyanlar savaşın dışında kalabilecek olsalar, savaş sonrası barışta önemli bir rol oynayabilirler. Ama, Musollini’ nin ihtirası yüzünden bunu yapamayacaklardır. Böylece Almanlar, İngiltere ve Rusya dışında bütün Avrupa’yı işgal edeceklerdir.” 2

Genç Cumhuriyet’in Karşılaşacağı Sorunları Öngörüp Tedbirini Alması

Atatürk, ileri görüşlülüğü ile Türkiye’nin gelecekte karşılaşabileceği sorunları görmüş, bu konuda Türk Milletine uyarılarda bulunmuştur. Bunun en güzel örneği, gençliğe seslendiği sözlerinde gizlidir. O, “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden önce Türkiye’nin geleceğine, kendi benliğine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmenin gerekliliği öğretilmelidir.”3 diyerek, bağımsızlığımıza göz dikenlerle mücadeleye girişmekten çekinmememiz gerektiğini vurgulamıştır. Atatürk, bu mücadelede, Türk gençliğinin nelere dikkat etmesi gerektiğini şu sözleriyle açıklamıştır:

“Bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

 

Atatürk’ün Rusya’nın Geleceğini Tahmin Etmesi

Bilindiği gibi, 1985 yılında Sovyetler Birliği’nde işbaşına gelen Gorbaçov’un başlattığı Glasnost (açıklık) ve Perestroika (yeniden yapılanma) politikalarının sonucunda, 70 yıl süren komünist sistem ve dolayısıyla da Sovyetler Birliği dağıldı. 1991 yılının Aralık ayında Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’nın “Bağımsız Devletler Topluluğu”nu kurduklarını açıklamalarıyla Sovyetler Birliği tarihe karışmış oldu.

Kuşkusuz ki, Sovyetler Birliği’nin dağılması 20. yüzyılın en önemli siyasi olaylarından biriydi. Çünkü Rusya Federasyonuyla birlikte, Sovyetler Birliği’ni oluşturan 14 Cumhuriyetin bağımsızlıklarını ilan etmesi, Orta Asya, Kafkasya ve Doğu Avrupa’daki bölgesel dengeleri de farklı boyutlara taşıdı. Burada bizleri en çok ilgilendiren nokta, bağımsızlıklarına kavuşan Cumhuriyetlerden beşinin Türk olması idi. Orta Asya haritasında yer alan bu Türk devletlerinin, petrol-doğal gaz gibi yeraltı zenginliklerine sahip olması, Avrasya adı verilen ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeyi önemli bir konuma getirdi.

Türkiye’nin, Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Akdeniz bölgelerinin kesişme çizgilerinin tam ortasında, mihver durumunda olması, Avrupa devletlerinin ve tüm dünyanın dikkatinin Türkiye üzerinde toplanmasına yol açtı. Bu durumda yapılması gereken, tüm dünya ülkeleri ile dostane ilişkiler kurmak ve jeopolitik konumumuzun sonuçlarını lehimize kullanmaktır.

Burada ilginç olan, 1936 yılında, henüz II. Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken, Atatürk’ün Çankaya’daki akşam yemeklerinden birinde, Rusya’nın gelecekteki konumuyla ilgili olarak söylediği şu sözlerdir:

"Biraz sabredin…Yurtta Sulh, Cihan’da Sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider. Ama ondan sonraki nesil Rusya’yı 60 parçaya böler…”

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.” 4

Yakın dönemde yaşanan bu gerçekleri ve Türkiye’nin 21.Yüzyıl’da Avrasya için bir kilit ülke konumunda olacağını öngörmesi, Atatürk’ün bu üstün özelliğinin bir kanıtıdır.

Atatürk 1933 yılında şu sözleri söylediğinde, bunların gerçekleşebileceğine kuşkusuz kimse ihtimal vermezdi. Ancak Büyük Önder kişiliğine yansımış ileri görüşlülüğü ile, düşüncelerini şöyle dile getirmiştir:

“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlığa ve hürriyete kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, manileri yenecek ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır” 5

Ataturk
“Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkanlarına kavuştururlar.”
K. Atatürk

Türk Birliği’nin Korunması

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz
Savaşları'nda 215 okkalık (275 kg) 
top mermisini sırtında taşıyan er Seyit.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev

Orta Asya’da, 1990’lardan itibaren ortaya çıkan yeni tablo, Türkiye’ye çok önemli ve yeni bir stratejik kapı açtığı gibi, 21. yüzyıl için çok ciddi bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Yetmiş yıl süren baskının ardından komünizmin çökmesiyle, Orta Asya bozkırlarında esmeye başlayan bağımsızlık rüzgarları, Türk Dünyası’nı birlik ve beraberliğe, bir dünya gücü olmaya doğru yönlendirmektedir.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in 28 Eylül 1991’de, İstanbul’da yaptığı konuşma, Türki Cumhuriyetler’in bu beklentisini ve geleceğe yönelik umutlarını yansıtması bakımından son derece önemlidir:

“Ancak bahar sellerini ne kadar engellemeye, önüne bentler çekmeye çalışırsanız çalışın, su yine de kendi yolunu açacaktır. İşte tarih nehri ile de aynısı olmuş ve ‘soğuk savaş’ engelini yıkan tarih, insanlık kanunlarıyla belirlenen esas yatağına dönmüştür... Halklarımız arasında karşılıklı anlayış ve güven duygusu oluştu. Dostluk, etkili bir işbirliğinin en güvenilir garantisidir. Bu durum bizi umutlandırıyor.” 6

Türkiye’nin sahip olduğu stratejik miras, 21. yüzyılda, Türk Milletini lider ülkeler sıralamasında ilk sıralara yerleştirecek olan son derece köklü ve şanlı bir mirastır. Tarihsel ve güncel gerçekler, istenilirse ve azmedilirse, Türk’ün dünya liderliğine ulaşmasının mümkün olduğunu göstermektedir.

Bu noktadan hareketle, Türk Birliği’ne doğru atılan bu adımların, Atatürk’ün söylediği şu sözler ile bağdaştığını görmemek imkansızdır:

“Ben herşeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle  öleceğim. Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” 7

Tanıklar Mustafa Kemal’i Anlatıyor;

- 1935’te Amerikalı bir gazeteci sorar:

“Savaş çıktığı takdirde Amerika tarafsızlık siyasetini koruyabilecek mi?

“İmkanı yok, dedi, imkanı yok. Eğer  savaş çıkarsa, Amerika’nın milletler topluluğunda işgal ettiği yüksek durumu herhalde etkili olacaktır. Coğrafi durumu ne olursa olsun, milletler birbirlerine birçok bağlarla bağlıdırlar.

Atatürk dünyadaki milletleri bir apartmanda oturanlar gibi görüyordu. ABD bu apartmanın en üst lüks katında oturmaktadır. Eğer apartman oturanların bazıları tarafından ateşe verilirse, diğerlerinin yangından kurtulma şansı yoktur. Savaş için de aynı şey olabilir. ABD’nin bundan uzak kalmasına imkan yoktur.”

Atatürk şu sözleri ilave etti;

“ Bundan başka, Amerika büyük ve kuvvetli ve dünyanın her yerinde ilişiği olan bir devlet olduğundan, kendisinin siyaset ve ekonomi yönünden ikinci basamaktaki bir duruma düşmesine hiçbir zaman izin veremez.” 8

Başarılı olan bir öğrenciye verilecek ödül üzerine, Atatürk, “Bu öğrenci takdir edilmelidir!” demişti.

Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey:

- Bir takdirname verelim Paşam.

- Takdirname neyi ifade eder?

- Avrupa’ya gönderelim.

Atatürk:

- Reşit Galip Bey, artık Avrupa çökmüştür. Onu yepyeni bir ruh ve zihniyetin hakim olduğu Amerika’ya göndereceksiniz! 9

Havacılık, Modern Ziraat Gibi Konuların Gerekliliğini  Önceden Tespit Etmesi

Atatürk, uçakların henüz savaşlarda kullanılmasının bile mümkün olmadığı günlerde, Fransa’da Abidin Daver’e uçaklarla ilgili olarak şunları söylemiştir: 

“Tayyareler gün gelecek savaşlarda önemli roller oynayacaktır.” 10

Bu söz, Abidin Daver’in hiç aklına yatmamıştı. Çünkü bu sözün söylendiği 1900’lü yıllarda, uçakların savaşta kullanılması akıllara bile gelmiyordu.

1930’larda da, havacılığa önem ve değer verilmesi gerektiğini düşünerek, “İstikbal Göklerdedir” diyen Büyük Atatürk, havacılığın bir spor dalı olarak benimsenmesi ve Türk gençleri arasında yaygınlaşmasını yürekten arzulamıştır.

Atatürk, “Türk Kuşu”nun kuruluş çalışmalarındaki gibi, havacılıkla ilgili diğer girişimlerde de verdiği direktiflerle başrolü oynamıştır. Dahası, havacılığı, büyük bir ilgiyle ve yürekten destekleyen Atatürk, manevi kızı Sabiha Gökçen’i de bu konuda teşvik etmiştir. Sabiha Gökçen, hem sivil hem de askeri havacılık alanında, uluslararası bir üne ve değere sahip bir havacımız olmuştur.

Ataturk
“İstikbal Göklerdedir!”
K. Atatürk

Dönemin Ekonomik Şartlarını İyi Tespit Ederek
Geleceğe Yönelik Tedbirler Alması

Atatürk ve Afet İnal
Afet İnan’la birlikte Yeşilköy’de askeri uçakları incelerken

Tam bağımsızlık için gerekli olan kural, milli egemenliğin sağlanmasıdır. Atatürk’e göre bu hedefler, yalnızca kağıt üzerindeki prensiplerle, kanun maddeleriyle ve hırslarla, arzularla elde edilemez. Bu hedefleri tam olarak gerçekleştirebilmek için en kuvvetli temellerden biri ekonomidir.

Atatürk’e göre siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılamazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz; kısa zamanda sönerler. Bu nedenle, parlak zaferlerimizin sağladığı ve sağlamaya devam edeceği faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin oluşturulması, güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerekir. Bu nedenle Atatürk daha önce bahsettiğimiz gibi, ekonomi alanında kalıcı birçok devrim yapmış ve bunları hiç vakit kaybetmeden uygulamaya koymuştur.

Atatürk, bir konuşmasında, ekonominin bir ülkenin yönetimi için ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle vurguluyordu:

“Ekonomi demek herşey demektir. Yaşamak için, mutlu olmak için, insanın varlığı için ne gerekiyorsa bunların hepsi demektir.” 11

Kemal Atatürk, ekonomik başarılara imza atmanın yolunun, genç kuşakların en iyi şekilde yetiştirilmesinden geçtiğini de şu sözleriyle dile getirmiştir:

“Bu durumda, çocuklarımızı buna uygun şekilde eğitmeliyiz, onlara buna uygun ilim ve irfan vermeliyiz ki, ticaret dünyasında, tarımda, sanatta ve bütün sahalarda verimli, etkili bir çalışma içinde olsunlar. .... Eğitim programımızın, gerek ilköğretimde, gerek ortaöğrenimde verilecek tüm bilgileri bu anlayışa uygun olmalıdır.” 12

Atatürk’ün ekonomiye bakışını ve milli endüstrileşme adımlarını kendi öz kaynaklarımızla başlatmamız gerektiğini örneklendiren bir diğer girişim de, Sümerbank (1933) ve Etibank’ın (1935) kuruluş kanunlarına, devlete ait sermayenin ileride halka satılacağına ilişkin bir hüküm konulmasıdır. Atatürk’ün, sınai mülkiyetin halka yayılmasını istediğinin en belirgin göstergesi de, İş Bankası’nın halka sunulan hisselerinden satın almasıdır. 

Savaş Uçakları
“Tayyareler gün gelecek savaşlarda önemli
roller oynayacaktır.”
K. Atatürk

Ekonomi alanında, ilk olarak üzerinde durmamız gereken konu, I. İktisat Kongresi’nin, daha Lozan Antlaşması sonuçlanmadan yapılmış olmasıdır. İzmir’de, 17 Şubat 1923’te toplanan İktisat Kongresi’nin açılış konuşmasında, Atatürk, Osmanlı devletinin çöküşüne neden olan ekonomi anlayışını ve kapitülasyonların gelişimini örnekleri ile anlatmış, şu konular üzerinde önemle durmuştur;

“Siyasî ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik başarılarla taçlandırılamazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz ve az zamanda söner.” .... Bir devlet ki, vatandaşlarına koyduğu bir vergiyi yabancılara koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için resmi işlemleri ve diğer işlemleri yapma hakkından yasaklanır, bir devlet ki yabancılar üzerinde yargı yetkisinden yoksundur, o devlete bağımsız denemez .... Osmanlı ülkesi yabancıların sömürgesinden başka bir şey değildi.” 13

“...Zannedilmesin ki, yabancı sermayeye düşmanız, hayır bizim ülkemiz geniştir. Çok emeğe ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza uymak kaydıyla yabancı sermayeye gereken güvenceyi vermeye her zaman hazırız. Yabancı sermaye bizim emeğimize eklensin ve bizim ile onlar için faydalı sonuçlar versin. Fakat eskisi gibi değil.” 14

Atatürk ve Tarım

Atatürk, bu konuşma ile kurulması planlanan yeni Türk Devletinin izleyeceği ekonomi politikasını belirlemiştir. Atatürk’ün ekonomi politikamızın ana prensibi olarak gördüğü en önemli konulardan biri de, köylünün çalışmasının sonuçlarını kendi yararına en yüksek düzeye çıkarması olarak belirlemiştir. Bu nedenle, hem çiftçinin çalışmasını ve verimini arttıracak bilgilendirmenin, araç ve teknik aletlerin tamamlanması, hem de bu çalışmalardan doğacak sonuçla en fazla faydayı sağlayacak ekonomik tedbirlerin alınması için çalışmak gerekliydi. Yolların ve modern taşıma araçlarının bulunmaması, yapılan değişikliklerin çiftçinin aleyhine olması ve uygulamaya konulan kanunların çiftçiyi korumaması gibi engellerin ortadan kaldırılması şarttı. Bu konuyla ilgili olarak Atatürk şunları söylemiştir:

“Eğer milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık.

Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki emeklerini asrî, iktisadî tedbirlerle azamî haddine çıkarmalıyız. Köylünün çalışmalarının netice ve semeresini kendi menfaati lehine azamî haddine yükseltmek, iktisadî siyasetimizin temel taşıdır. 

Onun için, bir yandan çiftçinin emeğini artıracak ve semereli kılacak bilgi, vasıta ve fennî aletlerin kullanma ve yapılmasına, öte yandan onun çalışmalarının neticelerinden azamî derecede faydalanmasını temin edecek iktisadî tedbirlerin alınmasına çalışmak lâzımdır.

Millî ekonominin temeli ziraattir. Bunun içindir ki, ziraatte kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır.

Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını yeni ekonomik tedbirlerle son hadde eriştirmeliyiz. Köylünün çalışmasının neticeleri ve verimleri kendi menfaati lehine son hadde çıkarmak ekonomik siyasetimizin temel ruhudur.15

Dipnotlar

       1         "Atatürk'le Övünüyorum”, Hürriyet, 10 Kasım 1963
2         www.tekadam.8k.com/15.html
3         Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1922,  s. 224
4         www.geocities.com/mxez/kehanet4.htm
5         www.gazi.edu.tr/ataturk/sozler.htm
6         Doç. Dr. Ramazan Özey, Türk Dünyası, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Aralık 1996, s.60
7         Atatürk'ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143
8         Feridun Kandemir, Yakın Tarihimiz Yayınları, 2. cilt,s.118
9         Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte Fıkralarla Atatürk, s.707
10       www.geocities.com/mxez/kehanet4.htm
11       http://e-okul.kolayweb.com/ataturk/dusunce.htm
12       a.g.e
13       a.g.e
14       a.g.e
15       a.g.e

 

6 / total 10
Harun Yahya'nın Atatürk Ansiklopedisi 2.Cilt kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top