< <
1 / total: 13

Önsöz

Bu kitabın konusu, insan vücudunun ve tüm bitki ve hayvan türlerinin yapıtaşı olan hücredir. Çoğu kişinin gözünde bu konu biyolojinin ya da kısmen kimyanın ilgi alanına girer. Buna göre, insan hücresi ile ilgili bir kitap, ancak bir biyoloji ya da kimya kitabı olmalıdır. Oysa elinizde tuttuğunuz kitap kesinlikle bir kimya ya da biyoloji kitabı değildir. Amaç, okuyucunun konu hakkındaki bilimsel birikimini artırmak, ona biyolojik detaylar öğretmek de değildir. Çünkü hücre hakkındaki biyoloji bilgisini artırmak insana tek başına fazla bir şey kazandırmaz. Bu bilgiler zaten okullarda öğrencilere aktarılır, ama çoğu bunları çok kısa sürede bir daha hatırlamamak üzere unutur. Bunun nedeni, okullarda öğrencilere verilen bu tür bilgilerin tamamen yanlış bir mantık örgüsü içinde sunulmasıdır.

Aslında bu yanlış mantık, genç insana hayatının başlangıcından itibaren aşılanmaya başlanır. Küçük çocuk dünyayı gözlemlemeye başlar başlamaz etrafındaki şeylere şaşırır ve sorular sorar. Örneğin Güneş’e bakar, şaşırır ve sorar: Nasıl olmaktadır da böylesine büyük bir ateş topu havada durmakta ve insanlar için en uygun olan mesafeden, en uygun miktarda ısı ve ışığı vermektedir? Onu oraya kim, nasıl ve niçin koymuştur.

Ancak çocuk büyük olasılıkla bu ve benzeri sorularına şöyle bir cevap alacaktır: Güneş binlerce yıldır orada durmaktadır, bu son derece normal bir şeydir. Ayrıca onu oraya kimse koymamıştır. Büyük bir patlama sonucu sözde "tesadüfen" bulunduğu yere yerleşmiş, Dünya da yine sözde "tesadüfen" insan yaşamı için ideal bir mesafede oluşmuştur.

Oysa bu soruların doğru cevabı; Güneş’in insanlara ısı ve ışık vermesi, Yüce Allah'ın sınırsız bilgisinin ve kusursuz yaratışının bir yansımasıdır olmalıdır. Eğer Allah dilemese, Güneş olmazdı ve biz de Dünya üzerinde yaşam sürdüremezdik. Ya da Güneş Dünya’ya daha uzak veya yakın olurdu da yine yaşama ihtimalimiz olmazdı. Güneş, etrafımızdaki herşey gibi Allah'ın bir mucizesi ve rahmetidir. O'nu sürekli hatırda tutmamıza ve O'na şükretmemize aracı olmalıdır.

Ama az önce belirttiğimiz gibi çocuk genellikle bu cevabı almaz, ilk söylediğimiz geçiştirme ile uyutulur. Önüne çıkan her olayda sürekli bu mantıkla karşılaşır ve sonuçta o da hiçbir şeye hayret etmemeyi ve hiçbir şeyin olağanüstülüğünü fark etmemeyi öğrenir. Bir meyveyi ilk kez yediğinde nasıl olup da ağaçların insanlara böyle faydalı ve güzel şeyler sunduklarını sorar. Büyük ihtimalle aynı cevabı alır: Ağaçlar milyonlarca yıldır meyve yapıyorlar. Bu normal bir şeydir, şaşılacak bir yanı yoktur.

İşte bu şekilde duyarsızlaştırılan çocuk, asıl eğitimini ise okulda alır. Okuldaki, hayat bilgisi, ya da biraz daha büyüdüğünde fizik, kimya, biyoloji gibi derslerinde, varlıkların ve olayların, tek taraflı olarak anlatılan sözde "bilimsel açıklama"larını öğrenir. Derslerde insan vücudunu ya da tabiatı tanır, ama yine bunların kesinlikle normal bir şey olduğuna, mucizevi olmadıklarına inandırılır. Sorulması gereken sorular asla sordurulmaz. Bu nasıl olmuş, buradaki aklın kaynağı nedir, nasıl olur da böyle bir denge olabilir, gibi soruları hiç sormamayı öğrenir. Örneğin ağaçların nasıl meyve oluşturduklarının biyolojik detaylarını öğrenir; fotosentezle ya da bitki yapısıyla ilgili bilgiler anlatılır. Ancak tüm bunlar yapılırken yine, "Nasıl olur da bir tahta parçasının içinden insanın damağına ve sağlığına uygun, dünyanın en güzel ambalajına sahip mükemmel gıdalar çıkar?"; "Bu durum ağacın da insanın da aynı akıl sahibi tarafından yaratıldığının, ağacın insana meyve vermek için özellikle yaratıldığının göstergesi değil midir?" gibi sorular sormaz. Varlıkların amaçları üzerinde düşünmez. Tek yaptığı, varlıkların mahiyeti hakkında daha fazla bilgi yüklenmektir. İnsana hiçbir şey vermeyen, kalbine ve ruhuna hiçbir olumlu etkide bulunmayan, kuru bilgiler, isimler...

Bu sayede var olan yaratılış mucizelerine karşı duyarlılığını yitirir. Hiçbir şeye hayret etmemeyi, kendini görür zanneden bir kör olmayı öğrenir. Artık daha büyük bazı telkinleri de kabul etmeye hazır bir hale gelmiştir. İşte bu noktada, eğitimin son halkası olan "evrim teorisi" devreye girer.

Çünkü, etrafını saran tüm mucizelere ve olağanüstü gerçeklere gözleri kapalı hale gelmiş, duyarsızlaşmış olan genç insan, yalnızca tek bir sorunun cevabını vermekte zorlanmaktadır: Tüm bu canlılar ilk olarak nasıl var oldular? İşte evrim bu noktada herşeyin sözde "tesadüfen" var olduğu gibi akıl almaz bir safsatayı bilimsellik kılıfı ile ona sunar.

Evrimin aldatmacaları ile kandırılan bu genç insan bundan böyle hayatının geri kalan kısmını, yalnızca bencil tutkularını tatmin etmek, hiç düşünmeden yiyip içmek peşinde rahatlıkla geçirebilir. Çünkü, o ana kadar hala kendisini sıkıp huzursuz eden vicdanının son kırıntılarını da böylelikle kalbinden söküp atmıştır. Ölüm onu bu durumdayken aniden yakalayıverdiği ve cehenneme yüzüstü atıldığı zaman ise dünyaya geri dönmek ve iman edenlerden olmak için yalvarır. Ama ona, "Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik miş Sizi uyarıp-korkutan da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur" (Fatır Suresi, 37) cevabı verilir.

İşte bu nedenle, insana düşen, ayette söylendiği gibi kendisine tanınmış süre içinde öğüt alıp düşünmektir. Bu sürenin ne zaman sona ereceğini bilmediği için de kaybedecek bir an bile vakti yoktur. İnsan, kendisinin ve etrafındaki nesnelerin nasıl yaratıldığını düşünmek, bu sayede Allah'ı tanımak ve O'nun gücünü takdir etmeye çalışmak için yaratılmıştır. Dünyadaki hayatının temel amacı budur.

Bu kitabın amacı da, bu öğüt alıp düşünme çabasına yardımcı olabilmektir. Az önce okullarda öğretilen kuru bilgilerin insanların beyinlerini uyuşturduğunu, çünkü bu yolla sorulması gereken soruların asla sordurulmadığını söylemiştik. İlerleyen sayfalarda, bazı teknik bilgileri de inceleyeceğiz ama aynı anda sorulması gerekli soruları soracak, olayların ardındaki hikmetleri bulmaya çalışacağız.

Akıllı Tasarım Yani Yaratılış

Allah'ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur.

Kitap boyunca yer yer kullanılan 'tasarım' ifadesinin doğru anlaşılması önemlidir. Allah'ın kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimiz’in önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’ın yaratmak için herhangi bir 'tasarım' yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın, bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, onun olması için yalnızca "Ol" demesi yeterlidir. Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

 

1 / total 13
Harun Yahya'nın Hücredeki Mucize kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top