Dnevnik gazetesi, Bulgaristan, 20 Kasım 2008

 
Laik Türkiye’de sanat ve felsefe eğitimi aldınız. Sonra nasıl oldu da, hayatınızı Darwinizm'in yok edilmesine adadınız?
 
Çocukluğumdan beri savaşlar, insanların kan dökmesi çok dikkatimi çekiyordu. Bu kargaşa, bu savaşlar başıboş olmaz diye düşünüyordum. Normalde kimse savaşı istemez, kimse böyle birşey yapmaz, ama insanlar sürekli birbirleriyle savaşıyorlar. Bunu araştırmam gerektiğini düşündüm. Lisenin son yıllarıydı. İncelediğimde Darwinizmle karşılaştım. Bir de tabi ateist siyonizmin ve masonluğun, Darwinizmi ve materyalizmi yaymak için büyük çaba gösterdiğini gördüm. Bu üçü benim için ilmi mücadelede hedef haline geldi. Fikri, bilimsel, teknik yönden bunları eleştiren, gerçek yüzlerini ortaya koyan kültürel çalışmalar yapmaya yöneldim. Çünkü küfrün ve dinsizliğin insanlığa verdiği acı ve onların yaptığı zulmü görmem beni çok etkiliyordu. Hiç vakit kaybetmeden, çok süratle hareket etmem gerektiğini anladım ve bu ilmi mücadeleye başladım, halen de devam ediyorum, bu yanlış düşünce tamamen yeryüzünden silininceye kadar da Allah’ın izniyle devam edeceğim.
 
Sizin fikirlerinizle Batıda yayılan Akıllı Tasarım teorisi arasında bir ilişki var mı?

Akıllı tasarım düşüncesini ve ifadesini ben o kadar dürüstçe bulmuyorum. Yani, bunların hiçbiri tesadüfen olmadı, bunları var eden bir akıl vardır deyip bu üstün aklın Yüce Allah olduğunu açıkça söylememeyi makul bulmuyorum. Allah'ın varlığı, yaratışı çok açık. Bunu gizlemeye, üstünü kapamaya çalışmanın bir manası ve mantığı yok. 
 
Birçok insan sadece maymun akrabası olarak düşünülmeyi aşağıladığı için Darwinizmden hoşlanmaz. Halbuki milyonlarca yıl önceki birçok türün arasında, en gençlerinin hominid fosilleri olduğu gerçeğini nasıl açıklıyorsunuz?
 
Bir kere, Darwinizm'in geçersiz olmasının sebebi sadece insanların maymunlarla sözde ortak bir ataya sahip oldukları iddiasının değil, tüm iddialarının yalan olması. Bütün iddialarının bilimsel olarak yalanlanması. Özellikle fosil kayıtları baştan sona Darwinizm'e öldürücü bir darbe vuruyor. Darwin'in kendisi Türlerin Kökeni kitabında "Teorinin Zorlukları" diye bölüm yazıyor ve bu bölümde teorisinin fosil kayıtları karşısında büyük bir açmaz içinde olduğunu itiraf ediyor. "Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?" diyor ve ekliyor, "Bu, benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır." Yani Darwin'in kendisi de aslında durumun farkında. Ama Darwin bu sorunu gelecek nesillere devrediyor, ilerleyen yıllarda teoriyi destekleyecek fosillerin bulunacağını vaad ediyor. Ancak Darwin'in vaadi boşa çıktı. 150 yıldır evrimciler dünyanın dört bir yanını delik deşik ettiler. 100 milyon fosil örneği var kazılarda ortaya çıkarılmış. İçlerinde bir tane bile evrimi gösteren fosil yok. Bakın, on bin değil, yüz bin değil, yüz milyon fosil ve bunlardan tek biri bile evrimi göstermiyor. O zaman evrim diye birşeyden bahsetmek mümkün değil. Canlıların birbirlerinden türediklerini, aşama aşama geliştiklerini söylemek mümkün değil. Tek bir gerçeği gösteriyor bu fosiller, o da canlıların yaratıldığını.

Fikirleriniz açıkça geleneksel din anlayışıyla aynı çizgide. Bu sizin sosyal din düzeninin dönüşünü desteklediğiniz anlamına mı geliyor?
 
İnsanlar din ahlakının nasıl bir ortam sunduğunu tam olarak bilemiyor, bu bilgi eksikliğinden dolayı da yanlış düşüncelere, ön yargılara kapılıyor olabilirler. Halbuki, Allah'a inanmak, din ahlakını yaşamak insanlar için büyük bir konfor ve rahatlıktır. İnsanların hayatını güzelleştiren, zenginleştiren, rahatlatan bir nimettir. Din ahlakı demek, sevgi demektir. Merhamet demek, affedici olmak demek, fedakar olmak demektir. Karşındaki insanı kendinden daha çok düşünmek ve korumak demektir. Mütevazı olmak demektir. İhtiyaç içinde olanı kollamak demektir. Din ahlakının olmadığı bir ortam insanlar için çok ciddi bir mutsuzluk kaynağıdır. Din ahlakı yoksa, bencillik vardır, acımasızlık vardır, sevgisizlik vardır. Neden insanların yüzleri gülmüyor, bunu iyi düşünmek lazım. Neden insanlar güzelliklerden gereği gibi zevk alamıyor, kendilerini, çevrelerini, hayatlarını daha güzelleştirmek için gayret etmek yerine bezgin ve bıkmış bir hayatı tercih ediyor? Bunların hepsinin sebebi din ahlakının tam yaşanmaması. Oysa din ahlakı yaşansa, Allah'ın izniyle, cennet benzeri bir ortam olur. Ben de tabi insanların mutlu olmasını, güzel olmasını, güzellik içinde yaşamalarını istiyorum. Bunun gerçekleşmesi için de gayret gösteriyorum.

Politik İslam Türkiye’de önde gidiyor. Siz de. Bu iki eğilim arasındaki köprü nerede?

Türk milleti genel olarak muhafazakar bir toplumdur, milli ve manevi değerlerine bağlıdır. Ama tabi özellikle son 20-30 yılda bu bağlılık daha da güçlendi, bu açıkça görülüyor. 1970'lerde örneğin, Türkiye'de Darwinizm'e inananların oranı çok yüksekti, neredeyse halkın %70-80'i Darwinizm'e inanıyordu. Bugün ise Türkiye yaratılışa inananların sayısı %90 olarak dünyada evrime en az inanılan ülkelerden biri. Bu çok önemli, halkımız gerçeği görmüş ve kavramış. Tabi bunda yaptığımız kültürel çalışmaların çok büyük etkisi oldu. Binden fazla konferans düzenlendi, kitaplar yayınlandı, belgesel çalışmaları yapıldı. Geniş çaplı bir bilinçlendirme kampanyası oldu ve çok da güzel netice verdi. Bu çalışmalar önümüzdeki dönemde etkisini daha da çok gösterecektir. Türk halkı hiçbir zaman materyalist sol düşünceden yana olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.
 
Darwinizmi, komünizmin ve faşizmin kaynağı için temel nedenlerden biri olarak değerlendiriyorsunuz. Laiklik zararlı bir fikir için apriori anlamına mı geliyor?
 
Komünizm ve faşizmin Darwinizm kaynaklı olduğunu ben söylemiyorum, bunu bizzat Marks kendisi söylüyor, Hitler kendisi açıklıyor, Mao talebelerine anlatıyor. Komünist ve faşist liderlerin eserlerini incelediğinizde, hayatlarını araştırdığınızda bunu kolaylıkla görebilirsiniz. Bu çok bilinen, açık bir gerçektir. Mesela Marks, Engels'e yazdığı bir mektupta Darwin'in Türlerin Kökeni kitabı için, "bizim görüşlerimizin tabii tarih temelini içeren kitap budur işte" der. Rus komünizminin öncüsü Georgi Valentinovich Plekhanov "Marxizm, Darwinizm'in sosyal bilimlere uygulanmasıdır" diyerek bu konuda en özet yorumu yapmıştır. Benzer bir durum faşizm için de geçerlidir. Hitler kitabı Kavgam'ın adını, Darwin'in iddia ettiği yaşam mücadelesi yanılgısından esinlenerek belirlemiştir. Hitler de aynı Darwin gibi, Avrupalı olmayan ırkları maymunlarla aynı statüye koyuyor, "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" diyordu. Sekülarizmden kastınız laiklik ise, ben laikliğin şart olduğuna inanan bir insanım. Laikliğin hem dindarlar hem de inanmayanlar için büyük bir konfor olduğunu ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Laiklik tam anlamıyla doğru olarak uygulandığında, dindarlar dinlerini çok rahat yaşarlar, dindar olmayanlar düşüncelerini çok rahat açıklarlar. Tamamen bir açıklık ortamı olur, ki bu da istenilen güzel bir sistemdir.
 
Birçok teorisyen terörü dine bağlıyor. Siz tam tersini ifade ediyorsunuz- tüm teröristler Darwinist ya da en azından ateistlerdir. Bunlardan hangisi doğru?
 
Terör kökeninde, insanları insan olarak görmeyen, adeta bir tür hayvan olarak değerlendiren, acımasızlığı öven, güçlü olanın zalimce güçsüz olanı ezmesi gerektiğini savunan Darwinizm vardır. Dindar bir insanın şiddete başvurması mümkün değildir. Bir insan şiddete başvuruyorsa, mazlumları, kadınları, çocukları, sivilleri hedef alıyorsa, kargaşa ve anarşi meydana getiriyorsa bu insan hangi toplumda yaşıyor olursa olsun, hangi dinden olursa olsun Darwinist eğitimden geçmiş, Darwinizm'in yalanlarını benimsemiş bir insandır. Aksi mümkün değildir.
 
Gelecek sene dünya "Türlerin Kökeni"nin 150. yılını kutlayacak. Bu yıldönümünü siz nasıl kutlayacaksınız?
 
Önümüzdeki yıl Allah'ın izniyle Darwinizm'in tam anlamıyla tarihin tozlu raflarına kaldırılışının kutlaması olacak. Yaratılış Atlası Avrupa'ya ulaşmaya başladıktan sonra Avrupa büyük bir kültürel değişim yaşamaya başladı. Bu değişimi anketler net olarak ortaya koyuyor. Daha önceleri evrime inanan, Darwinizm'i savunan Avrupalıların büyük çoğunluğu artık Darwinizm'e inanmadığını söylüyor. Ben bunu, Yaratılış Atlası ilk Avrupa'ya gönderilmeye başlandığında söylemiştim, "Önümüzdeki yıl Avrupalılara sorulsun, hepsi gerçeği görmeye başladıklarını söyleyecekler" demiştim. Gerçekten de bu şekilde oldu. Bakın size bir iki örnek vereyim: Fransa'da bilim sitesi Science Actualités'in internet üzerinden yaptığı ankette, evrime inananların oranı %5 iken, Yaratılışa inananların oranının %92 olduğu görüldü. Almanya’nın en önemli gazetelerinden Die Welt gazetesinin internet sitesinde yaratılış konulu bir anket düzenledi. Ankette sorulan “Size göre yaşam nasıl oluştu?” sorusuna katılımcıların %86’sı ” Allah yarattı” şeklinde cevap verdi. Danimarka'nın yüksek tirajlı günlük yayınlarından Ekstra Bladet gazetesinin internet sitesinde yer verdiği ankette; "İnsanların Maymundan Geldiğini Düşünüyor musunuz?" sorusuna, Danimarka halkının %88’i "Hayır" dedi.

Şimdiye kadar 250'den fazla kitap yayınladınız. Bu kadar verimli olmayı nasıl başarıyorsunuz?

Gerçekten bu kitaplar ekip çalışması olmadan yapılamaz. Mümkün değil, ben de yapmam. İnsanlar zannediyorlar ki, ben araştırmaları tek tek kendim yapıyorum, örneğin kafataslarını tek tek ben buluyorum, fosilleri tek tek inceleyip gidip fotoğraflarını çekiyorum, ben bu işlere karışmam. Bilgi toparlanması, resimlerin çekilmesi, gerekli metinlerin tercümelerinin yapılması gibi işleri bir ekip hazırlıyor. Ben sadece istediklerimi, gerekli bilgileri, ihtiyaç olan şeyleri söylerim, "şöyle resimlere ihtiyaç var, şöyle belgelere ihtiyaç var" derim o kadar. Bunlar bana tamamen hazır, hatta çoğu zaman redakte edilmiş olarak, düzeltilmiş olarak gelir. Ben aralarındaki bağlantılarını kurarım, yorumlarını yaparım. Tüm yorumlar bana ait oluyor. Bağlantılarını ben kuruyorum. Bu şekilde çok hızlı hazırlanıyor tüm kitaplar.
 
Çalışmalarınızı, özellikle de açıkça çok pahalı olan Yaratılış Atlası'nı nasıl finanse ediyorsunuz?
 
Ben yazdığım eserlerin hiçbirinden telif hakkı almıyorum. Hiçbir kazanç elde etmiyorum. Ticaretle ilgileniyorum ve geçimimi, yaptığım ticari faaliyetlerle sağlıyorum. Ama benim eserlerim çok satılıyor. Geçen yıl 8 milyon kitabım satıldı mesela. Yayınevi bu satıştan elde ettiği geliri, yine diğer kitapların finansmanı ve dağıtımı için kullanıyor. Çok da verimli, güzel çalışmalar yapıyorlar.
 
Allah ve Big Bang arasındaki bağlantı nedir?
 
Big Bang materyalizmin çöküşünün belgesidir. Materyalizmin temeli olan "madde sonsuzdan gelip sonsuza gitmektedir" iddiasını çürütmüştür. Evrenin sonsuz olmadığını, Allah'ın yaratmasının eseri olduğunu göstermiştir. Nedir Big Bang'in ortaya koyduğu: Kainatın sıfır hacim, sonsuz yoğunluktaki bir maddenin patlamasıyla oluştuğu ve zamanın ve mekanın da bu patlamayla meydana geldiği. Sıfır hacim "yokluk" anlamına geldiğine göre, evren "yok" iken "var" hale gelmiştir. Yani öncesinde madde de yoktur zaman da mekan da. Patlamayla yoktan var olmuştur. Bu ne demektir? Allah'ın evreni yoktan yaratması demektir.
 
CERN’deki deneylerin sonuçları ne olacaktır? Orada çalışan bilimadamları ‘Allah’ın parçacığını’ bulabilecekleri mi?
 
CERN'de ve tabi Fermilab'de, atom altı dünyayla ilgili yapılan tüm çalışmaların, Allah'ın üstün yaratışının delillerini ortaya koyan önemli çalışmalar olduğunu düşünüyorum. Atom altı dünya muhteşem bir dünya. İnsanların bildiği, günlük hayatımızda muhatap olduğumuz neredeyse tüm fizik kurallarını alt üst eden çok şaşırtıcı bir alem. Pek çok yönüyle önemli bu çalışmalar. Özellikle maddenin gerçeğini ortaya koyması açısından. Biz hayatımız boyunca maddenin aslıyla hiçbir zaman muhatap olamıyoruz. Bu liselerde bile okutulan bir gerçek. Elektrik sinyallerinin beynimize ulaşan halini biliyoruz. Yani hepimiz aslında beynimizin içinde yaşıyoruz, bir monitörün başında oturuyoruz. Bugüne kadar hiç kimse o monitörün başından ayrılamamış, tüm insanlar dünyayı bir monitörden seyrediyor. Yani dışarıda madde var, ama biz hep onun hayaliyle muhatabız. İnsanlar bu gerçeği anladıklarında müthiş sarsılıyorlar, çok önemli bir etki oluşturuyor insanlarda, samimi iman etmesine vesile oluyor pek çok insanın.
 
Eğer Allah’ın evreni yarattığını varsayarsak Allah’ı kim yaratmıştır?
 
Allah’tan öncesi sonrası diye bir kavram olması için zaman olması gerekir. Allah zamansızdır. Allah’tan öncesi diye bir kavram yoktur.
 
Son olarak evrime delil olarak gerçek bir fosil getirene bir servet vadettiniz. Şimdiye kadar başvuran oldu mu? Eğer sonunda biri kazanırsa bunu nasıl finanse etmeyi düşünüyorsunuz?
 
Ben insanlara desem bana güneşi getirene 10 trilyon vereceğim diye. Bu nasıl bir şeyse ara fosil konusu da öyle. Yani, bir insanın güneşi bana getirmesi ne kadar imkansızsa, ara fosil getirmesi de o kadar imkansız. Nitekim, ben bu çağrıyı yapalı aylar oluyor, şu ana kadar tek bir kişi bile çıkmadı. Bundan sonra da kimse çıkmayacaktır. Çünkü böyle bir fosil yok. 100 milyon fosil var, ama evrime sözde delil olabilecek bir tane bile ara form yok. Ne getirsin o zaman insanlar? Olmayan birşeyi nasıl getirsinler? Bu ara formlar sadece evrimcilerin hayallerinde var, gerçekte ise evrim de yok, ara form da yok.
 
Sitenizde finansal krizle ilgili fikirlerinizi bizimle paylaşmışsınız. Size göre bu Hz. Mehdi’nin gelişinin açık bir alameti. Tam olarak ne zaman geri gelecek?
 
Bunu ben söylemiyorum, Peygamberimiz Hz. Muhammed söylüyor. Yüzlerce alamet saymış Peygamberimiz, Hz. Mehdi'nin gelişinin alameti olarak ve detaylıca tarif etmiş bu alametleri. Ve son 20-30 yıl içinde bu alametlerin hepsi tek tek gerçekleşti. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacağını söylüyor, bu gerçekleşti. Fırat'ın suyunun kesileceğini söylüyor, bu oldu. Afganistan'ın işgal edileceğini söylüyor, bu oldu. Irak'ta kargaşalar olacağını söylüyor, bu da oldu. Kabe'nin işgal edileceğini ve Kabe'de kan akıtılacağını söylüyor, bu da oldu. Daha bunun gibi sayısız alamet bir bir gerçekleşti. Burada önemli olan tüm bu alametlerin belli bir zaman dilimi içinde arka arkaya gerçekleşmesidir. İnsanlar diyebilir ki, "Afganistan geçmişte de işgal edilmişti?" Ama tarihin hiçbir döneminde, tüm sayılan alametlerin hepsi, bu şekilde ardı ardına belli bir dönem içinde gerçekleşmedi. Tüm bunlar gösteriyor ki, Hz. Mehdi'nin zuhur ettiği dönemde yaşıyoruz. Hz. İsa da inşaAllah yakın gelecekte yeniden yeryüzüne dönecek. Ve dünya bambaşka bir yer olacak, tüm savaşların son bulduğu, kardeşlik ve sevginin hakim olduğu, bolluğun ve bereketin arttığı çok güzel bir yer olacak dünya inşaAllah.
 
Müstear isminiz Yahudilik ve Hristiyanlıkta çok iyi tanınan iki kişinin isimlerinin birleşimi- Harun Hz. Musa’nın yardımcısı ve Yahya Hz. İsa’nın yardımcısı. Dünyaya gelirse siz de Hz. Mehdi’nin yardımcısı olmayı hedefliyor musunuz?
 
Her Müslüman Hz. Mehdi zuhur ettiğinde, onun yardımcısı olmayı ister, bunun için samimi olarak gayret eder, elinden geleni yapar. Bu, tüm Müslümanların gönülden isteyeceği, bunun için aşkla şevkle gayret edeceği birşeydir.
  2008-11-23 01:49:27

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top