Müslümanlar Hak Ettiği Değeri Görmeli

Herhangi bir gazetenin dış haberler sayfasını alıp baktığınızda ne dikkatinizi çekiyor? Acılar, kavgalar, çatışmalar, ölümler, yokluklara dair haberler neden hep İslam coğrafyasından geliyor diye düşünmüyor musunuz? Müslüman ülkelerde yaşanan insani dram ve acıları dünyanın bu derece olağan karşılaması sizi de şaşırtmıyor mu?

İsterseniz şöyle bir mizansen üzerinde düşünelim. Irak’ta adeta olağanlaşmış olaylardan biri olan bir suikast saldırısının Londra’da gerçekleştiğini varsayalım. Irak’ta bu saldırılarda ortalama her gün 30-40 kişi ölmesine rağmen, Londra’daki hayali olayda hiç kimsenin ölmediğini düşünelim. Londra’daki bu hayali saldırının olduğu gün Afganistan’da, Yemen’de, Somali’de veya Mısır’da da olaylar olduğunu ve Müslümanların hayatını kaybettiğini kabul edelim. Sizce Londra’daki saldırı mı yoksa bu saydığımız ülkelerden birinde hayatını kaybedenler mi daha çok ilgi görür? Londra’da yaşanan bu saldırı sonrasında benzer bir durumun yeniden yaşanmaması için gösterilen gayretle diğer ülkelerde ölümlerin olmaması için gösterilen gayret bir olur mu?

Guantanamo... Ebu Gureyb... Afganistan’da öldürülen Müslümanların parmaklarını “anı” olarak ülkesine götürenler... Baas rejiminin öldürdüğü 120 binden fazla sivil... Suriye’de mülteci konumundaki 6 milyon insan... Mısır meydanlarında namaz kılarken kurşuna dizilen insanlar... Burma’da yakılarak şehit edilenler... Bangladeş’te hukuksuzca hapsedilenler... Doğu Türkistan’da olmadık suçlardan idam edilenler... Özetle çok geniş bir coğrafyada her gün aşağılanan mazlumların yaşadıklarının binde biri Batı’da yaşanıyor olsa dünyanın tepkisi ne olurdu?

Elbette dünyanın hiç bir yerinde tek damla kan dökülmesini, Avrupa’da, Amerika’da veya diğer yerlerde acı verecek bir olay yaşanmasını hiçbirimiz istemiyoruz. Ancak hepimiz yukarıdaki soruların cevabını da gayet iyi biliyoruz. Acı bir gerçek var ki; Müslümanlara yapılan zulümler ve yaşadıkları acılara karşı dünyanın büyük kısmı duyarsız.

İslam coğrafyasında hayatını kaybedenler Irak’ta 100 ölü, Suriye’de 70 ölü, Mısır’da 500 ölü gibi, sadece sayılarıyla bilinirken, Batı’da tek bir insanın başına bir olay gelse tüm dünya o kişiyi ismiyle tanıyorsa bunun üzerinde ciddi düşünülmesi gerekir. Müslümanları, Batı’da bazı kesimlerin ve hatta bir çok Müslümanın dahi gözünde bu derece değersiz kılanın ne olduğunu net olarak ortaya koymak gerekir.  

Batı’da, tarihten gelen önyargıların bilgisizlikle birleşmesi şüphesiz önemli etkenlerden biri. 20. yüzyılın ilk yarısının savaşlarla geçmesine sebep olan ve “çatışmayı”, “işgal etmeyi”, “diğerlerini aşağı görmeyi” ön gören ideolojilerin oluşturduğu zihni tahribatın etkisi de tartışmasız bir gerçek. İslam dünyasının mevcut sıkıntılarından kurtulmasının yollarından biri Batı’nın bu sorunlu bakış açısını tamamen terk etmesi. Ancak “bu topraklarda ne kadar acı varsa Batı bize bunları getirdi” demek de adil bir yaklaşım değil.

Müslümanların, “Müslümanlar nasıl böyle değersiz hale geldi?” sorusunun cevabını ararken, “bizim bunda payımız nedir?” diye özeleştiri yapmaları, Batı’nın zihin değişikliği yapıp yapmamasından çok daha hayatidir. Zira, bir toplumun kendi din kardeşlerinin yaşadıklarına duyarsızlaşması farklı kültürlerden ve inançlardan insanın tepkisiz kalmasından kat kat acıdır.

Samimi bir değerlendirme yapıldığında İslam dünyasının siyasi ve ekonomik koşulların ötesinde ruh olarak önemli bir açlıkla karşı karşıya olduğu görülür. Nitekim bu açlık ve eksikliktir önüne çıkan engelleri aşmasına mani olan. Peygamberimiz (sav)’in vefatının ardından yavaş yavaş Kuran’dan uzaklaşan Müslümanlar özlerini, ruhlarını kaybettiler. Kuran’dan uzaklaşmakla oluşan dev boşluğu ise bağnazlık doldurdu.

Kadını ikinci plana iten, insanlara değer vermeyi bilmeyen, görgüsü zayıf, nezaket ve kaliteyi önemli görmeyen, temizliğine özen göstermeyen, anlayışı, toleransı bilmeyen, öz yerine şekle ve kalıba önem veren bu yapı, Müslümanlara tarihin en büyük zararını vermiştir. Sanatı, estetiği, bilimi Müslümanların hayatından çıkarmış ve yozluğun, kabalığın, geri kalmışlığın yerleşmesine sebep olmuştur. Müslüman denildiğinde olgunluk, itidal, sağduyu, akıl, kalite, modernlik, hür fikirlilik akla gelmesi gerekirken bugün Müslüman denildiğinde akla gelen model, Kuran’dan uzaklaşmanın ve bağnazlığın eseridir.

“Müslümandır cahildir”, “Müslümandır sanattan anlamaz”, “Müslümandır şiddet yanlısıdır” gibi onlarca yanlış Müslüman imajı bu bağnazlığın eseridir ve Müslümanlara saygı duyulmasını, değ er verilmesini engellemektedir.

Müslümanı değersiz görüp dilediğince ezebileceklerini sananların bundan vazgeçmelerinde ise, karşılarında görecekleri Müslümanların hali ve tavrı çok büyük bir rol oynayacaktır. Bu nedenle Müslümanların sonradan dinimize yerleştirilen bütün hurafelerden vazgeçip, Islam’ın özüne dönmeleri, Kuran’da bahsedilen kalite anlayışını benimsemeleri, çağdaş, modern, sanata ve bilime önem veren, kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak görmeyen bir bakış açısını benimsemeleri hayati önemdedir. İslam alemi yaşanan acıların sebeplerini anlamazdan gelmek yerine vicdanlı davranıp çözüm oluşturmak, üstelik bunu bir an önce yapmak durumundadır.

Ayrıca Müslümanların Allah'ın Kuran’da bildirdiği emre uyarak bir an önce bir birlik oluşturmaları İslam coğrafyasının içinde bulunduğu bu durumdan çıkması açısından hayati önemdedir. Avrupa birliği benzeri bir ittifakla dev bir güç meydana gelecek, bu birlik Müslümanların duruşunu diğer dünya güçleri karşısında çok kuvvetlendirecektir. Bunun neticesinde de Müslümanlar …ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır…” (26:39) ayetinin gereğini yerine getirmiş olacaklardır. Bu takdirde yukarda bahsettiğimiz gibi Müslümanların hayatının hiçe sayıldığı vakalar son bulacaktır. Batı dünyası, isteklerine boyun eğmek zorunda kalan bir Müslüman dünyası yerine, başı dik,  siyasi ve ekonomik açıdan bağımsızlığını ilan etmiş büyük bir güçle muhatap olacak ve Müslüman dünyasında meydana gelen bu acılar son bulacaktır.

Müslümanlar Kuran’da bildirilen demokrat, özgürlükçü, ilerici ve haysiyetli ahlakı yaşadıklarında, Allah’ı izniyle, Müslümanları ezmeye yeltenenlerin önündeki en önemli manevi set olacaklardır.

Bu makalenin orjinal İngilizce linkini aşağıda bulabilirsiniz:

http://www.thejakartapost.com/news/2013/11/22/muslims-must-be-valued-they-deserve.html

http://burmatimes.net/muslims-must-be-valued-as-they-deserve/

2013-11-23 23:35:03

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top