“Osmanlı Yönetim Sistemi” Başkanlık sistemi değildir.

Son günlerde, Güneydoğu’da özerklik ya da federasyon yoluyla bölünmeyi hedef almış kesimlerin birçok yanlış örneklendirmelerle ortaya çıktıklarına şahit oluyoruz. “Osmanlı Yönetim Sistemi” vurgusu ile eyaletlere bölünmeyi savunmak da bu oyunlardan biri.

Halbuki Osmanlı İmparatorluğu’nda, “bölünme ve ayrışmaya yol açacak farklı yönetim taleplerine tam anlamıyla set çekecek bir yönetim sistemi” uygulanmıştır. Askeri, ekonomik, kültürel, sanatsal ve siyasi açıdan dönemin süper gücü olan Osmanlı’nın birlik beraberlik ülküsü ve kucaklayıcılığı yönetim biçimine de yansımıştır. Osmanlı’da küçükten büyüğe tüm idari birimler merkezi sisteme tam bağlıdır. Tüm sistem, Osmanlı Devleti’ne tam itaat etme üzerine kuruludur. 1517’de Memluk Sultanlığını yenerek Mısır’ın ele geçirilmesiyle Halifelik de Osmanlılara geçmiştir. Halifelik de, İslam bayrağı altında birleşen onlarca halkın Osmanlı’ya biat etmesine vesile olmuştur.

OSMANLI’DA VAR OLAN BEYLERBEYİ SİSTEMİ

Osmanlı’da yönetim Beylerbeyi sistemi üzerine kuruludur. Topraklarını sürekli genişleten Osmanlı, bünyesine yeni kattığı (küçük şehir ve kasabalardan oluşan) bölgeleri “Sancak” adı altında isimlendirmiş, devlet merkezinden atanan Sancak Beyleriyle temel idare sistemi kurulmuştur. Birçok sancak bir araya gelerek Beylerbeyliklerini, diğer bir tarifle eyaletleri meydana getirmiştir. Sancak beyleri de “Beylerbeyi” adı altında, İstanbul’a tam hesap veren valilere bağlıdır. Beylerbeyleri de yine merkezden atanmaktadır. Bölgelerin kendi valisini kendisinin belirlemesi veya bir seçimle gelme söz konusu asla olmamıştır. Eyaleti idare eden beylerbeyi, padişahın otoritesini temsil eden en yüksek yöneticidir.

Beylerbeyleri, “Paşa Sancağı” olarak seçilen eyalet merkezine vali hükmünde gönderilen askeri ve mülki yöneticilerdir. Beylerbeyleri barışta sadece kendi merkez sancaklarının yöneticisiyken, bir savaş durumunda tüm Sancak Beylerini emri altında toplayarak orduya katma yetkisindedir.

Birçok eyalet yeni fethedilen yerlerde düzen sağlamak için kurulmuştur. Osmanlı savaş içinde olduğu komşuları ile sınır güvenliğini eyalet sistemi ile sağlamıştır.

OSMANLI EYALETLERİNDEKİ TÜM YÖNETİCİLER MERKEZE BAĞLIDIR

Beylerbeyi dışında, bölge maliyesinin başındaki defterdar ve hukukun başı kadılar da merkezden atanır. Yerel yönetici olmalarına rağmen Beylerbeyine değil İstanbul’daki Kazasker’e ve Başdefterdar’a bağlıdır. Eyaletin güvenliğinden sorumlu bugünkü emniyet müdürüne denk gelen Subaşılar da yine tahtın merkezi İstanbul’daki merkezlerine bağlıydılar. Osmanlı’da teknoloji, ulaşım ve iletişim imkanlarının ilerlemesi ile 1864 nizamnamesi ile Beylerbeylik sistemi yerini vilayet sistemine bırakmıştır.

Osmanlı’nı yüzölçümü 1699 yılında en üst seviyesine çıkmış, neredeyse 24 milyon km2 olmuştur. Yani bugünkü Türkiye’nin neredeyse 30 katıdır. İletişim ancak posta ulakları ile sağlanabilmektedir. İstanbul’dan yola çıkan Hac kafilesi aylarca süren yolculuktan sonra Mekke’ye varabilmektedir. Beylerbeyi sistemi bu bölgelere düzen getirmek ve vergi toplamak üzerine kurulmuştur.

OSMANLI’DA KÜRTLER

16. yüzyıla gelindiğinde, Safevilerin yönetimi altında büyük baskılar ve zor dönemler geçiren Kürtler Osmanlı’ya sığınmak istemiştir. Kürt aşiret liderlerinden İdris-i Bitlisi, tüm Kürt aşiretlerini Yavuz Sultan Selim etrafında toplayarak Çaldıran Savaşı’na Osmanlı’nın yanında girmesini sağlamıştır. 1514’te ortadan kalkan Safevi tehlikesinin bitmesinin ardından Kürt aşiretlerin ağırlıklı olarak bulunduğu Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizran, Garzan, Palu, Siirt, Hısn-ı Keyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin ve Cezire-i İbn Ömer gibi toplam 25 bölge padişaha biat etmiştir. O günlerden günümüze kadar da asil, cefakar, vefakar, güzel huylu, imanlı ve çok değerli olan Kürtler devletin asli unsurları içinde yerlerini almıştır. Kürtler yüzyıllarca halifeye, ırkına önem vermeden bağlı olmuşlar, bu bağlılığı da büyük bir Allah aşkıyla devam ettirmişlerdir.

KÜRDİSTAN TEK BİR EYALET DEĞİLDİR

Günümüzde bazı HDP’lilerin iddialarının aksine Osmanlı’da Kürdistan isimli tek bir eyalet hiç olmamıştır. İçinde Kürtlerin de yaşadığı ve birbirlerinden ayrı olmak üzere Diyar-ı Bekr (Diyarbakır), Van, Musul, Rakka, Erzurum, Halep gibi birçok beylerbeylikleri var olmuştur. Bu eyaletler de bir ırka dayalı kurulmamış, coğrafi bölge üzerine kurulmuştur. Günümüz Türkiye’sinin coğrafi şartlara göre kağıt üzerinde bölgeler olarak adlandırılması da bu şekildedir. Osmanlı’da da, padişahlığın bölgesel ilerlemesine yönelik olarak beylerbeyliklerin yer ve konumları belirlenmiştir.

Diyarbakır Beylerbeyliği sadece Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmını kapsar. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’nin bir bölümü, Rakka ve Musul Beylerbeyliklerine bağlıdır. Bugün Kürt kardeşlerimizin çoğunlukla yaşadığı Van Gölü ve çevresi de Van Beylerbeyliği sınırlarındadır. Ancak o dönemki nüfus yapısında Ermeni nüfus ağırlıklı olmak üzere Türk, Kürt ve Araplar da bu eyalet sınırları içinde yaşamıştır. Diyar-ı Bekr Beylerbeyliği kurulduğunda Diyarbakır şehir nüfusu 15.000, Beylerbeyliğin toplam nüfusu 180.000’dir. Bu rakamlar bugün orta boy bir ilçe nüfusu kadardır. Ayrıca Güneydoğu’daki beylerbeyliklerde en az Müslüman nüfus kadar Hristiyan vardır. Belli bir ırka, belli bir dine ve belli bir mezhebe göre düzenlenmiş bir eyalet yoktur.

Yine çok önemli bir husus olarak, bu eyaletlere valiler atanırken de belirli bir ırk gözetilmemiştir. Örneğin, 1515–1867 yılları arasında 352 yıl var olan Diyarbakır beylerbeyliğini merkezin gönderdiği 270 farklı vali yönetmiştir. Diyarbakır’a ilk atanan beylerbeyi bir Kürt olan Bıyıklı Mehmet Paşa’dır, 5 yıl görev yapmıştır. Sonrasında atanan Hüsrev Paşa Boşnak’tır, sarayda da görev yapmıştır. Sonraki valilerden Damat Rüstem Paşa Hırvat asıllıdır. Bir başka Paşa olan Ayas Mehmet, Arnavut asıllıdır. Bunun gibi onlarca farklı ırktan vali Diyarbakır’a yönetici olmuş ve öncesinde de, sonrasında da devletin birçok görevlerinde vazifelendirilmişlerdir. Aynı şekilde başka eyaletlere de birçok Kürt, vali olarak atanmıştır.

Tarihte birkaç istisna hariç bölge halkı padişaha ve devlete hep bağlı olmuştur. Irk üstünlüğü değil Müslüman kardeşliği inancıyla hareket etmişlerdir. Kürt beyleri, bölge aşiretleri Padişah fermanını kendi çıkarları ve egolarının önüne koymuşlardır. Halifeye, devlete İslam’a gönülden bağlı olmuşlardır. Bugün Osmanlı adını telaffuz edenlerin örnek alması gereken güzel ahlak da budur.

Eyalet sistemini dile getirenler Osmanlı eyalet sisteminin bugün Güneydoğu’da kurulmaya çalışılan özerk yapı ile alakası olmadığını çok iyi bilmektedirler. Osmanlı ismini kullanarak planlarını şirin gösterme çabasındadırlar. Bu samimiyetsiz sözler Stalinist, din karşıtı, materyalist ve Darwinist PKK ve bu terör örgütünün kurucusu Öcalan’ın aziz milletimizi kandırma girişimlerinden ibarettir.

Diğer taraftan, valilik, kaymakamlık, bakanlık, başbakanlık, başkanlık gibi yöneticilikler ırkla, soyla değil, akılla ve vicdanla alakalıdır. İnsanın imanı ve kalitesiyle, kültürüyle alakalıdır.

Anadolu insanı Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle, Arnavutuyla, Arabıyla bin yılın üstünde bir zaman zarfında birlikte yaşamaktadır. Bu süre zarfında ortak yuvalar kurulmuş, insanlarımız kaynaşmıştır. Milletimizin ortak özelliği güzel ahlaklı, maneviyatlı ve gayet dindar olmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu yapı içerisinde ırk aramak yerine ortak harsı aramak en doğru olandır. Milletimiz, 80 milyonun tamamı, güçlü ve büyük Türkiye içinde Müslümanca, sevgiyle, dayanışmayla, birlikle, kardeşlikle yaşama inancı ve ideali olan bir yapıda yaşama ülküsü içindedir. Bölünmeye yol açacağı kesin olan eyaletler sistemi vatanımıza sadece yıkım ve parçalanma getirecektir.

Adnan Oktar'ın News Rescue'de yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/ottoman-administrative-system-presidential-system/

2015-01-29 06:59:32

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top