Türkiye’nin Güçlenmesinin ve Kalkınmasının Tek Yolu Başkanlık Sistemi Değildir

Parlamenter sistem Türkiye için en ideal yöntemdir. Türkiye, daha güçlü bir demokrasi için gerekli reformları yapmalı, ancak parlamenter sistemi ve üniter yapısını mutlaka korumalıdır. Çevre ülkelerde yaşanan mezhepsel ve etnik çatışmalar, Güneydoğu’da 30 yıldır süregelen ayrılıkçı komünist terör, Ortadoğu’da demokrasi kültürünün tam yerleşmemiş olması, Türkiye nüfusunun etnik çeşitliliği gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda sistem değişikliğinin neden riskli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Öte yandan, Türkiye’nin mevcut yönetim sisteminde çeşitli sorunların olduğu ve bu sorunların ortadan kaldırılması gerektiği de açıktır. Yeni Türkiye’nin daha demokrat, daha özgür, daha güçlü olması tüm milletimizin isteğidir. Ancak mevcut sorunların kaldırılması ve Türkiye’nin daha demokrat, daha güçlü, daha büyük olması için “başkanlığa geçişin şart olduğu” iddiası doğru değildir. Tam tersine başkanlık sistemi, Türkiye’nin istikrarını sarsacak, hatta –Allah korusun- parçalanmaya götürecek bir sistemdir.

Türkiye’nin geleceğini ve tüm milletimizi ilgilendiren böyle bir konuda “oldu bitti” mantığında yaklaşımlardan kaçınmak gerekir. Bunun yerine halkımız başkanlık sisteminin riskleri ve tehlikeleri hakkında kapsamlı olarak bilgilendirilmelidir. Bugün başkanlık sistemini savunan bir çok insan dahi neyi savunduğunu bilmemekte, sadece kendisine söylenen kadarıyla bir anlatımda bulunmaktadır. Oysa Başkanlığın nasıl bir yapı getirdiği detaylı olarak incelendiğinde bu sistemin Türkiye için çok tehlikeli olduğu hemen görülecektir.

 

Başkanlık Sisteminin Tehlikeleri:

1. Başkanlık sistemini etkili kılan, yerinden yönetimin güçlendirilmiş olması, yani yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasıdır. Bu da PKK’nın ve uzantılarının ısrarla savunduğu özerkliğin temelinin atılması demektir. Eğer özerkliğe kapı açılırsa, bu süreç hızla parçalanmaya doğru ilerler. 

2. Dolayısıyla Başkanlık rejimi – her ne kadar aksi iddia edilse de- mutlaka sonunda federasyonu getirir. Güneydoğusunda Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışmasıyla mücadele eden Türkiye için federasyon bölünmekle eş anlamlıdır, asla kabul edilemez.

3. Farklı çevrelerin Türkiye için öngördüğü Başkanlık rejiminde valilerin seçimle gelmesi ve valilere geniş yetkiler verilmesi de dayatılmaktadır. Güneydoğu’da halkın özgür iradesi üzerinde PKK’nın silah baskısı olduğu gerçeği, bölgede vali seçilmesinin nasıl neticeleneceğini göstermektedir. Bu, bölgeyi ve Kürt kardeşlerimizi Türkiye’den koparmak, Stalinist bir proletarya diktatörlüğünün insafına terk etmek demektir.

4. Başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelerin hangileri olduğuna bakıldığında, bu sistemle gelişmişliğin veya demokrasinin paralel olmadığı kolaylıkla görülür: Orta ve Güney Amerika ülkelerinin büyük kısmı, Kenya, Tanzanya, Uganda, Sudan, Nijerya, Zambiya, Sierra Leone gibi bazı Afrika ülkeleri, İran, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Afganistan gibi ülkeler Başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Bu örneklerin bir çoğunda görüldüğü gibi, Başkanlık sistemiyle birlikte, anti-demokratik uygulamalar ve otoriter rejime kaymalar gelir.

5. Başkanlık sistemi istikrarı sağlar iddiası tam anlamıyla doğru değildir. Hükümet için bir istikrar sağlamakla birlikte, toplumsal ve siyasal alanda istikrarsızlığa sebep olabilmektedir.

6. Başkanın bir partiden Meclis çoğunluğunun diğer partiden olması durumunda, Yasma ve Yürütme arasında sıkça anlaşmazlıklar yaşanmakta, uzlaşma kültürü olmayan toplumlarda bu anlaşmazlıklar toplumsal gerilimlere sebep olabilmektedir.

7. Örneğin, 1995 ve 1996’da ABD’de yaşanan Yasama-Yürütme uzlaşmazlığı nedeniyle federal memurların maaşlarını aylarca ödenememiş, federal memurlara zorunlu izin verilmiştir. Benzer bir durum 2013’de de yaşanmış ve Amerikan devleti kepenk indirmek zorunda kalmıştır.

8. ABD gibi dünyanın süper gücü olan bir ülke için kepenk indirmek nispi hasarlara sebep olmaktadır. Ancak benzer bir durumun Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede yaşanması durumunda toplumda ciddi sorunlara sebep olacağı açıktır.

9. Ayrıca Amerikan siyaseti, özünde birbirine çok tezat olmayan iki partinin etkin olduğu, ideolojik bakışın güçlü olmadığı ve yüz yıllardır uzlaşarak hareket eden bir kültüre sahiptir. Başkan’ın kabinesinde diğer partiden isimler yer almakta, ulusal menfaatlerde ortak çizgi belirlenebilmektedir. Türkiye’de ise uzlaşma kültürü gelişmiş değildir. Koalisyon dönemlerinde dahi sistemin işleyişinde tıkanmalar olmaktadır. Böyle bir kültürel altyapıda, Yasama ve Yürütme arasında anlaşmazlık olduğunda, diğer ülkelere oranla çok hızlı bir şekilde bu anlaşmazlık açmaza dönüşecek, sık sık krizler yaşanacaktır.

10. Başkanlık sisteminde işleyişin hızlanacağı iddiası vardır. Ancak yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, Yasama ve Yürütme arasındaki anlaşmazlıklar, yasaların çıkarılmasını engellemekte, değil işleyişi hızlandırmak tamamen durdurmaktadır.  

11. Başkanlık sisteminde asıl sorun bu krizlerin nasıl aşılacağı konusundadır. Başkan, Meclis’in kendisine engel olduğunu düşündüğü durumlarda, kararnamelerle yürütmeyi gerçekleştirmeye başladığında, bu süreç hızla tek adam rejimine dönüşebilmektedir. Çünkü, Yürütmenin icraatlarını gerçekleştirebilmesi için Meclisin iradesi bertaraf edilmektedir.

12. Kimi zaman ise bazı 3. dünya ülkelerinde rastlandığı üzere, Başkan meclisi feshetme hakkını kullanmakta, bu da milletin iradesinin tamamen ortadan kalkmasına ve dikta rejiminin devreye girmesine sebep olmaktadır.

13. Başkanlık sisteminde, bir çok Latin Amerika ülkesinde yaşandığı gibi, anlaşmazlık olduğunda Ordu’nun “arabulucu” olması ve devreye  girmesi ihtimali de oldukça yüksektir. Bu durumda demokratik işleyiş tamamen rafa kalkmakta, askeri idare yönetime gelmektedir.

14. Başkan ile Meclis çoğunluğunun aynı partiden olması halinde ise farklı sorunlar gündeme gelmektedir. Bu defa, toplumun oldukça geniş bir kesiminin temsiliyeti gereği gibi olmamakta, temsil edilmediği kanaatine varan kitleler çözümü sokakta aramaya başlamaktadır. Sokak hareketlerinin kolaylıkla anarşiye dönüşebildiği Ortadoğu coğrafyasında bu ihtimal istikrarı tamamen ortadan kaldıracak çok ciddi bir risktir.

15. Başkanlık sistemi çoğunlukla, tek bir partinin büyük güç kazandığı diğer partilerin ise büyük kayıplara uğradığı bir sistemdir. Çoğulculuğu ortadan kaldırır. Tek bir parti, grup ya da ideoloji devletin tüm imkanlarını yönetme ve kullanma imkanı kazanırken, geri kalan tüm partiler ve gruplar bu olanaklardan uzak kalmaktadır. Bu da toplumda kırılmalara sebep olmaktadır.

16. Ünlü sosyolog ve siyaset bilimci Juan Linz de başkanlık sisteminde, “kazanan dışındakilerin oyunun dışında kalması sebebiyle” toplumsal kutuplaşmaların arttığını vurgular. Parlamenter rejimler de muhalefet de sistemin içindedir. Örneğin Türkiye’de CHP, MHP, HDP gibi farklı görüşlere sahip seçmen kitleleri olan partilerin sistemin içinde olması hem toplumsal gerilimlerin azaltılması hem de çeşitlilik açısından olumludur. Diğer partilerin de Mecliste olması demokratik zenginlik olacaktır. Ancak bu partilerden herhangi birinin kitlesinin kendisinin temsil edilemediğini düşünmesinin demokrasiye olumlu bir katkısının olmayacağı açıktır.

17. Üstelik, halkı iki parti arasında seçim yapmaya mecbur bırakmak da demokrasi açısından hoş bir durum değildir. Bu, çok renkliliği ortadan kaldıracak, siyasi çözüme ve devletin işleyişine olan güvenin zedelenmesine yol açacaktır. Seçmen sağa kızdığında istemediği halde sola oy vermeye mecbur kalmamalı, seçebileceği alternatif sağ ve alternatif sol partiler olmalıdır.

18. Başkanlık sisteminde çift başlılık olmadığı iddiası da gerçeği yansıtmamaktadır. Başkanlık rejimlerinde halkın hem parlamentoyu yani Yasamayı, hem de Başkanı yani Yürütmeyi seçiyor olması bir süre sonra, her bir makamın “ben yetkimi halktan aldım” iddiasıyla ortaya çıkmasına, uzlaşmadan iyice uzaklaşmasına ve çok başlılığa dönüşebilmektedir.

19. Başkanlık rejiminin bir diğer riski de, Başkanın görev süresinin kısaltılamaz olmasıdır. Yani devlet işleyişinde tıkanma da olsa, krizler de oluşsa, Başkan halkın ortak vicdanına aykırı uygulamalar yapmaya da başlasa görevinden alınamaz. Başkan görevini ihmal, kötüye kullanma, hastalık gibi koşullar olsa dahi yıllarca başkanlığa devam edebilir.  

20. Bir çok 3. dünya ülkesinde Başkanın görev süresinin kısaltılamaması, askeri müdahaleye olanak tanıyan bir koşuldur.

21. Başkanlık rejiminin uygulandığı tüm ülkelerde bu sistem, ya bir savaşın, ya da bir iç savaşın veyahut bir kurtuluş mücadelesinin sonucunda askeri güçlerin de yönlendirmesiyle kabul ettirilmiştir. Fransa, Arjantin, Meksika ve Brezilya’da monarşilerin yıkılmasını sağlayan askerler başkanlık sistemini getirmiş, Amerika yaşadığı iç savaşın ardından başkanlık modeline geçmiştir. Afrika ülkeleri ise genel olarak askeri darbelerin ardından bu rejimi kabul etmiştir.

22. 1945 sonrası kurulan 3. Dünya ülkelerinin neredeyse tamamında ise başkanlık sistemi tek parti rejimlerine dönüşmüş veya askeri darbelere maruz kalmıştır.

23. Siyaset bilimci Prof. Scott Mainwaring yaptığı çalışmada, 1992 yılı itibariyle 25 yıldır kesintisiz işleyen 31 demokrasi olduğunu ortaya koymuştur. Bu ülkelerden 24’ü (%77.4) parlamenter rejimle,  sadece 4’ü (%12.9) başkanlık rejimiyle, 3 (%9.7) tanesi de yarı başkanlık rejimiyle yönetilmektedir. Dolayısıyla başkanlık sistemini demokrasinin olmazsa olmaz koşulu gibi lanse etmek gerçeği yansıtmamaktadır. (Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Başkanlık Rejimi: Türkiye’nin Diktatörlük Tehdidiyle Sınavı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 77)

24. Siyaset bilimcilerin yaptığı bir diğer çalışma ise bir başka önemli veriyi ortaya koymaktadır. Rejimlerin ömrü, Parlamenter rejimlerde çok partili olduğunda 111 yıl, çift partili olduğunda 55 yıldır. Başkanlık rejimlerinde ise, çok partili olduğunda 15 yıl, çift partili olduğunda 26 yıldır. (Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Başkanlık Rejimi: Türkiye’nin Diktatörlük Tehdidiyle Sınavı, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 77)

25. The Economist Intelligence Unit’in yayınladığı yıllık demokrasi endeksine göre dünyada tam demokrasi sıfatını hak eden 25 ülke vardır. Tam demokrasi sayılan 25 ülke arasında başkanlık rejimiyle yönetilen ülke sayısı ise sadece 3’tür. Daha da önemlisi, otoriter ülkeler listesinde parlamenter sistemle yönetilen ülke sayısı 0’dır. Diğer bir deyişle otoriter ülkeler listesindeki ülkeler hep başkanlık rejimiyle yönetilen ülkelerdir.

26. Dolayısıyla, örnek olarak verilen ABD veya Fransa başkanlık/yarı başkanlık sistemi sebebiyle daha demokrat veya daha güçlü değildir. Türkiye’de demokrasiyi kökleştirecek olan da başkanlık sistemi değildir. Siyaset bilimciler Mainwaring ve Shugart 1972-1994 döneminde yerleşik demokrasiye sahip 33 ülkeyi ele alan araştırma yapmışlar ve bunun sonucunda parlamenter rejimlerin demokrasinin sağlamlaşması için daha elverişli olduğunu ortaya koymuşlardır. (Scott Mainwaring and Matthew S. Shugart, “Juan Linz, Presidentialism and Democracy: A Critical Appraisal”, Comparative Politics, July 1997, s. 456-460)

27. Bir diğer önemli sorun da Başkanlık sisteminin tepeden inen bir modelle sağlıklı olarak uygulamaya geçemeyecek olmasıdır. Sistem değişikliği Türkiye’nin tüm alt kurumlarında köklü bir yapısal değişim yapılmasını gerektirecektir. Kültürel olgunlaşma olmadan bu yapısal değişim de yeterli olmayacaktır.

28. Anayasa Profesörü Ergun Özbudun, Başkanlık rejimine geçişin mümkün olabilmesi için 40’tan fazla anayasa maddesinin değişmesi ve bunlara dayalı olarak yüzlerce kanun tüzük ve yönetmeliğin değişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu değişim hiç şüphesiz hukuki bir karmaşa oluşturacaktır. (Başbakan’a Bir Öneri, Milliyet Gazetesi, 22 Nisan 2010)

29. Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin son derece hassas bir süreçten geçtiği bu dönemde, böylesine köklü bir değişimin istikrara yapacağı olumsuz etkiler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

30. Başkanlık sisteminin derin devlet yapılarını ve bürokratik oligarşiyi etkisizleştireceği varsayımı da doğru değildir. Tam tersine ilk başlarda kurumlar arası uzlaşmaya katkıda bulunmak için oluşturulan kadrolar bir süre sonra yerleşik yapılara dönüşmekte ve bu yapılar farklı menfaatlere göre hareket edebilmektedir.

Sonuç olarak, rejim ve sistem değişikliği söz konusu olduğunda, siyasetten bağımsız olarak Türkiye’nin geleceği düşünülmeli, daha sonra gelebilecek kişiler, oluşabilecek koşullar mutlaka hesap edilmelidir.

Hür bir akılla değerlendirildiğinde başkanlık sisteminin tehlikeleri açık olarak görülmektedir. Türkiye böyle riskli bir yola yöneltilmemeli, parlamenter sistem ve üniter yapı gerekli reformlarla güçlendirilmeli, Türkiye’nin bir ve bütün olarak büyümesi için gayret edilmelidir.

Ecdadımız ve Osmanlı başkanlık sistemi benzeri bir yönetim uygulamıştır, ancak bugün Türkiye Osmanlı’ya benzer bir süper güç konumunda değildir. Hem Türkiye hem bölge hassas bir dönemden geçmektedir. Ülkemiz, Türk İslam aleminin merkezi dayanak noktası olarak bir ve güçlü olmalı, parçalanmaya gidebilecek her türlü ihtimalden şiddetle sakınılmalıdır. 

Adnan Oktar'ın News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/presidential-system-not-way-turkey-grow-prosper/%23axzz3RCuAKJdT

2015-02-01 22:12:02
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top