Başkanlık sistemi dünyada da başarılı olmamıştır

İmparatorluk ve mutlak monarşilerin sona ermeye başladığı 19 ve 20. yüzyıllar içerisinde birçok ülke demokrasi ve özgürlükler yolunda yeni yönetim biçimleri arayışlarına girdiler. Parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi ana başlıkları altında gruplanan bu yönetim tercihleri her zaman ileri demokrasi sonucuyla neticelenmedi. Günümüzde hala demokratik kurumların yerli yerine oturmadığı birçok ülkede özgürlüklerden ve insan haklarından söz etmenin imkanı dahi yok.

‘Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin adının da içinde yer alan demokrat sözcüğünün sadece lafta kaldığı birçok ülke diktatörlüğe dönüşmüş rejimler altında yönetiliyor. Kuzey Kore, demokrasi endeksinde dünya sonuncusu olarak yer alıyor. Yine birçok ülkede sık sık gerçekleşen askeri ve sivil darbeler sonucunda demokrasiler rafa kalkmış durumda.

Başkanlık/yarı başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin geneline bakıldığında, bu ülkelerde aslında demokrasinin, insan haklarının, düşünce ve inanç/ibadet özgürlüklerinin hiç de önde olmadıklarını görüyoruz. Başkanlık sistemi adı altında yine birer diktatörlük rejimine dönmüş birçok üçüncü dünya ülkesi, gelişmiş ülkelerin refah seviyesinden çok aşağıda bir konumda hayata tutunmaya çalışıyor.

Bir önemli husus da, başkanlık sistemine geçen ülkelerin bu rejime savaşlar veya darbeler sonunda geçmiş olmalarıdır. Dolayısıyla seçilen ilk başkanlar da ordunun gücünü elinde bulunduran askerler olmuştur. Amerika’nın başına General Washington, Fransa’nın başına General De Gaulle, Arjantin’in başına Mareşal Las Haras, Brezilya’nın başına General Fonseca, Endonezya’nın başına önce bağımsızlık savaşının lideri Sukarno, sonra yerine General Suharto, Güney Kore’nin başına General Park Chung-hee, Meksika’nın başına da Mareşal Agustin ilk başkan olarak geçmiştir. Güney Kore de dahil olmak üzere başa başkan olarak geçen tüm askerler ülkelerini birer diktatörlük anayasasıyla, derin devletleri arkalarına alarak yönetmeye başlamıştır.

BAŞKANLIK SİSTEMİ VE ORTAYA ÇIKAN KARANLIK TABLO

Tam başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelere genel olarak bakacak olursak;

Başkanlığın en demokratik olarak uygulanmaya çalışıldığı Amerika’da da çok büyük problemler söz konusudur. ABD’de muhalefet güçlü olduğunda devlet yönetimi sıklıkla işleyemez hale gelmektedir. Başkan ve Kongre’nin kanatlarının farklı partiler arasında paylaşılması sonucunda 1995 ve 2013’te sistem kilitlenmiş, hükümetler kepenk kapatmıştır. http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/196360/Baskanlik-sistemleri-tum-dunyada-tehlike-arz-ediyor Obama da şu an güçlü zannedilmesine rağmen, Kongre’nin iki kanadındaki Cumhuriyetçi hakimiyeti karşısında hiçbir politikasını uygulayamaz bir haldedir.

Başkanlık sisteminde devleti perde arkasından yönetmek isteyen güçlerin aktif olmasına en net örnek Amerika’dır. Aslında ABD’de devleti yöneten devlet başkanı değil, kökleşmiş derin devlet yapısıdır. Bu güçlü yapıyı elde etmek için de derin devlet yapısının birçok illegal faaliyete imza attığı herkesçe çok iyi bilinmektedir.

Çin, demokrasinin yaşanmadığı bir komünist diktatörlük. Çin’de başkanı halk değil Milli Halk Kongresi adı altındaki Çin Komünist Parti’si seçiyor. Çin’de sadece sosyal medya siteleri değil, müzik, filmler, sanat, konuşmak, basın… her şey sansürlü.

İran, dünya üzerindeki en baskıcı ülkelerden. İnsan hakları karnesi en kötü olan ülkelerden biri.

Tarihleri darbelerle dolu olan Latin Amerika ülkelerinden Arjantin, Bolivya, Peru, Venezuela, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Kolombiya, Kosta Rika, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Şili ve Uruguay tam başkanlık rejiminin olduğu ülkeler. Arjantin’de 1930’dan bu yana hiçbir sivil idare 6 seneden fazla iktidarda kalamadı. 1819’dan bu yana 46 devlet başkanından sadece ikisi askeri darbesiz görevini devir teslim etti. Bolivya, Peru ve Venezuela dünyada en çok darbenin olduğu ülkeler. Brezilya’da askeri darbeler bugüne kadar hiç soruşturulamadı. 1889 yılında yine bir darbeyle başlayan Brezilya’daki başkanlık süreci, 1934’te başarısız olacak bir komünist devrim denemesi üzerine tam bir diktatörlük haline gelmiştir.

Venezuela örneğinde olduğu gibi, fesih yetkisi ve yüksek dereceli memurları doğrudan atama yetkisine sahip olan başkanlık sistemlerinin de demokrasiyle alakasının olmadığı çok açıktır.

Yine tarihi darbeler, komşu ülkelerle savaşlarla dolu Afrika ülkeleri Nijerya, Uganda, Surinam, Sudan, Kenya, Tanzanya, Liberya, Sierra Leone ve Zambiya da tam başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Afrika’da darbe olmayan yıl neredeyse yok gibi. Yarı başkanlık sistemiyle yönetilen Fransa’nın da etkin olduğu kıta genelinde, 1960’tan 2013'e 87 askeri darbe ve yüzlerce başarısız darbe girişimi gerçekleşti.

Asya ülkelerinden Endonezya, Filipinler, Güney Kore, Seyşeller ve Sri Lanka da yine üçüncü dünya ülkeleri klasiği olan askeri darbeler, ekonomik uçurum ve demokrasinin henüz oturmadığı ülkeler olarak karşımıza çıkıyor. Güney Kore hala komünist blokla Amerika arasındaki soğuk savaşın etkisindedir. Ülkeyi ve rejimi Amerika kurdurmuş ve büyütmüştür. Dolayısıyla ülkenin başkanları Amerika’nın tam etkisindedir. Bu yönetim biçimini ABD kesin olarak istemektedir.

Afganistan hem demokrasiden, hem de bir devlet görünümünden çok uzak. Ülke on yıllardır işgaller ve savaşlar altında.

SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşan Belarus, Türkmenistan, Kazakistan ve Ermenistan henüz demokrasi kültürünü yakalayamayan ülkelerden. Örneğin Türkmenistan, Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF)’in hazırladığı 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 178. sırada yer alıyor. Başkanlık ve yarı başkanlık sistemiyle yönetilen diğer ülkelerde de durum benzer şekilde tezahür ediyor. http://www.bugun.com.tr/gundem/biz-bunu-haketmedik-haberi/970790

Yarı başkanlık sisteminin uygulandığı ülkelere baktığımızda da farklı bir tablo karşımıza çıkmıyor. Suriye, Küba, Rusya, Namibya, Çin, Burkina Faso, Moritanya, Moğolistan, Nijer, Filistin, Pakistan, Romanya, Senegal, Ukrayna, Tayvan ve Gürcistan yine karşımıza demokrasi kültürünü benimsemek için hala uzun mesafeler kat etmesi gereken ülkeler olarak yerini alıyor.

Freedom House’un 195 ülke hakkında 2015 yılının Ocak ayında yayınladığı Dünya Özgürlükler Raporu’nda Rusya, İran, Kazakistan özgür olmayan ülkeler arasında yer alıyor. Çin ve Kuzey Kore ise “Beterin beteri” kategorisinde yer alıyor. http://www.diken.com.tr/hep-geri-hep-geri-turkiye-demokrasi-endeksinden-sonra-ozgurluk-raporunda-da-geriledi/

BAŞKANLIK SİSTEMİNDEKİ FEDERASYON TEHLİKESİ

Başkanlık veya yarı başkanlık sistemlerinin ana özelliği, federasyon ve özerklik gibi birbirinden yapıca ayrılmış eyaletleri bünyelerinde barındırmasıdır. Burada önemli olan husus şudur; “Başkanlıkla yönetilen ülkeler, ayrı devlet ve federasyonların bir araya gelmesi ve bu ayrı yapıları bir arada tutma yöntemi olarak bu yönetim biçimini seçmiştir. Tek devlet olup sonradan federasyonlara veya ayrı yapılara bölünerek başkanlık sistemine geçen hiçbir ülke yoktur.”

Tarihe bakılacak olursa, sadece Cermen kabile devletlerinin bir araya gelmesiyle oluşan Almanya, 2100 yıldır federatif anlayışla bir arada olmuştur. 1200 sene önce Kral Şarlman bu ayrı krallıkları bir araya getirmiştir. 1871’den beri de Almanya Bismarck’ın şansölyeliği ile başlayan federatif parlamenter sisteme geçmiştir. Şansölye bizdeki başbakanın tam karşılığıdır. Almanya’da cumhurbaşkanları sembolik bir görevdedir. Aynı şekilde İngiltere de, 1215’te kralın yetkilerini kısıtlayan Magna Carta’nın ilanından beri parlamenter monarşi ile yönetilmektedir. İtalya’da da Garibaldi uzun süren mücadeleler sonunda Venedik’le de anlaşarak 1886’da İtalyan Milli Birliği’ni kurdu. Tarihte büyük imparatorluklara imza atan bu üç ülke de hiçbir zaman başkanlık sistemlerini tercih etmemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ise bir federatif devlet değildir. 24 milyon m2’lik bir alana hükmeden Osmanlı’da ülkeye katılan yeni toprakların hepsi de devlet merkezine kesin bir itaatle bağlı olmuştur. Osmanlı, ‘birleşik beylikler’ veya yeni eklenen yeni devletlerle ‘birleşik devletler’ üzerine değil, beyliklerin/devletlerin tek bir devlet olarak birleşmesiyle mutlak monarşi haline gelmiştir. (Daha geniş bilgi için: http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/197430/%E2%80%9COsmanli-Yonetim-Sistemi%E2%80%9D-Baskanlik-sistemi-degildir-- )

Tam başkanlık sisteminin ilk örneği olan Amerika da ayrı devletlerin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Örneğin G20 ülkeleri içindeki başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere baktığımızda; Arjantin 23, Brezilya 26, Meksika 31, Endonezya 33, Kanada 10, Avusturalya 6, ABD 50 eyaletten oluşmaktadır. Rusya Federasyonu 85 federe yapıya ayrılmıştır. Endonezya coğrafi açıdan bir adalar devletidir. Ülke siyasi tarihi boyunca da neredeyse bütün adalar birbiriyle çekişen ayrı krallıklar halindedir. Güney Afrika Cumhuriyeti 3 ayrı devlet, 3 ayrı başkentten oluşmaktadır. Eyaletler/farklı devletler üzerine kurulu diğer ülkeler de, ayrı kanunları, ayrı hukuk sistemleri ve ayrı kültürlere sahiptir. İşte bu yüzden, farklı federal yönetim yapısından geldikleri için başkanlık sistemini tercih etmek zorunda kalmışlardır.

Federasyonlar özet olarak uyuşamamak, anlaşamamak ve sevgisizlik demektir. Halbuki, aynı devlet çatısı altındaki tüm bireylerin birbirlerine sıkı sıkı kenetlenmesi, sevgiyle kaynaşması ve tarihi/kültürel bağlarla ortak bir hars etrafında birlik olması en doğru olanıdır. Ancak sevgisizlik, egoistlik, hoşgörüsüzlük, ırkçılık ve nefret politikalarının hakim olması gibi nedenlerle toplumların ayrışması söz konusu olur. Sevgisizliğin hakim olduğu bir ortamda güçlü demokrasi ve bireysel hakların güvencede olduğu ülkelerde dahi ayrılıkçı talepler çok rahatlıkla ortaya çıkar. Kanada, İspanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve Belçika gibi ileri demokrasi altında yaşayan ülkelerdeki ayrılıkçılık hareketlerinin temelinde de bu hususlar var.

Fransa’ya İngiltere’den gelen Briton topluluğu, İspanya sınırındaki Basklar ve ülkenin güneydoğu açıklarındaki Korsika Adasında yaşayan Korsikalılar Fransız Devletinin ayrılıkçı hareketleridir. http://www.bilgesam.org/incele/812/-ab'de-ayrilikci-bolgeler-ve-topluluklar/#.VM2iLVWsXNV Fransa’da son yıllarda iyiden iyiye artan yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve aşırı sağın gitgide yükselmesi Fransa’daki huzursuzluğu giderek artırıyor.

33 milyon nüfuslu Kanada'nın 8 milyon nüfuslu ve Fransızca konuşan Quebec bölgesi de ülkeden ayrılmak istiyor. Kanada yıllardır bu problemle boğuşuyor.

Latin Amerika ülkelerine baktığımızda, Brezilya, eyaletleri arasında kişi başına düşen gelirin en adaletsiz dağıldığı ülkelerden birisi. Meksika’da her eyalet bir uyuşturucu karteli tarafından parsellenmiş durumda. Ülkede sadece 2006-2012 yılları arasında uyuşturucuyu önleme adına yapılan mücadelede 60 bin kişi can verdi. Endonezya’da 60 yılık başkanlık sistemi birbirini ihtilalle deviren ve bir daha başkanlıktan indirilemeyen iki başkan çıkarmış; Sukarno ve Suharto.

Başkanlık sisteminin var olduğu ancak demokrasinin olmadığı G20 ülkelerinden Suudi Arabistan krallık, Çin ise komünist diktatörlükle yönetilmektedir. Bu ülkeler arasında yıllarca sömürge imparatorlukları kurmuş Fransa ve İngiltere’de vardır. Dolayısıyla G20 ülkelerinin ekonomik gelişmişliklerinin yönetim sistemleriyle bir alakası yoktur.

Hatta, ülkelerin kişi başına GSYİH’na göre sıralandığı listelere bakıldığında, bunun neredeyse son 300 yıldır hiç değişmediği de görülecektir. Dolayısıyla ülkeler yönetim sistemleriyle değil, içinde bulundukları jeostratejik ve jeopolitik konumları gereği zenginleşmişlerdir. Bununla birlikte, kişi başına düşen milli gelir göz önüne alındığında en zengin ilk 20 ülke arasında sadece ABD ve Güney Kore’de başkanlık sistemi var. En fakir 25 ülkenin ise 16’sında başkanlık, 3’ünde darbe yönetimi var. En fakir 25 ülkenin 11’inde eyalet sistemi var.

AB ve OECD ÜLKELERİNE PARLAMENTER SİSTEM HAKİM

Bütün dünyaca en ileri demokrasi seviyesi olarak kabul edilen Avrupa Birliği ülkelerinde de sadece Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde başkanlık, Fransa ve Romanya’da yarı başkanlık sistemi uygulanıyor. Diğer 25 ülkede -ki bunlara demokrasi endeksinde ilk sıraları alan Norveç, İzlanda, Danimarka ve İsveç de dahil olmak üzere- parlamenter sistem mevcut.

Yine aynı şekilde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin 34 üye ülkesinden 4’ünde başkanlık (Şili, Güney Kore, Meksika ve ABD), Fransa’da da yarı başkanlık sistemi uygulanmakta. Geriye kalan 29 üyenin hepsinde parlamenter sistem uygulanıyor.

Bu noktada Fransa’yı özel olarak incelemekte fayda var.

The Economist dergisinin araştırma birimi Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından yapılan “Dünya Demokrasi Endeksi” araştırması da bu duruma ışık tutan önemli verilerden. 2007 yılından beri iki yılda bir yayınlanan bu rapora göre ülkeler; tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, karma rejimler ve otoriter rejimler olmak üzere dört kategoriye ayrılıyor. Son endekse göre sadece 24 ülke ‘tam demokratik‘ olarak değerlendirilirken 52 ülkenin ise ‘otoriter rejim‘ ile yönetildiği belirlendi.      

Endekse göre, tam demokrasi sayılan 24 ülke arasında başkanlık rejimiyle yönetilen ülke sayısı sadece 3. Yine EIU demokrasi endeksine göre, parlamenter rejimle yönetilen ülkelerden hiçbirisi otoriter ülkeler listesinde değil.

Bu sıralamalarda devletlerin, seçim süreci ile çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin işlevi, siyasal katılım ve siyasal kültürleri dikkate alınıyor. Yarı başkanlık sistemiyle yönetilen Fransa’nın kusurlu demokrasiler arasında yer alıyor olması da bu raporun önemli bir verisi. http://haberler.rotahaber.com/Turkiye-demokrasisi-Nikaragua-ile-ayni-sirada_511640.html

Fransa, ünlü Fransız ihtilalinden sonra demokrasiye geçme sürecine girmiştir. Bu tarihten sonra birçok askeri darbe ve çalkantılar ülkeyi sarsmış, 1958 darbesi sonrasında ülke 5. cumhuriyete ve yarı başkanlık sistemine geçmiştir. Fransa’da yarı başkanlık sistemi açık bir biçimde devlet başkanının üstünlüğüne dayanmaktadır. Bu da ülkede büyük sorunlara yol açmaktadır. Mesela, Sosyalist Mitterrand’ın cumhurbaşkanlığında merkez sağcı Chirac’ın başbakan olduğu dönem, taraflar arasında adeta bir boğuşma şeklinde geçmiştir. Yine aynı şekilde sağcı Cumhurbaşkanı Chirac ise solcu Lionel Jospin hükümeti ile de aynı boğuşmalar, politikaları kilitleyen hamleler birbiri ardınca devam etmiştir. http://arsiv.sabah.com.tr/2003/04/21/s0308.html  Hatta AB zirvelerine dahi Mitterrand-Chirac çekişmeleri damgasını vurmuştur. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=7291247  Her Fransız seçimi, derin devletin cumhurbaşkanı seçtirme operasyonuna dönüşmüştür. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212541 Cumhurbaşkanları başa geldiğinde kendi programlarını uygulayabilmesi için mecliste kendi partisinin çoğunluğunu sağlayamadığı sürece sistem sürekli olarak kilitlenmiştir. Diğer taraftan cumhurbaşkanlarının meclisi fesih yetkisi, Fransa’da sürekli bir karmaşa ortamının oluşmasına da sebebiyet vermektedir. Fransa’da önümüzdeki dönem için de aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin cumhurbaşkanlığını kazanma ihtimalinin güçlenmesi, ülke siyasetçilerini ciddi bir şekilde endişelendirmektedir. http://www.mesutkarakoc.com/blog/demokratik-sistemler.html

SONUÇ

Amerika’nın başını dahi belaya sokan başkanlık sisteminin riskleri ve tehlikeleri çok büyüktür. Başkanlık sisteminde tek bir kişinin yani Başkanın yetkileri çok geniştir, demokrasinin yerleşik olmadığı ülkelerde despot, tek adam rejimi gelişir. Bu nedenle, sistemin uygulandığı her ülkenin birer diktatörlüğe dönüşüyor olması, parlamenter sistemin uygulanmasının en akılcı seçenek olarak olduğunu bizlere göstermektedir.

Başkanlık sisteminin en ciddi risklerinden biri demokrasisi az gelişmiş ülkelerde otoriter rejimlere zemin hazırlamasıdır. Bu sistemde başkan, çok istisnai durumlar hariç görev süresi dolmadan makamından ayrılamaz. Bu durum halkta ciddi kırılmalara, tedirginliklere ve toplumsal gerilimlere neden olur. Bu sebeple sistem darbeleri kolaylaştırmaktadır. Nitekim, başkanlık sisteminin uygulandığı Asya’daki, Afrika’daki, Latin Amerika’daki ve Ortadoğu’daki bütün ülkeler, ya diktatörlüğe dönüşüp kendi halklarını mahvetmiştir veyahut kanlı bir şekilde yıkılmıştır.

Diğer taraftan, yapısı gereği başkanlık sistemi federatif yönetimlere dayalıdır. Bu yönetimlerde valiler bölge halkı tarafından seçilir. Referandum yapma yetkisi bulunan valiler federatif yapı oluşturabilir. Dolayısıyla ayrılıkçı hareketlerin olduğu toplumlarda federasyonlar da kesin olarak bölünme riskini beraberinde getirecektir.

Demokrasinin gelişmesi için başkanlık sistemi şart değildir. Demokrasiyi geliştirecek olan zihniyet değişimidir. Demokrasinin ve ilerlemenin temel yöntemi sanata ve bilime açık olmaktır. Bu olmadıktan sonra kullanılan sistemler her ne olursa olsun bir fayda sağlamayacaktır. 

Adnan Oktar'ın News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/presidential-systems-have-failed-all-over-the-world/#axzz3U8xk6zZP

2015-02-07 16:40:14
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top