Amerika'da Sürekli Kilitlenen Sistem: Başkanlık

Başkanlık sistemi ABD’de yeni yeni terimlerin siyasi literatüre katılmasına vesile oldu. Bunlardan birisi “Gridlock” yani ‘kilitlenme’, bir diğeri de “Topal ördek” yani ‘yürütme kabiliyetini yitirme’.

Başkanlık rejiminde, yasama-yürütme-yargı üçlüsünün arasında uzlaşı olmazsa sistem hemen kilitleniyor. Bu tip kilitlenme durumlarına yani Başkan ile Kongre arasında meydana gelen siyasi tıkanıklığa, ‘gridlock’ tabiri kullanılıyor. Yani sistemin kilitlenmesi ve çalışamaz hale gelmesi durumu hasıl oluyor.

Amerika’da son 20 yıl içinde, yasama-yürütme sürtüşmesi sonucunda iki defa hükümetler kepenk kapattı. Bir diğer deyişle Amerikan hükümetleri ve siyasi rejim iflas etti.

Bu iflaslardan ilkinde 1995’te Demokrat Partili Clinton başkandı ancak kongreye Cumhuriyetçiler hakimdi. Demokratların bütçesi Kongre'den geçmeyince hükümet kepenk kapatmak zorunda kaldı. Federal hükümet parkları, müzeleri kapatmak zorunda kalırken, havalimanı ve devlet dairelerinde çalışanlar, sağlık çalışanları, gardiyanlar, sınır kontrol görevlileri de dahil olmak üzere yüz binlerce kişiyi 21 gün boyunca ücretsiz izne çıkardı.

İkinci gridlock ise Obama döneminde yaşandı. Demokrat Partili ABD Başkanı Obama döneminde de Cumhuriyetçiler Kongre’nin hakimi konumundalar. 2013'te de Obama hükümeti aynı şekilde kepenk kapattı. 800 bin federal çalışan ücretsiz izne çıkarıldı. Gazilik, emeklilik gibi ödemeler ertelendi. Yaklaşık 2,5 milyon yaşlı insan başta yiyecek yardımı olmak üzere birçok hizmetten faydalanamadı. Çalışanların maaş kaybı yaklaşık 1 milyar dolar olurken, 1 haftalık kepenk kapatmanın devlete olan zararı 10 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

CNN’in yaptığı bir ankette, Amerikan halkının %68’inin kepenk indirmeyi olumsuz bir gelişme olarak görmesi, halkın siyasi sistem karşısındaki memnuniyetsizlik oranını da gösteriyor.

 

Topal Ördek

“Topal ördek” terimi önceleri, yeni başkan seçildiğinde devlet işlerinin aksamaması için eski başkanın görevini 3 ay daha sürdürdüğü döneme verilen bir addı. Yani, başkanlık görevini yeni seçilen başkana devredecek, ülkeyle ilgili önemli kararlar alamayan, yetkisiz, etkisiz bir başkanın durumunu anlatan en güzel tabir olarak kullanılıyordu “topal ördek”.

Ancak artık, “Kongre’ye muhalefetin hakim olduğu durumlarda” da bu terim sıkça kullanılmaya başlandı. Obama da, Başkanlığının bitmesine 2 yıl kalmasına rağmen “topal ördek” grubuna dahil oldu. Son yapılan ara seçimlerin ardından muhalefetteki Cumhuriyetçiler Kongre’nin her iki kanadı olan, Temsilciler Meclisi’ne ve Senato’ya da hakim oldular. Bu şu anlama geliyor, Cumhuriyetçilerin istemediği hiçbir kanun Kongre’den geçemeyecek. Dolayısıyla Kongre üzerinde hiçbir kontrolü olmayan Obama için ve sonuçta Amerikan Başkanlık Sistemi için “topal ördek” dönemi yeniden başlamış durumda. Örneğin, Kongre eğer 2016 yılının bütçesini onaylamazsa Obama hükümeti yine iflasını ilan edecek. Amerika’da her 4 yılda bir başkanlık seçimi yapılıyor, 2 senede bir de temsilciler meclisi seçimi yapılıyor. Özellikle, başkan seçildikten 2 sene sonra Kongre için yapılan ara seçimlerde halk, denge unsuru olması açısından Başkanın muhaliflerine oy veriyor. Dolayısıyla bu sistem ilerleyen yıllarda da Amerikan Devletini kilitleyen, işleyemez hale sokan bir şekle dönüşecek gibi görünüyor.

 

Amerika’da Başkan ve Kongre Çekişmesi Tarih Boyunca Hep Var Oldu

Başkan’la Kongre’nin farklı güçlerin elinde olması durumu 1900’ün başından günümüze tam 17 kez tekrarlanıyor. Özellikle 1970’ten sonra ise bu durum iyice içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Ocak 1969, Ocak 2015 arasındaki 46 senenin 24 yılında 7 Başkan “topal ördek” pozisyonuna düştü. Richard Nixon, Gerald Ford, Ronald Reagan, George Bush, Bill Clinton, George W. Bush ve Obama. Hepsi de muhalif Kongre’lerle ülkeyi yönetmeye çalıştı.

ABD’nin 37. başkanı olan Cumhuriyetçi Richard Nixon’ın 1969-1973 yılları arasındaki ilk başkanlığı döneminde Demokratlar Kongre’nin her iki kanadında da üstündü. İkinci defa başkan seçilen Nixon 1974’te “Watergate skandalı” yüzünden istifa ettiğinde de Kongre kanatları Demokrat hakimiyetindeydi. Nixon’ın istifası Amerikan tarihindeki tek örnektir. Kanunlara göre yerine yardımcısı Gerald Ford geçmiştir. Dolayısıyla o da kendisini Demokratların üstün olduğu Kongre karşısında eli kolu bağlı bir vaziyette bulmuştur.

Ronald Regan 1981’de Cumhuriyetçi Başkan olarak Beyaz Saray’a çıkmıştır. İlk beş senesinde problem yaşamamış ancak 1986’da yapılan ara seçimlerde Demokratların Kongre üstünlüğünü ele geçirmesiyle son iki yılını muhalefete mahkum bir şekilde sürdürmüştür.

Cumhuriyetçi George Bush da, ABD’nin 41’inci başkanı olarak Beyaz Saray’a çıkmış, görev süresini Demokratların çoğunluğu oluşturduğu Kongre ile çalışarak sürdürmüştür.

Bill Clinton’ın da 1992’de başlayan başkanlığı, 1994’te yapılan ara seçimlerde Kongre’ye Cumhuriyetçilerin hakim olmasıyla adeta bir kabusa dönüşmüştür. Yukarıda da bahsetmiştik, 1995 sonunda Kongre’de bütçeyi onaylamayan Cumhuriyetçiler, Clinton hükümetinin kepenk kapatmasına neden olmuştur. 2001 yılına kadar Başkanlık koltuğunda oturan Clinton, ilk iki yılı hariç Cumhuriyetçi Kongre ile boğuşmak zorunda kalarak görevini sürdürmeye çalışmıştır.

George Bush, 2007-2009 yılları arasında her iki Kongre kanadındaki Demokratların hakimiyeti altında görevini sürdürmeye çalışmıştır.

Son olarak da Obama hükümeti, Kongre’nin her iki kanadına hakim olan Cumhuriyetçilerle hükümet etme görevini sürdürmeye çalışmaktadır.

 

Amerika’da Uzlaşma Kültürünün Sonu

Amerika hakkında herkesin hemfikir olduğu bir husus var. O da, Cumhuriyetçilerin ve Demokratların aynı temel değerler üzerinde, aynı ülkü ve idealleri paylaşıyor olması. Birçok çekişme olmasına rağmen Amerikan Rüyası’na her iki parti de tam sahip çıkıyor. Dünyanın diğer ülkelerinde ise çok daha dağınık bir siyasi yelpaze hakim. Amerika’da bile son 40 yıl içerisinde tümüyle çöktüğü düşünülen uzlaşı kültürünü diğer ülkelerde görebilmeyi bu şartlar altında ummak çok güç. İşte bu yüzden Başkanlık sistemi Amerika’da bile çökmüşken diğer ülkelerde işletilebilmesini umut etmek çok da akılcı görünmüyor.

Obama 6 yıldır başkanlık görevini sürdürüyor ancak en önemli yasal düzenleme olarak seçmene söz verdiği sağlık sigortası reformu Kongre’den 1,5 yılda geçti. Tabi Cumhuriyetçilerle uzlaşırken bu reformun ilk halinden büyük tavizler verildi. Yine aynı şekilde bir başka seçim vaadi olan göçmenlik reformu ilk denemede Kongre’den geçmedi. İkinci deneme yapıldı ama hala bir sonuç yok, olacak gibi de görünmüyor.

Barack Obama, devletin kapısına kepenk vurulduktan sonra şu açıklamayı yapmıştı “ABD Başkanının Kongre’ye doğru olanı yaptırma gücü yok. Amerikan halkının var.” Obama bu sözleriyle dünyanın süper gücünün başkanı olsa da aslında kendi gücünün hiç olmadığını itiraf ediyor.

Temsilciler Meclisi’nin 155 üyesi 10 yıldan fazladır seçiliyor. Aralarında 50 yıldır Meclis’te olanlar var. Senatonun 50 üyesi 8 yıldan fazla görevde ve hatta aralarında 50 yıllık senatörler var. Başkan ise karşısında kemikleşmiş bir yapı buluyor kendisi yanlarında çok etkisiz kalıyor.

Başkan’ın atama yetkisi içinde bakanlar kurulu üyeleri, CIA, FBI, NSA gibi federal kurumların başkanları, büyükelçiler, anayasa mahkemesi üyeleri ve federal yargıçlar var. Ancak bunlar için de, yukarıda bahsettiğimiz yapı içindeki senatodan onay alması lazım.

Yine bununla birlikte, Başkan’ın yaptığı uluslararası anlaşmaları Senato’nun üçte iki oy çokluğuyla onaylama mecburiyeti var. Bu durum, muhalefetin üstün olduğu Senato söz konusu olduğunda hükümetin elinin kolunun bağlanması anlamına geliyor. Aynı uygulamanın uzlaşma kültürünün hiç bulunmadığı ülkelerde ise sonuç almayı iyice zorlaştıracağı çok açık. Örneğin, Obama’nın Küba’ya olan ambargoyu yumuşatabilmesi için de Senato’nun onayı gerekiyor. Cumhuriyetçilerin sıcak bakmadığı bu konuda Obama’nın bu isteğini gerçekleştirmesi yine zor görünüyor.

 

Yeni Bir Sektör: Lobicilik

Uzlaşma kültürü iflas edince, profesyonel uzlaştırıcılar devreye girmeye başlıyor. Aslında her ülkede olan ve muhalefetle iktidarı uzlaştırmaya gayret eden kişi/grupların varlığı herkesin malumu. Ancak bu sistem Amerika’da yeni bir boyuta ulaşmış durumda. Adeta yeni bir sektör olarak karşımıza Amerikan Lobileri çıkıyor. Bunlar, her türlü oyunun ve çıkar ilişkisinin döndüğü “Lobicilik faaliyetleri” ile Amerikan siyasetine yön vermeye başlıyor.

Washington, adeta lobicilik faaliyetleriyle ayakta duran bir ekonomiye sahip. Yargıda, Senato’da, Kongre’de en etkin ikna kabiliyetlerine sahip olabilmek için neredeyse her yol mubah hale gelmiş. Basın en büyük güç olarak kullanılıyor. Büyük paraların döndüğü bu sistemde kişileri kazanmak için her türlü tekliflerin havalarda uçuştuğu da biliniyor. Bunların yetmediği durumlarda ise siyasi şantajlar, medya linçi gibi uygulamalar devreye sokuluyor. Özet olarak halkın ne dediği değil, lobilerin kimi nasıl ikna ettiği sistemde etkin hale geliyor.

Konuyla ilgili olarak, Meksika’da Romero Enstitüsü’ne hitap eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, John Kerry’e 80 Kongre üyesinin gönderdiği bir mektupla ilgili olarak ‘lobicilik faaliyetiyle ikna edilme durumu’nu gündeme getirmiş olması da önemli. Çünkü bu lobicilik sistemi, aslında içeriği tam bilinmediği halde hep iyi olarak lanse edilen Amerikan Başkanlık Sisteminin yozlaşmış bir parçası. Örneğin ülkemizle ilgili Kongre’nin alacağı konularda hangi lobi güçlüyse onun kararlarını Kongre gündemine alıyor. Her senenin Nisan ayında sözde “Ermeni soykırımı” konusunun sürekli Amerikan Kongresine taşınması Washington’daki bazı lobilerin faaliyeti olarak karşımıza çıkıyor. http://t24.com.tr/haber/erdogan-kongrede-80-tane-kiralik-kisi-bulup-turkiye-aleyhine-kampanya-yurutuyorlar,287080

Lobicilik sistemi, “Haklı olanın değil, güçlü olanın ve daha çok maddi gücü olanın” fikrinin geçerli olması olarak karşımıza çıkıyor. Bu antidemokratik durum Başkanlık Sistemini de demokrat görüntüsünden uzaklaştırıyor.

Görüldüğü üzere, Başkanlık Sistemiyle yönetilen ülkelerde yürütmenin çok rahat işlediği tezi hiç de doğru değildir.

Diğer taraftan, yasama faaliyeti yapan meclislerin de lobilerin ve kişisel çıkarların etkisi altında kalmaya devam etmesi, bu sistemi uygulanabilir olmaktan çıkarmaktadır. Amerikan Başkanlarının bugüne kadar 2.800 defa Kongre’nin kabul ettiği yasaları veto ettiğini düşünürsek, bu sistemde ne yürütmenin ne de yargının mükemmel işleyişinden söz etmek pek de mümkün görünmemektedir.

2015-02-17 16:36:16

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top