Brezilya bürokratik otoriter modeli terk etmeli

“New York’tan Kaçış” filmini seyredenler hatırlayacaktır. Filmde; Amerika’da suç oranının artmasıyla birlikte New York kentinin Manhattan bölgesinin etrafı duvarlar ve dikenli tellerle çevrilerek bir açık hava hapishanesine çevrilir. Suçlular burada en ilkel şartlar altında kendi hallerine terk edilir. Şehrin bir yanında hayat normal devam ederken, duvarlarla çevrili bölümde hayat adeta bir kabus gibidir...

Şimdi bir an için bu filmdeki ortamın gerçek hayata uyarlandığını düşünelim. Bu uyarlamada suçlular yerine fakirler olsun ve mafya da bu bölgelere hakim olsun. 

Devlet buralara ancak tanklar, askerler eşliğinde girebiliyor ve yine de suçları önleyemiyor olsun. 

Hatta bu bölgeler, bir ülkenin dünyaca ünlü şehirlerinin içinde yer alsın. Gecekondu bölgeleriyle şehir arasında büyük duvarlar, tel örgüler çekilsin. 

Şehir içinde varlıklı ailelerin oturduğu sitelerde lüks bir yaşam varken, gettolarda hiçbir altyapı hizmeti olmasın. 

Ülkenin tüm şehirlerinde hırsızlık, kapkaç, adam kaçırma, cinayet, çete savaşları, yağma, rüşvet ve işkence ile hayat bir kabusa dönüşmüş olsun. Güvenlik güçleri olayları şiddetle bastırırken, insan haklarına hiç riayet edilmiyor olsun. Zenginle fakir arasındaki derin uçurum ülkeye ilk bakışta çok net hissediliyor olsun...

Resimlerle sunduğumuz ve bu sefaletin yaşandığı ortamlar Brezilya’da yer alıyor. Favela adı verilen bu kenar mahalle yani gettolar ülkenin en büyük iki şehri Sao Paulo ve Rio De Jenario başta olmak üzere bütün şehirlerde mevcut. Örneğin, nüfusu 13 milyon olan Rio’da yaklaşık 4 milyon insan, bine yakın favelada bu olumsuz ortamlarda yaşam mücadelesi veriyor. Favelalar ilk olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru kalacak yer bulmaktan zorlanan askerler tarafından inşa edildi. Daha sonradan buralara Afrika’dan gelen köleler ve fakir halk da yerleşmeye başladı. İlk zamanlarda devlet içindeki yerel seçkinlerin de etkisiyle favela inşaatları desteklendi. Buradaki amaç fakir halkı şehirlerden uzaklaştırarak kırsal kesimde yaşamaya zorlamaktı. Ancak ülkede yaşanan ekonomik krizler sonucunda 1970’lerden sonra şehirlere göç hız kazanmaya başladı. Bunun sonucunda karşımıza, 200 milyonluk ülkede 15 milyona yakın insanın alt yapısı olmayan favelalarda yaşadığı gerçeği çıktı. Brezilya Coğrafya ve İstatistik Enstitüsü verilerine göre halkın %6’sı bu gecekondularda ilkel şartlarda yaşıyor.

BREZİLYA’DA ÖNLENEMEYEN ŞİDDET VE ADALETSİZLİKLER

Dünyaya samba ve futbol açısından bir cazibe merkezi olarak sunulan Brezilya gerçekte seyahat edilmesi en riskli olan ülkelerin başında geliyor.

Şehirlerin kenar mahallelerine uyuşturucu, gasp, hırsızlık çeteleri ve organize suç örgütleri olan mafyalar hakim. Sırf 1988 ve 2001 yılları arasında bu gettolarda cinayete kurban giden 18 yaş altı insanların sayısı 4.000. Sadece 2001 yılında öldürülen sivil sayısı 900’den fazla. Polis yetkilileri 1994’te 523, 1995’te 596 çocuğun öldürüldüğünü belirtiyor.

Federal hükümet, eyalet güçleri ve ordu bu şiddeti durdurmaktan aciz çünkü bu bölgeler ayrı yasaları ve kuralları olan devletler gibi. Polisin elinde olmayan silahlar mafyanın elinde var. Rüşvet, polis ve asker içinden bu mafyalara verilen illegal destek ve ülkede önlenemeyen suçlar Brezilya’yı adeta bir kabusa çevirmiş durumda.

Diğer taraftan polis, asker ve askeri polislerin yaptığı şiddet ve işkenceler de bir türlü soruşturulamıyor. Uluslararası Af Örgütü polisin her olayda aşırı şiddet kullandığını belirtiyor. 1993 yılında polislerin, arabalarını taşlayan 8 çocuğu öldürerek yaptığı Candelaria Katliamı bu şiddetin sadece bir örneği. Yine bir cezaevindeki isyanı silahla bastırıp katliama yol açan 84 polis hala soruşturulamamış durumda. Silahlı müdahale emrini vererek 111 mahkumun ölümüne sebebiyet veren polis müdürü Yarbay Ubiratan Guimares, 632 yıl hapis cezasına çarptırılmış olmasına rağmen, vekil seçilerek meclise girdi. Milletvekillerini yargılayan en üst mahkeme ise yerel mahkemenin kararını çelişkili bularak bozdu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Brezilya hapishanelerinde yoğun işkencelerin yaşandığını rapor ediyor. Örgüt, işkencenin ülkenin kronik bir sorunu olduğunu belirtiyor. Eski Marksist bir gerilla olan ve şimdi Brezilya Devlet Başkanı olan Dilma Rousseff de 1970’lerde üç yıl kaldığı Tiradentes hapishanesinde dayak ve elektrikli sandalye gibi işkencelere maruz kalanlardan sadece birisi. Bu sorunla ilgili en acı ve aciz itiraf da Brezilya Adalet Bakanı Eduardo Cardozo’dan geldi. Cezaevlerinden sorumlu bakan olan Cardozo, 2012 yılında yaptığı bir açıklamada “Cezaevine girmektense ölmeyi yeğlerim. Cezaevindeki koşullar Ortaçağ’dan kalma” diyerek aslında Brezilya’nın gerçek yüzünü gösteriyor.

Uluslararası Af Örgütü Brezilya araştırmacısı Tim Cahill’in şu sözleri de ülkedeki durumu gözler önüne seriyor, “Her yıl binlerce kişinin güvenlik görevlilerinin elinde yargı dışı cinayetlerine tanık olunan ve polis merkezleri ve cezaevlerinde daha birçoğunun işkenceye uğradığı bir ülkede bu karar, Brezilya’da devlet kendi vatandaşlarını öldürüp işkence yaptığı zaman kimsenin sorumlu tutulmayacağını açıkça belirtiyor.”

GELİR DAĞILIMINDAKİ KORKUNÇ UÇURUM

Brezilya her ne kadar büyüyen bir ekonomi olarak görünse de, ülke dünya gelir eşitsizliğinde Afrika’yla yarışır durumda. Ülkede servetini aşırı derecede arttıranların yanında yine aşırı derecede bir sefalet de yaşanıyor. Genelde işsiz olan veya elit semtlerde hizmetçi veya işçi olarak çalışan insanlarının refahı için devlet yeterli miktarda fon da ayıramıyor.

Brezilya, 1889 yılında cumhuriyet rejimine geçtiyse de ülkede güçlü eyaletler ve yerel seçkinlerin sözü geçerli oldu. Zaten Brezilya’nın en büyük problemlerinden birisi de, yerel seçkinlerin halkın büyük kesiminden fazla haklara sahip oluşu. 19. yüzyılın başlarında Portekiz koloni devletinden ayrılıp bağımsızlığını ilan eden ülke, 26 eyalet ve bir otonom bölgeden oluşuyor.

Federal bölgeler başkanlık sistemiyle bir arada tutularak yönetilmeye çalışılmaktadır. Eyaletlerde parçalanmış birçok parti vardır ve dolayısıyla eyalet meclisleri de çok parçalı koalisyonlarla yönetilmeye çalışılmaktadır. Eyalet ve yerel belediyeler geniş hak ve yetkilere sahiptir ancak getto oluşumlarında ve şehirlerin güvensizliğinde Brezilya sınıfta kalan ülkelerden birisidir. Brezilya, eyaletleri arasında kişi başına düşen gelirde en yüksek uçurumun yaşandığı ülkelerden birisidir. Ülke genelinde kişi başına gelir 13.000 $ gibi gözükse de bu rakam halkın geneline dağılmamaktadır. Kişi başına düşen GSYİH rakamlarına bakıldığında 5.300 $ ve 46.000 $ gibi çok farklı rakamların olduğu farklı eyaletler görülmektedir. Ülkede fakir nüfus %35’ler civarındadır.

BAŞKANLIĞIN DİKTATÖRLÜĞE VE DARBE YÖNETİMLERİNE DÖNÜŞMESİ

Brezilya 1930’lardan itibaren Vargas’ın diktatörlüğüyle yönetildi. 1934’te başarısız olan bir komünist devrim denemesinden sonra ülke tümüyle demokrasiden uzaklaşmıştır. Vargas diktatörlüğünde ülke, İtalyan ve Alman faşizminde çok etkin olan “Korporatizm” yani lonca sistemi etkisinde yönetilmeye başlamıştır. Günümüzde de devlet içinde kemikleşmiş bu sistem, yönetimde etkisini sürdürmektedir. Yolsuzlukları araştıran bir STK olan Transparency International örgütü raporuna göre  Brezilya 178 ülke içinde 69. sıradadır. Darbe sonrası başa geçen Başkan Collor ise 2 milyar $ yolsuzluğunun ortaya çıkmasıyla görevinden ayrılmıştır.

1945 yılına kadar demokrasi hemen hemen hiç gelişmedi. Ancak 1945 seçimlerinden sonra ülke yeni başkanını seçse de demokraside ilerleme olmadı. 1964-1985 yılları arasında tam 21 yıl ordu tarafından yönetilmiştir. Bu dönem, başkanlık modelinin uygulandığı Latin Amerika ülkelerine has bir darbe klasiğidir. Bu dönem boyunca başkanlık seçimleri yapılmasa da kongre seçimleri yapılmış ancak yönetim asker ve elitlerde olmuştur. Bu sebeple bu yönetim sistemi “bürokratik-otoriter model” olarak adlandırılmaktadır. Brezilya’da 1991 yılından itibaren demokrasiye geçilmiş olsa dahi darbe döneminin etkileri, tüm devlet kurumlarında hala çok etkili haldedir.

Bu etkiye bir örnek vermek gerekirse; 2010 yılında, Devlet Başkanı Lula Da Silva darbe döneminde işlenmiş insan hakları ihlallerini araştırmak üzere “Hakikat Komisyonları” kurulmasını önermiş, bu girişimi ordunun çok sert tepkisine neden olmuştur. Savunma Bakanı ve kuvvet komutanları Lula’yı istifa etmekle tehdit etmiştir. Aynı yıl Federal Yüce Mahkeme, dokunulmazlığın farklı şekilde yorumlanmasının önüne geçerek soruşturulması gereken siyasilere adeta bir koruyucu zırh sağlamıştır. Böylece, Brezilya’da hiçbir diktatörlük ve darbe suçu soruşturulamamıştır.

Diğer taraftan, Brezilya’da başkanların önünde önemli bir zorluk vardır. Genel olarak yasama organında çoğunluğu sağlayamaz ve koalisyonlara neden olur. 1985’ten beri koalisyona katılan partiler 4’ün altına düşmemiştir. Hatta 2004 yılında kurulan koalisyonda 8 parti yer almıştır. Bu durum, Brezilya’daki başkanlık sisteminin aslında işlemediğini gösteren çok önemli bir sebeptir. Koalisyona dahil partilerin çekişmesi, sistemi daima kilitlemektedir.

SONUÇ

Başkanlık sistemi diğer bütün ülkelerde olduğu gibi Brezilya’daki sorunları da çözememiş, tam aksine sorunların daha da kronikleşmesine sebeb olmuştur. Bu sistem, diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi derin devletin uygulamalarının daha katı ve pervasız bir şekilde uygulanmasına sebebiyet vermiştir.

Neşeli, candan, cıvıl cıvıl olan Brezilya halkına en ileri demokrasi seviyesi yakışır. Bu güzel millete yaraşan en yüksek insan hakları bir an önce ülkede yerleşik hale getirilmelidir. Özgürlüklerinin en iyi şekilde korunması ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin sevgi politikalarıyla derhal çözülmesi gerekmektedir. Bunun yöntemi de daha çoğulcu, daha şeffaf bir demokratik anlayışla yeni bir Brezilya’nın inşa edilmesidir.

Adnan Oktar'ın News Rescue'da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/the-bureaucratic-authoritarian-model-should-be-forsaken-in-brazil/#axzz3V7KAPeQN

2015-03-10 18:25:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top