Fransa'da sürekli kilitlenen yarı başkanlık sistemi

Başkanlık sistemi olduğunda, yeni kanunların yasama meclisinden seri ve kolay çıkacağı yönünde çok yanlış bir kanaat mevcuttur. Gerçekte ise durum hiç de böyle değildir.

Başkanlık sisteminin parlamenter sistemden farkı; yürütme görevini meclis denetimindeki bir başbakan ve bakanlar kurulunun yerine getirmesi yerine, seçildiği süre boyunca kimse tarafından denetlenemeyen ve görevden alınamayan bir başkanın ifa etmesidir. Yürütme için başkan seçen halk aynı zamanda yasama için de meclisi seçmektedir. Dolayısıyla uzlaşma kültürü olmadığı sürece başkanlık sistemi de olsa, parlamenter sistem de olsa yeni yasaların onayı her zaman için aynı şekilde olacaktır.

Örneğin, Latin Amerika ülkelerinden Brezilya bir koalisyonlar ülkesidir. Genel ortalamayla 4 parti koalisyon oluşturmakta, bazen bu sayı 8’e kadar çıkmaktadır. Yeni kanunların böyle bir meclisten geçmesi çok zordur. Bazı ülkelerde başkanlara kanun hükmünde kararnamelerle yasama meclisini bypass etme yetkisi dahi verilmiştir. Bu aşırı yetkiler elbette antidemokratik bir yönetime sebebiyet vermekte, ülkeyi diktatörlüğe sürüklemektedir.

Başkanlıkla yönetilen Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinde hem toplumun uzlaşı kültürünün olmaması, hem de başkanların aşırı yetkilerle donatılması nedeniyle demokrasiye tam uygun hiçbir örnek mevcut değildir.

FRANSA VE ABD’DE SİSTEM SÜREKLİ OLARAK KİLİTLENMEKTEDİR

Dünya üzerinde başkanlık sisteminin mevcut olduğu ve demokrasiden çok fazla sapmayan sadece iki ülke mevcut; Amerika ve Fransa. Oysa bu iki ülkede de yasama meclislerinde muhalefet üstün olduğunda siyasi sistem tümüyle kilitleniyor.

ABD’de bu şekilde son 20 yıl içinde iki defa hükümet kepenk kapattı ve Amerikan Devleti haftalarca işlemez hale geldi. ABD, bu iki vakada en az 50 milyar dolar zarara uğradı. Yine bu süreçler, sosyal yardıma muhtaç milyonlarca vatandaşı çok olumsuz etkilendi. İnsanların devlete ve rejime olan güvenleri sarsıldı.

Son 45 yıl içinde 7 ayrı Amerikan Başkanı döneminde muhalefet Kongre’nin her iki kanadında da üstün haldeydi. Bu dönemlerde iktidardaki partinin istediği hiçbir kanun meclisten geçemedi.

Yarı başkanlık sistemi olan Fransa’da sistemin işlemesi için hayati bir koşul gerekiyor, o da cumhurbaşkanı ve başbakanın aynı partiden olması. Aksi durumda Fransa’da da sistem aynı ABD de olduğu gibi kilitleniyor.

FRANSA’DA CUMHURBAŞKANI-BAŞBAKAN UYUŞMAZLIĞI: KOHABİTASYON

Fransa’da, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın birbirinden farklı siyasi gruplara mensup olduğu dönemlere “Kohabitasyon” adı veriliyor. Bu dönemlerde Fransız siyaseti yoğun çekişmelere sahne oluyor ve sistem işlemez bir hal alıyor. Kohabitasyon döneminde başkanın yetkisi sadece dış ilişkiler ve savunma ile sınırlı kalıyor. Fransa’da yarı başkanlık sistemindeki üstün güç, başbakanı atama ve hükümeti feshetme yetkisi elinde olan cumhurbaşkanında olsa da kohabitasyon dönemlerinde bu güçten eser kalmıyor. Cumhurbaşkanı, halka verdiği reform sözlerini ve yürütme görevlerini tam anlamıyla ifa edemiyor. Güç ve yetki çekişmesi sonucunda hem işler arap saçına dönüyor, hem de ülkeye iki başlılık hakim oluyor.

Son 30 yıl, Fransa’da bu siyasi kısırdöngünün çokça yaşandığı dönemler olarak karşımıza çıkıyor.

Mitterrand-Chirac Dönemi (1986-1988): Bu dönem, Beşinci Cumhuriyet döneminin ilk kohabitasyon hükümetidir. Sosyalist Mitterrand’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Chirac’ın lideri olduğu sağ parti RPR mecliste çoğunluğu elde ediyor. Mitterrand onu atamak zorunda kalıyor ve Chirac koalisyonda güçlü bir konumla başbakanlığa geliyor.

Mitterrand’ın sadece dış politikaya baktığı ilk başlarda çok büyük sorunlar çıkmıyor gibi görünse de, sonradan iç politikada başlayan çekişme ülkede büyük bir siyasi gerginliğe neden oluyor. Chirac’ın başbakanlığa gelir gelmez yaptığı ilk iş, dışişleri bakanlığının önemli rapor ve belgelerinin cumhurbaşkanlığına gönderilmesini durdurmak oluyor. Mitterrand da, parlamentoda kendi kararlarını onaylamaları için Chirac’a şantaj yapıyor. Hatta, Mitterrand daha da ileri giderek lise öğrencilerini Chirac’a karşı protestoya çağırıyor.

Eski Fransız dışişleri bakanlarından Roland Dumas, Mitterrand-Chirac çekişmelerini anılarında geniş bir şekilde anlatmış. Bunlardan birisi de Federal Almanya eski Şansölyesi Kohl’ün başından geçen bir anı. Mitterrand ve Chirac bu sefer de anayasanın hükümlerini tamamen farklı yorumluyorlar. Mitterrand, orduların başkomutanı sıfatını taşıdığını ve nükleer silahları tetiklemek yetkisine sahip bulunduğunu, dolayısıyla dış ve güvenlik politikasında başlıca söz sahibi olduğunu ileri sürüyor. Chirac ise Anayasa’daki, "Hükümet ulusun politikasını saptar ve uygular" hükmüne sığınarak yetkinin aslında kendisinde olduğunu belirtiyor. Ülkede tam bir çift başlılık ortaya çıkıyor.

Bu çekişme AB zirvelerinde de kendini gösteriyor. Basın toplantılarında Mitterrand, Chirac’ın kendisinden sonra konuşmasını engelliyor. Chirac, Moskova’ya yapacağı ziyarette, daha önce Mitterrand’a uygulanan protokolün kendisine de aynen uygulanmasında ısrar ediyor. Mitterrand ise dolaylı yollardan Sovyet liderleri nezdinde teşebbüste bulunarak buna mani oluyor.

Chirac’la Mitterrand arasındaki ilişki aslında 1981 yılına dayanıyor. Sağcı Chirac, sosyalist Cumhurbaşkanı Giscard’ın halefi ve hasmı olan Mitterrand’a Giscard’dan kurtulmayı teklif ediyor. (Valéry Giscard d'Estaing, Le Pouvoir et la Vie, v. III, Cie 12, Paris 2006) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212541

Sağ ve sol iki partinin kıyasıya rakip olduğu Fransa’da böyle bir ittifak teklifi aslında Fransız siyasi sisteminin ne konumda olduğunu gösteren hadiselerden sadece biri.

Mitterrand-Balladur Dönemi (1993-1995): Sağ partiler seçimde %80 oy alınca Mitterand karşı görüşten olan Balladur’u başbakan atamak zorunda kalıyor. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerini Chirac kazanıp Mitterrand’ın yerine geçene kadar ülkede iki başlılık devam ediyor.

Chirac-Jospin Dönemi (1997-2002): Chirac 1997’de parlamentoyu feshedip seçimlere gidiyor. Ancak sosyalistler mecliste çoğunluğu ele geçiriyor bu nedenle karşıt görüşlü Jospin’i başbakan olarak atamak zorunda kalıyor. Fransızlar, 5 yıl devam eden bu süreci “Felç Dönemi” olarak adlandırıyorlar.

Yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Romanya’da da aynı kilitlenmeler söz konusu. 2012 yılında Romanya Başkanı Traian Băsescu ile Başbakan Victor Ponta arasında Fransa’dakinden çok daha ağır bir durum oluştu. Gerginlik, parlamentonun başkanlık yetkilerini askıya alması ile büyüdü. Başkanın görevden alınması için referanduma gidildi. Basescu’nun taraftarları referandumu boykot etti. Referandumdan başkanın görevden alınması kararı çıktı. Romanya Anayasa mahkemesi referandumu geçersiz ilan etti. Yaşananlar ülke çapında sokak ayaklanmalarına kadar vardı. Bu kargaşa dönemi 6 ay devam etti.

FRANSA YENİ SİSTEM ARAYIŞLARI İÇİNDE

Fransa, 1958’den beri Beşinci Cumhuriyet ile yönetiliyor. Fransa’daki yarı başkanlık modeli, yürütme gücünün cumhurbaşkanı ve başbakan tarafından paylaşıldığı bir model. Cumhurbaşkanı hükümeti etkileyebiliyor ancak devlet bürokrasisine başbakan hakim. Bu sistemin çıkmazları için 70’lerden bu yana da reform arayışları sürekli olarak dile getiriliyor. Aslında son 67 yılda Fransız anayasasında 10 defa değişikliğe gidildi. Kohabitasyon döneminden sonra bu değişim talepleri artarak devam ediyor. Hatta 1997’de Le Monde gazetesi aracılığıyla bazı aydınlar yeni bir cumhuriyete geçme önerisinde dahi bulunmuştu.

Fransızlar, kohabitasyona önlem olarak 2002’de en azından geçici bir önlem olarak cumhurbaşkanlığı süresini 7 yıldan 5 yıla indirdi. Parlamentonun ve cumhurbaşkanının görev sürelerinin eşitlenmesiyle seçmenin aynı yere oy vereceği umuluyor. Ancak yine de bu değişikliğin çekişmeleri önlemekten çok, çekişme sürelerini kısaltacak bir gelişme olduğunu herkes kabul ediyor. Çünkü Fransızlar parlamentoyla cumhurbaşkanını ayrı ayrı değerlendiren bir kültüre sahip. Diğer taraftan, cumhurbaşkanı iki turlu sistemle seçiliyor. Parlamentoda örneğin sağ partiler üstün olsa da, sosyalist bir cumhurbaşkanı yine çok rahatlıkla seçilebilir. Ayrıca, Fransa’da sağcı ve sosyalist adayların seçimler öncesinde gizli ittifaklarına da çokça rastlanıyor. Sonuç olarak, ülke yine bir kohabitasyona çok rahat düşebilir.

Türkiye’deki şu an kullanılan parlamenter sistemde ise bir kohabitasyon krizi yaşanması çok zor. Bizde Cumhurbaşkanı’nın TBMM’yi fesih yetkisi sadece güvenoyunu almada veya TBMM Başkanlık Divanı’nın yine 45 günde kurulamaması durumlarında var. Bu tip maddelerde de her zaman iyileştirme yapılabilir, parlamenter sistemimiz çok daha iyi bir seviyeye getirilebilir. Dolayısıyla, Türkiye’nin mevcut anayasal şartları içinde Fransa’daki gibi ortamların oluşması mümkün değil.

Adnan Oktar'ın Jefferson Corner'da yayınlanan makalesi:

http://www.jeffersoncorner.com/a-semi-presidential-system-that-is-constantly-dysfunctional-the-example-of-france/

2015-03-17 12:04:19

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top