Adnan Oktar'ın American Public TV röportajı - 2. Bölüm (25 Aralık 2009)

SUNUCU: Bize biraz Türk İslam Birliği'nden bahseder misiniz? Ne zaman başladı? Niçin bu birlikten bahsediyoruz ve misyonu nedir?

ADNAN OKTAR:
Türk İslam Birliği'ni iki yıl önce söylemiştim. Ben söyledikten sonra Türk ülkeleri olan işte Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi ülkeler ve İslam ülkeleriyle vizeler kalkmaya başladı. Vize kalkması ne demektir? Bu ulusların insanlarıyla Türk insanlarının rahat görüşebilmesi, rahat ticaret yapabilmesi, rahat sosyal ilişkiler içinde olması demektir. Bir süre sonra, vizelerin kalmasından sonra da pasaportlar kalkacaktır. Pasaportlar da kalkınca ne demektir? İslam ortak pazarı gibi, Türk ortak pazarı gibi bir Türk İslam Birliği oluşacaktır. Bunun amacı sadece siyasi, çıkara dayalı bir yapı değil, sevgi, şefkat, merhamet, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik duygularının hakim oluğu bir birliktir. Dolayısıyla hepsinin üstünde Allah sevgisi, Allah korkusu ve Allah sevgisinden kaynaklanan coşku esas olacaktır. O zaman hayat bir anlam kazanır. Yoksa sırf yemek içmekle, ticaretle insanlar mutlu olmuyor. Ekonomiler çöküyor görüyorsunuz. Ekonomik krizin ana nedeni de sevgisizliktir, egoistliktir, bencilliktir ve hepsinin üstünde Darwinizm'dir. Ama Darwinizm'in yıkılması, sevgisizliğin gittikçe ortadan kalkıyor olması, şefkatin, merhametin, sevginin dünyaya hakim olması hızla yayılıyor. Dolayısıyla Türk İslam Birliği de belirli bir çıkış içerisinde, 10-20 yıl içerisinde tamamen birleşip bitmiş olacaktır inşaAllah.

SUNUCU:
Şu durumda vakfınız bünyesinde siyaseti dinden ayırıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Politika, din, siyaset, ekonomi... Hepsi iç içedir. Çünkü  din güzel ahlakı belirliyor. Dolayısıyla siyasette de güzel ahlak önemlidir. Politikada da güzel ahlak önemlidir. Güzel ahlak olmadan politika ahlaksız politikaya dönüşüyor. Ahlakı olmayan bir politika olmaz. Ahlakı olmayan bir siyaset olmaz. Ahlakı olmayan bir ekonomi olmaz. Dolayısıyla din her yerdedir. Yani bunlar sevgi, şefkat, merhamet dostluk ve kardeşlik duyguları gibi duygular. Bunların olmadığı bir politika düşünemeyiz. Politikada bunlar olacağı için silahlar kalkacaktır. Kan dökülmesi duracaktır. Damla kan akmayacaktır. Bir kişinin burnu dahi kanamayacaktır. Bunu Peygamberimiz (sav) söylüyor hadislerinde. Savaşlar tamamen duracaktır. Yani politikada zulüm olduğunda savaşlar oluyor. Sevgisizlik oluduğunda savaşlar oluyor. Egoistlik, bencillik olduğunda savaşlar olur. Dolayısıyla ahlak geldiğinde de, güzel ahlak olduğunda da tabii ki bir barış ortamı olacaktır. Hıristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar kardeş olacaktır. Hıristiyanlar istedikleri gibi ibadet yapacaktır ve hür olacaklardır. Museviler çok rahat ibadetlerini yapacaktır, hür olacaklardır. Müslümanlar da aynı şekilde çok rahat ibadetlerini yapabilecek ve hür olacaklardır. Ama bütün inançlar hür olacaktır bunun dışında. Özgürlük, adalet, sevgi ve barış tam anlamıyla hakim olacaktır. Bunun için ahlaka ihtiyaç olduğu bellidir. Yani ahlaksızlık derken, ahlakın olmaması yani. Herhangi bir ahlaka gerek duyulmamasını kastediyorum. Bu durumda bir çöküntü olur ve dünyadaki çöküntülerin nedeni de budur. Ahlakın çökmesidir.

SUNUCU: Örneğin şu an Türkiye'deki siyasi yapılanma ile nasıl bir ilişkiniz var? Vakfınız üzerinde herhangi bir kısıtlama söz konusu mu? Baskı yapılıyor mu? Biraraya toplanmanız ve vakfınızın misyonunu gerçekleştirmede serbest misiniz?

ADNAN OKTAR:
Nispeten özgürüz tabii. Eskiye göre özgürüz. Ama hukuki yönden, tabii insanlar çok rahat dava açabiliyorlar. Mesela geçenlerde birkaç genç kız bulmuşlar. Birkaç kişi bulmuşlar ki, bir tanesi mafya mensubu gibi bir insan. Yani çok karanlık bir insan. Yine o genç kızlardan bir tanesi de eski satanistlerden. Ataköy'de bilinen bir insan. Sakso lakaplı. Bütün okuldaki çocukların büyük bölümüyle ilişkiye girmiş. Yani böyle müptezel bilinen bir insan. Bunu da aynı şekilde karşımıza gizli şahit olarak getirmişler. Şimdi bunlarla uğraşmak bizim çok vaktimiz alıyor. Yani 2001'den itibaren sürekli çete iddiasıyla dava açıldı. Sürekli beraat ettik ama sürekli dava açıldı. Çok kolay dava açmak. Yalancı şahit bulmaları çok kolay oluyor. Fakat daha da vahimi iddia edilen Egenekon Örgütü yargı içerisinde yapılanmış durumda. Yani Türkiye'de yargı içerisinde çok güçlü iddia edilen Ergenekon örgütü. Onun etkisi bizi çok tedirgin ediyor. Herhangi bir olayda, onların müdahale etmesi, onların herhangi bir baskı meydana getirmesi, hakimleri yönlendirmesi kuşkusu oluyor üzerimizde. Sorunlar genellikle bu tarzda. Yoksa eskisi tarzda bir şiddet yok üzerimizde.

SUNUCU:  Vakfa neden husumet besleniyor? Siyasi yapılanmalar vakfınıza neden karşı? Vakfınız siyasi yapılanmalara karşı ne gibi bir tehdit oluşturuyor?

ADNAN OKTAR: Hükümetin inananlara karşı öyle aleni bir baskısını  ben görmedim. Yani bize karşı da öyle bir aleni baskı yok. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü'nün bize karşı baskısı  var. Mesela Adil Serdar Saçan bize çete iddiasında bulunan kişilerin organize edilmesinde, böyle etkisi varmış gibi diyeyim. Yani bir şüphe oluştu bizde. Şöyle; hakkımızda bir dava oluşturdular. Suni bir dava oluşturdular. Fakat burada polis fezlekesini hazırlayan kişi Adil Serdar Saçan'ın Serdal Akça isimli arkadaşı. Yani opersayonu beraber yapan, bize daha önce operasyon yapan kişi ve arkadaşlarımıza işkence yapan kişi Adil Serdar Saçan. Serdal Akça da bunun arkdaşı. Serdal Akça da yargılanıyor değil mi şu an? 

OKTAR BABUNA:
Evet, işkence davasından. 

ADNAN OKTAR:
Evet. İşkence davasından yargılanan bir insan bu ve bunların  üzerinde bin küsür sene taleple bir dava var. Eğer biz bu davayı  kazanırsak, bize açılan diğer davadan beraat etmiş olacağız. Çünkü işkenceyi ispatlamış olacağız, ki 16 tane Adli Tıp raporu var bize işkence yaptıklarına dair. Devletin resmi kurumundan alınmış 16 tane rapor var. Buna rağmen Serdal Akça isimli polis memuruna bizimle ilgili fezleke hazırlattılar. Ve bu kişi de tabii çok aleyhimize  bizi çete olarak gösteren üslup kullanmış. Ama buna rağmen dört kere takipsizlik aldık. Yani bu savcılık takipsizlik verdi. Adil Serdar Saçan'ın bir telefon konuşması tespit ediliyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü'nün takibinde yapılan polis tespiti bu. Şu an biliyorsunuz Adil Serdar Saçan içeride. Hapiste. İddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi olmak iddiasıyla hapiste. Bu kişi bizim takipsizlik aldığımız davanın gideceği Kadıköy Adliyesi'ni arıyor. Yani oradaki bir arkadaş arıyor. Bir kişi arıyor. Oradaki hakimi tanıdığını ona karşısındaki kişi hissettiriyor, söylüyor. Ve onunla seni bağlantıya geçirebilirim diyor. Ve bunun sonucunda bizim davamız takipsizlik almışken bozuldu. Ama tabii ben bu hakimle konuştu da ikna etti de böyle bir netice aldı demiyorum. Ama böyle bir olay oldu. Buna benzer çok fazla olaylar oluyor. Yani bizim rahatsız olduğumuz konular bunlar. 

SUNUCU: Davalarının büyük bir kısmından beraat etti, değil mi? Herhangi bir ceza veya tahkikat almadı?

OKTAR BABUNA: Sayın Oktar'ı mı kastediyorsunuz?

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet, şu ana kadar öyle.

ADNAN OKTAR: Ama bir tane bir dava var 99'da olan dava. Onda 3 yıl hapis cezası aldım. O da Yargıtay'da şu an. Devam ediyor ama birçok bozma nedeni var. O yönde de bekliyoruz. 

SUNUCU: Kendinizi tehlike altında hissediyor musunuz? Polis tehdidi altında mısınız?

ADNAN OKTAR: Şu an mesela ben kendimi savunmak için dilekçe verdim mahkemeye. Bu arkadaşlarım dilekçe verdiler. Benim şikayetlerimi, arkadaşlarımın  şikayetlerini bir suç unsuru gibi gösterip, yani bu da bir çete faaliyetidir diye, buna da şikayet edip, buna da dava açmışlar. Yani mesela polis hakkımızda dava açıyor. Yani ‘niçin şikayet ediyorsunuz?'... Peki devlete şikayet etmeyelim, nereye şikayet edelim? 

SUNUCU: Peki. Bu karanlık ve gerçekten trajik olaydan biraz uzaklaşarak bir aydın ve düşünce adamı olarak size gelmek istiyordum. Sizi her zaman bir tehdit olarak görüyorlar. Ama şimdi siz de uygun görürseniz biraz sizden bahsetmek istiyorum. Bir çok insan sizi yakından tanımıyor.

ADNAN OKTAR:
Yani hayatımın başlangıcını mı? Kişiliğim hakkımda mı? Nasıl bir şey?

OKTAR BABUNA: Bir biyografi gibi mi yani?

SUNUCU: Bazı konulardaki fikirlerinizi öğrenmek istiyordum. Güzel sanatlar öğrencisiyken nasıl oldu da felsefeye, sonra da bu konulara geçiş yaptınız? Evet, bir anlamda biyografi gibi.

ADNAN OKTAR: İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara'da yaptım. Ankara'daki eğitimimden sonra 1979 yılında Akademi'yi kazandım. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi'ni. İç mimari bölümünü kazandım. Resim yarışmasında orada üçüncü oldum. Okulun üçüncüsü oldum, ki binlerce kişi girmişti. Güzel resim yapıyordum. Şu anda da yapıyorum güzel resim. 79'dan 83'e kadar felsefe de okudum. 83'te de İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne geçtim. Orada okumaya devam ettim. Ama o zamanlar anarşi ve terör çok güçlüydü. Okul komünistlerin kontrolündeydi. Biraz da gergin ve sert bir ortam vardı. Orada okuyamadım ondan sonra. Devam edemedim. Sonra bu kitap çalışmalarıma başladım. CD, dergiler ve Allah'a çok şükür de çok başarılı olduk. Halen de devam ediyor, görüyorsunuz. Kişilik olarak da merhametli, şefkatli bir insanım. İnsanları seviyorum. Barış olsun, kardeşlik olsun, iyilik olsun istiyorum. Gerilim ve kavgadan rahatsız oluyorum. Yani insanların güzel huylu olmasının birbirlerini dostça koruyup kollamalarının güzel olacağını düşünüyorum. Dünyadan silahların kaldırılmasını, barışın tesis edilmesini istiyorum. Ermeniler, Hıristiyan kardeşlerimiz, Ortodokslar, Museviler, Müslümanlar... Hepsinin kardeşce birarada yaşamalarını istiyorum. Dünyada da kavga istemiyorum.

SUNUCU: Bu  çok hoş. Bir  sanat öğrencisi, sanat okuyan biri olarak şimdi sizinle akıllı tasarımdan, dinlerden ve çevrenizdeki dünyayı nasıl değerlendirdiğinizden bahsediyoruz. Allah'ın dünyayı, evreni bir sanatla yarattığını düşünüyor musunuz? Allah'ın tüm bu evreni, ilişkileri, insan ve hayvanları yaratmasında yaratıcı, güzel bir yol kullandığını düşünüyor musunuz? Tüm bunları nasıl biraraya getirmiş? Bunu yaparken sanat mı kullanmış?

ADNAN OKTAR: Tabii. Canlıların yapısında, dış görünümlerinde, hücre yapısında bile. Kromozomlarda, kofullarda, atomun yapısında, hepsinde çok mükemmel bir simetri, sanat, estetik, güzellik hakimdir ve bütün dünyada bu görülüyor ve bütün kainatta, her yerde biz bunu görebiliyoruz. Altın oranı ve simetriyi özellikle. 

SUNUCU: Bu sorumu isterseniz cevaplamayabilirsiniz... Evli değilsiniz, değil mi? 

ADNAN OKTAR: Değilim. 

SUNUCU: Sadece merak etmiştim. Sizin gibi son derece yakışıklı, şık bir kişi. Şimdiye kadar evlenmemiş olmanızın bir sebebi var mı? Hanımlar ve evlilik konusundaki görüşleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Kadın tabii ki çok büyük bir nimet. Dünya'daki en büyük nimettir yani. İnsanı çok derinden etkileyen, çok muhteşem varlıklar. Yani Allah'ın mükemmel tecellileridir. Ama evlilik çok vakit alan, benim hizmetimi, davamdaki gayretlerimi engelleyeceğini düşündüğüm bir kurum. Yani evlenmiş olsam bu faaliyetlerimin %80'nini, 90'nını yapamayacağımı düşünüyorum. O yüzden de şimdilik evlenmiyorum.

SUNUCU: Peygamberimiz bunlardan daha fazlasını yapmış ama yine de, büyük ihtimalle, birden fazla hanımla evlenmiş. Yine de evliliklerini yürütecek enerjiyi bulmuş kendinde.

ADNAN OKTAR: Ama o Peygamberdi. 

SUNUCU: Evet. Kendisi de modern bir Peygamber. Ama biliyorsunuz...

OKTAR BABUNA: Son olarak ne söylemiştiniz?

SUNUCU: Kendisi modern bir Peygamber. 

OKTAR BABUNA: Size de modern Peygamber diyor.

ADNAN OKTAR: Peygamberin (sav) yolunda gayret eden Allah'ın herhangi bir kuluyum.

SUNUCU:
Bu harika. Evli olmasanız da, biliyorsunuz evlilik topluma, kadına dayalı bir müessese. Sizin de söylediğiniz gibi kadın gerçekten de bu yapının kaynağı. Batı her zaman İslam'ın kadınlara karşı olduğunu düşünmüştür. Bize biraz İslam'ın kadına bakış açısını anlatabilir misiniz? İslami bakış açısıyla toplum içerisinde kadının yeri nedir?

ADNAN OKTAR: İslam'da kadın korunan varlıktır. Yani zor işlere sokulmaz. Zor işler erkeklerin üzerinedir. Kadına bakmak erkeğin görevidir. Dolayısıyla kadın daima şefkatle kollanan, sevgiyle kollanan, hatta nadide bir çiçek gibi kollanan bir varlıktır. Ki Hz. Meryem için Allah onu bir çiçek gibi yetiştirdi diyor. Onun çiçek gibi yetiştiği söyleniyor Hz. Meryem için ve “alemlere üstün kıldık” diyor. Alemlerin en mükemmel kadınıdır diyor Hz. Meryem için. İdeal olan budur.

SUNUCU: Eminim pek çok Batılı kadın, Amerikalı kadın kendilerine kollanan, çiçek gibi yetiştirilen denmesini istemeyecektir. Genelde Amerikalı yada Batılı kadınlarla ilgili olarak, Müslüman kadınlarla da karşılaştırıldığında ne düşünüyorsunuz?

OKTAR BABUNA: Batıdaki bazı Amerikalılar bu hanımların sizin korunmasını söylemenizden, çiçek gibi olmalarından biraz rahatsızlık duyabilirler. Kadınlara bakış açısıyla ilgili olarak Batı ile İslam arasındaki farkı söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Kadınlar korunmaması sonucunda isyankar, saldırgan, acımasız, sert, erkeksi ve katı kalpli oluyorlar. Ama korunan kadınlar daha şefkatli, daha mülayim, daha güzel huylu, daha temiz, daha kadına benzeyen, tavırları güzel, dinlendirici varlıklar oluyor. Yani kadını kavganın, mücadelenin içerisine sokup yıpratmak, onu ruhen ve bedenen çökertmek hürriyet değil, ona yapılacak bir zulümdür ve ona yapılacak bir kötülüktür. 

SUNUCU: Peki Batılı kadınlara karşı bakış açısı nedir? 

ADNAN OKTAR: Batılı kadınlar genellikle kaliteliler, güzeller. Ben çok beğeniyorum. 

SUNUCU:
Bazı Batılı kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip olmak istiyorlar. Korunup kollanmak istemiyorlar. Kendi kendilerine yetebiliyorlar ve kendi seçimlerini kendileri yapmak istiyorlar. İhtiyaç duyulmadığı yada istenmediği halde koruma sağlamak. Kendilerini korumak istiyorlar ve erkeklerle aynı şeyleri yapmak istiyorlar. Askere gitmek istiyorlar, istedikleri kişi ile evlenmek istiyorlar. Bu da Batılı kadınların konusu. Erkeklerle aynı haklara sahip olma. Siz ise diğer yandan kadınların farklı olduğunu, korunmaya ihtiyaçları olduğunu söylüyorsunuz. Bu konuda ne diyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Eşit haklar tabii ki verilsin. Hatta daha da fazla hak verilsin. Bu ayrıdır. Ama korunmaması sonucunda Avrupalı kadınları ben görüyorum. Mesela ünlü sanatçılarda görüyorum, ünlü yazar bayanlarda da görüyorum. Diğerlerinde de görüyorum. Daha 30 yaşına gelmeden çok ciddi erkeksi, sert ve çökmüş bir yapıya doğru gidiyorlar. Yani kadınsı görünümlerini, kadınsı güzel yönlerini kaybetmiş oluyorlar. Dolayısıyla bu anlayış onları çökertiyor. Halbuki korunup kollanmış olsalar, zora sokulmasalar, onlara özen gösterilse, psikolojik baskı yapılmasa, sert ve çetin ortamlarda yaşatılmasalar böyle olmazlar. Ama onları böyle sert, çetin, acımasız ortamlara sokuyorlar. Onlar da ruhen ve bedenen çöküyorlar. Yani kadın kavgacı, saldırgan ve sert olduğunda görünümü kadın olmaktan çıkıyor. Başka bir şeye benziyor. Dolayısıyla böyle bir şeyde iyilik yapmış olmayız. Kötülük yapılmış olur. 

SUNUCU: Obama. Başkan Obama. Amerikan başkanı Nobel ödülünü kazandı. Irak ve Afgainstan'da iki savaş başlatıyor. Irak ve Afganistan'da savaş başlatıyor ve Nobel Barış ödülünü kazandı. Bazı insanlar kendisinin Nobel Savaş ödülünü kazanması gerektiğini söylüyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Obama geçmiş yönetimlere göre tabii çok daha iyi. Daha insancıl, daha makul bir insan. Obama'nın bu güzel yönlerini teşvik etmek gerekir. Yani bilakis tersine konuşup, onu huzursuz etmek değil, iyi ve güzel yönlerini teşvik ederek daha iyi olmasını sağlamak lazım. Dolayısıyla verilen ödül yerinde. Ama etrafındaki kişiler de ona iyi yönlerinde, güzel yönlerinde tam anlamıyla destek olması lazım. Bütün kamuoyu. 

SUNUCU: Nobel ödülü. Irak ve İran'da iki savaş. Obama Afganistan'a daha fazla birlik gönderiyor. Biliyorsunuz savaşlara devam ediyor ve eski başkanın politikasında herhangi bir değişiklik yapmıyor. Eski başkanımız Bush'un, bir açıdan Bush'un açtığı savaşın aynısını tekrar başlatıyor; ama hala uluslararası barıştan, barış ödülü kazanmaktan bahsediliyor.

ADNAN OKTAR: Çözüm bu şekilde olmaz. Amerikan askerlerine de yazık, oradaki Müslüman askerlere de yazık. Amerikan askerleri de genç yaşta orada öldürülüyorlar. Müslümanlar da öyle. Geniş çaplı orada şehit ediliyorlar ve çok acı ortamı oluyor. Bunun çözümü Hz. Mehdi (as)'dır. Hz. Mehdi (as)'ın çıkışı ve Mesih (as)'ın inişidir. Hz. Mehdi (as)'ın çıkışı için ortamı hazırlamak lazım. Hz. Mehdi (as)'ın dışında hiçbir çözüm oraya huzur getirmez ve kurtuluş da getirmez. 

SUNUCU: Taliban hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ben şiddete karşıyım. Benim stilim Kuran'a dayalı ve hadislere dayalı. Sevgiyle, şefkatle ve bilimle, ideolojiyle, sanatla ikna ederek, insanlara saygı duyarak, Hıristiyanları ve Musevileri, bütün Müslümanları kucaklayarak, onları birbirleriyle kardeş şekline getirmeye çalışarak bir çalışmadan taraftarıyım. Yani böyle bir çalışmanın tarafındayım. Bunun dışındaki bir tavrı da benimsemiyorum. Dolayısıyla Museviler bizim 'La ilahe illAllah' kardeşimizdir. Allah birdir inancında olan kardeşlerimizdir. Hıristiyanların da büyük bölümü Allah'ın birliğine inanmaktadırlar. O teslis inancı da yavaş yavaş kalkıyor. Dolayısıyla diğer Peygamberlere de aynı şekilde inanıyoruz. Hz. Musa (as)'a, İbrahim (as)'a, İshak (as)'a, Yakub (as)'a aynı şekilde inanıyoruz. Ahirete inanıyoruz. Ahirette dirileceğimize inanıyoruz. Dolayısıyla inanç yönünde çok ortak yönümüz var. Ayrılık yönleri de Hz. Mehdi (as) döneminde en iyi şekle getirilecektir. En düzgün hale getirilecektir inşaAllah. 

SUNUCU:
Batıda bir çok Hıristiyan İslam'da Hz. İsa'nın yerini bilmiyor, anlamıyor. Bize İslam açısından Hz. İsa'yı, kendisinin yerini ve posizyonunu anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Evet. Hz. İsa (as) Kuran'da çok uzun övülmüştür. Çok mübarek kıymetli Peygamberdir. Çok fazla mucize göstermiştir. O mucizeleri de anlatılır. Göğe alındığı yani başka bir boyuta alındığı Kuran'da belirtilir ve ahir zamanda, şu vaktimizde, içinde bulunduğumuz zaman içerisinde de, yeryüzüne indirileceğini hadislerden anlıyoruz. Fakat Kuran'ın ifadesinden de onun gelişi zaten bir kıyamet alametidir. Onun zamanında bütün insanların müslüman olacağı gene Kuran'da belirtilir. Ona inananların ve onu sevenlerin dünya hakimi olacağı da gene Kuran'da belirtilir. Hz. Meryem (as) çok uzun övülür. Bütün dünya kadınlarına örnek ve tek kadın olduğu belirtilen, örnek olarak tek yüksek değerde olan kadın olduğu belirtilir. Dolayısıyla müslümanlarla hıristiyanların inançları bakımından çok ortak yönleri vardır. 

SUNUCU: Hz. Meryem'den bahsetmişken. Ben de Mısır'da, Kahire'de aynı anda 4-5 yerde görüldüğünü okudum. Buna inanıyor musunuz? Hz. Meryem'in zaman zaman görüldüğünü? Çünkü her 10-20 senede Kahire ve Mısır'da bu oluyor ve binlerce insan ki, bunların bir çoğu Hıristiyan, gidiyorlar ve buna inanıyorlar.

OKTAR BABUNA: ...İnsanlar gidip ziyaret mi ediyorlar?

SUNUCU: Evet. Görmeye gidiyorlar.

ADNAN OKTAR: Olabilir. Yani imkansız değil. Veli olduğu için, yani Allah'ın sevdiği bir insan olduğu için ruhaniyet olarak insanlara o şekilde görünebilir.

SUNUCU: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Çok yoğun olduğunuzu biliyorum ve büyük ihtimalle yorgunsunuzdur da. Fakat bir çok insan vakfınızın tüm Müslümanları biraraya getirerek birlikte çalışmasını anlayamıyorlar. Ben de açıkcası şu an Irak ve Afganistan'da yada başka yerlerde Şii ve Sünni çatışması devam ederken bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyorum. Şiilikle Sünnilik arasındaki çatışmanın doğası hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?

ADNAN OKTAR: Bunun Hz. Mehdi (as) devrinde ortadan kalkacağını hadisler açık açık belirtiyor. Mehdi (as) öncesinde böyle bir ortam olacağı, mezheplere ayrılacağı, müslümanların birbirleriyle uğraşacağı, savaş  olacağı, kan döküleceği belirtilmiştir. Mehdi (as) zamanında mezhepler kalkacaktır. Bu hem Şiilerin hem Sünnilerin inancıdır ve bunun vakti de gelmiştir. Mehdi (as) da gelmiştir. Dolayısıyla artık güzel bir çağa girdik. 

SUNUCU:
Bu çatışmayı sona erdirmek için Mehdi gelene kadar bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?

ADNAN OKTAR: Artık bundan sonra gittikçe geriler. Mehdiliğin çünkü, gölgesi dünyanın üzerinde şu an. Yani Mehdiliğin ışığı dünyanın üzerinde. Bundan sonra gittikçe azalacaktır. 

SUNUCU: O zaman Mehdi dediğinizde, bu sadece bir dönem yada fikir mi, mesaj yada yeni bir peygamber mi, tek bir peygamber mi? Yoksa sadece bir aydınlanma yolu mu, düşünce şeklimizi değiştirme yolu mu?

ADNAN OKTAR: Peygamber değil, veli olan bir kişidir. Fakat talebeleri vardır. 313 kadar olacağı belirtiliyor hadislerde. Onlarla birlikte hareket edecektir. Onların fikir sistemi olacaktır. Onunla dünyada barışı, kardeşliği, birliği sağlayacaklardır. 

SUNUCU: Mehdi ve 313 talebesinin haftada yedi gün 24 saat yayın yapan bu medya bombardımanı içerisinde,  insanların internette, alışveriş merkezlerinde cirit attığı, ticari ve materyalist hayatın son hız devam ettiği bu yapı içerisinde neler başabilecekleri konusunda endişeliyim. İnsanların günlük yaşamlarında tüm bu yeni teknolojilerle iç içe olduğu, materyalizmin tüketiciliğin zirveye tırmandığı ortamda Mehdi'nin bu sistemi nasıl kıracağını düşünüyorum da... Ortalama bir Amerikalı günde üç bin reklama maruz kalıyormuş. Mehdi böyle bir ortamda nasıl bulunacak bilmiyorum.

ADNAN OKTAR: Şöyle düşünün. Mesela biz Mehdi (as) öncüsüyüz ve küçük bir arkadaş grubumuz var. Dünyada Darwinizm'i yerle bir ettik. Bütün Avrupa, bütün Amerika bunun şokunu yaşıyor şu an. Ve Türkiye'de bir Türk İslam Birliği heyecenı sardı ve sürekli, her gün hemen hemen bir ülkenin Türkiye ile bağlantısının güçlenmesi ile ilgili devlet bir girişimde bulunuyor. Mesela vizeler kalkıyor, ticari bağlantılar oluyor, sosyal bağlantılar oluyor. Bu Türk devletlerinde de İslam devletlerinde de oluyor, ki Türk devletlerinin büyük bölümü de Müslüman. Hıristiyanlara ve Musevilere karşı daha sevgi dolu, daha toleranslı, daha şefkatli bir politika izleniyor. Bu Mehdiliğin gölgesi ile oluyor zaten şu an ve bu devam ediyor kesintisiz.

SUNUCU: Biliyorum. Ben kendim Batıda yaşayan bir Müslüman olarak Amerika'da 9/11 olayları ve Usame bin Ladin'den sonra... İslamı ve Müslümanları tanımlayan kimselerin genelde yanlış kişiler olduğunu görüyorum ve İslam'ı bizlerden bir şekilde çalıyorlar. Batının, Avrupa'nın İslam'a, Müslümanlığa bakış açısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Biliyorsunuz bazı ülkeler camilere, tesettüre, İslami kıyafetlere karşılar. Genelde Batı, Avrupa Müslümanlara ve İslam'a nasıl bakıyor, ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Batı, Hz. Mehdi (as)'ın tarif ettiği, Hz. Mehdi (as)'ın anlattığı İslam'ı öğrendiğinde, İslam'a çok büyük bir heyecanla, çok büyük bir sevgi ile yaklaşacaklardır. Zaten Avrupa'da da şu an İslam'ın hızla yayılmasının sebebi Mehdiliğin gölgesidir. Yani Mehdiliğin etkisi şu an zaten Avrupa'da bütün açıklığı ile hissediliyor. Tutucu, bağnaz, bilimden, sanattan, estetikten, güzellikten uzak İslam anlayışı artık ortadan kalkıyor. Buna karşılık sevgiyi, barışı, estetiği, güzelliği, bilimi savunan İslam anlayışı geliyor ki; bu Mehdiliğin savunduğu İslam anlayışıdır. Kuran'ın gerçek anlamda savunduğu İslam budur. 

SUNUCU:
Biliyorum ki İngiliz ateist Richard Dawkins'i tartışmaya çağırdınız. Bir aydın, sizin ve düşünceleriniz hakkında konuşan biri olarak onun hakkında ne düşünüyorsunuz? Onun hakkında kişisel olarak ne düşünüyorsunuz? Düşünceleri, ünlü kitabı “God Delusion” hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ben Dawkins'i masonların yönlendirdiğini düşünüyorum. Genelde neşeli bir tip böyle, eğlenceden hoşlanan bir tipe benziyor. Bazen onun resmi geçiyor bizim sitede de, ona baktım var mı diye. Fakat gerçeklerden kaçan bir insan. Çünkü artık çocuksu üsluba geçti. Proteinleri, kromozomları, ilk hücreyi uzaydan gelen bir kısım varlıkların yaptığını söylemeye başladı. Bu Allah'ın varlığını kabul ettiğini gösteriyor. Boş yere, gereksiz bir direniş içerisinde. Akılcı bakmaya mecburdur. Akılcı baktığında, bu yapıyı Allah'ın yarattığını görecektir. Çünkü bir proteinin meydana gelmaesi için bir başka proteine, kromzoma ve hücreye ihtiyaç vardır. Yani proteinin olması başlangıçta zaten mümkün olmuyor. Dolayısıyla Dawkins, köşeye sıkışmıştı, uzaylılardan medet umar hale geldi. Bu artık onun Allah'ı kabul ettiğini gösteriyor inşaAllah yahut edeceğini.

SUNUCU:
İflas. Son bir nokta Sayın Oktar. ABD'ye davet edilseydiniz gelir miydiniz? Amerika'ya gelip burayı ziyaret etmek, Amerikalılarla doğrudan konuşmak ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Çok isterim. Ben Amerikalıları tahmininizin çok üzerinde seviyorum. Çok neşeli, samimi, güzellikten hoşlanan, barışı savunan çok kaliteli insanlar. Onlar dünyanın süsü, çok seviyorum ben onları. Tabii ki görmek isterim. 

SUNUCU: Peki, bunu göz önünde bulunduracağım. Belki size Amerika'ya gelmeniz için bir davette bulunabiliriz. Programıma katılıp zaman ayırdığınız için çok teşekkürler. Esselamun aleykum.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şu dışarıya çıkış yasağımız var biliyorsunuz. Hukuki olarak o kalkarsa düşüneceğiz inşaAllah. 

SUNUCU: Çok teşekkür ederim. Bunu hatırlayacağım ve görevinizde başarılar.  Üstlendiğiniz misyonda size başarılar dilerim.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
2010-01-03 15:47:02

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top