G-20 Türkiye için sadece ekonomik bir modeldir

Türkiye kamuoyu uzun süredir, 12 Eylül darbesinden sonra yazılıp kabul edilen 1982 Anayasası’nı değiştirmeyi konuşuyor. Bütün partiler yeni bir anayasanın yapımı konusunda hemfikirken, içerik konusunda ortaya çıkan farklı düşünceler bir uzlaşmayı şu ana kadar mümkün kılmadı.

Halkımızın yeni anayasadan önemli beklentileri var. Birlik ve bütünlüğümüzün teminatı olan, “Tek bayrak, tak vatan, tek devlet ve tek millet” şartının mutlaka korunması en baş talep olarak ortaya çıkıyor. Yine aynı şekilde, milli ve manevi değerleri koruyan, özgürlükçü, laik, demokratik hukuk ilkelerine sahip ve en ileri demokratik hayat şartları sunan bir anayasanın yapılması isteniyor.

TÜRKİYE’NİN JEOSTRATEJİK KONUMU HATA KALDIRMAZ

Tüm siyasiler gibi milletimiz de içinde bulunduğumuz bölgesel şartların çok büyük zorluklar içerdiğinin farkında.

Güneyimizde, Ortadoğu gibi savaşların, bölünmelerin ve parçalanmaların artarak devam ettiği dünyanın neredeyse en karışık bölgesi var. Yemen, Lübnan, Suriye ve Irak’ta çok uluslu güçlerin müdahale ve işgalleriyle birlikte iç savaşlar devam ediyor. İsrail ve Filistin arasındaki savaş, Mısır’daki darbe ve terör ortamı, Libya’daki iç savaş MENA Bölgesine huzurun gelmesini engelliyor.

Ülkemiz başta olmak üzere Suriye ve Irak’ta da faaliyet gösteren terör örgütü PKK, dünya siyasetine yön veren birçok derin gücün kullandığı ‘bölücü’ yapılardan sadece birisi.

On yıllardır Yemen’in, Suriye’nin, Libya’nın, Suudi Arabistan’ın, İran’ın, Filistin’in ve Türkiye’nin bölünmesi senaryoları ortaya atılıyor. Son 30 yıldır Türkiye’yi parçalanmış gibi gösteren haritalar yayınlanıyor. “1980’lerde İsrail için Strateji” adlı bir raporda Irak ve Suriye’nin bölünmesinin öngörüldüğü yazılmıştı. (1) New York Times gazetesinde Eylül 2013’te dış politika analisti Robin Wright imzasıyla haritalı bir analiz yayınlandı. (2) Bu analize göre 5 devletten 14 yeni devlet çıkacağı iddia ediliyordu. Bölüneceği iddia edilen ülkeler arasında Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya gösteriliyordu. Günümüze gelindiğinde bu bölünmelerin büyük bir kısmının gerçekleşmeye başladığı görülüyor.

Kuzeyimizde, Kafkasya gibi her an karışmaya müsait, Karadeniz gibi Ukrayna iç savaşına ve iki kutuplu dünyanın çekişmelerine sahne olan bir bölge mevcut. Gürcistan-Rusya çekişmesi ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sorunlar ise Kafkasya-Hazar bölgesini de istikrarsızlaştırıyor.

Batımızda, Balkanlar gibi istikrarın ve huzurun bir türlü yerleşik olamadığı, ekonomik krizlerin yaşandığı ve iç savaşların izinin silinemediği bir bölge var.

İşte böyle bir ortamda yanlış atılacak tek bir adımın en başta iktidarı, sonrasında Türkiye’yi, ardından Ortadoğu’yu, İslam alemini, Türk Cumhuriyetlerini ve en nihayetinde bütün dünyayı mahvedeceği çok aşikardır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu şartlar altında bölünüp küçülmeden güçlü ve diri kalması önemlidir. İşte bu nedenle yeni yapılacak anayasada, yerel yönetimlere özerklikten tutun da, bölgesel otonomi ve muhtariyet vermeyi kolaylaştıracak maddelerin yer alması en büyük tehlikedir. Ülkemizi kantonlara, özerkliklere, federasyonlara ya da eyaletlere ayırmaya vesile olacak maddeler de, ülkemizin bölünmesine sebebiyet verecektir. Bu yüzden milletimiz tarafından kesinlikle kabul görmeyecektir.

Dolayısıyla, “Yeni Türkiye” için model seçerken kesin olarak üniter bir yapının hedeflenmesi gerekmektedir.

Örneğin, G-20 ülkelerine bakarken de bizim için tek akılcı seçim, üniter yapısını koruyan ülkelerdir. G-20 içinde başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere bakıldığında bunların federatif devletlerin birleşmesinden oluşan bir yapıya sahip olduğu görülecektir. Arjantin 23, Brezilya 26, Meksika 31, Endonezya 33, Kanada 10, Avusturalya 6, ABD 50 eyaletten oluşmaktadır. Rusya Federasyonu 85 federe yapıya ayrılmıştır. Kanada’nın Fransızca konuşan tek eyaleti olan Québec, bağımsızlık istemektedir. Rusya yeni ayrılıkların olmaması için çok baskıcı yöntemler kullanmaktadır. Arjantin bir darbeler ülkesidir. Brezilya bir polis ve mafya devletidir. Meksika ise bütün dünya tarafından narko-demokrasiye sahip devlet olarak anılmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti 3 ayrı devlet, 3 ayrı başkentten oluşmaktadır. Tüm bu saydığımız ülkelerin federasyon/eyaletlerinde farklı kanunlar, farklı hukuk sistemleri, farklı kültürler mevcuttur. Bu modellerden biri gibi olmak demek, yani federatif devletlere bölünmek demek Türkiye’nin kesin olarak paramparça olması demektir.

G-20 ÜLKELERİ BİZİM İÇİN SADECE BİRER EKONOMİK MODEL OLABİLİR

G-20 ülkelerinin ana özelliği, sanayileşmiş ve ekonomik olarak gelişmiş ülkeler olmalarıdır. Söz konusu gelişmişlikteki ana kriter GSYİH oranı olarak belirlenmiştir. Yani bu üyeliklerde kriter olarak demokrasi seviyesi, kişi başına düşen milli gelir oranındaki adaletli dağılım ve hukuk devleti olma gibi unsurlar göz önüne alınmamıştır. Bu ülkelerin tamamına yakını altın, petrol, doğalgaz, demir gibi dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Güney Kore ve Japonya ise sahip oldukları çalışma kültürü sayesinde endüstride büyük atılımlar yapmışlardır.

Üye ülke rejimlerine baktığımızda Çin gibi komünist tek partili yönetimden Suudi Arabistan gibi krallıkla yönetilen bir ülkeye, Japonya gibi parlamenter monarşiden, İtalya gibi parlamenter rejime ve ABD, Fransa gibi başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere kadar birçok yönetim biçiminin bu birlik içinde yer aldığı görülmektedir. G-20 ülkelerinin zenginliklerinin sahip olduğu siyasi rejimlerinden dolayı olduğunu söylemek bu yüzden imkansızdır.

İnsan haklarının çok fazla ihlal edildiği, hukuk düzeninin tüm dünyaca antidemokratik olduğu dile getirilen Çin, insan hak ve özgürlüklerinin olmadığı, hatta kadınların hiçbir hakkının olmadığı Suudi Arabistan, tüm eyaletlerine mafyanın hakim olduğu Meksika ve gelir dağılımı adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alan Brezilya ve Arjantin de bu birlikte yer almaktadır. Endonezya başkanlık sistemine geçmiş ancak ülke 60 yılda iki ihtilale ve iki başkana şahit olmuştur. Başa geçen Sukarno ve onu devirerek başkan olan Suharto da ömür boyu başkanlık modeli oluşturmuşlardır. Güney Kore ise askeri darbelerle ülkeyi adeta fabrikasyon sistemi haline sokmuştur.

BİZİM İÇİN AB ve OECD KRİTERLERİ HAYATİDİR

G-20 ülkeleri bizim için bir ileri demokrasi kriteri değildir. Bu ülkeler sağlıklı birer yönetim modeli olarak değil, sadece ekonomik gelişmişlik ve sanayileşmede birer rol model olarak incelenmelidir. Bizim için model olacak ülkeler de, ileri demokrasileriyle göz kamaştıran AB ve OECD ülkeleri olmalıdır.

Bütün dünyaca en ileri demokrasi seviyesi olarak kabul edilen Avrupa Birliği ülkelerinden sadece ekonomik kriz olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde başkanlık, sistemi kilitlenen Fransa ve otoriter bir yapıdaki Romanya’da yarı başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Diğer 25 ülkede ise ileri demokrasi seviyesini getiren parlamenter sistem mevcuttur.

Yine aynı şekilde Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin 34 üye ülkesinden sadece 4’ünde başkanlık (Şili, Güney Kore, Meksika ve ABD), Fransa’da da yarı başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Geriye kalan 29 üyenin hepsinde parlamenter sistem uygulanmaktadır.

SONUÇ

Türkiye için politika belirlerken, Türk Milleti’nin manevi yönünün ve vicdan seviyesinin göz önünde bulundurulması çok önemlidir. Türkiye’deki insanlar, diğer birçok ülke insanları gibi sadece maddiyat peşinde, parasal refah peşinde koşmazlar. “Önce Allah aşkı, Allah’ın rızası bizim için önemlidir” diyen insanların ülkesidir Türkiye. Önce insanlık, önce vicdan, önce dürüstlük diyen Allah aşıklarının vatanıdır bu topraklar. Allah’ın izniyle, “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” düşüncesine sahip olanların yurdudur Türkiye.

Bu asil, aziz, fedakar ve cefakar millet için, ekonomik refah veya canının derdine düşmek asla söz konusu olamaz. Maddi çıkarlar, makam ve mevki için vatanının bir parçasından, ibadetlerinden ve ahlakından asla feragat etmez Türk Milleti. Onun karakterinde boyunduruk altına girmek, tehditler karşısında eğilmek ve sinmek asla söz konusu olamaz. Milletimiz yarı aç kalır, Allah için, vatan için, bayrak için gözünü kırpmadan gazilik ve şehitlik makamına ulaşmak için yaşar ve bölücülerin tehditlerine asla aldırış etmez. Ülkemizi zaman içinde federasyonlara bölmeye neden olacak başkanlık sistemi bu yüzden milletimiz tarafından asla kabul edilmeyecektir.

Milletimizin en büyük ülküsü, iyilerin ittifakını oluşturup şiddeti durdurabilecek, mazlumları koruyup kollayabilecek ve anlaşmazlıklara aracı olup sorunları çözebilecek çok güçlü bir devlete sahip olmaktır. Yeni anayasanın da bu yüzden milletimizin insani, vicdani ve imani sorumlulukları yerine getirmesini sağlayacak şartlara haiz olması gerekmektedir.

Kaynaklar:

  1. http://m.harunyahya.org/tr/works/3268/Israilin-Ortadogu-stratejisi-ve-Suriye
  2. How 5 Countries Could Become 14 http://nyti.ms/17cZAKW
2015-04-18 12:56:03
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top