İslam Dünyasında kabile kültürü altında ezilen kadın

Kabilecilik geleneği, Ortadoğu medeniyetlerinin yüzlerce hatta binlerce yıllık toplumsal doku ve kültürünün temelini oluşturur. Bugün Kuzey Afrika, Arap dünyası ve Orta Asya toplumları, her ne kadar modern devlet statüsüne geçmişlerse de kabilecilik ve aşiretçilik mantığı hiçbir zaman terk edilmemiş, yalnızca şekil değiştirmiştir.

Günümüzde birçok Ortadoğu ülkesinde, nesilden nesile aile içinde el değiştiren hükümdarlıklar, bu ailelerin mensup oldukları kabile ve aşiretlerin gücüyle iktidarlarını korur. Bu nedenle, kabilecilik mantığını, yalnızca eski feodal dönemlere özgü tarihi bir konu olarak değerlendirmek son derece yanlış olacaktır. ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı araştırmacı-yazar Rick Docksai bu gerçeğe şöyle dikkat çeker:

"İleri düzeyde kabileci olan Yemen, Afgan ve Libya toplumları klan egemenliğinin açık ve somut örnekleridir. Pakistan, Kenya ve Güney Sudan gibi diğer ülkelerde ise kabileler sonu gelmeyen talep kavgalarında merkezi yönetimle aşık atarlar. "[i]

Yüzyıllardır kabilecilik kültürüne özgü değer yargıları, ahlaki kurallar, örf, adet ve geleneklerle yoğrulmuş Ortadoğu toplumunda bireylerin statü, kimlik, önem ve hiyerarşileri de yine bu kültür çerçevesinde belirlenir. Docksai bu durumu şöyle tarif eder:

"Gerçekte, kabileler içindeki kimlik Arap dünyasında hala arka planda güçlü bir etken olarak varlığını sürdürür ve bu durum Ortadoğu toplumlarında bireysel özgürlüğün gelişmesinde sarp bir engel teşkil edecektir."[ii]

Kabileci kültürün yanlış değer yargılarından en çok zarar gören kesim şüphesiz kadınlardır. Çeşitli İslam toplumlarında kızlar ve kadınlar, sözde iffetlerini koruma bahanesiyle aileleri tarafından jenital operasyona mecbur bırakılır, istemedikleri insanlarla evlenmeye mecbur edilir, kocalarının adeta kölesi haline getirilerek onlardan izinsiz, değil seyahate, alışverişe bile çıkamaz, her türlü şiddete maruz kalır, araç kullanamaz, seçme ve seçilme hakkına sahip olamaz, eğitimden, ekonomik hayattan uzak tutulur.

Bunlar salt kabile kültüründeki erkek egemen zihniyetin fayda ve çıkarlarını gözetme, onun kompleks ve kıskançlık güdülerini bastırma amacıyla ortaya atılmış uydurma kural ve uygulamalardır. Bu safsatalar zamanla toplumsal ve dini kurallara hatta devlet kanunlarına dönüşmüştür.

Ne yazık ki bugün geniş ölçekte İslam dünyasını sözde bu ilkel ve vahşi zihniyet temsil ediyor. Bu zihniyetin ortaya koyduğu çirkin tablo da büyük bir haksızlıkla İslam'a ve Kuran'a malediliyor. İslam alemini kuşatan bu utanç tablosu, 2016 yılının en iyi kısa belgesel dalında Oscar ödülünü kazanan "A Girl in the River" isimli filmle bir kez daha dünya gündemine taşındı.

Belgeselde, her yıl 1000'den fazla namus cinayetinin işlendiği ve çoğunun cezasız kaldığı Pakistan'da yaşayan Saba Qaiser'in gerçek hikayesi anlatılıyor. Ailesinin istemediği bir kişiyle evlenen Saba, babası ve amcası tarafından konuşmak bahanesiyle arabaya alınıp önce dövülür, sonra başından kurşunlanarak nehire atılır. Ancak mucizevi bir şekilde kurtularak hayata döner.[iii]

Her 90 dakikada bir namus cinayetinin işlendiği İslam ülkelerinde, din adına namus bekçiliği yapanların, İslam'ın en büyük haramlarından biri olan "cinayet" eylemini hiç tereddüt etmeden işlemeleri Allah korkusundan uzak içgüdüsel kabile mantığının garip çelişkilerinden. Kuran'da ilgili hiçbir hüküm bulunmadığı, hatta tam aksine müşriklere ait bir eylem olarak bildirildiği halde (Hud Suresi, 91) cezalandırmak için insanları İslam adına taşlayarak öldürme vahşeti de benzer çelişkilerden biri.

World Economic Forum'un her yıl güncellediği "The Global Gender Gap Report"da, kadın-erkek eşitsizliğinin dereceleri ülkelere göre istatistik olarak hesaplanıyor. Hesaplamada, 'eğitime ulaşma', 'sağlık-hayatta kalma', 'ekonomiye katılım' ve 'politik temsil gücü' olarak dört temel kriterde yapılıyor. Bu hesaplama sonucunda ülkeler kadın-erkek eşitliğine verdikleri önem bakımından liste halinde sıralanıyor.

2015 raporunda, 145 ülkelik listenin ilk 100'ü içinde yalnızca birkaç Müslüman ülke bulunurken, 100. sıradan sonraki ülkelerin büyük çoğunluğunu İslam ülkeleri oluşturuyor. Düşündürücü olan ise listenin en sonundaki 15 ülkenin –2'si hariç– tamamının Müslüman ülkeler olması. Kadın ayrımcılığının en üst düzeyde olduğu bu ülkeler, sondan başa doğru Yemen, Pakistan, Suriye, İran, Ürdün, Fas, Lübnan, Mali, Mısır, Umman, Suudi Arabistan, Moritanya ve Türkiye...[iv]

Bugün yılda 1 milyon kız çocuğunun doğar doğmaz katledildiği Çin ve her 20 dakikada bir kadının tecavüze uğradığı Hindistan bile listede daha üst sıralarda yer alıyor.

Eski Pakistan Başbakan Özel Yardımcısı ve şu anki Shaheed Zulfikar Ali Bhutto Bilim ve Teknoloji Enstitüsü Başkanı Shahnaz Wazir Ali, İslam dünyasındaki kadınların içler acısı durumunu şöyle tarif ediyor:

"Çoğunluğu fakir, dışlanmış, yetersiz beslenmiş ve haklarından mahrum edilmiş. Yüzde 30-40'ı günlük yaşamını sürdürebilmek için mücadele ediyor. Birçok kadın tüm yaşamını küçük köylerde geçiriyor. 13 yaşında evleniyor ve 30'una geldiğinde 60 yaşında görünüyor... Bu kadınlar Kuran'ı belki de hiçbir kitabı okuyamıyor. Ezberden ibadet ediyor... Kadınların okur-yazarlık oranı erkeklerinkinin üçte ikisinden az."[v]

Kadının modern yaşamdan bu derece soyutlanması, Ortadoğu ve İslam dünyasının bugünkü geri kalmışlığının, gelişim ve üretkenliğe kapalı olmasının en temel nedenlerindendir. İslam aleminin ve Müslüman kadının kurtuluşu için yegane çözüm, Kuran'da "soy-koruyuculuk", "ataların dini" gibi tanımlarla dikkat çekilen kabile kültürünün ilkel, vahşi, tutucu ve karanlık boyutundan sıyrılarak bu kültürün "zincirlerini kıran ve ağır yüklerini indiren" Kuran'ın özüne dönmektir. Bu köklü zihniyet değişikliği sağlanmadıkça yüzeysel önlem ve uygulamalar hiçbir zaman gerçek çözüm getirmeyecektir.


[i] Book Reviews, Mark Weiner. The Rule of the Clan: What an Ancient Form of Social Organization Reveals about the Future of Individual Freedom, Reviewed by: Rick Docksai, World Future Review, Bethesda, MD, USA 
[ii] Book Reviews, Mark Weiner. The Rule of the Clan: What an Ancient Form of Social Organization Reveals about the Future of Individual Freedom, Reviewed by: Rick Docksai, World Future Review, Bethesda, MD, USA
 
[iii] http://www.nytimes.com/2016/01/31/opinion/sunday/her-father-shot-her-in-the-head-as-an-honor-killing.html?_r=1
[iv] http://www3.weforum.org/docs/GGGR2015/cover.pdf
[v] Woman, Man, and God in Modern Islam", Theodore Friend, Published 2012 by Wm. B. Eerdmans Publishing Co.

Adnan Oktar'ın The Jakarta Post & The Hans India'da yayınlanan makalesi: 

http://www.thejakartapost.com/news/2016/03/11/how-tribal-culture-crushes-women-islamic-world.html

http://www.thehansindia.com/posts/index/News-Analysis/2016-03-22/How-tribal-culture-crushes-women-in-Islamic-world/215449

2016-03-11 22:10:00

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top