Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)'ın hem çıkış tarihini ve alametlerini, hem ahlakını ve fiziksel özelliklerini, hem ismini çok detaylı olarak tarif etmiştir

 HZ. MEHDİ (A.S.)'IN ÇIKIŞ TARİHİ VE ADI BELLİ DEĞİLDİR
İDDİASINDA BULUNAN NUR TALEBELERİNE BİR ÖRNEK
 
 
 

 1.    “AHİR ZAMAN ŞAHISLARININ ZUHUR VAKİTLERİ HAKKINDA HİÇBİR BİLGİ VERİLMEMİŞTİR” İDDİASI BİR YANILGIDIR

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadis-i şeriflerde ve Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin bu hadis-i şerifler doğrultusunda yaptığı açıklamalarda, Ahir Zaman’da gelecek olan Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın çıkış zamanları hakkında bilgi verildiği açıktır.

Bazı Nurcu kardeşlerimizin kafalarının karışmasına neden olan konu, Üstad’ın Ahir Zaman’a kadar Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmayacağını ifade etmiş olmasıdır. Üstad Ahir Zaman’ın büyük Mehdisi’nin kendisinden bir asır sonra zuhur edeceğini ifade etmiştir. Ancak müslümanların Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden itibaren her yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun beklentisi içinde olduklarını, bu zuhurun kendi dönemlerine yakın bir vakitte gerçekleşeceğini zannettiklerini ifade etmiştir:

Sekizinci Asıl: Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ: Leyle-i Kadri, umum ramazanda; saat-ı icabe-i duayı, Cum'a gününde; makbul velisini, insanlar içinde; eceli, ömür içinde ve kıyametin vaktini, ömr-ü dünya içinde saklamış. Zira ecel-i insan muayyen olsa, yarı ömrüne kadar gaflet-i mutlaka, yarıdan sonra darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki âhiret ve dünya müvazenesini muhafaza etmek ve her vakit havf u reca ortasında bulunmak maslahatı iktiza eder ki; her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde mübhem tarzdaki yirmi sene mübhem bir ömür, bin sene muayyen bir ömre müreccahtır. İşte kıyamet dahi şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya  dalacak idiler ve kurûn-u uhrâ dehşette kalacaktı. İnsan nasıl hayat-ı şahsiyesiyle hanesinin ve köyünün bekasıyla alâkadardır. Öyle de; hayat-ı içtimaiye ve nev'iyesiyle, küre-i arzın ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur'an “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi: 1.)”  der. "Kıyamet yakındır" ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zira kıyamet, dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya ikibin sene, bir seneye nisbetle bir-iki gün veya bir-iki dakika gibidir. Saat-ı Kıyamet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip baîd görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyameti mugayyebat-ı hamseden olarak ilminde saklıyor. İşte bu ibham sırrındandır ki, her asır, hattâ asr-ı hakikatbîn olan Asr-ı Saadet dahi daima kıyametten korkmuşlar. Hattâ bazıları, "Şeraiti hemen hemen çıkmış" demişler.

İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB (YAKIN) ZANNETMİŞLER.

Elcevab: Çünki Sahabeler, feyz-i sohbet-i nübüvvetten herkesten ziyade dâr-ı âhireti düşünerek, dünyanın fenasını bilerek, kıyametin ibham-ı vaktindeki hikmet-i İlahiyeyi anlayarak ecel-i şahsî gibi dünyanın eceline karşı dahi daima muntazır bir vaziyet alarak, âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz" tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşad-ı Nebevîdir. Yoksa vuku-u muayyene dair bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikattan uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bu nevi sözleri hikmet-i ibhamdan  ileri geliyor. Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır. Bu manada, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî zayi' olurdu.

Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarınatatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyaniyeyi Hz. merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir. (Sözler, s. 318)


Ancak Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna dair bildirdiği hadislerin arka arkaya bu Hicri yüzyılda tahakkuk etmesi Ahir Zamanda olduğumuzu dolayısıyla da başta Hz. Mehdi (a.s.) olmak üzere Ahir Zaman şahıslarının zuhur ettikleri vaktin bu yüzyıl olduğunu göstermektedir. Üstad’ın son derece açık beyanları ve zaman bildirimleri ile de, Ahir Zaman’ın içinde yaşadığımız dönem olduğu belli olmuştur.


Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hicri 1400‘de zuhur edeceğini bildirmiştir. 

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (A.S.)’IN YANINDA TOPLANACAKLARDIR. Risalet-ül Huruc ul Mehdi (A.S.) Sf. 108

Yine büyük ehli sünnet alimi Suyuti Hazretleri’nin Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri doğrultusunda yaptığı açıklamalarda da Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve dolayısıyla da onun vaktinde yaşayacak olan diğer Ahir Zaman şahıslarının çıkış vakitlerinin hicri 1400 yani içinde bulunduğumuz bu yüzyıl içinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf ve Elluma fi Ecvibeti el'-Esile adlı eserinin (İmam Celaleddin Suyuti, şerh ve Tahki: Said Muhammed Lahham, Beyrut-Lübnan) Arapça orjinalinde Suyuti Hazretleri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi şeriflerine yer vermiş ve eserinin 10. sayfasında yer alan aşağıdaki iki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’in, Dünya’nın ömrünün 7000 yıl olduğunu ifade eden hadisini nakletmiştir.

Amr bin Yahya, ens hakkında elala’ bin Zeyd’e bildirdik Allah ondan razı olsun dedi ki: Allah’ın Resulu dedi ki (S.A.V): DÜNYANIN ÖMRÜ AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. Yüce Allah dedi ki: Gerçekten senin Rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir.

Ettaberani Elkebiyr de dedi ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Ceafer bin Muhammedul Aryani’ye (veya uryani de olabilir) bildirdik (haber verdik) ikisi de dediler ki: Elveliyd bin Abdul Melik bin Serhul Sahrani’ye haber verdik, Süleyman bin Ataul Kureyşilharbi haber verdik, Sullemetu bin Abdillahil Cehni hakkında Amr bin ebi Şeceati bin Rabiil Cehni hakkında Eddehhak bin Zemlil Cehni dedi ki:

Bir rüya gördüm, onu Resulullah’a (S.A.V.) anlattım. Kendindeki sözü zikretti: Ya Resulullah birden ben seninle içinde yedi derece olan bir minberin (kürsünün) üzerindeyim, sen onun en yüksek bir derecesindesin, (S.A.V.) dedi ki: İçinde yedi derece olan minbere gelince, ben onun en yüksek bir derecesindeyim, DÜNYA İSE YEDİ BİN SENE  ...

(Suyuti, Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf ve Elluma fi Ecvibeti el'-Esile İmam Celaleddin Suyuti, şerh ve Tahki: Said Muhammed Lahham, Beyrut-Lübnan, sf. 10)

Hanbeli mezhebinin kurucusu imam Ahmed İbni Hanbel gibi birçok büyük İslam aliminin Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklettikleri bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar dünyada geçen zamanın 5600 yıl olduğu bildirerek insanlık tarihinin başlangıcı hakkında önemli bir bilgi vermektedir: 

Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti:

DÜNYADAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR.

(Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)


Büyük ehl-i Sünnet alimi Berzenci Hazretleri ise Hicri 1500’lü yıllar içinde kıyametin kopmasının Allah’ın izniyle beklendiğini ifade etmektedir. (Doğrusunu Allah bilir.)


BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİN BEŞ YÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR...


(Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed b. Resul el-Hüseyni el-Berzenci, Pamuk Yayıncılık, İstanbul, 2002, s. 299)

Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadise dayalı olarak Suyuti Hazretleri ise yaptığı açıklamada şöyle belirtmektedir:

"BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."

(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262,Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, sh. 89.)

Söz konusu hadisler ve ehl-i sünnet alimlerinin bu doğrultuda yaptıkları değerlendirmeler dikkate alındığında Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra İslam ümmetinin geri kalan ömrünün Hicri 1400-1500 arasında olacağı açıklığa kavuşmaktadır.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de tüm bu değerlendirmeleri Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de şu şekilde belirtmiştir:

"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (Allah yolunda çaba harcayan bir topluluğun) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane mücahedenin tarihine (Allah yolunda gösterilen çabanın galibiyet tarihine)... işaret eder. (...) Bu tarihe kadar (1506) zahir ve aşikarane (görünür ve açık bir şekilde), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder." (Sikke-i TasdikiGaybi, s. 46)

Bediüzzaman’ın bu açıklaması son derece önemlidir çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şerifini ve kendisinden önceki Ehl-i Sünnet alimlerinin bu hadisler doğrultusundaki değerlendirmelerini tam destekler niteliktedir. Üstad’ın bu açıklamasıyla, Suyuti Hazretleri’nin İslam ümmetinin ömrünün hicri 1500 leri pek geçmeyecek ifadesi de , daha da net bir hal almaktadır. Çünkü Üstad da, Suyuti Hazretleri gibi, İslam ümmetinin dolayısıyla İslam ahlakının dünya üzerinde etkisini 1506'lara kadar galibane devam ettireceğini ifade etmektedir. Yine Üstad Kastamonu Lahikası’nda kıyametin kopmasının, Hicri 1500’ler itibariyle (Hicri 1545-Miladi 2120) bekleneceğini de ifade etmiştir ki bu ifadesi de yukarıdaki tüm izahları yeniden destekleyen ikinci bir delil niteliği taşımaktadır: 


“Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.”

“Ümmetimden bir taife..” fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. “Hak üzerinde olacaktır.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. “Allah’ın emri gelinceye kadar” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında KIYAMET KOPMASINA îma eder. (Kastamonu Lahikası, s. 33)

 

Bu sözler ve hadisler üzerinde düşünüldüğünde Hz. Mehdi (a.s.)’ın kıyametin hemen öncesinde zuhur edeceğinin bildirilmiş olduğu anlaşılacaktır.

Görüldüğü gibi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hicri 1400-1500 arasındaki bu 100 yıllık dönemin başında zuhur ettiği gerek Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen  hadislerle gerek hadisler doğrultusunda Ehl-i Sünnet alimlerinin yaptığı izahlarla netlik kazanmıştır. Üstad Said Nursi Hazretleri de, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisinden 1 asır sonra; yani Hicri 1400 de zuhur edeceğini birçok ifadesiyle defalarca kere beyan etmiştir:

... İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ ASIRLARINDA KARİB ZANNETMİŞLER.... (Sözler, s. 318)

Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ'NİN ŞAKİRTLERİ OLABİLİR.” (Şualar, 1. Şua, s. 605, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 90)

 “…BU ZAMANDA ÖYLE FEVKALÂDE HÂKİM CEREYANLAR VAR Kİ, HERŞEYİ KENDİ HESABINA ALDIĞI İÇİN, FARAZA HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT...
(Kastamonu Lahikası, s. 61-62)

TÂ AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE, ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDÎ VE ŞAKİRTLERİ CENAB-I HAKKIN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETTİRİR... (Kastamonu Lahikası, Sayfa 72,  Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 153)

FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİP ŞAHSIN BİR HİZMETKÂRI VE ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDÂRI VE O BÜYÜK KUMANDANIN PÎŞDÂR BİR NEFERİ OLDUĞUMU ZANNEDİYORUM.
Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın. (Barla Lahikası, sf. 162)

BU HAKİKATTEN ANLAŞILIYOR Kİ; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT, RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 310


Yine İmam Rabbani Hazretleri’nin 381. Mektup’daki ifadesi de Hz. Mehdi (a.s.)’ın ÇIKIŞ ZAMANI için son derece önemli bir izahtır:

... ZİRA, ONUN ZUHURU, YÜZ BAŞLARINDA OLACAKTIR...
İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s.1184

İmam Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun yüzyıl başında olacağını ifade etmiştir. Rabbani Hazretleri’nin bu ifadesini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğu ve kendisine kadar 5600 yıl geçtiği, İslam ümmetinin ömrünün 1500’ü pek geçmeyeceği ifadeleriyle birlikte değerlendirmek gerekir ki bu da yine bizi Hicri 1400 yılının başlangıç tarihine götürmektedir. Çünkü Hicri 1500 ile birlikte İslam ümmetinin ömrü de bitmiş olacağından, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceği yüzyıl başı olarak geriye sadece hicri 1400 yılı kalmaktadır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gaybeti, din ahlakının yayılmasından rahatsızlık duyan, onun bu yöndeki gayretlerini engellemeye çalışan din karşıtı güçlerin iftira, komplo ve baskılarıyla mücadele etmesi, Darwinizm, materyalizm, ateizm gibi dinsiz akımlarla olan mücadelesi, bu akımları fikren tam olarak etkisiz hale getirmesi, insanların imanına vesile olacak değerli çalışmalar yapması ve sonuç olarak İslam ahlakını tüm dünyada hakim hale getirmesi, Türk İslam Birliği’ni inşa etmesi, Kitap ehli ile ittifak etmesi gibi tüm faaliyetleri için uzunca bir zaman gerektiğinden Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur zamanının hicri 1400’ün başlangıcı itibariyle başladığı son derece açıktır.

Yine İmam Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz (sav)'in vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra, “1000 ile 2000 yıl arasında” geleceğini bildirmektedir:


ANCAK BEKLENEN ODUR Kİ; ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA BU SAKLI DEVLET TECİD EDİLE (YENİLENE). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla... Böylece kemalatin (faziletlerin, mükemmelliklerin) aslı zuhur edip onun zilletini örte.. VE YÜCE BAĞLILIĞA DEĞER VEREN MEHDİ GELSİN. ALLAH ONDAN (MEHDİ (A.S.)’DAN) RAZI OLSUN.
(Mektubat-i Rabbani, 1/569)

Şeriatin teyit hasletleri, milleti tecdidi (yenilemesi) BU İKİNCİ BİNDEDİR. BU DAVANIN DOĞRULUĞUNA ADİL ŞAHİD: HZ. İSA (A.S.)’IN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN BU BİN İÇİNDE VAR OLUŞLARIDIR. (Mektubat-ı Rabbani, 1/611)

Resulullah (s.a.v.)’ın ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. YANİ RESULULLAH (S.A.V.)'IN İRTİHALİ (VEFATI) ÜZERİNDEN 1000 SENE GEÇTİKTEN SONRA isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatin takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola. ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA, MEHDİ'NİN GELİŞİ DE BUNUN İÇİNDİR. ONUN MÜBAREK KUDUMÜNÜ (GELİŞİNİ), HATEM'ÜR-RESÜL RESULULLAH (S.A.V.) MÜJDELEMIŞTİR. İSA (A.S.) DAHİ ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA NÜZUL EDECEKTİR. (Mektubat-i Rabbani, 1/440)

Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz (sav)'in vefatının ardından 1000 sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam Rabbani Hazretleri’nin yukarıdaki izahlarına göre, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın, bu 2. bin yılda gelecekleri çok nettir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur vaktini bildiren yine çok önemli bir delil de arka arkaya gerçekleşen alametlerdir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinin Hicri 1400’ün başladığı gün olan 1 Muharrem 1400 de Kabe baskınıyla başlaması ve bu olayın öncesinde ve sonrasında diğer çıkış alametlerinin birbiri ardınca gerçekleşmeye başlaması, içinde yaşadığımız bu yüzyılın, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve diğer ahir zaman şahıslarının çıkış yüzyılı olduğunu kanıtlamaktadır.  (Doğrusunu Allah bilir.)

Tüm bu delil ve değerlendirmeler dikkate alındığında ortaya son derece açık bir gerçek çıkmakta ve bazı Nur abilerinin iddia ettiği; “Hz. Mehdi (a.s.) ve diğer Ahir Zaman şahıslarının sadece vasıfları bildirilmiş çıkış zamanları hakkında bilgi verilmemiştir” ifadesinin hiç de gerçekleri yansıtmadığı ve açıkça bir yanıltma ve hata olduğu ortaya çıkmaktadır.


2. PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ADINI BİLDİRMEDİĞİ İDDİASI BİR YANILGIDIR

Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz, Peygamberimiz (sav)'in Hz. Mehdi (as)'ın çıkış tarihini ve ismini bildirmediğini iddia ederek, bu durumda Müslümanların Hz. Mehdi (as)'ı tanımalarının mümkün olmadığını öne sürmektedirler. Bu iddiada olan söz konusu Nur abileri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın isminin açıkça bildirilmemiş olmasını da aslında Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahsı manevi olarak geleceğinin bir alameti olduğunu düşünmektedirler. Ancak bu düşüncelerini dolaylı bir dille ifade etmedirler. Allah'ın Müslümanların sürekli bir beklenti içinde olmalarını sağlamak için hem Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanını hem de adını bildirmediğini söyleyerek aslında güya böyle bir şahsın olmadığını anlatmaya çalışmaktadırlar.

Oysa bu iddiaları kesinlikle doğru değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) birçok hadisinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendi ehl-i beytinden, kendi evlatlarından, kendi soyundan bir kişi olacağını huy olarak kendine benzeyeceğini ancak fiziksel olarak ben-i İsrail ricaline benzeyeceğini yani güçlü ve heybetli bir görünüşü olacağını ifade etmiştir. Sırtında yer alan nübüvvet mühüründen, yine reyhan yaprağı şeklindeki diğer bir et beninden, dişlerinin inci yıldızı gibi beyaz ve parlak olmasına, iki kaşı arasında tek bir kaş çatma çizgisine, uyluklarının geniş olmasına, heybet ve acarlığına, alnında bulunan iz ve hafif içbükeyliğe, saçlarının gürlüğü ve burnunun küçük olmasına kadar yüzlerce fiziksel özellikle Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahsı manevi olarak değil bir şahıs olarak hicri 1400’de zuhur edeceğini ifade etmiştir. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının kendi adına, babasının adının da Peygamberimiz (s.a.v.)’in babasının adına uygun olacağını yani benzeyeceğini ifade etmiştir.

Ebu Davud ile Tırmızi’nin İbni Mesut (RA) dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” [1]

Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir adam (Mehdi) gelinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır.” -Ahmed b. Hanbel “Müsned” inde tahric etmiştir.-
 
Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayete göre;

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benim Ehl-i Beyt'imden ismi, ismime uygun olan bir adam (Mehdi) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez.
 
Başka bir rivayete göre, şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir adam (Mehdi’yi) gönderinceye kadar Allah (c.c.) o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” (Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir.)
 
Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:

“Benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir adam (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.” -Ebu’l Kasım Taberâni “El- Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi “ El-Cami” eserinde ve Ebu Davud da “Sünen” adlı eserinde yaklaşık olarak aynı manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric etmişlerdir.

_________________________________

[1] Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı, s.159-160)


Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki bu ifadeleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın adı hakkında önemli bilgiler taşıyan son derece bilgi verici izahlardır. Ancak birşeyin ortaya çıkıp açıklık kazanması için dünyadaki imtihanımız gereği bir süre geçmesi gerektiğinden bu hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in neyi kastettiğini bizim tam olarak bilmemiz şu an için mümkün olmamaktadır. Ama bu bilgi Allah Katında bellidir. Biz Allah'ın kaderine tabi olduğumuzdan o vakit gelene kadar bu adı tam olarak öğrenmemiz söz konusu olmayacaktır. Ancak vakti geldiğinde ve Allah bu hadislerdeki hikmeti açığa çıkaracak, insanlar bu hadislerde aslında ne kadar açık bir şekilde Allah'ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın adının bildirilmiş olduğu anlaşılacaktır.

 

2010-04-27 14:38:15

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top