Rohingya zulmü bitmiyor

1982 yılında kabul edilen bir yasa ile artık Myanmar vatandaşı kabul edilmeyen Rohingya Müslümanlarının dramı, o yıllarda büyük ölçüde gözlerden uzaktaydı. Tüm vatandaşlık hakları ellerinden alınan ve bu nedenle kendi ülkelerinde mülteci sayılan, çalışamayan, okula gidemeyen, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin hiçbirinden yararlanamayan Rohingya Müslümanları, bütün bunların üzerine kapsamlı bir soykırıma maruz kaldılar. Yaşanan dram vahimdi; Rohingyalar evlerinden uzaklaştırılıyor, kaldıkları mülteci kampları yakılıyor, cinayetlerin ve zulmün ardı arkası kesilmiyordu.

Gizli yaşanan bu dram, yurtlarını terk etmek zorunda kalan Rohingyaların denizlerde yaşadıkları felaketlerle gündeme geldi. Müslümanlar kırık dökük teknelerde açlıktan veya hastalıktan dolayı şehit oluyor, bir kısmı ulaştığı ülkelerde insan tacirlerinin eline düşüyor; kimi tekneler ise hiçbir yere ulaşamadan batıyordu. Dikkatler bu zulmün üzerine çekildiğinde ise pek çok Müslüman çoktan şehit olmuştu.

Bugün, Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı etnik ve dini soykırımı bütün dünya biliyor. İnsan hakları örgütleri konuyla ilgili sayısız rapor hazırladı. Öyle ki Birleşmiş Milletler, Rohingya Müslümanlarını “dünyanın en çok zulüm gören halkı” olarak tanımladı. Ancak bütün bunlar, Myanmar’da yaşanan zulmü durdurmuyor. Etnik soykırım, artık gizli saklı değil belki ama yine de bütün dünyanın gözleri önünde, en vahşi şekilde devam ediyor.

9 Eylül 2016’da artış gösteren sivil Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri, bu eylemlerden dolayı Bangladeş’e kaçan 220 görgü tanığının ifadelerine dayanarak rapor edildi. Rapora göre Müslümanlar, katliam, ortadan kaybolma, tecavüz ve yağmalama olaylarına maruz kalmaya devam ediyorlar. Öğretmenler, din alimleri, toplum liderleri gibi etkili ve saygı duyulan kişilerin özellikle seçildiği ve tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalanların arasında çocukların da bulunduğu, bu çocukların bir kısmının da yaşamını yitirdiği raporda belirtiliyor.

9 Eylül tarihinden itibaren ülkesini terk etmek zorunda kalan Rohingya sayısının ise 92 bin olduğu belirtiliyor.

Ülkesini terk etmek zorunda kalan Rohingyaların sığınabilecekleri en yakın ülke Bangladeş. Ancak son dönemlerde Bangladeş Dışişleri’nin, ülkelerine sığınmacı olarak gelen Rohingya Müslümanlarını Bengal Körfezi'nde yer alan ve erişimin ancak botlarla sağlanabildiği Thengar Char Adası’na göndermeye yönelik kararı tartışma konusu. Keza, söz konusu bölge, gelgitler yüzünden yılın büyük bir bölümünde sular altında kalıyor; sular çekildiğinde ise bataklığa dönüşüyor. Adada yaşam alanı olmadığı gibi ev, okul, hastane gibi de binalar bulunmuyor.

Bangladeş Bakanlar Kurulu talimatında, yetkililerden, “Myanmar vatandaşlarının ülkeye yasa dışı girişlerinin durdurulması” istendi. Aynı zamanda "var olanların yerel nüfusla karışmalarının engellenmesi, tüm mültecilerin ülkede belirlenen bölgelere yerleştirilmesi ve orada kalmaları için gereken tedbirlerin alınması” talimatı verildi. Talimatta, planın gerekçesi olarak son dönemde giderek artan Rohingya nüfusunun yerel halk açısından “fiziksel riskler” doğurduğu ve yörede sosyal ve ekonomik problemlere yol açtığı ileri sürüldü.

Bu vahim talimatname, Rohingya Müslümanlarının kaçtıkları bölgelerde dahi problem çıkaran, riskler taşıyan kişiler olarak görüldüklerini ortaya koymaktadır. Daha da vahim olanı bu insanlar, yılın büyük bölümünde sular altında kalan, diğer zamanlarda da bataklık haline gelen bir ölüm adasına yerleştirilmeye çalışılmaktadırlar. Adeta insan muamelesi görmemekte, sığındıkları ülkede de etnik kıyımın bir parçası haline getirilmektedirler. Zulümden kaçan bu insanların, kaçtıkları yerde de korunamamaları, tehdit olarak görülmeleri, hatta ölüme terk edilmeleri, dünyada acımasızlığın geldiği son noktayı göstermektedir.

İslam ahlakı, zor durumda olduğu için kendisine sığınan bir insanı, canı pahasına korumayı gerektirir. Korunacak kişi dinsiz bile olsa, onu korumak Müslümanın her şartta görevidir. Kaldı ki burada, Müslümanın Müslümana sahip çıkması mevzu bahistir. Bu, hem vicdani hem de insani bir yükümlülük; yerine getirilmesi gereken bir güzelliktir.

Fakat materyalist zemin üzerine inşa edilen dünya, güçlü olanın hayatta kalması gibi sapkın bir zihniyeti hakim kıldığından, zulme yönelik uygulamalar devlet bazında gerçekleşir olmuştur. Korunması gereken mülteciler fazlalık görülmekte, sırf aciz konumda oldukları için yaşam hakları yok sayılmaktadır. Bu, materyalist yaşam şeklinin dünyada yaygınlaştırdığı acı sonuçtur. Bunun için gelen itirazlar artık dikkate dahi alınmamakta, zulüm, normal sayılmaktadır. Sevgiden uzaklaştıkça bu vahim tablo daha da vahim hale gelmekte, çözümden ise gitgide uzaklaşılmaktadır.

Bu soruna çözüm, biri geçici diğeri ise kalıcı iki yöntemin takip edilmesi ile mümkündür. Birincisi, Birleşmiş Milletler’in ülkeler üzerinde yaptırım gücünün daha da güçlendirilmesi ve mazlumlara tüm dünyada tam teşekküllü şekilde sahip çıkacak bir stratejinin belirlenmesidir. BM, özellikle Bangladeş gibi yoksul ülkelerde inisiyatifi eline alabilmeli ve oradaki duruma doğrudan müdahil olabilmelidir. Bunun için mülteci tanımının bugünkü şartlara göre yeniden yapılması; mülteci de, sığınmacı da olsa, gelen kişilerin insani şartlarda koruma altına alınması ve vatandaşlık ve çalışma haklarının düzenlenmesi gerekmektedir. Elbette bunun için BM’nin paraya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç ise, BM’nin üye ülkelerinden gelmeli, bu konuda bir fon oluşturulmalı ve her ülke kendi bütçesi dahilinde katkıda bulunmalıdır. Üye ülkelerin bir kısmının henüz üyelik ücretlerini bile tam anlamıyla ödemediği dikkate alınırsa, bu girişim zor görülebilir. Ancak yapılacak düzenlemeler neticesinde hem üye ülkelerin yıllık ödemelerini hem de yardım fonuna aktaracakları paraları belirlemek gerekmektedir. BM’nin kendini ve üyelikleri yenileme konusunda atak yapması elzemdir.

Kalıcı çözüm ise, dünyayı, sevgi ve vicdan üzerine kurulmuş bir güzellik yurdu haline getirebilmektir. Bunun için yapılması gereken materyalist eğitimi ortadan kaldırarak, materyalist zihniyete bilimsel bir darbe vurmaktır. Maddeci zihniyet, ne acıdır ki bugün Müslüman ülkeleri de tekeline almıştır ve vicdansızlığı alabildiğine beslemektedir. Bunun önüne geçmek, mazlumları korumak için atılacak en önemli adım olacaktır.

Adnan Oktar'ın Tehran Times & The Kashmir Monitor & Caravan Daily & Burma Times'da yayınlanan makalesi:

http://www.kashmirmonitor.in/Details/118657/no-end-in-sight-for-sufferings-of-rohingyas

http://caravandaily.com/portal/no-end-in-sight-for-the-rohingya-suffering-harun-yahya/

http://burmatimes.net/no-end-in-sight-for-sufferings-of-rohingyas/

2017-02-15 13:30:58

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top