ABD’yi koruyacak olan vize kısıtlamaları değil, dostluklar ve ittifaklardır

ABD Başkanı Trump’ın geçen hafta imzaladığı “ulusu yabancı teröristlerin ülkeye girişinden koruma" başlığını taşıyan kararnamesi bir anda tüm dünya gündemine oturdu. Kimileri bu kararnameyi Müslümanların ABD’ye girmesini yasaklayan bir stratejinin ilk adımı olarak gördü. Kimisi ise kendisini korumanın ABD’nin en tabi hakkı olduğunu savundu.

Öncelikle medyada büyük bir dezenformasyon yaşandığı için kararname hakkındaki gerçekleri kısaca özetlemek lazım. Amerikan Başkanı’nın imzaladığı bu karar sonucunda 7 Müslüman ülke vatandaşlarının ABD’ye girişleri 90 gün süreyle askıya alındı. Bu karar, oturma izni olanları, yeşil kart sahiplerini, ardından da Amerikan vizesi olanları kapsama alanından çıkardı. Kararname ayrıca 120 gün boyunca tüm mülteci kabullerini de durdurdu. Suriye’den gelecek olan mülteciler için ise ikinci bir emre kadar giriş izinleri olmayacak. Bu tedbirler, ilk planda geçici bir tedbir gibi görünse de başta Amerika’dakiler olmak üzere birçok Müslüman geniş çaplı ve kalıcı yasakların gelmesinden çekiniyorlar.

Trump yönetimi ise yaptığı açıklamada, uygulamanın sadece yoğun terör riski olan ülkeler için geçerli olduğunu ve 40’dan fazla Müslüman ülke vatandaşlarının serbestçe seyahat edebileceğini anlattı. 90 günlük sürede sınırlardaki kontrol sistemini gözden geçireceklerini ve ardından sınırı tekrar açacaklarını vaat ediyorlar. Başkan 30 Ocak’ta Twitter hesabından ilk 24 saatte ülkeye gelen 325.000 kişiden sadece 109’unun durdurulup sorgulandığını açıkladı. Her ne kadar peş peşe açıklamalar gelse de kamuoyundaki endişeler tam giderilmiş değil. Sosyal medya üzerinden her gün yeni yönetim aleyhine bir kampanya duyuruluyor. Müslümanlar ise ABD halkını ikiye bölen bir iç siyaset kavgasının ortasında kalmaktan rahatsızlar.

Bir Müslüman olarak Trump’ın iyi niyetli olduğuna, İslam’a değil radikalizme karşı durduğuna inanıyorum. Kendisi de pek çok defa açıklamalarında bunu vurguladı. Ne var ki, böyle hassas bir konuda bir kararnameyle başlangıç yapmış olması bir çok yanlış anlaşılmayı ve spekülasyonu da beraberinde getirdi. Trump karşıtı cephe de bu durumu kullanarak ülke içinde büyük kargaşa çıkarmaya başladılar. Özellikle Amerika’nın farklı eyaletlerinde, bir merkezden sevk ve idare edildiği görülen sokak gösterileri gerginliği daha da tırmandırdı. Ancak bu kararnamelerin oluşturduğu rahatsızlığı ortadan kaldırmak zor değil. Telafi edici politikalar gösterilerin yarattığı suni gerilimi dindirecek, Trump karşıtı medyanın elindeki manipülasyon gücünü de kıracaktır.

Trump yönetimi uluslararası terörizmin artık basit bir güvenlik sorunu olmaktan çıktığını fark etmelidir. Radikalizme karşı polisiye tedbirlerle sonuç almak imkansızdır. Dünyanın dört bir yanında etkili olan bir yapı ile mücadele ederken sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve siyasi tedbirler uygulanmalıdır. Radikalizm ile mücadele katı metotlarla başarıya ulaşamaz, ince düşünce ve detaylı planlama gerektirir. Ön kabuller, peşin hükümler, yargısız infazlar yarar değil, zarar getirecektir. Doğru ile yanlışın, masum ile suçlunun ayrılması önemlidir. Aksi yönde atılan her adım radikalizmin beslenmesine ve hem Amerika’ya hem de dünya barışına daha büyük zarar vermesine vesile olacaktır. Nitekim, ABD’nin son yıllarda askeri tedbirlere dayalı dış siyaseti bu yöntemin başarısızlığını ortaya koymuştur.

Dolayısıyla Donald Trump siyasetini belirlerken, şiddetin hep daha fazla şiddet doğurduğunu unutmadan ve kendisinden önceki politikaların olumsuz etkisini göz ardı etmeden karar vermelidir.

Başkan Trump’ın ABD’yi yeniden inşa etmek ideali, Müslümanların da desteklediği güzel bir idealdir. Trump, ABD ve dünya siyasetini yönlendiren çıkar gruplarından bağımsız hareket edebileceğini söylemektedir. Eğitimde, ekonomide, sanayide yapacak çok işi vardır. ABD’yi radikalizmden koruyacak olan salt askeri tedbirler, vize kısıtlamaları vs. değil, dostluklar ve ittifaklardır. Her türlü sert tedbir bazı kesimlerin nefreti kışkırtmasına sebep olacaktır. İttifaka hazır Müslümanların elini güçsüzleştirecektir. Dünya barışının geleceği ayrışma ve başkalaşmada değil, inananların yakınlaşmasında, dost olmasında, hatta radikalizm gibi ortak düşmanlara karşı ittifak etmesindedir.

Trump’ın karşısındaki blok başkanlık süresi boyunca her kararında önüne engel çıkaracaktır. Yasal ya da yasa dışı tüm yöntemleri deneyecektir. Başkan Trump’ı bu sıradışı blok ile keskin bir mücadele beklemektedir. Samimi Müslümanlar ise bu fikri mücadelesinde kendisine destek olmaya hazırdır. Samimi Müslümanlar Başkan Trump’ın başarılı olmasını gönülden istemektedir. Müslüman dünyasında bildiği veya bilmediği birçok müttefiki vardır.

Hristiyan Amerikalılar ile samimi Müslümanların yakınlaşması barışın yolunu açacak kilit anahtardır. Allah’ı seven Hristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar dünyayı kasıp kavuran dinsizliğe ve radikalizme karşı aynı safta yer almalıdır.

Adnan Oktar'ın The China Post'ta yayınlanan makalesi:

http://www.chinapost.com.tw/commentary/china-post/special-/2017/03/14/493479/It-is.htm

2017-03-18 21:34:32

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top