Kutuplaşma nereye kadar?

Son dönemlerde özellikle anaakım medyada, Türk toplumunda uzun zamandır bir kutuplaşma olduğuna dair haberler gitgide yaygınlaştı. Ülkenin temelde iki farklı siyasi görüş etrafında toplandığı ve aralarındaki uçurumun açıldığı iddiası her yerde dile getiriliyor. İddialar bir bakıma doğru olsa da, görünen o ki, kutuplaşma sadece Türkiye’nin sorunu değil. Dünyanın birçok ülkesinde siyasette, ekonomide, kültürel alanda gri alanlar ortadan kalktı. Sadece siyah ve beyazın yaşadığı, iki uç noktaya çekilmiş toplumlar şekillendi. Uzlaşma ve orta yolda buluşma kültürü yerini uçlarda yaşayan ve karşı uçtakine alabildiğine uzak fikirlere bıraktı. Bu, kuşkusuz, dünyanın geleceği için sağlıklı bir gelişme değil. Unutulmamalı ki, söz konusu kutuplaşma, ülkelerde turuncu devrimler organize eden veya Arap Baharı gibi isyanlar kurgulayan bazı odakların işine gelmekte, dünyayı yıkıma götürmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmektedir. 

16 nisan 2016 referandumunu bir kısım siyasi yorumcular tarafından Türkiye’deki kutuplaşmanın bir sonucu şeklinde değerlendirilmektedir. Özellikle sonuçların birbirine çok yakın çıkması ve iki tarafın keskin söylemleri bu yorumlara gerekçe teşkil etmektedir. Oysa çıkan referandum sonucu sadece Türkiye’ye has değildir. Pek çok Batılı demokratik ülke, başa baş geçen seçimler sonucunda siyasetlerini belirlemektedir. Klasik siyasetin bir sonucu olarak çoğu zaman taraflar arasında ciddi çekişmeler gerçekleşmektedir. Örneğin, İngiltere’nin önümüzdeki 100 yılını etkileyecek Brexit oylaması sırasında da benzer şekilde toplum adeta ikiye bölünmüştür. Referandum öncesi ve sonrası her iki taraf birbirlerini çok ağır ifadelerle suçlamış, referandum sonucu neredeyse iki taraf arasında eşit bölünmüştür. Kaldı ki, Türkiye'den farklı olarak İngiltere sokaklarında toplu gösteriler de yaşanmıştır. Parlamento'da ve yargıda, kararı geri çevirmeye yönelik itirazlar yapılmıştır.

Donald Trump’ın kazandığı ABD seçimlerinde de sonuçlar farklı olmamıştır. Clinton ve Trump’ın arasında başa baş geçen yarışın sonunda Başkan ancak sabahın erken saatlerinde belli olabilmiştir. Hatırlanacağı gibi, bu seçimlerin sonrasında da ABD sokakları günlerce karışmış, gösteriler agresifleşmiştir. Ancak ne İngiltere'de ne de ABD’de, bu gösteriler, demokratik bir süreç olan seçimlerin sonucunu değiştirmemiştir. Zaten değiştirmesi de beklenmemiştir.

Bütün bunların sonucunda, Türkiye'nin kutuplaştığı yolunda provokasyonlar yapan bir kısım İngiliz ve ABD medyası, kendi ülkelerinde durumun daha vahim olduğunu görmüşlerdir. Fakat her nedense, bu konuda Türkiye'yi ön planda tutup eleştirmek daha fazla işlerine gelmektedir.

Durum diğer AB ülkelerinde de çok farklı değildir. Pek çok AB ülkesinde uçlardaki partilerin yükselişi ve merkezden uzaklaşması hızla devam etmektedir. Bu da önümüzdeki dönemde kutuplaşmanın gittikçe artacağına dair bir işaret kabul edilmektedir.

Siyasetteki kutuplaşmanın bir benzeri askeri ittifaklarda da gözüküyor. Batı bloğunun operasyon merkezi NATO, çeşitli gerekçelerle sürekli olarak askeri bir kutuplaşma oluşturmayı tercih ediyor. Rusya’ya yönelik agresif politikalar Rusya’yı gardını almaya sürüklerken, Rusya da kendi etrafında yeni bir bloklaşma oluşturmakta. Sert söylemler ve ekonomik tedbirler İran'ı da bu eksene dahil etmiş durumda. Çin ise, her ne kadar Batı ile ekonomik bağlantılara sahip olsa da, uzun yıllardır doğu blokunun ortak hareket sahası içinde. Son dönemde yaşanan tehditler Türkiye’yi de bu blokun içine doğru sürüklüyor görünüyor. Elbette Türkiye, bir NATO üyesi ve Avrupa ülkesi olması nedeniyle tek taraflı kesin bir yönelme içinde değil. Böyle de olması gerekir. Keza Türkiye, gerek stratejik gerekse manevi anlamda, kutuplaşan değil, birleştiren vasfını korumak ve güçlendirmek zorunda. Bu ittifak zihniyeti içinde Türkiye'nin sadece doğu ve batı bloklarıyla değil, Müslüman Ortadoğu ile de yakın bir ittifak içinde olması önem taşıyor.

Şu bir gerçek; toplumlarda gördüğümüz kutuplaşma, aslında dünya çapında yaşanan bir durum.  Siyasette, sporda, toplumsal konularda insanlar kolayca ikiye bölünüyorlar. En uçta ve en sert konuşan en çok öne çıkıyor. İnsanlar bir masa etrafında oturup asgari müşterekte anlaşmak yerine, isteklerini karşı tarafı ezerek ya da küçük düşürerek kabul ettirmeye çalışıyorlar. Toplumlara adeta, Huntington'un "medeniyetler çatışması" fikrinin küçük ölçekte yansımaları empoze ediliyor. Bazı diyalektik materyalistler, "önce toplumlar çatışsın, bunun sonucunda zaten medeniyetler çatışır" mantığıyla hareket ediyorlar.

Bu bir tuzaktır. Her toplum ve medeniyet bu oyunu bozacak bir çaba içinde olmalıdır. Özellikle Müslüman toplumlar, bu tezin gerçek olmadığını, toplumların da, medeniyetlerin de çatışarak değil uzlaşarak güçleneceğini göstermek zorundadırlar.

Fedakarlık, uzlaşı, saygı ve ittifak, mutlaka beraberinde yatıştırıcılığı ve barışı getirir. Barış ve uzlaşı, kolaylaştırıcıdır; akabinde hemen çözüm meydana gelir. Üzerimizdeki görev, insanı insan yapan bu değerleri hatırlatmak, egoist ve kibirli zihniyeti hayatımızdan uzaklaştırmaktır.

Sosyal medya da söz konusu kutuplaşmayı tetikleyici rol almış durumdadır. Özellikle troll hesaplardan yayılan provokasyonlar ortalığı karıştırmak, insanları birbirine düşürmek ve nefret yaymak dışında bir işe yaramamaktadır. Öyle ki, asılsız haberler, sahte resim ve videoların yaptığı tahribatı düzeltmek oldukça zorlaşmaktadır. Söz konusu dezenformasyonun nefret aşılayıcı rolü oldukça güçlüdür. Mümkün olduğunca sevgi sözcükleri yayarak bu sahte nefret kaynağını olumluya çevirmemiz önem taşımaktadır.

Kutuplaşma, altında sevgisizlik yatan küresel bir problemdir. Bunu ne toplumların içinde ne de siyasette kabul edilebilir bir kavram olarak görmemeliyiz. Kutuplaşan taraflar birbirlerini sevmeyi unutmakta ve sevgi yerine öfkeyi ön plana almaktadırlar. Bunun her toplum için vebali oldukça büyük olabilir. Dahası bu zihniyet, medeniyetleri çatıştırmak isteyen bazı savaş provokatörlerinin de işine gelmektedir. 20. yüzyılda yaşanan 100 milyonlarca cana mal olmuş utançları 21. yüzyılda da görmek istemiyorsak, bu suni nefret ağını durdurmalıyız. Sadece sevgiyi konuşarak, uzlaşıyı öğreterek, öfkeden uzaklaştırarak bunu yapmak elimizdedir. Yeter ki, onların nefret adına kullandığı kaynakları, bizler sevgi adına kullanalım.

Adnan Oktar'ın Kashmir Reader & Riyadh Vision'da yayınlanan makalesi:

http://kashmirreader.com/2017/07/05/polarization-global-phenomenon-far-will-go/

http://www.riyadhvision.com.sa/2017/07/11/how-far-will-the-polarization-go/

2017-07-05 17:38:18

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top