İran Protestolarının Arkasında Ne Yatıyor?

İran'daki protestolar, 28 Aralık 2017'de gıda fiyatlarındaki ani artış ve ülkenin genel finansal politikaları üzerine patlak verdi. Protestocular ilk olarak, dini, manevi kimliği ve İmam Reza Türbesine ev sahipliğiyle bilinen, ülkenin ikinci büyük şehri Meşhed’de toplandı. Protestolar daha sonra ülke genelinde birçok şehre yayıldı. Bankalara ve belediye binalarına yapılan saldırılarla şiddete dönüşen ayaklanmalar, arkasında bazı kayıplar bırakarak 4 Ocak tarihinde sona erdi.  

İran'ın seçilmiş hükümetinin her zaman yanında olacağımız ve hükümeti zayıflatma ya da İran'da parçalanmaya neden olacak herhangi bir girişim ve harekete karşı olduğumuzun bilinmesi önemlidir. Söylemeye gerek olmadığı üzere, demokratik ülkelerin tüm vatandaşlarının demokratik gösteriler düzenleme hakkı vardır. Aynı Cumhurbaşkanı Ruhani'nin belirttiği gibi İran vatandaşları da endişelerini dile getirme hakkına sahiptir. Sayın Ruhani, Press TV'de bir başka önemli açıklamada daha bulundu: "Biz özgür bir milletiz ve anayasa ile vatandaşlık haklarına göre halk, eleştiri ve itirazlarını dile getirme noktasında tamamen özgürdür."[1]

Özgür ülkelerin yasalarında kitle protestoları düzenlemenin yasal bir hak olarak tanımlandığı doğrudur. Nitekim Türk kanunu da şöyle der: “Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir."[2] Ayrıca, bu tip protestolarda bazı temel ilkelerin korunması gerekir; başkalarının hak ve güvenliği ihlal edilmemeli ve yasalar ve düzen korunmalıdır. Bu hükümler muhafaza edilmediğinde ve protestolar şehrin bir bölgesinin işgaline dönüştüğünde, kontrol edilemeyen unsurların bu tür eylemlerin bir parçası olması muhtemeldir. Örneğin son yıllarda bu tip protestolar nedeniyle Tunus, Yemen, Mısır, Libya ve Ukrayna'da rejimler devrildi, Ürdün, Umman, Fas, Kuveyt ve Lübnan'da hükümetler değişti ve Suriye'de iç savaş başladı. Yine, Irak, Bahreyn, Sudan, Cezayir'de sosyal barış ve düzen ciddi şekilde akamete uğradı.

Protestocuların gündeminden çok farklı gündemleri olan bazı yabancı istihbarat ajanları ve azınlık gruplar, söz konusu toplumun savunmasızlığından yararlanmaya ve kitlelere sızmaya çalışırlar. Örneğin, İngiliz derin devleti olarak bilinen uğursuz yapı, Ortadoğu için planlar hazırlıyor ve Astana Barış Görüşmeleri aracılığıyla bölgede dökülen kanı durdurmak için gösterdikleri başarılı çabalarından dolayı İran, Rusya ve Türkiye gibi bölgenin güçlü ülkelerine karşı komplo kurmak için aktif olarak çalışıyor. Bu kuruluşun ana yöntemlerinden biri, halkı hükümetlerine karşı provoke etmektir ki bu, ayrılıkçı şiddet veya darbe girişimleriyle ülkelerin bölünmesine yol açacaktır.

Bu tip yöntemler kullanıldı ve bazıları başarısız oldu. İlk olarak 2009’da İran’da, aynı yıl yapılan başkanlık seçimlerinde reformist adayların sahtekarlık iddiaları, değişim talep eden kalabalıkları sokağa döktü. Bu "Yeşil Hareket", 1979 İslam Devrimi'nden bu yana İran'da yaşanan en büyük sivil kargaşa olarak değerlendirildi. Dini lider Ayetullah Hamaney, turuncu veya kadife devrim adına bu fikri hayata geçiren Amerikalı milyarder George Soros'u 2009 yılına ait isyanlara müdahale etmekle suçladı.[3] Soros’un Polonya, Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna'da yönetimlerin devrilmesine katkıda bulunan çeşitli gençlik örgütlerine parasal destek verdiği bilinen bir gerçektir.[4] Ayrıca, Brookings Enstitüsünün, 2009 Haziran ayında İran hakkında hazırladığı "İran'a Hangi Yol? İran'a karşı yeni bir Amerikan stratejisi için seçenekler" adlı rapor dikkat çekicidir." Bu raporda şöyle söylenir: "... İran rejiminin ortadan kaldırılması için en açık ve en makul yöntem, 1989 yılıyla birlikte Doğu Avrupa'da birçok komünist hükümeti deviren ‘kadife devrimler’ çizgisinde bir halk devrimini teşvik etmek olacaktır.” [5] 'Turuncu' ve 'kadife' terimleri imajı yumuşatmak ve insanları bu olayların barışçıl protestolar olduğuna inanmalarını sağlamak için tasarlanmıştır. Oysa kulağa masum gelen isimlerine rağmen, bu devrimler her zaman yıkım, kan ve acı getirdiler. Soros’un bizzat kendisi, Amerikan Üstünlüğü Hayali adlı kitabında bu yöntemi bir taktik olarak nasıl kullandığını itiraf ediyor: “... , hükümeti düşman olan ülkelerde çalışmak daha ödüllendirici olabilir. [Düşman ülkelerde] özgürlük alevini canlı tutmak için sivil toplumu desteklemek önemlidir. Hükümet müdahalesine direnmek suretiyle, vakıf halkı devletin otoritesini kötüye kullandığı konusunda uyarabilir.” [6]

Göstericilerin başlangıçta Gezi Parkı'nın rekreasyon alanı olarak kalmasını istediği, daha sonra garip bir şekilde hızla ülkenin diğer şehirlerine yayılan ve hükümetin düşmesini isteyen silahlı bir ayaklanmaya dönüşen 2013 Gezi olaylarıyla, Türkiye de kadife devrimlerden payına düşeni almıştır.  Ülkelerini koruyan vatansever Türk vatandaşları tarafından bertaraf edilen 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi de Türkiye’ye karşı yapılan başka bir komploydu. İran ve Rusya, bu felaketin başından itibaren daima Türkiye'nin yanında oldular.

Bu tür ortalığı karıştıran sonuçlar, son on yılda popüler olan sosyal medyanın kullanılmasıyla gerçekleşmiş olabilir. Sosyal medya, 2009 Yeşil Hareketi'nde, 2013 Gezi Parkı olaylarında ve yakın zamanda İran’daki protestolarda olduğu gibi, gösterilere katılmaları düşünülen kitlelerin örgütlenmeleri, harekete geçirilmeleri ve ajite edilmelerinin bir aracı haline gelir. İran ile ilgili bu eğilimler hakkında tweet atanların yabancı ülkelerden olması bu olayların İngiliz derin devlet tarafından organize edildiğini kanıtlıyor. Bu, İngiliz derin devletinin klasik taktiğidir ancak insanlar bu oyunun farkında olduğundan artık işe yaramıyor.

Türkiye ve Rusya'nın, İran'da karışıklık çıkarmak için oynanan oyunları bozmak için uyanık olması hayati önem taşıyor. Diğer Müslüman ülkeler de İran'daki olaylara tepkisiz kalmamalı ve bu tür gösteriler şiddet eylemlerine dönüşmeden hareket etmelidirler. Öte yandan, İran, barışçıl protestocuların ekonomi ve istihdam yönündeki taleplerine, vatandaşları için daha iyi bir yaşam standardı sağlamak için cevap vermelidir. İran'ın, ülkenin kadınlara yönelik konservatif kıyafet kurallarının ihlalinde verilen cezaları hafifletilmesine dair son açıklaması son derece memnuniyet vericidir. Kadınlar toplumun önemli bir kesimidir ve hükümet dahil olmak üzere birçok göreve iştirak etmek için daha fazla haklara sahip olmalıdırlar. Ayrıca bu, nüfusun neredeyse dörtte birini oluşturan gençlerin ekonomik sıkıntılarını dile getirebilmeleri ve resmi çalışanların diyalog yoluyla ihtiyaçlarını karşılaması için olumlu bir gelişme olacaktır.

 

[1] https://www.nytimes.com/2017/12/31/world/middleeast/iran-protests.html

[2] Law on Assembly and Demonstration Marches, Article 3

[3]  https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2017/05/iran-khamenei-warning-election-unrest-2017-vote.html

[4] Kjetil Fosshagen, "Arab Spring: Uprisings, Powers, Interventions", Berghahn Books, 2014, pp. 13-14

[5] https://www.brookings.edu/wp-content/uploads/2016/06/06_iran_strategy.pdf

[6] The Shadow Party: How George Soros, Hillary Clinton, and Sixties Radicals Seized Control of the Democratic Party, David Horowitz and Richard Poe, p. 231

Adnan Oktar'ın Pravda'da (Rusya) yayınlanan makalesi:

http://www.pravdareport.com/opinion/columnists/10-01-2018/139658-iran_protests-0/

2018-01-11 12:57:40
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top