Tarihin En Büyük İnsanlık Ve Savaş Suçlarından "Irak İşgali"

Bundan 15 yıl önce, Bağdat saati ile 20 Mart 2003'te ABD ve İngiltere öncülüğündeki çok uluslu askeri koalisyon Irak'ı işgal harekatını başlattı. Öne sürülen ana gerekçe, (sözde) ülkede geliştirilmekte olan kitle imha silahlarının yok edilmesiydi. Ayrıca, Saddam Hüseyin'in diktatörlük rejimine son verilip Irak'ta demokrasi ve insan haklarının tesis edilmesi de işgalin temel gerekçeleri arasında gösteriliyordu. Bu nedenle işgal, "Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu" olarak da adlandırıldı.

Operasyon öncesinde, dönemin ABD Başkanı George W. Bush’a, 2001-2003 yılları arasında Tony Blair'in Irak'a karşı savaş bahanesi olarak kullanmak üzere kendisine servis ettiği MI6'in gerçek-dışı istihbarat raporlarını dayanak alan bir dosya hazırlandı. Bu dosyayla, BM ve koalisyon ülkelerini Irak'ta sözde kitle imha silahları olduğuna ikna ederek işgalin başlatılması hedefleniyordu.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 5 Şubat 2003'te BMGK'ya yaptığı konuşmasında MI6’in dezinformasyonuna dayalı olarak hazırlanan dosyadaki uydurma Konsey'e aktardı.

Bush da operasyondan 2 gün önce ABD halkına yaptığı TV konuşmasında gerçek dışı bilgilerden oluşan aynı rapora dayanarak şunları söylüyordu :

"Tehlike açıktır: Irak'ın yardımıyla elde ettikleri kimyasal, biyolojik veya, bir gün, nükleer silahları kullanarak teröristler bilinen emellerine ulaşacak ve ülkemizde ve diğer ülkelerdeki binlerce veya yüzbinlerce masum insanı öldüreceklerdir... Bunu önlemek için her şeyi yapacağız... Dehşet günü gelmeden önce, harekete geçmek için çok geç olmadan önce bu tehlike yok edilecek..."

MI6’in sunduğu sözde delillere rağmen Güvenlik Konseyi ortada yeterli ve geçerli kanıt olmadığı için harekatı onaylamadı. İşgal, Güvenlik Konseyi kararı olmadan, uluslararası hukuk alenen çiğnenerek başlatıldı.

9 yıl süren işgal boyunca, Irak'ta hiçbir kitle imha silahının izine rastlanmadı. Nitekim, İngiliz hükümetinin atadığı, Irak Araştırma Komisyonu'nun 7 yılda hazırlayıp 6 Temmuz 2016'da yayınladığı 12 ciltlik Irak  (Chilcot) Raporu da bu gerçeği resmen ortaya koydu.

Kuşkusuz Saddam tarihin gördüğü en gaddar diktatörlerden biriydi ve halkına amansız eziyet yapıyordu. Ancak işgal sonrasında Irak halkı, Saddam döneminde olduğundan kat kat büyük felaketlerin içine sürüklendi. Çok büyük zulüm, işkence ve haksızlıklara maruz kaldı. Dünyanın en zengin 4. büyük petrol rezervlerine sahip Irak, dünyanın en yoksul ve perişan toplumu haline geldi. İstikrarsızlık, güvensizlik, korku ve terör tüm ülkeyi sardı. Başa gelen yönetimlerde yolsuzluk, rüşvet, zimmet, devleti soyma gibi suistimaller dev boyutlara ulaştı. Irak halkının yüz milyarlarca dolarlık serveti işgalci güçler ve onların bazı yerli iş birlikçilerinin kasalarına aktı.

ABD'de yaşayan Iraklı yazar Sinan Atoon, geçtiğimiz ay New York Times'ta yayınlanan "15 Yıl Önce Amerika Ülkemi Yok Etti" başlıklı makalesinde, "Irak'ın Saddam yönetiminde olduğundan daha kötü olabileceğini hiç düşünmemiştim, ama ABD'nin başardığı ve Iraklılara bıraktığı buydu." demekteydi.

İşgal nedeniyle hayatını kaybedenleri sayısını kimse kesin hesaplayamıyor. En gerçekçi tahminlere göre bu sayı 1 milyonun üzerinde... İngiliz The Lancet isimli tıp dergisi, yalnızca 2006 Haziran'ına kadar şiddet sonucu ölen sivillerin sayısının 600.000’e ulaştığını belirtiyor.

Irak'ın işgaliyle başlayan yıkım ve felaket süreci zincirleme olarak tüm bölgeyi kuşattı. Arap yarımadasından Afrika'nın derinliklerine kadar uzanan, savaşlar, isyanlar, katliamlarla dolu bir ateş ve kan denizi oluştu. Radikal terör görülmemiş boyutlara ulaştı. Irak'ı işgal gerekçelerinden gösterilen El-Kaide, işgalle birlikte tam olarak bölgeye yerleşti. Yine, işgal sırasında doğan katliam makinesi IŞİD radikal terörü dünya çapında genişletti. Şii ve Sünniler arasında mezhepsel ayrımcılık kışkırtılarak suni ihtilaf ve düşmanlıklar türetildi, mezhep çatışmaları, iç savaşlar körüklendi.

"Büyük Ortadoğu" dizayn projesinin önemli adımlarından biri olan Irak'ın işgaliyle sağlanmak istenen ortam da gerçekte buydu.

Sonuçta, savaş ve askeri işgal yöntemleriyle Ortadoğu'da barış, demokrasi, huzur ve güvenlik ortamının sağlanamayacağı, terörün yok edilemeyeceği bir kez daha görüldü. Bu tür müdahalelerin yapıldığı Afganistan, Libya, Suriye, Yemen, vs... gibi ülkelerde durum öncekinden çok daha kötü bir hale geldi.

Şiddet politikalarının zararları işgalci ülkelere de yansıdı. Irak işgalinde ABD, resmi rakamlara göre 4 binden fazla askerini kaybetti, binlercesi yaralandı, binlerce asker ülkesine döndüğünde bunalım ve intihara sürüklendi. Irak ve Afganistan işgalleri ABD'ye toplam 6 trilyon dolara maloldu. 6 trilyon dolar, Ortadoğu'yu dev bir enkaz yığını ve toplu mezarlığa dönüştürmekten başka işe yaramadı. Yapılması gereken mücadelenin terörün zihniyetiyle olduğunu tüm dünya gördü. 6 trilyon dolar insanların eğitimi, bilinçlendirilmesi, ekonomik kalkınma ve ilerleme için kullanılmış olsaydı bugün çok başka bir dünyada yaşıyor olurduk.

Kuşkusuz bu felaketlerin nedeni hakkında Müslümanların da düşünmesi gereken hususlar var. Müslüman coğrafyasının büyük bölümüne hakim olan, Kuran'a bütünüyle aykırı hurafe, gelenek ve kabile kültürlerinin bir sentezi olan "bağnaz din anlayışı" felakete davetiye çıkaran en büyük etken.

Çağdaşlığa, modernliğe kapalı, kadınları ikinci sınıf gören, onların en temel hak ve özgürlüklerini gaspeden, kalite, sanat ve estetiğe düşman, bilimi, teknolojiyi, gelişmeyi, ilerlemeyi, açılımı reddeden bağnaz zihniyet radikalizmin de beslendiği en büyük kaynak. Dikkat edilirse işgale maruz kalan ülkeler genellikle hep hurafeci anlayışın etkisinde kalarak kadına değer vermekte yetersiz kalmış, demokrasiyi ve özgürlükleri kökleştirememiş ülkeler oluyor. Bağnazlığın etkisinde olan ülkeler, kendi ayakları üzerinde duramaz bir görünüm vermelerinin yanı sıra, güçsüz ve yönlendirilebilir bir görünüm de veriyorlar ve devlet sistemi bir türlü güçlenemiyor. Oysa özellikle terör ve işgallerin hüküm sürdüğü ülkelerde devlet sisteminin ve milli yapının çok güçlü olması gerekir. Bunu sağlamak için Islam ülkelerinin birbirlerine destek olmaları ve hurafe sistemlerini ortadan kaldıracak, İslam'ın özünü yaşayacak ve bu şekilde hem devlet anlamında, hem milli anlamda gelişecek bir yapıyı oluşturmaları gerekiyor.

Ancak bu zihniyetle mücadelenin yolu hiçbir zaman hava bombardımanları, tanklar, tüfekler değil. Tanklarla içinden çıkılmaz kan gölüne dönen ortam, Kuran Müslümanlığının öğretilmesi ve anlatılmasıyla çok kısa sürede barışa ve huzura kavuşabilir.

Bölünmeyi, ihtilafı, düşmanlığı teşvik eden bağnazlık yerine sevgi, merhamet, kardeşlik, demokrasi, ifade özgürlüğü, birlik ve beraberliği öğütleyen Kuran'a dönülmesi İslam dünyasının en acil ve hayati ihtiyacı. Kuran'ın emrettiği elbirlik bir dayanışma, yardımlaşma ve işbirliği ruhu ve her düşünceden her inançtan insana hürriyet sayesinde en çaresiz görünen İslam ülkeleri, Müslüman toplulukları dahi en ileri refah, zenginlik, huzur, güvenlik ve mutluluk düzeyine erişebilir.

Adnan Oktar'ın New Straits Times'da (Malezya) yayınlanan makalesi:

https://www.nst.com.my/opinion/columnists/2018/04/355815/six-trillion-dollar-grave

2018-04-18 00:16:58
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top