Doğu Türkistan gerçeği

KOMÜNİZM HALEN ÇİN'DE VARLIĞINI DEVAM ETTİRİYOR
Mao'nun Kanlı Mirasını Devam Ettiren Çin Yönetimi Doğu Türkistan'daki Müslüman Soydaşlarımıza Karşı Dini, Etnik Ve Sosyal Açıdan Büyük Bir Baskı Uygulamayı Sürdürüyor.
Çin, 20. yüzyıla, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya gibi ülkelerin baskıları altında ezilmiş ve paramparça olmuş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde girdi. Ülkede imparatorluk rejimi yıkıldıktan sonra, on yıllar boyunca güçlü bir merkezi otorite kurulamadı. 1949 yılında iktidara gelen Komünist Parti ile birlikte ise, Çin kısa sürede büyük bir korku rejimine dönüştü. Bu dönüşüm sürecinde on milyonlarca insan söz konusu kanlı ideolojinin baskıcı ve totaliter uygulamaları nedeniyle hayatını kaybetti. İktidarını ancak şiddetle muhafaza edebilen ve komünizmin belki de en acımasız ve en vahşi uygulamasını yürürlüğe koyan Çin Komünist Partisi, tüm Çin halkı için tek tip bir yaşam ve düşünce tarzı belirledi. Bu dönem boyunca, komünist iktidarın kurallarına uymayanlar ise acımasızca yok edildi. (Ayrıntılı bilgi için bknz; Komünizm Pusuda, Harun Yahya)
Komünist Çin Yönetimi Yaptığı Zulmü Gizlemeye Çalışıyor
Bugün görünürde komünizmin vahşi uygulamaları sona ermiştir. Artık insanlar kupon karşılığı yemek almıyor, tek tip giyinmeye zorlanmıyor, Mao'nun "küçük kırmızı kitabı"nı ezberlemedikleri için işkence görmüyorlar. Ancak komünist rejimin yeni dünya düzenine uyarlanan versiyonu tüm acımasızlığıyla hayatta... Bunun en somut örneği ise Uygurlu Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan'da görülmektedir. Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan yaklaşık iki asırdır işgal altındadır ve özellikle son elli yıldır komünist Çin yönetiminin despot rejimi altında ezilmektedir. Doğu Türkistan, Çin'in propagandaları neticesinde dünya kamuoyu tarafından 'Xinjiang' -Sincan- (Çince "yeni kazanılmış topraklar") olarak tanınmaktadır ve çoğu insan bu topraklarda yaşanan insanlık dramından habersizdir. Çünkü Çin Komünist Partisi, Doğu Türkistan'ı, her türlü iletişim imkanını kısıtlayarak dünyaya kapalı bir bölge haline getirmiştir. Bu nedenle bölgede yaşanan insanlık dramının tüm boyutları ile öğrenilmesi engellenmektedir. Oysa nüfusun çoğunluğunu Uygur kökenli Müslümanların oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin Komünist Partisi tarafından, Çin'in hiçbir bölgesinde yaşanmayan boyutlarda şiddet ve baskı uygulanmaktadır. İşkence, idam, çalışma kampları, dini baskı Doğu Türkistan'da uzun yıllardır günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. www.doguturkistan.com
Çin Hükümetinin Hedefi Müslümanları Baskı Altında Tutmaktır
Müslümanlar sadece dinlerini yaşamak istedikleri için tutuklanmakta, her türlü ibadetleri engellenmektedir. Bu bölgedeki Müslüman soydaşlarımız işkenceleri ile ünlü Çin hapishanelerinde aylar, hatta yıllar boyunca tutulmakta, özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getirdiklerinde ise acımasızca idam edilmektedirler. Çin'in asimilasyonist politikaları sonucunda da Doğu Türkistan'ın çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, dillerini konuşmaları, kültürlerini devam ettirmeleri engellenmekte ve hatta diledikleri kadar çocuk sahibi olmaları bile yasaklamaktadır. Doğu Türkistan'da yaşayan soydaşlarımıza yapılan tüm bu insanlık dışı muamelenin tek nedeni Çin hükümetinin komünizme dayalı olarak kurmuş olduğu oligarşik rejimdir. Bu rejim günümüzde komünist ideolojinin temelini oluşturan materyalist felsefeye ve Darwinizm'e sıkı sıkıya bağlıdır. Materyalist felsefe ve sözde bunun bilimsel temelini teşkil eden Darwinizm, insanları birer hayvan olarak gören ve hayatın bir tür yaşam mücadelesi olduğunu ve ilerlemenin sadece çatışma ile sağlanabileceğini öne süren 19 yy. köhne ideolojileridir. Bu nedenle komünizmin uygulandığı her yerde savaşı, karışıklığı, haksızlığı ve zulmü görmek mümkündür. Komünist rejimin neden olduğu bu karanlık ise sadece Allah'ın emrettiği ahlakın insanlar tarafından kabul edilmesi ve hayata geçirilmesi ile ortadan kalkabilir. Bu gerçeğin farkında olan Komünist Çin hükümeti de kendine en büyük hedef olarak Müslüman kimliğine sahip olan Doğu Türkistan'daki soydaşlarımızı seçmiştir. Çin hükümeti için en ciddi tehlike Allah'ın insanlara emrettiği adalet, hoşgörü, sevgi, merhamet gibi tüm ulvi değerlerin yayılması ve geniş kitleler tarafından benimsenmesidir. Bunu engellemek için Çin hükümeti tüm yönetimi tek elde toplamıştır. Ülkede yargı, yürütme ve yasama organları tek bir merkezden yürütülmektedir. Ulusal ve bölgesel olarak polis teşkilatında, orduda ve sivil örgütlenmelerde asıl kadro Komünist Parti yöneticileridir. Parti yöneticileri görev başındayken olduğu kadar, emekli olduktan sonra da etkili olmaktadırlar. Komünist Parti bu örgütlenme sayesinde hayatın hemen her alanında hakim konumdadır. Dolayısıyla siyasi ve sosyal yaşamda komünist ideoloji dışına çıkılması mümkün değildir. Bireylerin düşünceleri, inançları ve uygulamaları komünist ideolojiye ve Parti'nin emirlerine göre olmalıdır. En ufak bir sapma ve hatta sapma ihtimali bile ağır bir şekilde cezalandırılır. Bu uygulamalar sayesinde rejimin en büyük düşmanı olarak görülen din ahlakı engellenmekte, hatta insanlar Allah'a ibadet etmekten, camilere gitmekten, dini eğitim görmekten zorla vazgeçirilmektedirler. www.turk-islamkulturu.com
Tabii ki Çin hükümeti bu uygulamalarını haklı göstermek için Doğu Türkistan topraklarının sözde kendisine ait olduğunu iddia etmekte ve bu şekilde bölgedeki Müslüman soydaşlarımızı işgalci konumuna düşürmektedir. Çin hükümetinin dile getirdiği bu iddianın ise hiçbir geçerli yanı yoktur. Bu iddianın geçersizliğini görmek için Doğu Türkistan'ın siyasi, kültürel ve stratejik önemine kısaca bir göz atmak yeterli olacaktır.
2. BÖLÜM
İSLAM MEDENİYETİNİN BEŞİĞİ: DOĞU TÜRKİSTAN
Doğu Türkistan Yetiştirdiği Müslüman Devlet Adamlarıyla, İslamiyetin Yayılmasında Ve Gelişmesinde Çok Önemli Yere Sahip Olan Pek Çok İslam Alimine Ev Sahipliği Yapmasıyla Tarih Boyunca Türk-İslam Dünyası İçin Çok Değerli Bir Merkez Olmuştur.
Tarihi çok eskilere dayanan Türkistan toprakları, tarihin ilk dönemlerinden beri Türklerin ana yurdu, bin yıldan beri de İslam toprağıdır. Tarih boyunca Türkistan adı ile bir devlet veya hanlık kurulmamış olmasına rağmen, Orta Asya'nın büyük bölümünü oluşturan söz konusu alan, eski çağlardan beri Türklerin yerleşim merkezi olduğu için Türkistan olarak adlandırılmıştır. Özellikle de araştırmacılar tarafından tarihin ilk medeniyet merkezlerinden biri olduğu belirtilen Doğu Türkistan, jeo-stratejik konumu itibariyle Batı ve Doğu kültürlerinin kaynaştığı bir alan olmuştur. Tarih boyunca büyük imparatorluklara ev sahipliği yapan bu topraklar, Halife Abdülmelik Mervan döneminde Türklerin kendi rızaları ile İslam'ı kabul edişinden sonra İslam aleminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Özellikle Hakan Satuk Buğra'nın İslam'ı kabul etmesinin ardından 751-1216 yılları arasındaki dönem Doğu Türkistan'ın altın devri olarak bilinir. Medreseleri ve öğretim kurumları ile ünlenen Türkistan, bu dönem boyunca dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri misafir etmiş, tarihe yön veren devlet ve bilim adamları yetiştirmiştir. Bu bölgeden dünyanın dört bir yanına göç eden Türkler ise İslam'ı dünyanın çeşitli ülkelerine taşımışlardır.
Bu topraklarda doğan Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Selçuklular, Saidiler İslam'ın bayrağı altında devlet kurup, Türk-İslam uygarlığının en güzel örneklerini vermiş ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mahmut Gaznevi, Abdülkerim Satuk Buğra, Timur, Selçuk Bey, Babürşah, Melikşah gibi büyük devlet adamları da bu topraklarda yetişen değerli isimlerdendir. İmam Buhari, İmam Tirmizi, İbn-i Sina, Ebunasril Farabi, Fergani, Zimahşeri, Sekkaki gibi eserleri ile İslam kütüphanelerini zenginleştiren, dünya bilim adamlarına yol gösteren bilginler de bu toprakların evlatlarıdır. Ayrıca Divan-ı Lügat-it Türk'ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacib, Atebet'ül Hakayık adlı dev eserin sahibi Ahmed Yüknek gibi dünya tarihine kültür hazineleri ile yazılan isimler de Türk-İslam uygarlığının beşiği olan bu topraklarda yaşamıştır. Burada sadece birkaçına yer verdiğimiz bu isimler, Doğu Türkistan'ın İslam ve Türk dünyası için taşıdığı değeri ve Türk-İslam uygarlığının beşiği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. www.harunyahya.org
Komünist Çin Doğu Türkistan Topraklarından Neden Vazgeçmiyor?
Bu bölgenin köklü bir İslam medeniyetine ev sahipliği yapmasının yanı sıra Komünist Çin hükümetini Doğu Türkistan üzerinde hakimiyet ve baskı kurmaya yönelten başka önemli faktörler daha vardır. Bunların başında bölgenin stratejik önemi ve zengin petrol kaynakları gelir. Zaten Batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları'nın güney kısmına, kuzeyde Sibirya'ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet'e, doğuda Çin ve Moğolistan'a sınır olan geniş Türkistan topraklarının stratejik açıdan önemsiz olması düşünülemez. Türkistan'ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi ortaya koyan bir diğer delil ise, bu bölgenin sürekli olarak Rusya ve Çin'in siyasi ve ekonomik politikalarına hedef olmuş olmasıdır. Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları üzerinde, Rusya'nın ve Çin'in çok önemli planları vardır. Çin'in en batı noktasını oluşturan bu topraklar, Soğuk Savaş döneminde Çin tarafından, Sovyet tehdidine karşı tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle Çin'in söz konusu topraklar için atacağı her türlü adım, hem kendisinin hem de bölge ülkelerinin güvenliğini ve istikrarını doğrudan ilgilendirmektedir. Şu anki konumuyla Rusya, Çin için artık ciddi bir tehlike teşkil etmiyorsa da, Çin, "Halkın Kurtuluş Ordusu" (PLA) olarak adlandırılan silahlı kuvvetlerine bağlı kara ve hava kuvvetlerini bölgede tutmakta ve nükleer füzelerinin büyük kısmını da burada muhafaza etmektedir.
Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki Yer Altı Kaynaklarının Peşinde
Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeme tutkusunun ardında, bölgenin stratejik konumunun yanı sıra, sahip olduğu zengin yeraltı rezervleri de büyük rol oynamaktadır. 21. yüzyılın Kuveyt'i olarak da anılan Doğu Türkistan, petrol, doğal gaz, uranyum, kömür, altın ve gümüş madenlerinin bolluğu ile dikkat çekmektedir ve bu yönü ile Çin'in en önemli hammadde kaynaklarından biridir. Yetkililer tarafından, 2005 yılında Doğu Türkistan'ın petrol ve doğal gaz üretiminde Çin'in ikinci önemli merkezi haline geleceği bildirilmektedir. Özellikle Doğu Türkistan'ın orta bölgesinde yer alan Tarım Havzası'nın geniş petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmektedir. Bu özelliğinden dolayı "Umut Denizi" olarak adlandırılan Tarım Havzası'nın 10.7 milyar ton petrol kapasitesi olduğu tahmin edilmektedir. Jeologların şu ana kadar yaptıkları araştırmalar ise 300 milyon ton petrol ve 220 milyar metre küp doğal gaz kapasitesi olan 13 yatak ortaya çıkarmıştır. (China Daily, 4 Ocak 1999) Petrolün yanı sıra zengin doğal gaz, kömür ve bakır yatakları da bu bölgeyi Çin ekonomisi için vazgeçilmez kılmaktadır. Kızıl Çin topraklarında çıkarılan 148 çeşit madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan topraklarında yer almaktadır. Bu da Çin'in toplam maden ocaklarının %85'ini oluşturur. Bunların arasında kalitesi ve yüksek kalori değeri ile ünlü olan kömürün ayrı bir yeri vardır. Çin'in toplam kömür rezervinin yarısını oluşturan Doğu Türkistan kömür madenlerinin rezervi 2 trilyon ton olarak hesaplanmaktadır. 2000 yılı sonlarında yapılan bir araştırma ise Çin'in en zengin bakır yataklarının Doğu Türkistan'da olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çin'in diğer bölgelerinin bakır açısından zayıf olduğu ve Çin'deki tüm bakır yataklarının ülkenin ihtiyacının yarısını bile karşılayamadığı bilinmektedir. Doğu Türkistan'daki bakır madenleri, Çin'in gözünde Doğu Türkistan'ı daha da değerli hale getirmektedir. (www.uyghuramerican.org/economy/chinaonlineoct62000.html)
Doğu Türkistan'ın stratejik ve ekonomik önemi ve ayrıca köklü bir İslam medeniyetine sahip olması komünist Çin hükümetinin bu topraklarda yaşayan Müslüman halkı neden baskı altında tutmaya çalıştığını açıkça göstermektedir. Akıllara durgunluk veren bu baskının iç yüzünü ise bir sonraki yazımızda anlatacağız.
 
3. BÖLÜM
DOĞU TÜRKİSTAN'DA KOMÜNİST ZULÜM TÜM ŞİDDETİYLE DEVAM EDİYOR
Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki Müslümanlara Karşı Sistemli Bir Soykırım Politikası Uygulamayı Devlet Politikası Haline Getirmiştir.
Dünya bir komünist partinin iktidarı ele geçirişine ilk kez Rusya'da tanıklık etmiştir. Rusya'nın hakimiyeti altındaki Batı Türkistan toprakları ile sınırı olan ve bu bölgedeki ülkelerle tarihi, dini, etnik ve kültürel bağa sahip Doğu Türkistan Müslümanları da bölgedeki siyasi gelişmelerden her zaman etkilenmişlerdir. Özellikle batı Türkistan topraklarında görev yapan pek çok kişi komünist Rus zulmüne bizzat şahit olduğundan, Doğu Türkistan Müslümanlarını komünizm tehlikesine karşı uyarmışlardır. Çünkü komünistler genel bir taktik olarak, iktidara gelene kadar eşitlik, sosyal adalet, milletlerin özgürlüğü gibi kavramlardan bahsediyorlar, ancak sıra uygulamaya gelince durum değişiyordu. Eşitliğin yerini politbüro diktası, sosyal adaletin yerini sömürü, özgürlüklerin yerini ise sürgünler, işkenceler, toplama kampları ve toplu katliamlar alıyordu. Nitekim aynı gelişmeler Doğu Türkistan'da da yaşandı. İktidarı ele geçirmeden önce 1945'de gerçekleştirilen 7. Kongre'de Mao, komünistlerin, iktidarı ele geçirince farklı etnik kökenlere kendi geleceklerini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkını vereceğini deklare etmesine rağmen iktidara gelir gelmez, verdiği sözleri bir anda unutuverdi ve "Sincan (Doğu Türkistan) iki bin yıldır Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır, bu nedenle Çin'i federe devletlere bölmenin hiçbir manası yoktur. Bu talep tarihe ve sosyalizme düşmanlık anlamına gelir" açıklamasını yaptı. (Ziya Samedi, Kommunizim Tugi, Almati, 18 Mart 1979) Bu açıklama bölgedeki Müslüman halk üzerinde başlatılacak olan zulmün habercisi niteliğindeydi.
Komünist Rejim Binlerce Müslüman Uygur Türkünü Ölüme Sürüklemiştir
Doğu Türkistan'ı kendi toprağı olarak gören ve elinden bırakmak istemeyen Kızıl Çin hükümeti, Müslüman halka karşı acımasız bir soykırıma girişti. İlk savaş Müslümanların inançlarına karşıydı. Dini eğitim veren tüm okullar kapatıldı, din adamları tutuklandı, büyük kısmı da öldürüldü. Camilere Mao'nun resimleri ve Komünist Parti'nin bayrakları asıldı ve Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygı gösterilerinde bulunmaları emredildi. Müslümanların bir kısmı Pan-Türkist, bir kısmı da Pan-İslamist oldukları gerekçesi ile gözaltına alınıyor ve idam ediliyordu. Toplu sürgünler ise zulmün bir diğer yüzüydü. Yurtlarından sürülen Müslümanların bir kısmı zorlu iklim şartları nedeni ile yolda hayatlarını kaybetti. 1949-1952 yılları arasında 2.800.000, 1952-1957 yılları arasında 3.509.000, 1958-1960 yılları arasında 6.700.000, 1961-1965 yılları arasında 13.300.000 Doğu Türkistan Müslüman'ı çeşitli yollarla öldürüldü.
Çin Hükümetinin İstikrar Mekanizması: Toplu İdamlar
İktidarda ki komünist Çin partisinin en etkili korku mekanizmalarından biri ise toplu idamlardı. Mao, döneminde Çin hükümeti kendi vatandaşlarından milyonlarcasını halk içinde küçük düşürdükten sonra idam etmişti. Çin genelinde olduğu gibi Doğu Türkistan'da da idamlar devam etmekte, genelde hiçbir delili olmayan suçlamalarla, sadece şüpheye dayanılarak masum insanlar katledilmektedir. Çin'de mahkemeler demokratik ülkelerdeki gibi bağımsız olarak işlememekte, Çin Komünist Partisi'nin siyasi amaçları çerçevesinde hareket etmektedir. Bu nedenle de idama mahkum edilen kişilerin davaları çok hızlı görülür, insanlara kendilerini savunmak için yeterli süre ve imkan tanınmaz. Hızla alınan idam kararı, çoğu zaman kişinin ailesine bile haberdar verilmeden hemen infaz edilmektedir. Resmi rakamlara göre 1997-1999 arasında yalnız Doğu Türkistan'da 210 Müslüman idam edilmiştir, gerçek sayının ise bundan çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Her ay mutlaka idamlar gerçekleştirilmekte, Mao'nun "belirli bir kotaya göre öldürme" yöntemi titizlikle uygulanmaktadır. Komünist yönetimin, Müslüman varlığını sindirebilmek için başvurduğu yöntemlerden bir diğeri de toplu tutuklamalar ve göz altında yapılan işkencelerdir. Tutuklanan Müslümanların büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırılmaktadır. Pek çoğundan ise sonraları haber alınamamaktadır. Aileleri bu kişilerin nerede tutulduklarından veya hala yaşayıp yaşamadıklarından bile haberdar değildir.
Rejimin İşkence Merkezleri: Hapishaneler
Çin hapishaneleri ve çalışma kampları ise işkencenin yoğun olarak kullanıldığı yerlerdir. Örneğin Uluslararası Af Örgütü'nün 1999 yılında yayınladığı ve Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerini konu alan 34 sayfalık raporda hapishanelerdeki inanılmaz işkenceler ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Raporda anlatılanlar zulmün boyutunu açıkça göstermektedir;
Hapishane o kadar kalabalıktı ki, tutukluklar küçük bir hücrede 5-6 kişi tutuluyorlardı. Hücrenin küçüklüğü geceleri uyumalarına engel oluyor, ancak nöbetleşerek uyuyabiliyorlardı. Polisler hücreleri her dolaştıklarında tutukluları dövüyorlardı. Sorgulama için seçilen tutuklular, dayak yedikleri, dövüldükleri, bedenlerine elektrik şok verildiği özel bir sorgu odasına götürülüyorlardı. Sorgu odasında duvara monte edilmiş bir ray vardı. Bazı tutuklular tek ayaklarından veya tek ellerinden buraya kelepçelenerek asılıyor ve bu pozisyonda 24 saat bekletiliyorlardı. Kelepçeleri çözüldüğünde ayakta bile duramaz halde oluyorlardı. Bazılarının kerpetenle tırnakları çekiliyor, bazılarının ise tırnaklarının altına elektrik veriliyordu. (Amnesty International Report, 24 Nisan 1999)
Çin Hükümeti Bebekleri Öldürerek Aile Planlaması Yapıyor
Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, sosyal güvenliğini sağlayabilmek için uzun yıllardır aile planlamasına özel bir "önem" vermekte ve bunu çeşitli kanuni yaptırımlarla düzenlemeye çalışmaktadır. Ne var ki Allah korkusunun olmadığı, dini ve manevi tüm değerlerin yok sayıldığı bir toplum yapısında böyle bir düzenleme büyük bir vahşete dönüşebilmektedir. Elbette söz konusu uygulamanın Müslümanlara yönelik yüzü çok daha ciddi boyutlar içermektedir. Müslümanların birden fazla çocuk sahibi olmalarına ise hiçbir koşulda izin verilmemektedir. İkinci çocuğu olacak Müslüman kadınlar, hamileliğinin sekizinci, dokuzuncu ayında bile olsa evlerinden alınıp götürülmekte ve çocukları zorla alınmaktadır. Hatta Çin birlikleri çoğu zaman köy köy, kasaba kasaba dolaşıp ikinci çocuğu olacak kadınları kamyonlara doldurup götürmektedir. Son derece ilkel koşullarda gerçekleştirilen kürtajlar neticesinde ise genellikle yalnızca bebekler değil, anneleri de hayatlarını kaybetmektedir. Nitekim bu politika neticesinde son dokuz yıl içerisinde Doğu Türkistan'da doğum oranları %19 oranında azalmıştır. Doğu Türkistan'dan ismini vermek istemeyen bir yetkili ise, 200 bin nüfuslu bir kasabada 35 bin hamile kadının hükümet kontrolüne tabi tutulduğunu, bunların 686'sının kürtaj yaptırmaya mecbur bırakıldığını, 993'ünün hamileliklerine engel olunduğunu, 10.708'inin de kısırlaştırıldığını dile getirmektedir.
 
4. BÖLÜM
KOMÜNİST ZULMÜN DURDURULMASI İÇİN KOMÜNİZMİN
FİKRİ TEMELLERİ ÇÜRÜTÜLMELİDİR
Komünizmin Fikri Temellerini Oluşturan Materyalist Felsefe Ve İnsanları Sürekli Birbirleriyle Çatışmaları Gereken Bir Hayvan Türü Olarak Gören Darwinizm Bilimsel Olarak Tamamen Çürütülüp, Bunların Yerine Allah'ın Kuran'da Tarif Ettiği Güzel Ahlak Egemen Olmadıkça Komünizm İnsanlık İçin Ciddi Bir Tehlike Olmaya Devam Edecektir
Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı vahşetin felsefi temelinde Darwinizm ve materyalizm yer almaktadır. Zaten Çin komünizminin kurucusu Mao Tse Tung da, "Çin sosyalizminin temelini Darwin'e ve evrim teorisine dayandırdığını" açıkça belirtmiştir. (K. Mehnert, Deutsche Verlags- Anstalt, Kampf um Mao's Erbe., 1977)
Maddenin ezeli ve ebedi olduğunu kabul eden, Allah'ın varlığını ve tüm ahlaki değerleri reddeden materyalist felsefe, insanların gelişmiş birer hayvan olduğunu savunan Darwinizm ile bir araya geldiğinde karşımıza Çin Komünist Partisinin akıl almaz baskı ve zulüm politikasının temeli ortaya çıkmaktadır.
Darwinizm'in Toplumlar Tarafından Kabulü Beraberinde Her Zaman Savaş ve Çatışmayı Getirir
Darwinizm ortaya atıldığı günden beri tüm dünyayı bir savaş ve çatışma alanı haline getirmiş, ırkçılığı ve etnik temizlik girişimlerini körüklemiştir. (Ayrıntılı Bilgi İçin Bknz: Darwinizm'in İnsanlığa Getirdiği Belalar, Harun Yahya) Peki Darwinizm'le savaş arasındaki bağlantı nedir, nasıl olmaktadır da Darwinizm insanları anarşi, kaos ve çatışmanın içine çekebilmekte, insanların bunları olağan karşılamasını sağlamaktadır?
Darwinizm'in çarpık görüşüne göre insan tesadüflerin eseridir ve bir tür gelişmiş hayvandır. Dolayısıyla insanın saldırganlık, acımasızlık, şiddet gibi hayvani tavırlar göstermesinde bir sakınca yoktur. Ayrıca insan tesadüflerin eseri olduğuna göre bu tavırları nedeniyle kimseye karşı da sorumlu değildir. Hiçbir bilimselliği olmamasına rağmen yazılı ve görsel basında toplumlara sürekli bu telkinin verilmesi, eğitim kurumlarında bu safsatanın adeta ispatlanmış bir gerçek gibi sunulması, insanların farkına varmadan Darwinizm'in büyüsüne kapılmalarına neden olmaktadır. Bu durumda insanları doğal olarak suça ve şiddete yöneltmektedir. www.evrimaldatmacasi.com
Darwinizm'in temel öğretilerinden birisi de "ancak güçlü olanın ayakta kalabileceği" iddiasıdır. Bu çarpık fikre göre güçsüzler ve zayıf olanlar ezilmeye ve yok olmaya mahkumdur. Yaşamı bir mücadele sahası olarak gören ve güçlü olanın acımasız olduğu müddetçe ayakta kalabileceğini savunan Darwinizm'in bu mantığına göre her türlü haksız rekabet makul karşılanmalıdır. Eğer yaşam bir mücadeleden ibaretse, ayakta kalabilmenin tek yolu olabildiğince savaşmak ve kendini koruyabilmek için bu savaşta acımasız olmaktır. Darwinizm ve materyalizm insanlığın ilerlemesinin çatışmaya dayalı olduğunu öne sürer ve her türlü çatışmayı över. Bu düşünce yapısının bir devletin resmi ideolojisi haline geldiğinde nasıl bir devlet terörü ortaya çıkaracağı ise açıktır. İşte bu nedenle Darwinizm'in fikri olarak çökertilmesi ve ortadan kaldırılması, bu çatışmacı ve kan dökücü felsefenin ve çeşitli uygulamalarının da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
Komünist İdeolojinin Çürütülmesi İçin Kuran Ahlakının Toplumlara Egemen Olması Şarttır
Komünizm'in çürütülmesi bir yandan Darwinizmin karanlık yüzünün tüm ayrıntılarıyla deşifre edilmesine bir yandan da insanların Allah'ı tanıyıp O'na iman etmeleri için toplumlara gerçek din ahlakının anlatılmasına bağlıdır. Bu iki çalışmanın mutlaka bir arada yürütülmesi oldukça önemli bir konudur. Çünkü Darwinizm'in çürütülmesi demek insanların Allah tarafından yaratıldıkları, O'na karşı sorumlu oldukları gerçeğinin ortaya çıkması demektir. Böylece, Darwinizm ve materyalizmin insanlığa getirdiği kaos, çatışma, ırkçılık, baskı ve katliamlar, yerini Allah'ın Kuran'da tarif ettiği güzel ahlaka, barışa ve güvenliğe bırakacaktır. Allah insanlara her koşulda adaleti ayakta tutmalarını, barış sever ve hoşgörülü olmalarını, dünyada karmaşa ve bozgunculuk çıkarmamalarını emretmektedir. Bu nedenledir ki, din ahlakının özünde insanlar arasında barış, huzur ve güvenliğin sağlanması vardır. Dolayısıyla, Darwinist felsefenin reddedilmesi ve yerine din anlakının hakim olması, toplumda sevgi, merhamet, hoşgörü, ve affediciliğin yerleşmesi anlamına gelecektir.
Müslümanlara Düşen Büyük Sorumluluk
İnsanların tesadüf eseri var olduklarını ve kimseye karşı herhangi bir sorumlulukları olmadığını öne süren Darwinizm'in neden olduğu felaketler bu derece açıkken, vicdan sahibi insanlara düşen sorumluluk, kan dökme kuyusu haline gelmiş olan bu ideoloji ile fikri alanda ciddi bir mücadele yürütmektir. Bu mücadelenin önemli bir boyutu, Çin'deki rejimin bu denli katı ve acımasız olmasının temel nedeni olan Darwinist ve komünist ideolojiye karşıdır. Çin'in serbest piyasa ekonomisini benimsemesiyle, bu ülkenin hala bir "Kızıl Tehlike" olduğu gerçeğinin değişmediğini tüm dünyaya anlatmak gerekmektedir. Pekin yönetiminin hala temel siyasi görüşü olan Maoist komünizme ve bunun fikri dayanağı olan Darwinizm'e karşı da bir kampanya yürütülmeli, bu ideolojinin Çin, Kamboçya, Arnavutluk, Kuzey Kore diğer ülkelerde sebep olduğu korkunç insanlık suçları gündemde tutulmalıdır. Darwinizm'in ve Maoizm'in -tüm diğer komünizm versiyonlarının- Çin halkının önemli bir kısmı tarafından hala sanıldığı gibi bir kurtuluş ideolojisi değil, insanları vahşet ve cinnete sürükleyen büyük bir aldanış ve hurafe olduğu ortaya konmalıdır. Komünizme karşı mücadele hala gereklidir ve unutmamak gerekir ki, komünizmin içyüzünü ortaya çıkarmak için yapılacak her girişim, Doğu Türkistan Müslümanları gibi komünist zulüm altındaki mazlum milletlere bir yardım hükmündedir. www.turkdunyasi.org
İşte bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde öncelikli olarak yapılması gereken şey, bir taraftan dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere karşı çıkmak, bir yandan da bunların gerçek çözümü olan Kuran ahlakının yayılması için gösterilen çabaya hız katmaktır. Çünkü, Kuran ahlakının yaygınlaşması ile birlikte, Allah'ın izni ile, 21. yüzyıl yeryüzünden haksızlığın, adaletsizliğin, zulmün ve eziyetin kalktığı, barışın, huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim olduğu bir çağ olacaktır. Kuran'da bu güzel dönem bize şu şekilde müjdelenmektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir... (Nur Suresi, 55)
 
2005-06-10 08:18:28

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top