Mısır'daki Karışıklıkların Tek Çözümü Darwinist Zihniyetin Ortadan Kalkması ve İttihad-ı İslam'ın Gerçekleştirilmesidir

Tunus'da yaşanan olayların ardından Mısır'da da ayaklanmalar olması, hem bölgede hem de İslam aleminde bazı değişiklikler yaşanacağını göstermektedir. Sadece Tunus'ta ve Mısır'da değil, pek çok İslam ülkesinde demokratik olmayan yönetimlerin mazlum halkı uzun yıllardır baskı altında tuttuğu açık bir gerçektir. Bu yöntemlerin adil olmayan uygulamalarının halkı fakirlik ve yokluk içinde bıraktığı da bilinmektedir. Halkın düşüncesini ifade etmesini, dinini dilediği gibi yaşamasını, İslam'ı özgürce anlatmasını yasaklayan, bu yasaklara uymayanları işkencelerle, tutuklamalarla, hatta öldürmeyle baskı altına almaya çalışan bu zihniyetin değişmesi gerektiği de açıktır.

Ancak bu değişim, sokak çatışmalarıyla, yağmalarla, saldırganlıkla, şiddetle gerçekleştirilemez. Şiddete dayalı yöntemle meydana gelecek değişim, asla insanların özlemi ve ihtiyacı içinde oldukları huzuru, refahı ve güveni onlara sunmaz. Kısmi bir takım başarılar ve gelişmeler elde edilebilir, ama kalıcı ve tam tatmin edici çözüm oluşmaz. Kalıcı ve gerçek çözüm ancak Allah'ın ve Resulullah (sav)'in gösterdiği yola uyarak sağlanır.

Bu nedenle Tunus'ta, Mısır'da ve diğer bazı İslam ülkelerinde yaşayan kardeşlerimizin haklı ve meşru olan taleplerini ifade ederken, insani ve temel haklarını kazanmak için mücadele ederken bunu mutlaka Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun bir yöntemle yapmaları gerekir. Allah'ın bildirdiği yolun, Peygamber (sav)'in gösterdiği çözümün göz ardı edilmesi durumunda Allah, istenen başarıyı vermez.

Sn. Adnan Oktar'ın Mısır'da yaşanan olaylar hakkındaki son açıklamaları

Arap dünyasında yaşanan bu olayları değerlendirirken, unutulmaması gereken bir diğer önemli konu da 100 yılı aşkın zamandır Arap alemine telkin edilen Darwinist materyalist zihniyetin nasıl bir tahribata sebep olduğu gerçeğidir.

Darwinizm, Arap alemine büyük acılar yaşatmıştır

Önce Tunus’da başlayan sonra Mısır’ın genelini kaplayan söz konusu olayların meydana gelmesi, İslam aleminin kargaşa ve kavga içinde kaynamaya başlaması, önemli bir dönemin içinde olduğumuzun işaretidir. Peygamberimiz (sav) ahir zamanda bu tarz büyük olayların yaşanacağını detaylı olarak bildirmiştir. Müslümanların birlik olmamasından ve bazı Müslümanlarda sevgi, barış ve dostluk üzerine bir İslam anlayışının hakim olmamasından kaynaklanan öfke, Müslümanların kendi içinde bölünmelerine sebep olmuştur.

Bu kargaşa ve bölünmüşlüğün temelinde yatan en büyük sebep, geçmişten beri süregelen Darwinist ve materyalist zihniyetin Tunus’da ve özellikle Mısır’da etkisini devam ettirmesi ve bundan dolayı Kuran’ın getirdiği sevgi ve barış ruhunun tam anlamıyla yaşanamamasıdır. Mısır’da uzun yıllardır Darwinist eğitime ağırlık verilmekte, devlet yönetimi Darwinizm’i desteklemekte, gençler Darwinist, materyalist olarak yetiştirilmektedir. Yaklaşık 14 ay önce İskenderiye’de gerçekleştirilen evrim konferansı ve orada hali hazırda devam eden Darwinist eğitim, Mısır’da Darwinist hipnozun ne kadar geniş boyutlarda etkili olduğunun en açık delillerindendir. (Konuyla ilgili detaylı yazımızı buradan okuyabilirsiniz).İslami cemaatlerin ve grupların ezilmesi, dinin özgürce yaşanmasının engellenmesi, eşit bir gelir dağılımının olmaması, Hristiyanlara yönelik hain saldırılar, Kuran ahlakına tamamen muhalif olan söz konusu Darwinist materyalist zihniyetin bir sonucudur. Son yaşanan olaylarda demokratik olması gereken protestoların zaman zaman saldırganlığa, yağmaya ve şiddete dönüşmesi de aynı zihniyetin neticesidir.

Bilindiği üzere, temel dayanak noktası Darwinizm olan Arap sosyalizmi, aşırı bir milliyetçilik ve fanatik bir üçüncü dünya solculuğunu birleştiren ve esas olarak da Sovyetler Birliği'nden destek gören bir hareket olarak ortaya çıkmıştı. (Arap sosyalizmiyle ilgili detaylı bilgi için http://us1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/13566/) Sovyet tipi komünizmin biraz hafifletilmiş versiyonunu koyu bir Arap ulusçuluğu ile birleştiren Arap sosyalizmi, önce Mısır'da iktidara geldi. Mısır Kralı'nı deviren subaylar arasından yükselen Cemal Abdül Nasır, kısa zaman içerisinde Müslüman halka baskı yapan bir yönetim anlayışı ortaya koydu. Seyyid Kutup, Muhammed Kutup, Hasan-el Bana gibi İslam alimlerinin idam edildiği, binlerce Müslümanın işkencelerde hayatını kaybettiği Nasır rejimin en önemli özelliklerinden biri de Darwinist eğitimi mecburi kılması oldu. Bu durum Müslüman kimliği taşıyan, nüfus cüzdanında İslam yazan ama ahlaken İslam'dan çok uzak nesiller yetişmesine sebep oldu. Darwinist, materyalist ve sosyalist telkinlerle yetişen gençler, Kuran'ın emri olan sevgi, merhamet, akılcılık ve itidal yerine, acımasızlık, bencillik, egoistlik ve çatışmayı koydular. Bu telkinler nedeniyle haklarını elde etmenin yolunun şiddet olduğuna, çatışmanın ve kavganın gelişmeye sebep olacağına inanan kitleler meydana geldi.

Ancak unutmamak gerekir ki, şiddeti temel alan, Müslümanlarla Hristiyanları ve Musevileri çatıştırmayı hedefleyen, Müslümanlarla Müslümanları birbirine düşürmek isteyen zihniyet, deccali zihniyettir. Ahir zamanda, deccalin fitnesinin en yaygın olduğu şu dönemde, deccale karşı vurulacak en büyük darbe Darwinist materyalist zihniyeti sona erdirmek ve ittihad-ı İslam’ı istemektir.

Müslümanların bölünmüşlüğü devam ettikçe ve Darwinist ve materyalist zihniyet sona ermedikçe, şu anda Mısır’da gerçekleşen hiçbir protesto, hiçbir kavga ve bunlara karşı yapılacak hiçbir yasaklama, alınacak hiçbir teknik tedbir bir çözüm getirmeyecektir. Tam tersine böyle olayların neticesinde Müslüman halk şimdiye kadar daima ezilmiş, daima mağdur olmuş, daima kayıplar vermiştir. Böyle olaylar daima Müslüman halkın acı çekmesine ve zulüm görmesine sebep olmuştur. Dolayısıyla zorlukların, acıların, haksızlıkların sona ermesi için çözüm sokaklara dökülmek, polisle ve askerle çatışmak, müzeleri yağmalamak, sivil halkı tedirgin edip korkutmak değil; Darwinist zihniyeti terk etmek ve Müslümanları kardeşliğe çağırmaktır. Cenab-ı Allah, böyle olaylarla Müslümanlara önemli bir mesaj vermekte, bölünmüşlüğün ürkütücü sonuçlarını onlara göstermekte ve Darwinist, materyalist anlayışın getirdiği zihniyeti terk etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.

Dolayısıyla böyle kargaşaların, kavgaların, acıların, zulüm sistemlerinin son bulması için öncelikle Darwinist, materyalist zihniyete karşı ilimle, bilimle, fenle karşı konulması gerekmektedir. Bunun için yapılacak en doğru şey, anti-Darwinist çalışmaları ve Yaratılış gerçeğini ispatlayan bilimsel delilleri ön plana çıkarmak, Darwinizm’in tarihin en büyük bilim sahtekarlığı olduğunu, sahtekarlıklar ve aldatmacalarla ayakta kaldığını ve bütün dünyaya kan, savaş, zulüm, istikrarsızlık, ırkçılık, bölünme ve sevgisizlik getirdiğini sürekli gündemde tutmaktır.

Tüm dünyada Darwinist diktatörlük himayesindeki evrim teorisi, Mısır’da da aynı dikta yöntemi ile yaygınlaştırılmıştır ve halen Darwinist yayınlar ve eğitim sistemi Darwinist diktatörlüğün etkisi altında faaliyetlerini yürütmektedir. Buna karşı mutlaka ilmi bir mücadele yapılmalı, Müslüman Mısır halkı, deccal fitnesinin elinden kurtarılmalıdır. Pek çok ülkeye yıkım, zulüm ve acı getirmiş olan, I. ve II. Dünya savaşları döneminde 350 milyondan fazla insanın katledilmesine sebep olan Darwinist zihniyet, şu anda bütün dünyada fitnelerin, terörün, savaşların, anlaşmazlıkların en temel sebebidir. Acilen bu büyük Darwinizm vebasını ilmi yöntemlerle ortadan kaldırmak ve Mısır halkına Kuran ahlakının getirdiği sevgi ve barış ruhunu müjdelemek gerekmektedir. Kuşkusuz Mısır halkının büyük çoğunluğu Kuran ahlakını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini güzel bir şekilde yaşamaktadır, ancak Darwinist telkin etkisi altında kalanların da kurtarılması gerektiği açıktır.

Sorunların çözümü, Hz. Mehdi (as)’ın önderliğinde İttihad-ı İslam’dır

Darwinist, materyalist ve çeşitli bağnaz ve yobaz odakların, Müslümanları özellikle bölmeye çalıştıkları, aynı zamanda onlara Hristiyan ve Musevi düşmanlığını da aşılamaya çalıştıkları burada mutlaka gündeme getirilmesi gereken bir gerçektir. Söz konusu odaklar, uzun yıllardır özellikle Müslüman ülkeler ve Müslüman halk üzerinde kirli oyunlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.

Bu oyunun bozulmasının, söz konusu kirli odakların etkisinin ortadan kaldırılmasının ve Müslümanların birlik olarak huzur içinde yaşamalarının tek yolu, Türkiye’nin önderliğinde bir İttihad-ı İslam’ın gerçekleşmesidir. Sokaklardaki protestolar ve alınan suni çözümlerin yerine istikrarlı ve ısrarlı bir şekilde Türk İslam Birliği’nin istenmesi şarttır. Bunun için de Mehdiyet’in sürekli olarak gündemde olması gerekmektedir. Asr-ı Saadet döneminin birlik ve beraberlik anlayışının tesis edilmesi için Hz. Mehdi (as) önderliğinde Türk İslam Birliği için çaba göstermek gerekmektedir. Bütün İslam aleminin kurtuluşa ermesi, barış mutluluk ve sevgi içinde yaşamaları, aynı zamanda Hristiyan ve Musevilerin de bu dostluk birliği içinde rahat, huzur, güven ve barış içinde yaşamaları ancak Resullulah (sav)’in müjdelediği Hz. Mehdi (as) liderliğindeki birlik ile mümkün olacaktır.

Hristiyan ve Musevileri, Kuran’ın nuruyla şereflendirmek hayati bir konudur

Müslümanların yapması gereken, Kuran’ın sıcak ve barış dolu ruhunu esas alıp, yobazların karanlık telkinlerinden ve hurafelerinden arınıp, tüm Müslümanları, aynı zamanda Hristiyanları ve Musevileri kucaklayarak bir birlik ve güven ortamını hedeflemeleridir. Hz. Mehdi (as)’ın gelişini müjdelemeli ve mümkün olan her yerde ve her fırsatta “Türk İslam Birliğini istiyorum” demelidirler. Hristiyanların ve Musevilerin, Müslümanların koruması ve emaneti altında olduğunu unutmamalı, onları şefkatle merhametle Muhammedi olmaya çağırmalıdır. Bütün Hristiyanların ve Musevilerin kurtuluşa ve rahata ermesi, onların da Muhammedi olmaları ve Kuran’ın nuruyla şereflenmeleri son derece hayati bir konudur. Türk İslam Birliği, onları da koruma altına alacak olan bir birlik olacağı için İslam aleminin bu konuda el ele ittifakla gayret etmeleri ve Hristiyan ve Musevilere sevgi ve şefkat ile yaklaşmaları gerekmektedir. Bütün yazarların, her camiadan ileri gelen kişilerin ve imkanı olan olmayan her Müslüman’ın ısrarla Türk İslam Birliği müjdesini yaymaları, bu büyük müjdeyi bütün dünyada yaygınlaştırmaları gerekmektedir. Hz. Mehdi (as)’ın gelişini müjdelemeleri ve Mehdiyeti sürekli gündem yapmaları son derece elzemdir. Kuşkusuz ki Yüce Allah, Mehdiyete karşı çıkanlara hiçbir şekilde yol vermeyecektir. Mehdiyeti isteyip bu yönde çaba gösterenler ise, mutlaka galip gelecek, mutlaka Cenab-ı Allah’ın vaad ettiği tüm dünyada maddi ve manevi iktidara ve zafere sahip olacaklardır.

“Benim gayretimden ne olur?” demek doğru değildir

Yüce Rabbimiz tüm kainatı metafizik yaratmıştır. Her şey Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’ın takdiri ile gerçekleşir. Olaylar sebeplere bağlı gözükse de, aslında tüm sebepleri Allah yaratır ve tamamı Allah’ın kontrolündedir. Dolayısıyla ortam, şartlar, imkanlar tam tersini gösterse de, Allah bir anda tüm şartları ve ortamı değiştirmeye, dilediği şekilde takdir etmeye kadirdir. Müslümanlar bu gerçeği asla unutmamalıdırlar.

Yüce Allah, ahir zamanın karmaşa ve fitne ortamının ortasında zuhur edecek ve deccalin tüm dünyayı sarmış olan fitnesi ile mücadele edecek olan Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ı müjdelemiştir. Rabbimiz’in izniyle Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın ilmi mücadelesi sonucunda deccalin fitnesi yeryüzünde kalkacak, tüm batıl sistemler çöküşe uğrayacak ve dünya, Asr-ı Saadet döneminin tüm güzelliklerinin yaşandığı ve İslam ahlakının dünyaya yayıldığı bir Altın Çağ’a şahit olacaktır. Böylesine zorlu bir ortamda gelecek olan bu kutlu galibiyet, Allah’ın Kuran’daki vaadidir ve Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir.

Allah’ın metafizik olarak yarattığı bu kainatta, fitnelerin büyüklüğü ve gücü bir ölçü değildir. Rabbimiz, samimi duaya mutlaka karşılık verecek, Türk İslam Birliği’ni isteyen her kişinin isteğine icabet edecektir. Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunu isteyerek samimi gösterilmiş bir çaba, zahiren küçük bile olsa mutlaka Rabbimiz’den en güzel karşılığı alacaktır. Kuşkusuz ki her şeyin takdiri tüm alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a aittir.

Fakat şu hususun asla unutmaması gerekir: Müslümanlar mutlaka Allah’a güvenmeli, çözümün, birliğin ve kurtuluşun yalnızca Allah’tan geleceğine inanmalıdırlar. Bu metafizik dünyada her şeyi Allah’ın değiştireceğine ve her şeyi Allah’ın sonuçlandıracağına kalpten iman etmelidirler. Eğer “biz yaparız, biz sonuçlandırırız, biz çeşitli çözümler buluruz” derlerse, içinde bulundukları acı, son bulmaz. Mutlaka Yüce Rabbimiz’in takdirine kendilerini teslim etmeli ve Allah’ın tüm dünyayı Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) vesilesiyle kurtuluşa erdireceğine kalpten güvenmelidirler. Bu teslimiyet, yalnızca Mısır’daki kardeşlerimiz için değil, tüm dünyada tüm Müslüman kardeşlerimiz için huzur, güvenlik ve kardeşlik içinde çok mükemmel bir dünyanın kapılarını açacaktır. 


2011-01-30 15:23:33

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top