Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek

KİTABI İNDİRİN

Download (DOC)
Download (PDF)
Kitabı satın alın
Yorumlar

KİTABIN BÖLÜMLERİ

< <
33 / total: 37

III. Kitap
Risale-i Nur Külliyatında Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Gerçeği (3/3)

Mektubat Kitabından Alıntılar

... HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM, İSEVÎLİK ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEREK106 DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEN DECCALİ107 yok eder... (Mektubat, s. 6)

Bediüzzaman bu sözünde, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ikinci kez geleceğini ve deccalin fitnesini fikren etkisiz hale getireceğini bildirmektedir:

106)  Hazret-i İsa Aleyhisselam, İsevilik Şahs-ı Manevisini Temsil Ederek :

Bediüzzaman bu sözünde "HZ. İSA (AS)'IN HIRİSTİYANLIĞIN ŞAHS-I MANEVİSİNİ TEMSİL ETTİĞİNİ" belirtmektedir. Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler ve peygamberler gibi, Hz. İsa (as)'ın da onu destekleyen, ona inanan ve onu takip eden kimselerden oluşan bir şahs-ı manevisi olacağını bildirmektedir. Ancak Bediüzzaman "İSEVİLİK ŞAHS-I MANEVİSİNİ TEMSİL EDEREK" sözleriyle, Allah'ın adetullahına (Allah'ın kanununa) uygun olarak "HZ. İSA (AS)'IN DA BU ŞAHS-I MANEVİNİN BAŞINDA BİZZAT BİR HİDAYET ÖNDERİ OLARAK BULUNACAĞINI" ifade etmektedir. Nitekim bir şahs-ı manevinin bir şahs-ı maneviyi temsil etmesi söz konusu değildir. Bir şahs-ı manevinin oluşabilmesi için, onun başında öncelikle "BİR ŞAHSIN" var olması gerekmektedir. Bediüzzaman da bu gerçeği vurgulayarak Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını, kendi şahs-ı manevisinin başında bulunacağını ve onlara bizzat önderlik edeceğini açıklamaktadır.

Bediüzzaman'ın belirttiği bu gerçekler bir-iki soru sorulduğunda da kolaylıkla anlaşılmaktadır:

1- İsevilik şahs-ı manevisini bir kişi temsil ediyor. Bu kimdir? Hz. İsa (as).
2- Hz. İsa (as) kimi temsil ediyor? İsevilik şahs-ı manevisini.

Bu soruların cevapları Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as)'dan ve şahs-ı manevisinden ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

107)  Dinsizliğin Şahs-ı Manevîsini Temsil Eden Deccali:

Bediüzzaman aynı Hz. İsa (as) gibi deccalin de bir şahs-ı manevisi olacağını belirtmektedir. Ancak Bediüzzaman "DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVİSİNİ TEMSİL EDEN DECCALİ" sözleriyle, deccalin de yine "BİR ŞAHIS OLARAK BU ŞAHS-I MANEVİNİN BİZZAT BAŞINDA BULUNACAĞINI" ifade etmektedir.

Bediüzzaman eserlerinde, Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği tüm isimlerin birer şahıs olduklarını çeşitli delillerle açıklamıştır. Deccal de bu ahir zaman şahıslarından biridir. Bediüzzaman deccalin bir şahıs olacağını ne kadar detaylandırarak açıkladıysa, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın birer şahıs olacakları konusunda da aynı açıklıkta deliller ortaya koymuştur. Kuşkusuz ki Bediüzzaman'ın bu anlatımlarından bir kısmını farklı yorumlayıp, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın birer şahs-ı manevi, ancak deccalin bir şahıs olacağını düşünmek çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Zira Bediüzzaman Deccal gibi, "Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın de BİRER ŞAHIS OLARAK geleceklerini" ısrarla tekrarlamış ve bunları delilleriyle birlikte açıklamıştır.

... Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mana budur ki: ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı (akımı) kuvvet bulacak: Birisi: Nifak perdesi altında (inkarcı olduğu halde Müslüman gibi görünerek) Risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in elçiliğini ve yolunu) inkar edecek SÜFYAN NAMINDA (adında) MÜDHİŞ BİR ŞAHIS108 ehl-i nifakın (münafık karakterli kimselerin) başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin (İslam dininin) tahribine (yıkılmasına) çalışacaktır. Ona karşı   AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN SİLSİLE-İ NURANİSİNE (Peygamberimiz (sav)'in nurani soyuna) BAĞLANAN109 EHL-İ VELAYET  (velilerin) VE EHL-İ KEMALİN (kamil iman sahiplerinin) BAŞINA GEÇECEK110 AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) MUHAMMED MEHDİ İSMİNDE BİR ZAT-I  NURANİ (nurlu bir şahıs)111 O SÜFYANIN ŞAHS-I MANEVİSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFİKANEYİ (münafıklık akımını) YOK EDİP DAĞITACAKTIR.112 (Mektubat, s. 53)

Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, ahir zamanda inkarcı felsefelerin yayılması için çaba harcayacak bir şahıs olduğu bildirilen Süfyan'dan bahsetmektedir. Bediüzzaman Süfyan'ın fitnesinin, Hz. Mehdi (as)'ın fikri mücadelesi ile ortadan kaldırılacağını haber vermektedir:

108) Süfyan Namında (Adında) Müdhiş Bir Şahis:

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği ahir zaman şahıslarından biri de "Süfyan"dır. Hadislerde, Süfyan'ın özellikleri ve yürüteceği olumsuz faaliyetler hakkında çeşitli bilgiler verilmiştir. Bediüzzaman da, bu sözünde Süfyan'ın yapacağı bu faaliyetlerden bahsetmekte, onun inkara dayalı mücadelesinin Hz. Mehdi (as) vesilesiyle son bulacağını bildirmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı "SÜFYAN NAMINDA MÜTHİŞ BİR ŞAHIS" ifadesiyle Süfyan'ın manevi bir varlık değil, "BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz (sav) de hadislerinde Süfyan'ın fiziksel görünümü, kusurları ve hastalıkları hakkında bilgi vererek, Süfyan'ın bir şahıs olduğunu çok açık bir şekilde anlatmıştır.

Aynı durum Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) için de geçerlidir. Hem Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde hem de Bediüzzaman'ın eserlerinde Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın fiziksel özellikleri, mücadeleleri, faaliyetleri gibi konularda çok detaylı bilgiler verilmiştir. Böyle bir durumda Süfyan'ın bir şahıs olacağını kabul edip, Hz. İsa (as) veya Hz. Mehdi (as)'ın birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını kabul etmemek akla ve mantığa uygun değildir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen tüm ahir zaman şahısları "BİRER FERT" olarak ortaya çıkacaklardır ve onların vesilesiyle ahir zamanda insanlık çok büyük olaylara tanıklık edecektir. Hz. Mehdi (as), Süfyan'ın İslam aleminde yaptığı manevi tahribatı bizzat ortadan kaldıracak, İslam ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlanmasını ve dünya çapında yayılmasını sağlayacaktır. Bediüzzaman da bu sözünde bu gerçeği dile getirmiş, "SÜFYAN NAMINDA MÜTHİŞ BİR ŞAHIS" olarak bahsettiği Süfyan'ın, yine "BİR ŞAHIS olduğunu bildirdiği Hz. Mehdi (as) vesilesiyle fikren etkisiz hale getirileceğini" bildirmiştir.

109) Al-i Beyt-i Nebevinin Silsile-i Nuranisine (Peygamberimiz (sav)'in Nurani Soyuna) Bağlanan:

Bediüzzaman "AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN SİLSİLE-İ NURANİSİNE BAĞLANAN" sözleriyle "Hz. Mehdi (as)'ın, Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan olan mübarek BİR ŞAHIS olduğunu" bildirmektedir. Bir şahs-ı manevinin belirli bir soyunun olması akla ve mantığa hiçbir şekilde uygun değildir. Ancak bir insanın peygamber soyundan geleceğinden bahsedilebilir. Bediüzzaman da bu sözüyle bu gerçeği bir kez daha vurgulayarak Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını, Peygamberimiz (sav)'in soyundan olan "BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmektedir.

110) Ehl-i Velayet (Velilerin) ve Ehl-i Kemalin (Kamil İman Sahiplerinin) Başina Geçecek:

Bediüzzaman, "EHL-İ VELAYET (VELİLERİN) VE EHL-İ KEMALİN (KAMİL İMAN SAHİPLERİNİN) BAŞINA GEÇECEK" sözleriyle, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıktığında, alimlerin manevi liderliğini üstleneceğini haber vermektedir. Hz. Mehdi (as), Allah'ın pek çok ilim ve hikmetle nimetlendirdiği, çok üstün ahlaklı mübarek bir şahıstır. Hz. Mehdi (as)'ın ahlakının ve imanının üstünlüğü pek çok hadiste detaylı olarak tarif edilmektedir. Bu kutlu zat, ortaya çıktığında hem devrinin müceddidi (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyici) hem de müçtehidi (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderi) olacak, dini Peygamber Efendimiz (sav) dönemindeki özüne döndürecektir. Bu üstün özellikleri nedeniyle kendisi tüm alimlerin önderi konumunda olacaktır. Kuşkusuz ki bir şahs-ı manevinin alimlerden, velilerden ve kamil iman sahiplerinden oluşan bir topluluğun lideri vasfını taşıması söz konusu değildir. Ancak bir insan, böyle bir liderlik görevini üstlenebilir. Bediüzzaman da bu sözleriyle bu gerçeği dile getirmiş, Hz. Mehdi (as)'ın bizzat mümin topluluğunun manevi lideri vasfını taşıyacak üstün vasıflı "BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmiştir.

111) Al-i Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)'in Soyundan) Muhammed Mehdi İsimli Bir Zat-ı Nurani (Nurlu Bir Şahis):

Bediüzzaman, bu ifadesiyle Hz. Mehdi (as) hakkında birkaç önemli bilgi birden vermektedir. Öncelikle Bediüzzaman "AL-İ BEYT'TEN" ifadesiyle bir kez daha Hz. Mehdi (as)'ın "PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" belirtmiştir.

Bunun yanı sıra "MUHAMMED MEHDİ İSİMLİ" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın ismi hakkında da bilgi vermiştir. Bediüzzaman Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak verdiği bu bilgiyle, Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını, "İSMİ İLE MÜJDELENMİŞ BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" ifade etmiştir.

Bediüzzaman "BİR ZAT-I NURANİ" ifadesiyle ise, Hz. Mehdi (as)'ın "NURANİ BİR ZAT" olduğunu bildirmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "şahs-ı manevi-i nuraniden" bahsederdi. Ancak Bediüzzaman böyle bir şey söylememiş, "bir zat-ı nurani" demiştir. Ayrıca burada kullanılan "BİR" kelimesi de bu konuyu bir başka açıdan daha açıklamakta, Hz. Mehdi (as)'ın "TEK BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmektedir. "ZAT" kelimesi de yine "birlik" ifade eden bir başka şahıs ifadesidir. Bediüzzaman burada "iki zat", "üç zat" ya da "birileri" ifadesini kullanmamış, Hz. Mehdi (as)'ın açıkça "tek bir zat" olduğunu belirtmiştir.

Bu aynı zamanda da Bediüzzaman'ın kitabın başından bu yana Hz. Mehdi (as) için "5. KEZ" kullandığı "ZAT" ifadesidir. Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan bir şahs-ı manevi ya da bir topluluk olarak bahsetmemektedir. İsmini, soyunu ve nurlu bir kimse olduğunu haber vererek, Hz. Mehdi (as)'ın kutlu "BİR ZAT", "BİR KİŞİ" olduğunu defalarca tekrarlamaktadır.

112) O Süfyanın Şahs-ı Manevisi Olan Cereyan-ı Münafıkaneyi (Münafıklık Akımını) Yok Edip Dağıtacaktır:

Bediüzzaman, bu sözünde "O SÜFYANIN ŞAHS-I MANEVİSİ OLAN CEREYAN-I MÜNAFIKANEYİ DAĞITACAKTIR" sözleriyle ahir zaman şahıslarından olan Süfyan'ın bir şahs-ı manevisi olduğunu bildirmiştir. Süfyan'ın şahs-ı manevisini, onun inkara dayalı fikir sistemi ve onu destekleyen münafıkane ruh haline sahip olan inkarcılar oluşturmaktadır. Ancak şu çok açıktır ki bu şahs-ı manevinin başında bir lider olarak Süfyan bizzat bulunmaktadır. Nitekim Bediüzzaman Süfyan'ın ve onun şahs-ı manevisinin iki ayrı kavram olduğunu, Süfyan'ın bir şahıs olarak başta bulunacağını eserlerinde çok açık ifadelerle haber vermiştir. Bunlardan birinde Bediüzzaman Süfyan'ın bir şahıs olduğunu şöyle ifade etmiştir:

Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak (ikiyüzlülük) ve zındıka (küfür) başına geçecek EŞHAS-I MÜDHİŞE-İ MUZIRRALARI (ZARAR VEREN DEHŞETLİ ŞAHISLARI)... (Hizmet Rehberi, s. 86)

Bediüzzaman'ın da açıkladığı gibi Süfyan'ın bir şahs-ı manevisi olacak, ancak kendisi de bizzat bu şahs-ı manevinin liderliğini üstlenecektir. Bediüzzaman, Süfyan'ın şahs-ı manevisiyle birlikte, inkarı yaygınlaştırmak için yürüteceği faaliyetlerin Hz. Mehdi (as) tarafından engelleneceğini bildirmiştir. Hz. Mehdi (as), Süfyan'ın fitnesini fikren ortadan kaldırıp, tam anlamıyla yok edecektir.

... Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad (birleşmeleri) neticesinde, dinsizlik cereyanına (akımına) galebe edip (galip gelip) dağıtacak istidadında (kabiliyette) iken ALEM-İ SEMAVATTA (gökler aleminde) CİSM-İ BEŞERİSİYLE (insani cismiyle, bedeniyle) BULUNAN113 ŞAHS-I İSA ALEYHİSSELAM114 O DİN-İ HAK CEREYANININ (hak dinin) BAŞINA GEÇECEĞİNİ115 bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran -Peygamberimiz (sav)'in sıfatlarından biri-), bir Kadir-i Külli Şey'in (herşeye muktedir olan Yüce Allah'ın) vaadine istinad ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem KADİR-İ KÜLLİ ŞEY (herşeye muktedir olan Yüce Allah) VA'DETMİŞ ELBETTE YAPACAKTIR...116 (Mektubat, s. 53-54)

Bediüzzaman, Hıristiyanların Kuran'a dönerek İslamiyet'e tabi olmaları ve bu iki İlahi dinin birleşmeleri sonucunda kuvvetlenip, inkarcı felsefeleri yok edecek bir güç kazanacaklarını anlatmaktadır. Bu dönemde, Hz. İsa (as) ikinci kez yeryüzüne gelip, bu kuvvetin başına geçecektir. Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in bu müjdeyi Allah'ın vaadine dayanarak haber verdiğini bildirmiş, Allah'ın, vaadini kesin olarak yerine getireceğini hatırlatmıştır:

113) Alem-i Semavatta (Gökler Aleminde) Cism-i Beşerisiyle (Insani Cismiyle, Bedeniyle) Bulunan:

Bediüzzaman bu sözünde, yakın bir gelecekte Hıristiyanlığın, dine sonradan sokulan bazı inanç ve uygulamalardan arınarak özüne döneceğini ve Kuran'a tabi olacağını anlatmaktadır. İslamiyet'e tabi olan Hıristiyanlığın, güçlerini Müslümanlarla  birleştireceklerini ve dinsizliğe karşı ortak bir mücadele vereceklerini bildirmektedir. Bediüzzaman "ALEM-İ SEMAVATTA CİSM-İ BEŞERİSİYLE BULUNAN" sözleriyle, bedeni ile gökler aleminde bulunan Hz. İsa (as)'ın, yeryüzüne inerek bu mücadelenin başına geçeceğini ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözlerinde bedeni (cism-i beşerisi) ile yeryüzüne ineceğini bildirerek, Hz. İsa (as)'ın mübarek zatıyla "BİR ŞAHIS" olarak yeryüzüne geleceğini belirtmiştir. Bediüzzaman burada "İNSAN" anlamına gelen "BEŞER" kelimesini kullanarak Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi değil, "madde olarak varlığı olan bir şahıs" olduğunu açıkça ifade etmiştir.

114) Şahs-ı İsa Aleyhisselam:

Bediüzzaman'ın burada kullandığı "ŞAHS-I İSA ALEYHİSSELAM" ifadesi, "Hz. İsa (as)'NIN ŞAHSI" anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. İsa (as)'ın "bir şahs-ı manevi olmadığı" konusuna kesin olarak açıklık getirmektedir. Hz. İsa (as) ahir zamanda bir şahıs olarak ikinci kez yeryüzüne gelecek, mesih deccalin fitnesini ortadan kaldıracak, Hz. Mehdi (as) ile iş birliği yapacaktır. Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın vesile olmasıyla İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacaktır. Ahir zamanın bu büyük müjdeleri henüz gerçekleşmemiştir, İslam alemi tarafından bu kutlu gelişmelerin gerçekleşmesi beklenmektedir. Bediüzzaman da bu ifadesiyle, Hz. Mehdi (as)'ın geçmiş dönemde çıktığı iddiasının yanlışlığını ortaya koymaktadır. Çünkü henüz, Hz. İsa (as)'ın gelişi ve Hz. Mehdi (as) ile olan ittifakı gerçekleşmemiş, mesih deccalin fitnesi tam anlamıyla ortadan kaldırılmamıştır. Kuşkusuz ki böylesine geniş çaplı gelişmeler bütün dünyanın gözleri önünde cereyan edecektir. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla herkesin anında haberdar olacağı ve yaşayacağı bu büyük değişim, ne Bediüzzaman'ın devrinde ne de bir başka zaman diliminde yaşanmamıştır.

115)  O Din-i Hak Cereyaninin (Hak Dinin) Başına Geçeceğini:

Bediüzzaman, "O DİN-İ HAK CEREYANININ BAŞINA GEÇECEĞİNİ" sözleriyle Hz. İsa (as)'ın, yeniden yeryüzüne geldiğinde gerçek İsevilerin lideri olacağını bildirmektedir. Hz. İsa (as)'ın gelişiyle, Hıristiyanlık batıl inanış ve hükümlerinden arınacak ve Kuran'a tabi olacaktır. Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as)'la ilgili olarak haber  verdiği tüm bu gelişmeler, Hz. Mehdi (as)'ın çıktığı aynı dönemlerde gerçekleşecektir. Ancak ne Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ikinci kez gelişi ve tüm İsevilerin liderliğini üstlenmesi ne de Hıristiyanların dinlerini batıl inanç ve uygulamalardan arındırarak İslam'a yönelmeleri henüz gerçekleşmemiştir. Bu gelişmelerle birlikte Hz. İsa (as)'ın Hz. Mehdi (as) ile olan birlikteliği de henüz gerçekleşmiş değildir. Dolayısıyla Bediüzzaman, verdiği tüm bu bilgilerle bize Hz. Mehdi (as)'ın geçmiş dönemlerde gelmemiş olduğunu, beklenen tüm bu gelişmelerin de Hz. Mehdi (as)'ın çıkışının en açık alametlerinden olacağını müjdelemektedir.

116)  Kadir-i Külli Şey (Herşeye Muktedir Olan Yüce Allah) Va'detmiş Elbette Yapacaktir:

Bediüzzaman, bu kutlu olayların gerçekleşmesinin Yüce Allah'ın bir vaadi olduğuna dikkat çekmektedir. Allah Kuran'da tüm inananları, İslam ahlakının yeryüzüne hakim olacağı konusunda müjdelemektedir. Allah'ın bu vaadi bir ayette şöyle bildirilmiştir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Kuran'da Allah'ın vaadini muhakkak yerine getireceği ise şu şekilde haber verilmektedir:

(Bu,) Allah'ın va'didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6)

... Doğrusu Allah, va'dinden cayıp-dönmez. (Al-i İmran Suresi, 9)

... Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Rad Suresi, 31)

Allah'ın Kuran ayetlerinde bildirilen bu müjdeli vaadleri inşaAllah gerçekleşecektir. Bediüzzaman da sözlerinde Kuran'daki bu bilgilere dayanarak çok kesin bir ifade kullanmış, Allah'ın izniyle ahir zamanda bu olayların "KESİN OLARAK GERÇEKLEŞECEĞİNİ" hatırlatmıştır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ve Bediüzzaman'ın sözlerinde ahir zamanla ilgili bildirilen gelişmeler bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Nitekim Bediüzzaman "YAPACAKTIR" ifadesiyle "olmuş ya da olmakta olan" bir olayı değil, "İLERİDE OLACAK" olan bir olayı anlatmaktadır. Hz. İsa (as) henüz ikinci kez yeryüzüne gelmemiştir. Bu mübarek şahsın ikinci kez gelişini tüm İslam ve Hıristiyan alemi beklemektedir. Hz. Mehdi (as) ile olan ittifakı da henüz gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman da bu sözlerinde bu gerçeği hatırlatmış, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden "DAHA İLERİKİ BİR ZAMANDA GELECEKLERİNİ" müjdelemiştir.

Evet HER VAKİT SEMAVATTAN MELAİKELERİ (gökyüzünden melekleri) YERE GÖNDEREN117 ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (şekline sokan) (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri (cisim olmayıp gözle görülmeyen varlıkları; cin ve melekleri) âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine (insan şekline) temessül ettiren (sokan, cisimleyen), hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle (varlığı maddi olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden) dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal (herşeye muktedir olan Yüce Allah), HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'I, İSA DİNİNE AİT EN MÜHİM BİR HÜSN-Ü HATİMESİ (güzel neticesi) İÇİN118, değil SEMA-İ DÜNYADA (gökler aleminde) CESEDİYLE  (insani bedeniyle) BULUNAN VE HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA119,  belki ALEM-İ AHİRETİN (ahiret aleminin) EN UZAK KÖŞESİNE GİTSEYDİ VE HAKİKATEN ÖLSEYDİ, YİNE ŞÖYLE BİR NETİCE-İ AZÎME (büyük bir sonuç) İÇİN ONA YENİDEN CESED GİYDİRİP DÜNYAYA GÖNDERMEK, O HAKÎM'İN HİKMETİNDEN UZAK DEĞİL120... belki O'nun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) VA'DETMİŞ VE VA'DETTİĞİ İÇİN ELBETTE GÖNDERECEK121 (Mektubat, s. 56-57)

Bediüzzaman, bir kez daha Hz. İsa (as)'ın ikinci kez yeryüzüne gelişinin muhakkak gerçekleşeceğini bildirmekte ve meleklerin konumunu örnek vererek bu konuyu açıklamaktadır:

117) Her Vakit Semavattan Melaikeleri (Gökyüzünden Melekleri) Yere Gönderen:

Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda yeniden dünyaya dönecek olması Rabbimiz'in mucizelerinden biridir. Bediüzzaman sözleriyle  Kuran'da ve hadislerde haber verilen bu açık gerçeği dile getirmekte ve Hz. İsa (as)'ın Allah'ın izniyle yeryüzüne ikinci kez gelişinin kesin bir gerçek olduğunu açıklamaktadır. Bediüzzaman, meleklerin de Allah'ın izniyle gerektiğinde yeryüzüne geldiklerini söylemekte, Hz. İsa (as)'ın da, Allah'ın takdir ettiği vakit geldiğinde, yeryüzüne geri döneceğini ve Rabbimiz'in elçisi olarak insanları gerçek din ahlakına davet edeceğini anlatmaktadır.

Melekler, insanların bildiği zaman ve mekan boyutundan farklı bir boyutta yaşarlar. Meleklerin yaşadığı boyutun, bizim bildiğimiz kavramların dışında olduğuna işaret eden ayetler şu şekildedir:

(Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır. Melekler ve Ruh (Cebrail), O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 3-4)

Ayette bildirilen "elli bin yıl olan bir gün" ifadesi, meleklerin bizim sınırlı olduğumuz zaman kavramı ile sınırlı olmadıklarını göstermektedir. Ayrıca insanın bildiği zaman kavramının ötesinde bir yaşam daha olduğunun ve bu yaşamın dünyadakine benzer bir zaman veya mekan kavramına bağımlı olmadığının delillerinden biridir. Hz. İsa (as)'ın da böyle bir boyutta yaşıyor olması mümkündür. (Doğrusunu Allah bilir).

Meleklerin, Allah'ın dilediği vakitte takdir ettiği bir iş için dünyaya geliyor olmaları ise, diğer boyutlardan bizim boyutumuza geçişin Rabbimiz'in izin vermesiyle mümkün olduğunu göstermektedir. Kuran'da meleklerin, kimi zaman Allah'ın insanlara vahyini iletmek, kimi zaman da müminlere yardım etmek ve onlara destek olmak için Allah'ın izniyle yeryüzüne indikleri bildirilmektedir:

Sen müminlere: "Rabbiniz'in size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi size yetmez mi?" diyordun. (Al-i İmran Suresi, 124)

Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: "Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının" diye uyarın. (Nahl Suresi, 2)

Ayrıca, Kuran'da Hz. İbrahim (as)'a ve Hz. Lut (as)'a meleklerin elçiler olarak gelip kavimlerine gelecek azabı haber verdikleri; Hz. Zekeriya (as)'a gelip, onu bir çocuk ile müjdeledikleri; Hz. Meryem'e gelip kendisinin seçkin kılındığını ve Hz. İsa (as)'ın doğumunu haber verdikleri bildirilmektedir. Kuran-ı Kerim'in Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e Cebrail (as) aracılığı ile vahyedilişi ve Efendimiz (sav)'in Cebrail (as)'ı görmesi de anlatılmaktadır.

Bediüzzaman da meleklerin bu konumunu örnek vererek, Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda insani bedeniyle ikinci kez yeryüzüne gelişinin Allah'ın adetullahına uygun olduğunu ve Allah'ın bu vaadinin gerçekleşeceğini bildirmektedir.

118) Hazret-i İsa Aleyhisselam'i, İsa Dinine Ait En Mühim Bir Hüsn-ü Hatimesi (Güzel Neticesi) İçin:

Bediüzzaman "HZ. İSA (AS) DİNİNE AİT EN MÜHİM BİR HÜSN-Ü HATİMESİ İÇİN" sözleriyle Rabbimiz'in "ÖNEMLİ BİR GÜZEL NETİCE" için Hz. İsa (as)'ı ikinci kez yeryüzüne göndereceğini müjdelemektedir. Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne gelmesiyle, Hıristiyanlık batıl olan bütün inanış ve uygulamalarından arınacak ve İslam'a dönecektir. Bu vesileyle, Hıristiyanlık Hz. İsa (as)'a vahyedilmiş hak haline dönecek, Müslümanlarla gerçek İseviler arasında ittifak gerçekleşecek, bu hak ittifak yeryüzüne barış ve huzur getirecektir.

119) Sema-i Dünyada (Gökler Aleminde) Cesediyle (İnsani Bedeniyle) Bulunan Ve Hayatta Olan Hazret-i İsa:

Bediüzzaman, bu sözleriyle Hz. İsa (as)'ın da tıpkı melekler gibi, Allah Katında diri olduğunu ve Allah'ın takdir ettiği vakit geldiğinde yeryüzüne geleceğini söylemektedir. Melekler, Allah'ın dilemesiyle çeşitli dönemlerde yeryüzüne inmekte ve tekrar Allah Katına çıkmaktadırlar. Ancak onların Allah Katına çıkıyor olmaları, elbette dünyada bizim bildiğimiz kavramlara göre yok olmaları anlamına gelmemektedir. Sadece başka bir boyuta geçmekte, bizim kavrayışımız dışında yaşamlarına devam etmektedirler. Benzer bir şekilde Hz. İsa (as)'ın Allah Katına alınmış olması da, öldüğü anlamına gelmez. Nitekim, pek çok ayette Hz. İsa (as)'ın ölmediği açık olarak bildirilmekte, hadislerle de bu gerçek bir kez daha teyit edilmektedir. Hz. İsa (as) da bizim kavrayamadığımız bir boyutta diridir. Ayrıca, meleklerin iki boyut arasında, Allah'ın dilemesiyle, hareket ediyor olmaları, Rabbimiz dilediği takdirde bunun çok kolay olduğunu göstermektedir. Hz. İsa (as) da, Allah'ın takdir ettiği vakit geldiğinde, yeryüzüne geri dönecek ve Rabbimiz'in elçisi olarak insanları gerçek din ahlakına davet edecektir. Bediüzzaman da bu sözleriyle bu gerçeği dile getirmektedir. Bediüzzaman "SEMA-İ DÜNYADA CESEDİYLE BULUNAN VE HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA" sözleriyle Hz. İsa (as)'ın ölmediğini, halen hayatta olduğunu ve insani bedeniyle ikinci kez yeryüzüne geleceğini bildirmektedir. Bediüzzaman verdiği bu bilgilerle, Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını açıkça ortaya koymakta, bu mübarek peygamberin ahir zamanda Allah'ın bir mucizesi olarak ikinci kez "İNSANİ BEDENİYLE BİR ŞAHIS OLARAK YERYÜZÜNE GELECEĞİNİ" müjdelemektedir.

120) Alem-i Ahiretin (Ahiret Aleminin) En Uzak Köşesine Gitseydi ve Hakikaten Ölseydi, Yine Şöyle Bir Netice-i Azîme (Büyük Bir Sonuç) İçin Ona Yeniden Cesed Giydirip Dünyaya Göndermek, O Hakîm'in Hikmetinden Uzak Değil:

Bediüzzaman bu sözleriyle Rabbimiz'in gücünün sonsuz olduğunu ve her dilediğini yapmaya Kadir olduğunu hatırlatmakta ve Hz. İsa (as)'ın ikinci kez yeryüzüne gelişinin Allah'ın izniyle kesin olarak gerçekleşeceğini belirtmektedir. Bediüzzaman'ın, Hz. İsa (as)'ın gelişini Rabbimiz'in sonsuz gücünü dile getirerek anlatması, kuşkusuz ki bu konuda ne kadar kesin bir kanaat taşıdığının en açık göstergelerindendir. Bediüzzaman ayrıca burada bir örnek vermekte ve "HAKİKATEN ÖLSEYDİ, yine şöyle bir netice-i azime (büyük bir sonuç) için ona YENİDEN CESED GİYDİRİP DÜNYAYA GÖNDERMEK, O HAKİM'İN  HİKMETİNDEN UZAK DEĞİL" demektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle açıkça "BİR İNSAN"dan bahsettiğini ve Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını ortaya koymaktadır. Rabbimiz'in takdiriyle Hz. İsa (as)'ın ahir zamanda "BİR ŞAHIS" olarak ikinci kez yeryüzüne gelişini bir kez daha müjdelemektedir.

121) Vadetmiş ve Vadettiği İçin Elbette Gönderecek:

Allah, Hz. İsa (as)'ın yeniden dünyaya geleceğini bildirmiştir. Bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. Tüm bu deliller, Allah'ın gücünü ve kudretini gereği gibi takdir edemedikleri için Hz. İsa (as)'ın ölmediği ve yeryüzüne geri döneceği gerçeğini reddetmeye çalışan kimselerin, büyük bir yanılgı içinde olduklarının göstergesidir. Unutmamak gerekir ki, Allah üstün güç ve kudret sahibi, herşeye kadir olandır. Dilediğini dilediği şekilde yaratır. İlmi sonsuzdur. Allah'ın belirlediği süre geldiğinde, büyük bir mucize gerçekleşecek ve Hz. İsa (as) dünyaya geri dönecektir. Bu gerçek, ayetlerle ve hadislerle müjdelenmiştir ve tüm iman edenlerin üzerinde düşünmesi gereken bir harikadır. Bediüzzaman da Allah'ın bu vaadini dile getirmiş, Kuran'da bildirildiği gibi Rabbimiz'in kesin olarak vaadinden dönmeyeceğini hatırlatarak Hz. İsa (as)'ın insani bedeniyle yeryüzüne ikinci kez gelişinin "KESİN BİR GERÇEK" olduğunu müjdelemiştir.

... HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELDİĞİ VAKİT,122 herkes ONUN HAKİKÎ ÎSA,123  olduğunu bilmek lâzım  değildir. ONUN MUKARREB VE HAVASSI (derin imanlı yakın talebeleri),124 nur-u iman (imanın ışığı) ile ONU TANIR.125 Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde HERKES ONU TANIMAYACAKTIR...126 (Mektubat, s. 60)

Bediüzzaman, yeryüzüne ilk döndüğü yıllarda Hz. İsa (as)'ı tanıyabilecek insanların sayısının çok az olacağını bildirmiştir. Buna göre, ancak yakın çevresi ve derin iman sahibi talebeleri Hz. İsa (as)'ı imanlarının nuru ile tanıyabilecek, fakat toplumun geneli onun açıkça Hz. İsa (as) olduğunu bilmeyecektir:

122)  Hazret-i İsa Aleyhisselam Geldiği Vakit:

Bediüzzaman "Hz. İsa (as) ALEYHİSSELAM GELDİĞİ VAKİT" sözleriyle birkaç önemli konuya açıklık kazandırmaktadır. Bediüzzaman "GELDİĞİ VAKİT" ifadesiyle öncelikle Hz. İsa (as)'ın "KESİN OLARAK GELECEĞİNİ" müjdelemektedir. Buradaki "GELME" fiiliyle ise Bediüzzaman Hz. İsa (as)'ın "manevi bir varlık" olmadığını "BİR ŞAHIS" olduğunu açıklamaktadır. Bir şahs-ı manevinin "gelmesi" söz konusu değildir. Bir şahs-ı manevi ancak "oluşabilir". "GELME" eylemi "bir insanın yapabileceği bir fiil"dir. Bediüzzaman da bu sözleriyle bu önemli farkı vurgulamakta ve Hz. İsa (as)'ın bir şahıs olarak yeryüzüne geleceği konusuna kesinlik kazandırmaktadır.

123)  Onun Hakikî Îsa:

Bediüzzaman, "ONUN HAKİKİ İSA" ifadesiyle, Hz. İsa (as)'ın manevi bir varlık değil "BİR İNSAN" olacağını bir kez daha açıklamaktadır. Bediüzzaman "HAKİKİ İSA" diyerek, "BİR KİŞİ"den bahsetmekte, Hz. İsa (as)'ın başka şahıslardan olan farkını ise "HAKİKİ" kelimesiyle netleştirmektedir. Bediüzzaman ayrıca burada kullandığı kişilik ifade eden "ONUN" sözüyle de Hz. İsa (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu   bir  kez  daha  dile  getirmektedir.  Bediüzzaman,  bu  sözüyle birlikte kitabın başından bu yana Hz. İsa (as) için "3. KEZ" "O" zamirini kullanmıştır. Hiç şüphesiz ki bu ısrarlı tekrarlar, Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığı konusundaki kesin kanaatini açıkça ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman ayrıca buradaki "HAKİKİ İSA" sözleriyle Hz. İsa (as)'ın, yeryüzüne ikinci kez gelişinde, yine hepsi birer şahıs olan "sahte mesihler"den farklı olacağını vurgulamış ve bu mübarek zatın "GERÇEK HZ. İSA (AS)" olacağını belirtmiştir. Hz. İsa (as) geldiğinde, Kuran ayetlerinde ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen işaretlere uygun özellikleriyle, bu sahte mesihlerden ayırt edilecek ve Bediüzzaman'ın belirttiği gibi "hakiki Hz. İsa (as)" olacaktır.

124)  Onun Mukarreb ve Havassi (Derin İmanli Yakin Talebeleri):

Bediüzzaman bu sözünde "ONUN" ifadesiyle Hz. İsa (as) için "4. KEZ" "O" ifadesini kullanmış ve "BİR ŞAHIS" olduğuna yeniden dikkat çekmiştir. Aynı ifadeyi tam 4 kez tekrarlamış olması, Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığı konusunda Bediüzzaman'ın görüşlerinin ne kadar açık olduğunu ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada "MUKARREB VE HAVASSI" diyerek Hz. İsa (as)'ın "DERİN İMANLI YAKIN TALEBELERİ" olacağından bahsetmiştir. Bir şahs-ı manevinin "talebeleri" ya da "yakın çevresi" olacağından bahsedebilmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Ancak bir insanın talebeleri olabilir. Kuşkusuz Bediüzzaman da bu gerçeği çok iyi bilmektedir. Hz. İsa (as)'ın talebelerinden bahsederek, onun bir şahs-ı manevi olmadığını Müslümanlara açıklamakta, mübarek şahsıyla talebelerinin başında bizzat bulunacağını haber vermektedir.

125)  Onu Tanır:

Bediüzzaman burada geçen "ONU" kelimesiyle, Hz. İsa (as) için "5. DEFA" "O" zamirini kullanmakta ve yine Hz. İsa (as)'ın "BİR ŞAHIS" olarak geleceğini ifade etmektedir. Bediüzzaman'ın kullandığı "TANIR" ifadesi ise, bu konuyu hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde netleştirmektedir. "TANIMA" durumu ancak "BİR İNSAN", "BİR ŞAHIS" için söz konusu olabilir. "Yakın çevresinin bir şahs-ı maneviyi tanıması" elbette ki mümkün değildir. Ancak Bediüzzaman derin imanlı yakın talebelerinin, imanın nuru ile Hz. İsa (as)'ı tanıyabileceklerini belirtmektedir. Bediüzzaman bu bilgiyi verirken elbette ki bu gerçeklerin farkındadır. Bediüzzaman bu açıklamaları son derece bilinçli bir şekilde yapmış ve bu yolla Hz. İsa (as)'ın, iman sahipleri tarafından tanınabilecek "BİR ŞAHIS" olduğunu kesin olarak delillendirmiştir.

126) Herkes Onu Tanımayacaktır:

Bediüzzaman "HERKES ONU TANIMAYACAKTIR" sözleriyle Hz. İsa (as)'ı ilk geldiği yıllarda herkesin bilip anlayamayacağını, dolayısıyla toplumun genelinin onu tanıyamayacağını ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle yukarıda anlatılan ve insanlara ait bir durum olan "TANINMA"  özelliğine  bir  kez  daha  dikkat  çekmektedir.  Eğer Bediüzzaman Hz. İsa (as)'ın bir şahs-ı manevi olduğu kanaatinde olsaydı, böyle bir açıklama yapmaz. Hz. İsa (as)'ın tanınmasından bahsetmezdi. Ama Bediüzzaman  "ONU"  kelimesiyle  Hz.  İsa'nın "BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmiş ve sonra da açıkça onu kimlerin tanıyamayacağını açıklayarak, bu durumu bir kez daha vurgulamıştır.

Ayrıca bu Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as)'dan bahsederken "6. DEFA" kullandığı "O" zamiridir. Bediüzzaman Hz. İsa (as)'dan bahsettiği hemen her sözünde tekrarladığı bu vurgularıyla, Hz. İsa (as)'ın Allah'ın bir mucizesi olarak yeniden yeryüzüne "BİR ŞAHIS" olarak gelişi konusunda hiçbir şüphesi olmadığını tüm Müslümanlara müjdelemektedir.

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM.127 FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR.128    ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR.129 VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz).130 (Mektubat, s. 371)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) ve yardımcılarını "baharda gelecek kudsi çiçekler" olarak nitelendirmiş, kendisinin ise, "yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin hazırlayan bir öncü" olduğunu belirtmiştir:

127)  Ben Böyle Bir Nurun Zuhuruna (Ortaya Çıkışını) Çok İntizar Ettim (Gözledim) Ve Ediyorum:

Bediüzzaman, "bir nur" olarak ifade ettiği ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir heyecanla gözlediğini belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman değil, sahabeler döneminden itibaren milyonlarca samimi Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler Hz. Mehdi (as) ve beraberindeki müminlere karşı derin bir sevgi beslemişlerdir. 1400 yıldır bu mübarek zatı sevgi ve saygıyla anmışlardır. Ona ve cemaatine dua etmişler, onlar için Allah'tan yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi (as) ve cemaati gelmiş geçmiş tüm Müslümanların ortak dostudur. Tüm inananlar için şevk ve heyecan vesilesidir. Bediüzzaman da sözlerinde bu bakış açısını dile getirmekte, kendisinin de büyük bir heyecan ve sevgiyle Hz. Mehdi (as)'ın gelişini beklediğini ifade etmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı "ÇOK İNTİZAR ETTİM VE EDİYORUM" yani "ÇOK GÖZLEDİM VE GÖZLÜYORUM" sözleriyle bu durumu dile getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde bu kutlu şahsın çıkışının gerçekleşmediğini bildirmiştir.

128)  Fakat Çiçekler Baharda Gelir:

Bediüzzaman ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (as) ve cemaatine karşı içten ve derin bir sevgi sahibidir. Hz. Mehdi (as) ve yanındakilerin güzel ahlakını ve mücadelelerini "ÇİÇEKLER"e benzetmekte ve onların baharda, yeryüzünün tüm güzelliklerinin ortaya çıktığı dönemde geleceklerini anlatmaktadır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın geleceği dönemi karanlık kara bir kışın ardından gelen aydınlık, güneşli, güzelliklerle dolu bir bahara benzetmektedir. Bediüzzaman'ın çiçek benzetmesi bu dönemde yaşanacak huzur, barış, adalet ve güzellikleri anlatmak için yapılmış çok güzel bir örneklendirmedir. Bediüzzaman bu bahar döneminin çok yakın olduğunu bildirmektedir. Bir başka açıklamasında ise kendisinin "acele edip kışta geldiğini" belirtmiş; nasıl kışın hemen ardından bahar geliyorsa, ahir zamanda gelecek mübarek şahıs ve cemaatinin de, kendisinden hemen sonra baharı getireceğini müjdelemiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, ancak bu mübarek zata ortam hazırlayan bir öncüsü olduğunu ifade etmiştir.

129)  Öyle İse O Kudsi Çiçeklere Zemin Hazır Etmek Lazım Gelir:

Bediüzzaman bir kez daha "KUDSİ ÇİÇEKLER" sözleriyle bahsettiği Hz. Mehdi (as) ve talebelerine karşı olan sevgisini dile getirmiş, Hz. Mehdi (as)'ın  gelişini çok  gözlediğini  ve  halen de  gözlemeye  devam ettiğini belirtmiştir. Bu durumda gelecek olan şahıslara, yani Hz. Mehdi (as) ve cemaatine zemin hazırlamak gerektiğini söyleyen Bediüzzaman, kendisinin ve cemaatinin bu görevi üstlendiğini ifade etmiştir. Onlardan önce gelip onlar için ön bir hizmet ve hazırlık yaptığını söyleyerek, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonra gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.

130)  Ve Anladik ki Bu Hizmetimizle O Nurani Zatlara (Nurlu Şahislara) Zemin İzhar Ediyoruz (Hazirliyoruz):

Bediüzzaman "ANLADIK Kİ" sözleriyle, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığı, ancak yaptığı hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki kanaatini dile getirmektedir. "ANLADIK Kİ" ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen gerçeği ve Bediüzzaman'ın bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını göstermektedir. Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği böyle bir söz söylemediğini, delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesin kanaatini ifade ettiğini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman bu sözünde "HİZMETİMİZLE" diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman bu hizmette tek başına değildir; kendisine yardımcı olan Nur cemaati de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle" derken tüm Nur talebelerini de bu hizmete dahil etmektedir.

Ayrıca Bediüzzaman burada "O NURANİ ZATLARA" sözleriyle, Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin "BİRER ŞAHIS" olduklarını yeniden vurgulamaktadır. Bu, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'dan bahsederken "10. KEZ" kullandığı "O" zamiridir. "ZAT" kelimesini ise Bediüzzaman kitabın başından bu yana Hz. Mehdi (as) için "6. KEZ" kullanmıştır.

Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi)131 hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici),132 hem HAKİM,133 hem MEHDİ134    hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi)135  hem KUTB-U AZAM  (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi)136  olarak  BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) GÖNDERECEK137 ve O ZAT138 da,  EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR.139 Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini (yer ile gök arasındaki alemi) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder (dindirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden  KADİR-İ ZÜLCELAL (herşeye muktedir olan Yüce Allah) HZ. MEHDİ (AS) İLE DE, ALEM-İ İSLAM'IN (İslam aleminin) ZULÜMATINI (zulüm devrini, karanlığını) DAĞITABİLİR. VE VA'DETMİŞTİR VAADİNİ ELBETTE YAPACAKTIR.140 (Mektubat, s. 411-412)

Bediüzzaman ahir zaman alametlerinin şiddetlendiği dönemde Allah'ın insanların kurtuluşuna vesile olması için Peygamberimiz (sav)'in soyundan nurani bir şahıs olan Hz. Mehdi (as)'yi göndereceğini bildirmiş ve bu kutlu zatı geçmiş dönemlerdeki müceddidlerden ayıran özellikleri anlatmıştır:

131) En Büyük Bir Müçtehid: ve
132) En Büyük Bir Müceddid:

Peygamberimiz (sav) hadislerinde her yüzyıl başında insanlara din ahlakını ve hükümlerini anlatan, dönemin ihtiyaçlarına göre açıklamalarda bulunan bir müceddid gönderileceğini bildirmiştir. Örneğin İmam-ı Rabbani 1000. Hicri yılın müceddididir. Mevlana Halid-i Bağdadi Hicri 1193 (Miladi 1779) yılında doğmuş, Hicri 1242 yılında (Miladi 1827) vefat etmiştir. Dolayısıyla bu mübarek insan ittifakla Hicri 12. ve 13. asırlar arasındaki müceddiddir. Bediüzzaman Said Nursi ise Mevlana Halid-i Bağdadi'den tam 100 sene sonra, Hicri 1293 (Miladi 1878) yılında doğmuştur. Vefatı ise Hicri 1379 (Miladi 1960) yılıdır. Bediüzzaman da Hicri 12. asrın müceddidi Mevlana Halid'den tam yüz sene sonra yayınlanan Risale-i Nur'un müellifi (yazarı) olması sebebiyle kendisinin de 13. ve 14. asırlar arasındaki müceddid olduğunu belirtmiştir.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ise kendisinden sonra geleceğini -tarih vererek- bildirmiş, Hicri 14. ve 15. yüzyıllar arasındaki "müceddid"in Hz. Mehdi (as) olacağını müjdelemiştir. Bediüzzaman bu sözünde de Hz. Mehdi (as) için "EN BÜYÜK MÜCEDDİD ve EN BÜYÜK MÜÇTEHİD" sıfatlarını kullanmaktadır. "MÜCEDDİD" dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına  göre  açıklayan, "MÜÇTEHİD" de   ihtiyaç  oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam  toplumlarına  örnek  olmuş,  yol  göstermiş,  zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep önderleri" olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır.

İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bediüzzaman bu "müçtehid ve müceddid"lerin en büyüklerinin ise Hz. Mehdi (as) olacağını ifade etmiştir. Bu da Hz. Mehdi (as)'ın içtihat etme (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, kendisinin de "tüm mezhepleri kaldıracağını" göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır.

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın "en büyük müceddid ve müçtehid" olduğunu söyleyerek onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade etmiştir. Geçmişten günümüze pek çok İslam alimi eserlerinde bu konuya değinmişlerdir. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise "Fütühat-ül Mekkiye" isimli eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir:

... MEHDİ, DİNİ PEYGAMBER'İN ZAMANINDA OLDUĞU GİBİ AYNEN UYGULAYACAK. YERYÜZÜNDE MEZHEPLERİ KALDIRACAK. HALİS HAKİKİ DİNDEN BAŞKA HİÇBİR MEZHEP KALMAYACAK. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sf. 186-187)

Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini şöyle haber vermiştir:

HAZRET-İ MEHDİ, AHİR ZAMANDA DÜNYAYA GELECEKTİR. Resulullah Efendimizin (sav) soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, MEZHEPLERİ KALDIRACAK, YALNIZ ONUN MEZHEBİ KALACAK. (H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)

Bediüzzaman Said Nursi bilindiği gibi Şafi mezhebindendir. Bir mezhep sahibi değildir ve bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuştur; İmam Şafi'yi imamı olarak kabul etmiştir. Bediüzzaman bu konuyu eserlerinde şöyle ifade etmiştir:

"Evvelâ: Ben Şafiî'yim..." (Emirdağ Lahikası, s. 38)
"... hem hususî Şafiîce ibadetime." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
"Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için..." (Emirdağ Lahikası, s. 573)

Oysa ki Hz. Mehdi (as) tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üzerinde olacaktır. Bir mezhebe bağlı olan Bediüzzaman da, bu özelliğin Hz. Mehdi (as)'a ait olacağını belirterek kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını açıklamıştır.

Ayrıca Bediüzzaman bu sözüyle Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs olduğunu bir kez daha çok açık deliller vererek ortaya koymuştur. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın aynı zamanda hem "BİR MÜCEDDİD" hem de "BİR MÜÇTEHİD" olacağını söylemiştir. Hz. Mehdi (as)'ın bu sıfatlarına uygun olarak "dini devrin ihtiyaçlarına göre açıklayabilmesi ve ihtiyaç olduğunda ayetlerden hüküm çıkarabilmesi, bir İslam alimi ve önderi olabilmesi" için çok açıktır ki "BİR İNSAN" olması gerekmektedir. Bir şahs-ı manevinin "açıklama yapabilmesi, hüküm çıkarabilmesi ya bir İslam alimi ve önderi olabilmesi"  mümkün  değildir. Bediüzzaman da bu özelliklerini vurgulayarak "Hz. Mehdi (as)'ın BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" ifade etmiştir.

Tüm elçiler ve peygamberler gibi, Peygamberimiz (sav)'den sonra gelen ve İslam tarihinde yer alan hiçbir müceddid veya müçtehid bir şahs-ı manevi olarak gönderilmemiştir. Allah'ın Kuran'da bildirdiği adetullahına uygun olarak tüm müceddidler, insanları uyarıp korkutacak, onları Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetiyle müjdeleyebilecek, onlara doğruyu yanlıştan ayıran, hidayet rehberi olabilecek "BİRER İNSAN" olarak gelmişlerdir. Örneğin Mevlana Halid-i Bağdadi ve Bediüzzaman gibi müceddidler yaşadıkları yüzyıllarda birer şahıs olarak gelmiş büyük İslam alimleridir. Bediüzzaman'ın da dikkat çektiği gibi, 1400 senedir heyecanla beklenen Hz. Mehdi (as) da Allah'ın izniyle bu adetullaha uygun olarak müceddid ve müçtehid sıfatlarını taşıyabilecek "BİR ŞAHIS" olarak gelecektir.

133)  Hakim:

Bediüzzaman'ın kullandığı "HAKİM" kelimesinin sözlük anlamı, "Haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, idare eden"dir. Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği görevlerinden bahsetmiş, halihazırda dağınık halde bulunan tüm İslam dünyasını birleştirip bu birlikteliğin manevi liderliğini üstlenmenin de Hz. Mehdi (as)'ın bu görevlerinden biri olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, burada belirttiği "HAKİM"lik sıfatını kullanarak, tüm İslam aleminin başında olacağını ve Müslümanların meselelerine çözüm getireceğini bildirmiştir. Buna göre, Hz. Mehdi (as) karar mekanizmasının başında olacak, onun adil hükümleri ve yönlendirmesiyle İslam dünyası idare edilecektir. Böyle bir gelişme şu ana kadar gerçekleşmemiştir. Nitekim Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak Hz. Mehdi (as)'ın henüz  gelmediğini dile getirmiş; ortaya çıktığında Hz. Mehdi (as)'ın bu "HAKİMLİK VASFINI TAŞIMASIYLA TANINABİLECEĞİNE" dikkat çekmiştir.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözüyle Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığı konusuna da kesin ifadelerle açıklık getirmiştir. Bir şahs-ı manevinin "hakimlik" sıfatını taşıması, Müslümanların liderliğini üstlenerek adalet konusunda hüküm verebilmesi, bir topluluğu idare edebilmesi hiç şüphe yok ki imkansızdır. Tüm bunlar ancak bir insanın sahip olabileceği özelliklerdir. Yine bunlar ancak imanla, akıl, muhakeme ve vicdan kullanarak yerine getirilebilecek sorumluluklardır. Bir şahs-ı manevinin ise bu özelliklerin hiçbirine sahip olmadığı, dolayısıyla da hakim vasfıyla Müslümanları yönetemeyeceği son derece açık bir gerçektir. Bediüzzaman da sözlerinde bu gerçeği açıkça ifade etmiş, Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu açıklamıştır.

134)  Mehdi:

Bediüzzaman Rabbimiz'in, ahir zamanın en zorlu ortamında, tüm insanların kurtuluşuna vesile olması için göndereceği mübarek zatın ayrıca "MEHDİ" vasfını da taşıyacağını bildirmiştir. "MEHDİ" kelimesi, "HİDAYETE EREN, HİDAYETE VESİLE OLAN VE HİDAYETE YÖNELTEN" anlamlarındadır. Mehdi sıfatı, özel bir lütuf olarak Allah'ın hidayetine mazhar olan ve Allah'ın kendisine yol gösterdiği kişiyi tanımlamaktadır. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as) da ismini bu özelliğinden almaktadır. Bir şahs-ı manevinin "Mehdi vasfını taşıması" ise hiçbir şekilde söz konusu değildir. Allah'tan bir lütuf olarak verilen "HİDAYET BULMA" özelliğinin "BİR İNSANI" tanımladığı çok açıktır. Bir şahs-ı manevinin "hidayet bulma" ve "insanların hidayetlerine vesile olma" özellikleri olamaz.  Bediüzzaman da burada bu gerçeği vurgulamış, Hz. Mehdi (as)'ın "MEHDİ" vasfını belirterek, onun "BİR ŞAHIS" olduğunu bir kez daha vurgulamıştır.

135)  Mürşid: ve
136)  Kutb-u Azam:

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerinden bazılarını saydığı bu sözünde onun aynı zamanda hem "MÜRŞİD" hem de "KUTB-U AZAM" olacağını bildirmiştir. "MÜRŞİD" kelimesi "DOĞRU YOLU GÖSTEREN KİMSE" anlamına gelmektedir. "KUTB-U AZAM" ifadesi ise "MÜSLÜMANLARIN KENDİSİNE BAĞLANDIKLARI BÜYÜK EVLİYALARDAN, ZAMANIN EN BÜYÜK MÜRŞİDİ" anlamındadır. Bediüzzaman bu sözünün başındaki "ahir zamanın en büyük fesadı zamanında" ifadesiyle, Hz. Mehdi (as)'ın dünyanın belki de en buhranlı devresi olan ahir zamanda, dünya çapında yapacağı çalışmalarla, imandan ve doğru yoldan, din ahlakından uzaklaşmış insanlığı gafletten uyandırıp hidayete yönelteceğini bildirmiştir. Hz. Mehdi (as), Müslümanların kendisine bağlandığı, zamanın en büyük yol göstericisi olacaktır.

Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki vasıflar, anlamlarından da anlaşılacağı gibi "TEK BİR KİŞİ"ye ait olacak özelliklerdir. Bir şahs-ı manevinin "mürşid" ve "kutb-u azam" olması düşünülemez. Bediüzzaman açıkça Hz. Mehdi (as)'ın yaşadığı dönemde "tüm Müslümanların kendisine bağlandığı en büyük evliyalardan, zamanının doğru yolu gösteren en büyük mürşidi olan BİR ŞAHIS" olacağını ifade etmiştir.

137) Bir Zat-ı Nuraniyi (Nurlu Bir Zatı) Gönderecek:

Bediüzzaman burada Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ZAT-I NURANİ" olduğundan bahsetmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "bir şahs-ı manevi-i nuraniden" bahsederdi. Ancak çok açık olarak Hz. Mehdi (as) için "BİR ZAT" ifadesini kullanmıştır. Ayrıca "NURANİ" kelimesiyle de bu mübarek zatın bir özelliğini de vurgulamış, onun "NURLU BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmiştir. Bir şahs-ı manevinin "NURLU" olmasından söz edebilmek mümkün değildir. Bu bir insanda görülebilecek bir özelliktir. Bediüzzaman da tüm bu vurguları ve açıklamalarıyla Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığını, mübarek "BİR İNSAN" olduğunu açıkça belirtmiştir.

Ayrıca Bediüzzaman burada "iki zat" ya da "üç zat" gibi ifadelere yer vermemiş, kullandığı "BİR ZAT-I NURANİ" ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın yalnızca "TEK BİR ŞAHIS" olduğunu da ifade etmiştir.

Bu sözlerdeki "ZAT" kelimesi ayrıca Bediüzzaman'ın kitabın başından beri yer alan sözlerinde "7. KEZ" kullanılmıştır. Bediüzzaman'ın 7 defa üst üste Hz. Mehdi (as)'dan "ZAT" sözüyle bahsetmesi, Hz. Mehdi (as)'ın manevi bir şahıs olduğu yönündeki her türlü düşünceyi kesin olarak geçersiz kılmaktadır.

Bediüzzaman bunun yanı sıra bu sözündeki "GÖNDERECEK" ifadesiyle de Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin Allah'ın izniyle kesin olarak gerçekleşeceğini umduğunu belirtmektedir. Bediüzzaman bu sözüyle aynı zamanda Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin geçmişte ya da kendi döneminde henüz gerçekleşmemiş olduğunu da belirtmektedir. Eğer böyle bir kanaati olsaydı hiç kuşkusuz ki Bediüzzaman "Cenab-ı Hak... gönderdi" ya da "göndermiş" gibi, geçmiş zamanı ifade eden bir fiil kullanırdı. Ancak Bediüzzaman  bu  ifadelerin  hiçbirine  yer  vermemiş ve  gelecek zamana işaret ederek Rabbimiz'in Hz. Mehdi (as)'yi kendisinden "İLERİDEKİ BİR ZAMANDA GÖNDERECEĞİNİ" bildirmiştir.

138)  O Zat:

Bediüzzaman burada da "O ZAT" kelimesini kullanarak Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu bir kez daha itinayla vurgulamıştır. Bediüzzaman burada Hz. Mehdi (as) için "O" zamirini "11. KEZ", "ZAT" kelimesini ise "8. KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman'ın ısrarla yer verdiği bu tekrarlar ve vurgular, bu anlatımların hiçbirinin bir tevafuk olmadığını, Bediüzzaman'ın bu konudaki kanaatinin çok kesin olduğunu ortaya koymaktadır. Bediüzzaman açıkça Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmekte ve tüm inananları bu konuda en doğru şekilde bilgilendirmektedir.

139) Ehl-İ Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)'in Soyundan) Olacaktır:

Bediüzzaman bu sözüyle de Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu bir başka önemli delili hatırlatarak yeniden açıklamaktadır. Bediüzzaman "Hz. Mehdi (as)'ın PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN BİR ŞAHIS OLACAĞINI" belirtmektedir. Bediüzzaman eserlerinde bu konuyu da çok sık olarak vurgulamaktadır. Bediüzzaman bir şahs-ı manevinin,  peygamber  soyundan  gelemeyeceğini kuşkusuz ki çok iyi bilmektedir. Bu özelliğini hatırlatarak Hz. Mehdi (as)'ın mübarek bir soydan gelen "BİR İNSAN" olacağını ifade etmektedir.  Bunun yanı sıra Bediüzzaman risalelerde birçok kez kendisinin Peygamberimiz (sav)'in soyundan olmadığını belirtmiş ve Hz. Mehdi (as) geldiğinde, diğer müceddidlerden bu özelliğiyle ayırt edilebileceğine dikkat çekmiştir.

140) Kadir-i Zülcelal (Herşeye Muktedir Olan Yüce Allah) Hz. Mehdi (as) Ile De, Alem-i Islam'ın (İslam Aleminin) Zulümatini (Zulüm Devrini, Karanliğini) Dağıtabilir. ve Vadetmiştir Vaadini Elbette Yapacaktır:

Bediüzzaman, Celal ve Kudret sahibi olan Rabbimiz'in, Hz. Mehdi (as) ile dinsizlik ve zulüm devrini ortadan kaldıracağını belirtmiştir. Rabbimiz'in, yer ile gök arasındaki tüm alemi bulutlarla bir dakika içinde doldurup boşalttığı, bir saniyede denizin fırtınalarını durdurduğu ve bahar mevsiminde bir saatte yaz mevsiminin örneğini ve yazın da bir saatte kış fırtınasını yarattığı gibi, bu olayı da hemen gerçekleştirmeye kadir olduğunu hatırlatmıştır. Bediüzzaman, Allah'ın bu vaadinin hak olduğunu ve vaadini mutlaka gerçekleştireceğini ifade etmiştir.

Hz. Mehdi (as) Allah'ın izniyle İslam dünyasının karşı karşıya kaldığı zulüm ve zorluklara son vermekle görevli kişi olacak ve çalışmalarıyla tüm dünya çapında etkili olacaktır. Ancak böylesine tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşecek bir durum ne Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ne de daha önce gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman'ın döneminde bu zulüm devam etmekteydi; komünizm dahi henüz yıkılmamış durumdaydı. Müslümanlara  yapılan zulüm ise tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşmekteydi. Çok yakın tarihe kadar Bosna'da, günümüzde hala Keşmir'de, Moro'da, Filistin'de ve daha dünyanın birçok yerinde Müslümanların en temel haklarının bile elinden alındığı, haksız yere öldürüldükleri bilinmektedir.

Dolayısıyla Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde zulüm ve esaretin ortadan kaldırılması hiçbir şekilde söz konusu olmamıştır. Hatta Bediüzzaman'ın bizzat kendisi  bu  şartlar  nedeniyle hayatının çok büyük bir  bölümünü  zulüm  ve  esaret  altında  geçirmiştir.  Bediüzzaman, hadislerde bildirildiği gibi, İslam dünyasının üzerindeki bu zulmü kaldıracak kişinin ancak Hz. Mehdi (as) olacağını belirtmiştir. Kendisinin böyle bir olaya vesile olmadığını ve bu görevi yerine getirecek olanın Hz. Mehdi (as) olduğunu ifade etmiştir.

Böyle bir cemaat-ı azime (Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak HADİSAT-I AZİME (büyük olaylar) VÜCUDA GELİYOR (meydana geliyor).141 Elbette O KUVVET-İ AZİMEDEKİ (büyük kuvvetteki) BİR HAMİYET-İ ALİYE (yüce bir gayret) FEVERAN EDECEK (harekete geçecek)142 ve HAZRETİ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATE (gerçeğe) SEVK EDECEK.143 (Mektubat, s. 473)

Bediüzzaman, ahir zamanda Müslümanların hamiyet yani koruma duygularını harekete geçirecek ve gayretlerini artıracak büyük olaylar yaşanacağına dikkat çekmekte ve Hz. Mehdi (as)'ın Müslümanların önderliğini üstlenerek, onları doğruya ileteceğini açıklamaktadır:

141)  Hadisat-ı Azime (Büyük Olaylar) Vücuda Geliyor (Meydana Geliyor):

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ahir zamanda insanları hayrete düşürecek çok büyük olayların meydana geleceği haber verilmektedir. Ahir zaman, olağanüstü doğa olaylarının yaşanacağı, teknolojik ilerlemeler neticesinde şaşırtıcı gelişmelerin meydana geleceği bir dönemdir. Hadislerde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışından önce, dünya genelinde kargaşa, anarşi ve terör artacak, açlık ve yokluk yaygınlaşacak, Müslümanlar büyük sıkıntılar yaşayacaklardır. İşte böyle bir ortamda Allah, Hz. Mehdi (as)'yi vesile ederek insanları içine düştükleri durumdan kurtarıp, onları aydınlığa ve kurtuluşa yöneltecektir. Bediüzzaman da "HADİSAT-I AZİME" sözleriyle bu gerçeği dile getirmiş, böyle büyük olayların meydana gelmesinin Hz. Mehdi (as)'ın gelişinden önce oluşacak olan ortamın bir alameti olduğunu ifade etmiştir.

142) O Kuvvet-i Azimedeki (Büyük Kuvvetteki) Bir Hamiyet-İ Aliye (Yüce Bir Gayret) Feveran Edecek (Harekete Geçecek):

Bediüzzaman "HAMİYET-İ ALİYE FEVERAN EDECEK" sözleriyle, Hz. Mehdi'nin çıkışından  önce Müslümanların hamiyet duygularının harekete geçeceği zorlu bir ortam olacağına dikkat çekmektedir.

Bediüzzaman'a göre bu zorlu ortam, Müslümanların gayretini artıracak ve böylece Müslümanlar büyük bir manevi güç elde edeceklerdir. Bu ortam günümüzde yani ahir zamanda meydana gelmektedir. Dünyanın birçok yerinde İslam'a ve Müslümanlara karşı oluşturulan zorlu ortamlar, Müslümanlar arasında İslami hamiyet duygusunu artırmakta ve bu da Müslümanları çözüm yolları aramaya sevk etmektedir. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın çıkışından önce gerçekleşecek olan bu durumu hatırlatmaktadır. Bediüzzaman burada kullandığı "FEVERAN EDECEK (HAREKETE GEÇECEK)" sözleriyle "GELECEK BİR ZAMANDA" gerçekleşecek bir olaya işaret ederek "Hz. Mehdi (as)'ın İLERİDEKİ BİR TARİHTE ORTAYA ÇIKACAĞINI" ve bu görevi üstleneceğini haber vermektedir. Eğer böyle bir durum Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde oluşmuş olsaydı, kuşkusuz ki Bediüzzaman bunu o dönemin zamanını ifade eden bir kelime ile açıklardı. Ancak Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın çıkışı o dönemde henüz gerçekleşmemiş olduğu için bunu gelecek zaman ifade eden "feveran edecek" sözleriyle dile getirmiştir.

143) Hazret-i Mehdi Başina Geçip, Tarik-i Hak (Hak Yola) ve Hakikate (Gerçeğe) Sevk Edecek:

Bediüzzaman bu sözüyle, Müslümanlarda oluşan İslam'ı koruma gayretinin artması sonucunda, Hz. Mehdi (as)'ın başa geçerek insanları "TARİK-I HAK VE HAKİKATE" yani "HAK YOLA VE GERÇEĞE" yönelteceğini bildirmiştir. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın, hamiyet duyguları artan Müslüman toplumunun manevi lideri olacağını söylemektedir.  Dikkat edilirse Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan yine "BİR ŞAHIS" olarak bahsetmektedir. "Hz. Mehdi (as)'ın MÜSLÜMANLARIN ÖNDERLİĞİNİ ÜSTLENECEĞİNİ" bildirmektedir.

Bir şahs-ı manevinin ya da topluluğun, "önderlik" veya "liderlik" yapması söz konusu değildir. Bediüzzaman da ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın Müslümanların lideri olacağını belirterek manevi bir kişi olmadığını, "BİR ŞAHIS" olduğunu ifade etmektedir.

Sikke-i Tasdik-i Gaybi Kitabından Alıntılar

Ümmetin beklediği, AHİR ZAMANDA GELECEK144 ZATIN145 ÜÇ VAZİFESİNDEN146 EN MÜHİMMİ (önemlisi) VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR (yazma ve dağıtma yoluyla yaymak) VE EHL-İ İMANI (iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan) KURTARMAK...147 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinden birincisinin ve en önemlisinin gerçek imanı yayarak insanların sapkınlıktan kurtulmasına vesile olması olduğunu belirtmiştir:

144)  Ahir Zamanda Gelecek:

Bediüzzaman "AHİR ZAMANDA GELECEK" diyerek Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini ifade etmiştir. Eğer Bediüzzaman, kendi yaşadığı dönemde ya da öncesinde Hz. Mehdi (as)'ın gelip faaliyetlerine başladığı kanaatinde olsaydı, hiç şüphesiz "GELECEK" kelimesi yerine "gelmiş" ya da "geldi" gibi sözler kullanırdı. Ancak böyle bir durum henüz gerçekleşmediğinden, Bediüzzaman da Hz. Mehdi (as)'ın geliş vaktinin "İLERİDE" olacağını belirten bir kelime kullanmıştır.

Bediüzzaman "GELECEK" kelimesini, bu kitapta yer alan Hz. Mehdi (as) ile ilgili sözlerinde pek çok defa kullanmıştır. Bu sözündeki de Bediüzzaman'ın "8. KEZ" tekrarladığı "GELECEK" kelimesidir. Bediüzzaman, aynı ifadeyi 8 defa tekrarlayarak bu konuya kesinlik kazandırmış ve Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir zamanda ortaya çıkacağı konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamıştır.

Bediüzzaman bu sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi (as)'ın "GELECEK BİR ŞAHIS" olduğunu da ifade etmiştir. Zira bir şahs-ı manevinin "GELMESİ"nden değil, ancak "OLUŞMASI"ndan bahsedilebilir. Bediüzzaman da bu sebeple "ahir zamanda oluşacak" dememiş, "ahir zamanda GELECEK" sözlerini kullanarak, Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu açıklamıştır.

145)  Zatın:

Bediüzzaman kullandığı "ZAT" ifadesi ile ise, Hz. Mehdi (as)'ın "manevi bir varlık" değil, "BİR ŞAHIS" olduğunu olabilecek en açık şekilde izah etmiştir. Bilindiği gibi "ZAT" kelimesinin sözlük anlamı, "KİŞİ, KİMSE, ŞAHIS"dır. Aynı zamanda da "tekil" yani "BİR KİŞİ"den bahsedildiğini açıklayan bir ifadedir. Bilinen bir kişiyi belirtmek amacıyla kullanılır. Aynı zamanda da bir saygı ifadesidir. Onlarca risaleyi birbirinden hikmetli ifadelerle kaleme alan büyük İslam alimi Bediüzzaman da hiç şüphesiz ki bu kelimenin anlamını tüm detaylarıyla çok iyi bilmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olacağını anlatmak isteseydi, kuşkusuz ki bunu açıkça belirtecek  kadar kesin anlamlar ile "BİR İNSAN"ı ifade eden "ZAT" kelimesini kullanmazdı. Bunun yerine "şahs-ı manevi" kavramını ifade edecek birbirinden hikmetli çok çeşitli kelimeler seçebilirdi. Buna rağmen açıkça "ZAT" kelimesini tercih etmiş olması, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs olduğu konusundaki kanaatini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ayrıca Bediüzzaman "ZAT" kelimesini, buraya kadar yer alan sözlerinde toplam "9. KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman gibi yüksek ilim sahibi bir şahsın, bir kelimeyi aynı konuda 9 kez tekrarlaması, elbette ki belirli bir hikmet üzerinedir. Hiç şüphe yok ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs olduğu konusunda çok kesin bir kanaate sahiptir ve bu kanaati doğrultusunda müminleri de en doğru şekilde bilgilendirmektedir.

146) Üç Vazifesinden:

Bediüzzaman, Müslümanların beklediği, ahir zamanda gelecek mübarek şahsın tek bir görevi olmayacağını bildirmiştir. Bu  şahsın "ÜÇ BÜYÜK VE KAPSAMLI GÖREVİ" olacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman bu görevlerin;

1) "İnsanların imanını kurtarmak,
2) İslam Birliğini kurmak ve tüm dünya Müslümanlarının önderi olmak,
3) Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak ve Hıristiyanlarla ittifak kurmak olduğunu" açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'den bu yana gönderilen müceddidler arasında, 1400 yıldır bu görevlerin birini yalnızca belirli açılardan yerine getirmiş İslam büyükleri olmuştur. İslam tarihinde insanların imanına vesile olan bir çok büyük âlim vardır. Osmanlı padişahları İslam Birliğini yönetmiş Müslüman önderlerdir. Fakat hiçbiri, bahsedilen üç önemli görevi birden ve dünya çapında yerine getirememişlerdir. Bediüzzaman da burada Hz. Mehdi (as)'ın bu özelliğini vurgulayarak, bu üstün vasıflı şahsın geçmiş dönemlerde geldiğinden bahsedilemeyeceğini, bu görevlerin yapılmasının, onu insanlara tanıtan alameti olacağını belirtmiştir.

147) ) En Mühimmi (Önemlisi) ve En Büyüğü ve En Kiymetdari (Değerlisi) Olan İman-ı Tahkikiyi (Gerçek İmani) Neşr (Yazma ve Dağitma Yoluyla Yaymak) ve Ehl-i İmani (İman Edenleri) Dalaletten (sapkınlıktan) Kurtarmak:

Bediüzzaman "İMANI KURTARMA GÖREVİ"nin, ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as)'ın üç vazifesinden birincisi olduğunu belirtmiştir. Ve bu görevi, Hz. Mehdi (as)'ın "en önemli ve en kıymetli vazifesi"olarak adlandırmıştır. Ahir zamanda  gelecek  olan bu mübarek şahsın kendi döneminde  "çok büyük ve  önemli bir iman hizmeti" gerçekleştireceğini bildirmiştir. Bu hizmetin çapı daha önce kimseye nasip olmamış büyüklükte olacaktır. Bediüzzaman burada kullandığı "NEŞR" kelimesiyle iman hakikatlerinin her türlü imkan kullanılarak, çeşitli kitle iletişim araçlarıyla yapılacağına dikkat çekmiştir. Doğal olarak bu şekilde imanı yayma çalışması da dünyadaki tüm insanlar tarafından bilinecektir. Ahir zamanda mesih deccalin fitnesi tüm insanları çepeçevre sarmış olacak, bu büyüklükteki bir fitneyi etkisiz hale getirip inananların imanını korumak da Hz. Mehdi (as)'ın en büyük vazifelerinden biri olacaktır. Bediüzzaman bugüne kadar böyle büyük çapta bir "imanı kurtarma görevi"nin hiçbir müceddid tarafından yerine getirilmediğine ve Hz. Mehdi (as)'ın de bu görevini, böyle büyük bir etki bırakacak şekilde gerçekleştirmesiyle tanınacağına işaret etmiştir.

... Bu hakikatdan anlaşılıyor ki;  SONRA GELECEK148 O149 MÜBAREK ZAT150 RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla yayacak ve uygulayacak).151 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha Hz. Mehdi (as)'ın gelişini müjdelemiş ve bu mübarek zatın, faaliyetlerini yerine getirirken kendisini "Hz. Mehdi (as)'a zemin hazırlayan bir öncü" olarak tanımlayan Bediüzzaman'ın eserlerinden de istifade edeceğini belirtmiştir:

148) Sonra Gelecek:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan bahsettiği sözlerinin pek çoğunda tekrarladığı "GELECEK" ifadesini burada da "9. KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın, önceki müceddidlerin ve Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemlerde gelmediğini söylemiş; bu mübarek zatın bunların hepsinden "SONRA" geleceğini "9. KEZ" ifade etmiştir. Ayrıca Bediüzzaman bu durumu, yalnızca gelecek zaman ifade eden bir fiil kullanarak değil, bunu bir de "SONRA" kelimesiyle destekleyerek çok kesin bir üslupla açıklamıştır.

Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi (as)'ın "bir şahs-ı manevi" olmadığını, "belirli bir zamanda gelecek BİR ŞAHIS olduğunu" da açıkça belirtmiştir.

149) O:

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'dan "BİR KİŞİLİK ZAMİRİ" olan ve "TEK BİR KİŞİ"yi ifade eden "O" kelimesiyle bahsetmiştir. Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'yi tanımlamak için böyle bir sözcük seçmiş olması ise elbette ki bir tevafuk değildir. Bediüzzaman kitabın başından bu  yana  yer  verilen  sözlerinin  pek  çoğunda, Hz. Mehdi (as) için yine "O" zamirini kullanmıştır. Burada da "O" kelimesini "12. DEFA" kullanmaktadır. Kuşkusuz ki yüzlerce sayfadan, onlarca kitaptan oluşan büyük bir külliyat meydana getiren büyük mütefekkir Bediüzzaman, eserlerinde kullandığı her hikmetli kelime gibi, bu sözcüğü de son derece bilinçli ve kasıtlı bir şekilde bu kadar çok tekrarlamıştır. Çok açıktır ki Bediüzzaman Müslümanlara, Hz. Mehdi (as)'ın sadece "maneviyat ifade eden bir kavram" olmadığını belirtmekte, ahir zamanda tüm inananların sorumluluğunu üstlenecek özelliklere sahip "BİR İNSAN", "BİR ŞAHIS" olduğunu müjdelemektedir.

150) Mübarek Zat:

Bediüzzaman, aynı sözü içerisinde tekrar tekrar "ZAT" kelimesini kullanarak Hz. Mehdi (as)'ın müminlere önderlik edecek "BİR ŞAHIS" olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Burada da Bediüzzaman bu sözcüğü "10. KEZ" kullanmaktadır.

Bediüzzaman ayrıca burada "ZAT" kelimesini bir de nitelendirmekte ve Hz. Mehdi (as)'ın "NASIL BİR ZAT" olduğunu da açıklamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın "MÜBAREK BİR ZAT" olduğunu belirtmektedir. "MÜBAREK" kelimesi "İlahi hayrın bulunduğu" anlamına gelmektedir. Bediüzzaman da burada kullandığı bu "mübarek" sıfatıyla Hz. Mehdi (as)'ın imanını, yerine getireceği vazifeleri övmektedir. Bediüzzaman verdiği tüm bu detaylı bilgilerle Müslümanlara Hz. Mehdi (as)'ın ahlakını ve mücadelesini tanıtmakta, bu üstün ahlaklı şahsın hangi özellikleriyle tanınabileceğini anlatmaktadır.

151) ) Risale-i Nur'u Bir Programi Olarak Neşr ve Tatbik Edecek (Yazma ve Dağitma Yoluyla Yayacak ve Uygulayacak):

Bediüzzaman eserlerinde, Hz. Mehdi (as)'dan önceki yüzyılın müceddidi olması sebebiyle kendisini "Hz. Mehdi (as)'ın bir öncüsü", "ona zemin hazırlayan bir askeri" olarak tanımlamıştır. Yine bir sözünde de, "kendisinin ektiği tohumların Hz. Mehdi (as) tarafından geliştirileceğini ve bu mübarek şahıs vesilesiyle bu tohumların sümbülleneceğini" anlatarak, Hz. Mehdi (as)'ın gelişinden önce yaptığı çalışmalarla ona "bir ön hazırlık" yaptığını anlatmaktadır. Bediüzzaman bu sözünde de Risale-i Nur Külliyatı'nın Hz. Mehdi (as)'ın tebliğinde kullanacağı bir ön hazırlık olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman, ortaya çıktığında Hz. Mehdi (as)'ın, Risaleleri hazır yazılmış olarak bulacağını ve imanı kurtarma vazifesinde Risaleler'den faydalanacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, Hz. Mehdi (as)'ın "KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE GELECEK BİR ŞAHIS OLDUĞUNU" bir kez daha açıklığa kavuşturmuştur.

O152 ZATIN153 İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak  ve yerine getirmektir).154 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, bu sözünde de Hz. Mehdi (as)'ın ikinci görevinin Kuran ahlakının esaslarının tam olarak yaşanmasına vesile olmak olduğunu açıklamaktadır:

152)  O:

Bediüzzaman burada da "13. KEZ" Hz. Mehdi (as) için, "BİR ŞAHIS ZAMİRİ" olan "O" kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman sözlerinde sık sık tekrarladığı bu kelime ile, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Hz. Mehdi (as)'ın "manevi bir önder" değil, bizzat müminlerin başına geçerek, onları hidayete yöneltecek "BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmektedir.

Bediüzzaman ayrıca burada "onlar" gibi çoğul bir topluluğu ifade eden bir kelime de kullanmamış, Hz. Mehdi (as)'ın "TEK BİR KİŞİ" olduğunu ifade eden "O" sözcüğüne yer vermiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olmadığı konusundaki kesin kanaatlerini delilleriyle birlikte ortaya koymuştur.

153)  Zatın:

Bediüzzaman buradaki "ZAT" kelimesiyle, aynı cümle içerisinde Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğu konusuna açıklık getiren ikinci bir vurgulama daha yapmıştır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan bahsettiği hemen her sözünde tekrarladığı bu kelimeyi, burada da "11. KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman bu kadar çok tekrarladığı bu sözüyle, Hz. Mehdi (as)'ın kesinlikle "manevi bir varlık" olmadığını açıklamış ve Müslümanların bu kutlu "ŞAHIS" hakkında en doğru şekilde bilgilenmelerini sağlamıştır.

154)  İkinci Vazifesi, Şeriati (Kuran Ahlakinin Esaslarini Ve Peygamberimiz (sav)'İn Sünnetini) İcra ve Tatbik Etmektir (Uygulamak ve Yerine Getirmektir):

"İCRA VE TATBİK ETMEK", "uygulamak, yürürlüğe sokmak, yerine getirmek" demektir. Bediüzzaman da bu sözüyle Hz. Mehdi (as)'ın, Kuran ahlakının gerekliliklerini ve esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini tüm insanlar arasında uygulamaya koyacağını ve hayata geçireceğini belirtmektedir. Bu da, Hz. Mehdi (as)'ın İslam Birliğini oluşturması ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenmesiyle gerçekleştirilecektir. Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak, bu vazifeyi daha kimsenin yerine getirmemiş olduğuna ve gerçekleştiğinde de bunun, Hz. Mehdi (as)'ın en önemli alametlerinden biri olacağına dikkat çekmiştir.

Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad (güçlü ve samimi bir iman) ve ihlas (yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu gözetme) ve sadakatle (kalpten bağlılıkla) olduğu halde, BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN (yerine getirilebilsin).155 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ikinci görevinin ancak "büyük bir maddi kuvvet ve hakimiyetle" gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir:

155) Bu İkinci Vazife, Gayet Büyük Maddi Bir Kuvvet ve Hakimiyet Lazim ki, O İkinci Vazife Tatbik Edilebilsin (Yerine Getirilebilsin):

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ikinci görevini ancak "BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE" gerçekleştirilebileceğini vurgulamıştır. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi (as)'dir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bu vazifesini dünya çapında gerçekleştireceğini hatırlatarak, onun sahip olacağı maddi kuvvet ve hâkimiyetin de çok büyük boyutlarda olacağına dikkat çekmiştir. Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir hizmet vermiştir. Ancak onun tebliği maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, gayet zor maddi şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük iman hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar içerisinde, Bediüzzaman şerefli mücadelesini sürdürmüş ve ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir. Ancak bizzat kendisinin de belirttiği gibi, bu durum, Hz. Mehdi (as)'ın elde edeceği "gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet"in Bediüzzaman'ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine Mehdilik isnad eden kimselere Hz. Mehdi (as) olmadığını bu delili de öne sürerek açıklamıştır.

O156 ZATIN157 üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ  (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I İSLAM'A BİNA EDEREK (İslam birliği üzerine kurarak),158 İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM'A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR.159 BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT160 ve KUVVET161 ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE  KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir).162 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bir başka görevinin de İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak etmek olduğunu bildirmiştir:

156)  O:

Bediüzzaman, bu sözünde "14. KEZ"  "O" zamirini kullanmış ve Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğunu bir kez daha tekrarlamıştır. Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın "manevi bir isim" ya da "birçok insandan oluşan bir topluluk" olduğunu düşünseydi, elbette ki tüm bu iddiaları reddedecek açıklıkta bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi (as)'dan "O ZAT" sözleriyle bahsetmezdi. Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın "TEK BİR ŞAHIS" olduğunu belirtmiş ve aksi yöndeki tüm düşüncelerin geçersizliğini ortaya koymuştur.

157)  Zatın:

Bediüzzaman, "KİŞİ, KİMSE YA DA ŞAHIS" anlamına gelen "ZAT" kelimesini bu sözlerinde de "12. KEZ" tekrarlamış ve Hz. Mehdi (as)'ın tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenecek, "üstün vasıflı BİR İNSAN" olduğunu yeniden vurgulamıştır.

158) Hilafet-i İslamiye'yi (İslam Halifeliğini) İttihad-I İslam'a Bina Ederek (İslam Birliğinin Üzerine Kurarak):

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir.

Hz. Mehdi (as)'ın İslam birliğini kurup Hıristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesileyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ve öncesinde de gerçekleşmemiş olaylardır. Bediüzzaman da bu vazifenin Allah'ın izniyle Hz. Mehdi (as) tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını bir kez daha delillendirmiştir.

159) İsevi Ruhanileriyle (Dindar Hiristiyanlarla ve Hiristiyan Alimleriyle) İttifak Edip (İş Birliği ve Dayanişma İçerisine Girerek) Din-İ İslam'a (İslam Dinine) Hizmet Etmektir:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın İslam toplumunu birleştirip Hıristiyan önderleriyle, İslam ve Hıristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak edeceğini ve bu yolla İslam dinine hizmet edeceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, "... iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir." (Maide Suresi, 82) samimi Müslümanlar ve samimi Hıristiyanlar birbirlerinin doğal müttefikidirler. Dinsizliğe karşı ortak bir fikri mücadele yürütmeleri ve yardımlaşmaları gerekir. Ahir zamanda bu dayanışmanın en güzel örneği Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) vesilesiyle yaşanacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli alametine dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, kendisi hayatta iken henüz gerçekleşmemiş olan bu gelişmeleri hatırlatarak, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir tarihte gelecek bir şahıs olduğunu müjdelemektedir.

160) Bu Vazife Pek Büyük Bir Saltanat: Ve 161) Kuvvet:

Bediüzzaman, İslam birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din adına ittifak etmesi gibi büyük bir olayın ancak üç şartın oluşmasıyla gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman "PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET" sözleriyle bu şartlardan ikisini açıklamaktadır. "Saltanat" kavramı, güç ve yetki ifade eden bir kelimedir. "KUVVET" kavramı ise "istediği şeyi icra edebilme gücü yani yetki"yi tanımlamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın İslam birliğini oluşturup bu birliğin liderliğini üstleneceğini ve "pek büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağınbildirmiştir. Bediüzzaman'ın "PEK BÜYÜK" sözleri, Hz. Mehdi (as)'ın sahip olacağı bu kuvvetin ve saltanatın çapının büyüklüğünü ifade etmektedir. Böyle büyük bir kuvvetin Bediüzzaman ve ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini, ortaya çıktığında ise bu özellikleriyle tanınacağını hatırlatmıştır.

162) Milyonlar Fedakarlarla (Milyonlarin Fedakarane Katılımıyla) Tatbik Edilebilir (Yerine Getirilebilir):

Bediüzzaman "MİLYONLAR FEDAKARLARLA TATBİK EDİLEBİLİR" sözleriyle, Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesini yerine getirebilmesi için gerekli olan üçüncü şartın "MİLYONLARCA FEDAKARLAR" olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'a tabi olan, onu destekleyen milyonlarca kişi olacağını bildirmiştir. Böyle geniş çaplı bir destek Bediüzzaman'ın iman hizmetinde söz konusu olmamıştır. Dahası, Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bu görevini yerine getirebilmesi için sadece "milyonları aşan fedakarane bir destek" değil, aynı zamanda "büyük bir kuvvet, kudret ve hakimiyet"in de bununla birarada oluşması gerektiğini belirtmiştir. Bu gerçeği hatırlatarak da, Hz. Mehdi (as)'ın kendi yaşadığı devirde gelmemiş olduğunu ortaya koymuştur.

Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade  kıymetdardır (değerlidir), fakat O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE  (alanda) VE ŞA'ŞALI (gösterişli) BİR TARZDA OLDUĞUNDAN163 UMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (genelin ve halkın gözünde) DAHA EHEMMİYETLİ (önemli) GÖRÜNÜYORLAR.164 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın ikinci ve üçüncü görevlerinin, birincisine kıyasla çok daha geniş bir alanda etki oluşturacak büyük icraatlar olduğunu açıklamıştır.

163)  O İkinci, Üçüncü Vazifeler Pek Parlak ve Çok Geniş Bir Dairede (Alanda) Ve Şa'şali (Gösterişli) Bir Tarzda Olduğundan:

Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın ikinci ve üçüncü görevlerinin çok geniş kitleleri ve coğrafyaları kapsayan gösterişli, görkemli ve geniş yankılar uyandıran icraatlar olduğunu belirtmektedir. Nitekim, İslam Birliğini kurmak, tüm Müslümanların manevi liderliğini üstlenmek, Hıristiyanlarla ittifak ve dayanışma içine girmek ve sonucunda İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılmak, dünya tarihinin belki de en büyük ve en görkemli olaylarından olacaktır.

Bediüzzaman'ın sözünü ettiği bu vazifeler Bediüzzaman'ın yaşadığı devirde ve İslam tarihinin hiçbir döneminde, Hz. Mehdi (as) döneminde olacağı gibi yaşanmamıştır. Bediüzzaman'ın ihtişamlı faaliyetlerini bu derece detaylı tarif ettiği kişi, kendisinden sonra geleceğini ve bu üç vazifeyi en gösterişli biçimde yerine getireceğini ifade ettiği Hz. Mehdi (as)'dir.

164)  Umumun ve Avamin Nazarinda (Genelin ve Halkin Gözünde) Daha Ehemmiyetli (Önemli) Görünüyorlar:

Bediüzzaman bu ifadeleriyle Hz. Mehdi (as)'ın faaliyetlerinin, toplumun genelinin gözleri önünde, apaçık bir şekilde gerçekleşeceğini ve insanlarda takdir ve hayranlık uyandıracağını belirtmektedir. Bediüzzaman'ın da bildirdiği gibi, ahir zamanın son dönemindeki bu olaylar; Hz. Mehdi (as)'ın iktidar ve hâkimiyeti çok açık delillerle ve tüm dünyanın şahit olacağı bir şekilde yaşanacaktır. Deccalin fitnesi ortadan kalkacak, yeryüzünü huzur barış ve adalet dolduracaktır. Böylesine tüm dünyanın gözleri önünde seyreden büyük gelişmeler ve değişimler önceki müceddidlerin zamanında yaşanmamıştır. Bediüzzaman da bu önemli konuyu vurgulayarak, tüm bunların yakın bir gelecekte Hz. Mehdi (as) döneminde gerçekleşeceğini müjdelemiştir.

TA AHİR ZAMANDA165HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)166 ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri)167 CENAB-I HAKK'IN İZNİYLE GELİR168, O DAİREYİ GENİŞLETİR169   ve  O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR.170 BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH'A ŞÜKREDERİZ.171 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın ahir zamanda ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) ve talebelerini Risale-i Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirmekte, Risale-i Nur'un başlattığı hizmeti bu mübarek şahsın tamamlayacağını müjdelemektedir:

165)  Ta Ahir Zamanda:

Bediüzzaman burada kullandığı "TA AHİR ZAMANDA" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın geleceği zamanı belirtmektedir. Bediüzzaman bu ifadesiyle öncelikle Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden "İLERİKİ BİR TARİHTE" geleceğini dile getirmektedir. Bediüzzaman'ın burada kullandığı "TA" kelimesi ise bu konuya açıklık getiren önemli bir ifadedir. "TA" kelimesi uzaklık ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman bu ekle, ahir zamanın kendi yaşadığı dönemin çok daha ilerisinde, daha uzakta bir zaman olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Risale-i Nur'un dar dairede yani sınırlı bir kesim içerisinde başlattığı hizmetleri daha ileriki bir tarihte gelecek olan Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin devam ettireceklerini ve bunu dünya çapında bir hizmete dönüştüreceklerini bildirmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini açık bir şekilde ifade etmiştir.

166)  Hayatın Geniş Dairesinde (Dünya Çapında):

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç görevden bahsettiği kimi sözlerinde "dar ve geniş daire" (dar ve geniş alemler) kavramlarını kullanmıştır. Bediüzzaman Risale-i Nur'un etkisinin ve bu yolla yapılan iman hizmetinin dar dairede yani sınırlı bir bölgede yapılan bir faaliyet olduğunu ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı faaliyetlerin ise "HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE" yani "DÜNYA ÇAPINDA" gerçekleştirileceğini belirtmiştir. Hz. Mehdi (as), Allah'ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacak, halihazırda dünyanın pek çok yerinde dağınık halde bulunan Müslümanlar arasında İslam birliğini sağlayacak ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenecektir. Tüm bunlar Hz. Mehdi (as)'ın "HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE" yerine getireceği görevlerin delillerini oluşturacak ve Hz. Mehdi (as)'ın tanınmasını sağlayan alametler olacaktır. Bediüzzaman da sözlerinin pek çoğunda bu konuyu gündeme getirerek, bunu, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığına dair bir delil olarak göstermiş, Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı faaliyetlerin etkisinin büyüklüğünü hatırlatmıştır.

167)  Asıl Sahipleri, Yani Hz. Mehdi (as) ve Şakirtleri (Talebeleri):

Bediüzzaman Said Nursi burada ahir zamanda gelecek ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim kılacak olan Hz. Mehdi (as)'dan, Bediüzzaman'ın attığı tohumların "ASIL SAHİPLERİ" olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına göre, Bediüzzaman Kuran ahlakının dünya hakimiyetinin tohumlarını atan bir müceddid, Hz. Mehdi (as) ise bu hakimiyetin asıl sahibi olacaktır. Hz. İsa (as) ile birlikte İslam ahlakını dünya çapında hakim kılacak olan ahir zaman topluluğunun manevi lideri Allah'ın izniyle Hz. Mehdi (as) olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) ve onun talebeleri için burada kullandığı "ASIL SAHİPLERİ" ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın ve talebelerinin dünya çapında yerine getireceği görevlerin asıl sahibinin kendisi olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını da ifade etmiştir.

Bediüzzaman'ın bu sözlerinde vurguladığı bir başka önemli nokta ise, Hz. Mehdi (as) ve onun şahs-ı manevisini oluşturan talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur. Bediüzzaman "Hz. Mehdi (as) ve şakirtleri" derken burada kullandığı "VE" kelimesiyle bu duruma açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ancak ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi (as)'ın şahs-ı manevisi oluşmaktadır. Ama bu şahs-ı manevinin oluşabilmesi için başta mutlaka Hz. Mehdi (as) bir şahıs olarak bulunacaktır. Bediüzzaman da burada "Hz. Mehdi (as) VE ŞAKİRTLERİ" sözleriyle bu gerçeği dile getirmekte ve Hz. Mehdi (as)'ın manevi bir şahıs olarak değil, talebelerinin başında ayrı bir şahsiyet olarak var olacağını ifade etmektedir.

168)  Cenab-ı Hakk'ın İzniyle Gelir:

Bediüzzaman bu sözünde "Cenab-ı Hakk'ın izniyle GELİR" diyerek öncelikle Hz. Mehdi (as)'ın ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Çünkü bilindiği gibi "GELME" fiili manevi bir şahsın gerçekleştirebileceği bir olay değildir. "GELME" fiili burada açıkça bir insanın gelişini müjdelemek için kullanılmış bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın bir şahs-ı manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz ki böyle bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi (as)'ın gelişinden bahsetmezdi.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı "GELİR" sözüyle, Hz. Mehdi (as)'ın o dönemde henüz gelmediğini belirtmekte ve ileride geleceğini ifade etmektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman "geldi" veya "gelmiş"  dememektedir,  "İLERİDE  GELECEĞİNİ"  ifade etmek için "Ta ahir zamanda gelir" diyerek, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da belirtmiştir.

169)  O Daireyi Genişletir:

Bediüzzaman, kendi döneminde imanı kurtarma yolunda mücadele vermiş ve ahir zaman cemaatine öncülük etmiştir. Bediüzzaman "O DAİREYİ GENİŞLETİR" sözüyle, kendisinin "dar dairede" yani "sınırlı bir çevrede" başlattığı iman kurtarma mücadelesinin Hz. Mehdi (as) zamanında genişleyeceğini ve "DÜNYA ÇAPINDA" neticeleneceğini belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerini ve yerine getireceği görevlerin benzersizliğini hatırlatarak ifade etmiştir.

170)  O Tohumlar Sümbüllenir:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'dan önce gelmiş, insanların Allah'ın dininden uzaklaştığı bir ortamda Kuran ahlakı ve iman hakikatleri üzerinde durarak çok büyük bir imani hareket başlatmıştır. "O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR" sözleriyle bu büyük fikri mücadelesini tohum ekmeye benzetmektedir. Sonradan Hz. Mehdi (as) zamanında bu iman tohumlarının sümbülleneceğini, yani Hz. Mehdi (as)'ın Bediüzzamanın başlattığı bu imani çalışmaları genişleteceğini ve sonuca ulaştıracağını ifade etmektedir. Bediüzzaman bu örneklendirmesiyle kendisinin Hz. Mehdi (as)'dan önceki bir dönemde yaşadığını, Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin ise kendisinden sonraki bir dönemde gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.

171)  Bizler de Kabrimizden Seyredip Allah'a Şükrederiz:

Bediüzzaman, "BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP" sözleriyle, ektiği iman tohumlarının sümbülleneceği yani Hz. Mehdi (as)'ın Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, onun gelip görevine başladığı dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade etmiştir.

Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevi) BİRDEN172 BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR.173 Ahir zamanda,  AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun nurani cemaatini) TEMSİL EDEN174   HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE175  ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (biraraya gelebilir, toplanabilir)176 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156)

Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi (as)'ın üç görevi olduğunu belirtmekte, bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi (as)'ın en önemli alametlerinden biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi (as)'ın gerçekleştirebileceğini söylemektedir:

172) Üç Vezaif (Görevin) Birden:

Bediüzzaman eserlerinin pek çok yerinde Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç görev olduğundan bahsetmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın en önemli alametlerinden birinin bu üç görevi birden yerine getirmesi olduğunu belirtmektedir. Bu görevlerin birincisi materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulmasıdır. İkincisi İslam dünyasının manevi oarak liderliğini üstlenerek İslam Birliğinin sağlanması, üçüncüsü ise Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasıdır. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as), bu görevlerin üçünü birden yerine getirecektir. Bu alamet, onun tanınmasını sağlayacak ve onun en önemli özelliklerinden olacaktır. Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi (as)'ın aynı anda, "SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ VE DİYANET MEHDİSİ" olarak üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını söylemiştir. Bediüzzaman, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı üç önemli görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın "BÜYÜK MEHDİSİ" ünvanını alamadıklarını belirtmiştir.

Bediüzzaman bu anlamda, Risale-i Nur'un da Hz. Mehdi (as)'ın üç görevinden birincisi olan "imanı kurtarmak" görevini yerine getirdiğini söylemiştir. Ancak bu hizmetin dar dairede sınırlı kaldığını, Hz. Mehdi (as)'ın geniş dairedeki görevlerini ise ancak Büyük Mehdi'nin gerçekleştireceğini açıklamıştır. Hz. Mehdi (as) ortaya çıktığı zaman, hadislerde de belirtildiği gibi, Mehdiliğini iddia etmeyecek ya da bunun propagandasını yapmayacaktır. Hz. Mehdi (as)'ın burada sayılan büyük icraatları, bu kutlu şahsın ortaya çıktığının en büyük ispatı ve delili olacaktır.

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)'ın "ÜÇ VEZAİF (GÖREVİ) BİRDEN" yerine getireceğini hatırlattığı bu sözüyle konunun önemini bir kez daha hatırlatmaktadır. Kendisi de dahil olmak üzere, önceki müceddidlerin hiçbirinin bunların üçünü birarada gerçekleştirmediğini belirterek Hz. Mehdi (as)'ın o dönemde henüz gelmemiş olduğunu ifade etmektedir.

173)  Hem Bu Üç Vezaif (Görevin) Birden Bir Şahisda, Yahut Cemaatte Bu Zamanda Bulunmasi ve Mükemmel Olmasi ve Birbirini Cerhetmemesi (Birbirine Engel Olmamasi) Pek Uzak, Adeta Kabil (Mümkün) Görülmüyor:

Bediüzzaman "BU ZAMANDA" sözleriyle kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında, Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç görevi birden  mükemmel  bir  biçimde,  hakkıyla  ve  biri  diğerine  mani olmadan, zarar vermeden, eksiksiz ve kusursuz olarak başarabilecek bir şahıs ya da cemaat bulunmadığını belirtmektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu "PEK UZAK" ve "ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR" sözleriyle  açıkça  belirtmiştir. Bu  da, Hz. Mehdi (as)'ın Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ortaya çıkmadığını gösteren bir başka önemli delildir. Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde, üç görevin birden yerine getirilmesine imkan olmamıştır. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük Mehdi'nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir.

174) Al-İ Beyt-i Nebevinin Cemaat-i Nuraniyesini (Peygamberimiz (sav)'in Soyunun Nurani Cemaatini) Temsil Eden:

Bediüzzaman, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi (as)'ın hadislerde bildirildiği üzere "seyyid" yani "Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen bir kimse" olacağını, "kendisinin ise seyyid olmadığını" belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözünde de bu konuya bir kez daha açıklık getirmekte, "AL-İ BEYT'İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın bu önemli alametlerinden birini hatırlatarak kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını ifade etmektedir.

175) Hz. Mehdi (as) ve Cemaatindeki Şahs-ı Manevide:

Bediüzzaman burada çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır. Bu söz, Hz. Mehdi (as)'ın manevi bir kişi değil, bir şahıs olacağını göstermektedir. Zira Bediüzzaman, "Hz. Mehdi (as) VE cemaatindeki şahs-ı manevide" sözleriyle Hz. Mehdi (as)'ın şahsından ve onun şahs-ı manevisini oluşturan cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir. Aradaki "VE" kelimesi, "Hz. Mehdi (as)'ın ve cemaatinin iki farklı varlık olduğunu" ifade etmektedir. Hz. Mehdi (as)'ın kutlu şahsıyla birlikte, bir de onun şahs-ı manevisini oluşturan bir cemaati olacaktır. Hz. Mehdi (as)'ın şahsı olmadan, böyle bir şahs-ı maneviden söz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeği ifade etmekte ve Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs olacağını müjdelemektedir.

176) Ancak İçtima Edebilir (Biraraya Gelebilir, Toplanabilir):

Bediüzzaman'ın açıkladığı üç büyük görev ancak ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (as)'ın yerine getirebileceği görevlerdir. Bediüzzaman, burada kullandığı "ANCAK" kelimesiyle bir başkasının bu görevleri başarmasının Allah'ın dilemesiyle "İMKANSIZ" olduğunu belirtmiştir. Çünkü Allah bu vazifeleri yalnızca Hz. Mehdi (as)'ın yerine getirebilmesini takdir etmiştir. Hz. Mehdi (as) da kaderinde böyle takdir edildiği için bu görevleri Allah'ın izniyle başarıyla yerine getirecektir. İslam tarihinde henüz bunu başaran bir kimse ya da topluluk görülmediği gibi, Bediüzzaman kendi yaşadığı devirde de bu durumun gerçekleşmediğini vurgulamaktadır.

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten  (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM.177 FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR.178 ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR.179 VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz).180 (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as) ve yardımcılarını "baharda gelecek kudsi çiçekler" olarak nitelendirmiş, kendisinin ise, "yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin hazırlayan bir öncü" olduğunu belirtmiştir:

177)  Ben Böyle Bir Nurun Zuhuruna (Ortaya Çıkışını) Çok İntizar Ettim (Gözledim) Ve Ediyorum:

Bediüzzaman, "BİR NUR" olarak ifade ettiği ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir heyecanla gözlediğini belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman değil, sahabeler döneminden itibaren milyonlarca samimi Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler Hz. Mehdi (as) ve beraberindeki müminlere karşı derin bir sevgi beslemişlerdir. 1400 yıldır bu mübarek zatı sevgi ve saygıyla anmışlardır. Ona ve cemaatine dua etmişler, onlar için Allah'tan yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi (as) ve cemaati gelmiş geçmiş tüm Müslümanların ortak dostudur. Tüm inananlar için şevk ve heyecan vesilesidir. Bediüzzaman da sözlerinde bu bakış açısını dile getirmekte, kendisinin de büyük bir heyecan ve sevgiyle Hz. Mehdi (as)'ın gelişini beklediğini ifade etmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı "ÇOK İNTİZAR ETTİM VE EDİYORUM" yani "ÇOK GÖZLEDİM VE GÖZLÜYORUM" sözleriyle bu durumu dile getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde bu kutlu şahsın çıkışının gerçekleşmediğini bildirmiştir.

178) Fakat Çiçekler Baharda Gelir:

Bediüzzaman ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (as) ve cemaatine karşı içten ve derin bir sevgi sahibidir. Hz. Mehdi (as) ve yanındakilerin güzel ahlakını ve mücadelelerini "ÇİÇEKLER"e benzetmekte ve onların baharda, yeryüzünün tüm güzelliklerinin ortaya çıktığı dönemde geleceklerini anlatmaktadır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın geleceği dönemi karanlık kara bir kışın ardından gelen aydınlık, güneşli, güzelliklerle dolu bir bahara benzetmektedir. Bediüzzaman'ın çiçek benzetmesi bu dönemde yaşanacak huzur, barış adalet ve güzellikleri anlatmak için yapılmış çok güzel bir örneklendirmedir. Bediüzzaman bu bahar döneminin çok yakın olduğunu bildirmektedir. Bir başka açıklamasında ise kendisinin "acele edip kışta geldiğini" belirtmiş; nasıl kışın hemen ardından bahar geliyorsa, ahir zamanda gelecek mübarek şahıs ve cemaatinin de, kendisinden hemen sonra baharı getireceğini müjdelemiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını, ancak bu mübarek zata ortam hazırlayan bir öncüsü olduğunu ifade etmiştir.

179)  Öyle İse O Kudsi Çiçeklere Zemin Hazır Etmek Lazım Gelir:

Bediüzzaman bir kez daha "KUDSİ ÇİÇEKLER" sözleriyle bahsettiği Hz. Mehdi (as) ve talebelerine karşı olan sevgisini dile getirmiş, Hz. Mehdi (as)'ın gelişini çok gözlediğini ve halen de gözlemeye devam ettiğini belirtmiştir. Bu durumda gelecek olan şahıslara, yani Hz. Mehdi (as) ve cemaatine zemin hazırlamak gerektiğini söyleyen Bediüzzaman, kendisinin ve cemaatinin  bu  görevi  üstlendiğini ifade etmiştir. Onlardan önce gelip onlar için  ön bir  hizmet ve hazırlık  yaptığını  söyleyerek, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden sonra gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.

180)  Ve Anladik ki Bu Hizmetimizle O Nurani Zatlara (Nurlu Şahislara) Zemin İzhar Ediyoruz (Hazirliyoruz):

Bediüzzaman "ANLADIK Kİ" sözleriyle, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığı, ancak yaptığı hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki kanaatini dile getirmektedir. "ANLADIK Kİ" ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen gerçeği ve Bediüzzaman'ın bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını göstermektedir. Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği böyle bir söz söylemediğini, delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesin kanaatini ifade ettiğini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman bu sözünde "HİZMETİMİZLE" diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman bu hizmette tek başına değildir; kendisine yardımcı olan Nur cemaati de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle" derken tüm Nur talebelerini de bu hizmete dahil etmektedir.

Ayrıca Bediüzzaman burada "O NURANİ ZATLARA" sözleriyle, Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin "BİRER ŞAHIS" olduklarını yeniden vurgulamaktadır. Bu, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)'dan bahsederken "15. KEZ" kullandığı "O" zamiridir. "ZAT" kelimesini ise Bediüzzaman kitabın başından bu yana Hz. Mehdi (as) için "13. KEZ" kullanmıştır. Bediüzzaman'ın her iki kelimeyi de bu kadar çok tekrarlamış olması, Hz. Mehdi (as)'ın "BİR ŞAHIS" olduğu konusunda çok kesin deliller oluşturmakta ve manevi bir kişilik olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç

Kitabın başından bu yana açıklanan tüm deliller, 13. yüzyılın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi'nin, Hz. İsa (as)'ın yeniden yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışı konusundaki kesin kanaatlerini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman'ın Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) ilgili tüm bu açıklamaları çok açık ve detaylıdır. Bediüzzaman bu açıklamalarında Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne geldiğinde gerçekleştireceği faaliyetlerden, deccal ile olan mücadelesinden pek çok detay vererek bahsetmiştir. Aynı şekilde Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerini de ayrıntılı olarak tarif etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi (as)'ın gerçekleştireceği birtakım faaliyetler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman'ın açıklamalarında Hz. Mehdi (as) ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm bu bilgiler Kuran ayetleriyle, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla da mutabıktır.

Bediüzzaman bu izahlarıyla, kendisine Mehdilik iddiasıyla yaklaşan kimselere "Mehdi olmadığını ve neden olamayacağını" yaptığı sayfalar dolusu izahlarla açıklamıştır. "Hz. Mehdi (as)'ın seyyid olduğunu, tüm dünyaya hakim olacağını, İslam birliğini sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını, Hz. İsa (as)'la birlikte namaz kılacaklarını, deccali yenilgiye uğratacağını ve Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını" ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bediüzzaman seyyid değildir ve kitap boyunca da açıklandığı gibi, bu konuyu eserlerinde pek çok kez dile getirmiştir. Hatta Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda, seyyid olan kişinin seyyidliğini gizlemesinin İslam ahlakına uygun olmayacağını açıklayarak, bu sözünün doğruluğunu bir kez daha ve delil göstererek ifade etmiştir. Bunun yanı sıra Bediüzzaman yaşadığı dönemde "tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam Birliğini oluşturmamış; tüm inananların başkumandanı ve halifesi (manevi lideri) vasfını taşımamıştır". "Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş", "İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır". "Hakim" vasfına sahip olmamış", "tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır." Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en güzel ve en şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi (as)'a nasip olacağını bildirmiştir.

Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman "En büyük müceddid", "en büyük müçtehid" de olmamış, "hüküm vermeye en yetkili kişi olarak mezhepleri kaldırmamış ve kendi mezhebinin sahibi olmamıştır". Bediüzzaman İmam Şafi'yi mezhep imamı olarak kabul ederek, bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuş ve hayatının sonuna kadar bu mezhebin gereğini uygulamıştır. Bediüzzaman eserlerinde bu durumu pek çok kez ifade etmiştir:

"Evvelâ: Ben Şafiî'yim..." (Emirdağ Lahikası, s. 38)
"... hem hususî Şafiîce ibadetime." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
"Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim..." (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
"Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için..." (Emirdağ Lahikası, s. 573)

Oysa ki Bediüzzaman'ın da Risalelerde vurguladığı gibi, Hz. Mehdi (as) tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üstünde olacaktır. O, bir başka mezhep imamına uymayacak; tüm inananlar, hüküm verme yetkisine sahip "en büyük müceddid" ve "en büyük müçtehid" olarak ona tabi olacaklardır.
Bediüzzaman tüm bu gerçekleri eserlerinde detaylı olarak dile getirmiş ve bu şekilde kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştur. Bediüzzaman Mehdi olmadığını ve Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerini taşımadığını binlerce harften, yüzlerce cümleden oluşan ifadeleriyle açıkça ifade etmişken, bunların doğru olmadığını, aslında tam tersini söylemek istediğini öne sürmek büyük bir hatadır. Zira Bediüzzaman, Mehdi olmadığını ispatlamak için bunların dışında daha ne kadar özellik sayabilirdi? Mehdi olmadığını yüzlerce sayfa boyunca açıklaması yeterli değil midir? Tüm Müslümanlar için bir hidayet önderi olan böylesine değerli bir İslam alimi, doğru olmayan bir konu için neden bu kadar cümle, bu kadar kelime ve bu kadar sayfa yanıltıcı açıklama yazsın? Allah'tan çok korkan, bu konuda bu kadar hassas olan bir insanın Mehdi olmadığını söylemek için "180 MADDELİK" bu kadar kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir yaklaşımdır. Bediüzzaman'ın sadece "Ben Mehdi değilim" demesi, bu konunun anlaşılması için yeterli olmalıydı. Bu açık beyanına rağmen, Bediüzzaman'a karşı böyle bir yaklaşımda bulunmak, onun gerçekte doğruları söylemediğini ve insanları yanılttığını iddia etmektir ki, bu da böylesine değerli bir İslam büyüğüne yöneltilen büyük bir iftira ve büyük bir bühtan olur.

Üstelik böyle bir durumda, Bediüzzaman'ın ahir zaman ile ilgili diğer tüm izahları da şüpheli bir konuma sokulmaktadır. Çünkü Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) ile ilgili açıklamalarının batıni anlamları olduğu iddiası, Bediüzzaman'ın ahir zamana ilişkin diğer sözlerinin de batıni manaları olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda da bir süre sonra Risale-i Nur'un tamamı bu hale getirilir ve Bediüzzaman'ın tüm eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Oysa ki Risale-i Nur bir Kuran tefsiridir. Tefsirin tefsiri olmaz. Bediüzzaman'ın herkes tarafından açıkça anlaşılan sözlerine gerçeğinden farklı, zıt anlamlar verilerek yapılan bu tür bir tefsir anlayışı son derece sakıncalıdır.

Risale-i Nur, her insanın okuyup anlayabileceği kitaplardır. Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz bir anlatımla anlatmak istediklerini açıkça ifade etmiştir. Ancak buna rağmen "batıni tefsir" adı altında Bediüzzaman'ın sözlerine farklı anlamlar yükleyerek, belki de binlerce insanın 30-40 yıldan beri yanlış yönlendirilmesine neden olmak, elbette ki büyük bir sorumluluktur. Hz. Mehdi (as)'ın gelişi tüm Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde "Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) şeklinde buyurmaktadır. Ancak bu konuda 'batıni tefsir' mantığıyla yapılan yanlış yorumlarla, bu büyük müjdenin yolu kapatılmaya çalışılmıştır. Kuran ayetlerindeki Hz. İsa (as)'ın gelişiyle ilgili haberler ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışıyla ilgili verdiği müjdeler adeta yok edilmek istenmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık tutmuştur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük bir mütefekkirin Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın gelişini müjdelediği sözleri de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına vesile olmaktadır.
Bediüzzaman'ın da açıkladığı, tüm İslam alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, Allah'ın izniyle ahir zamanda Hz. Mehdi (as) vesilesiyle yaşanacaktır. İslam ahlakının bu mutlak galibiyeti, Rabbimiz'in Kuran'da 1400 sene önce bildirdiği bir gerçektir. Ayetlerde bu müjde şöyle haber verilmektedir:

Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)

Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele. (Saff Suresi, 13)

Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)

Rabbimiz ayetlerinde "asla vaadinden dönmeyeceğini" ise şöyle bildirmektedir: (Bu,) Allah'ın va'didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6)

... Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir?... (Tevbe Suresi, 111)

Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma... (İbrahim Suresi, 47)

Allah, "İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını" vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, bütün büyük İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde de bu duruma "Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi (as)'ın vesile olacakları" belirtilmiştir. Rabbimiz'in bu vaadi doğrultusunda İslam ahlakı bir gün mutlaka hakim olacak ve bir kişinin Müslümanların önderliğini üstlenmesi gerekecektir. Bediüzzaman böyle dünya çapında bir hakimiyetle karşılaşmamış ve tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmemiştir. İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400 senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi (as) olacaktır. Yeryüzünden zulmü ve karanlığı kaldıracak, İslam ahlakının güzelliğinin tüm insanlar tarafından yaşanmasına vesile olacaktır. Bediüzzaman da kitap boyunca yer verilen sözlerinde bu gerçeği dile getirmiş ve tüm Müslümanları bu büyük hidayet önderinin gelişiyle müjdelemiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde bu önemli değişime vesile olacak olan Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın gelişlerini şöyle haber vermiştir:

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır... (Buhari, Kitabü'l-Büyu': 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234))

Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Hz. Mehdi (as)'ın babası Kureyşi'dir. Eğer istenseydi onu en son ceddine (soyuna) kadar sayardım, çünkü Hz. Mehdi (as), İslam'ın sonu olacaktır." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi'nin Alametleri, s. 25)

Kuran ayetlerinde, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde verilen tüm bu müjdeler çok açıktır. Ancak buna rağmen, Hz. İsa (as)'ın gelişinden ve Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışından şüphe duyup tedirginliğe kapılanlar (ki bu çok büyük bir yanılgıdır) olabilmektedir. Kuran'da da, Allah'ın müminlere önderlik edecek bir elçi göndermesinden şüphe duyan kimseler olabileceği haber verilmiştir. Bir ayette "Hz. Yusuf'tan sonra peygamber gelmeyecek" diyen kimselerin örneği şöyle bildirilmektedir:

"Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "Allah, ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ." İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." (Mümin Suresi, 34)

Bediüzzaman ise, bu tür şüphelere kapılan kimselerin böyle bir yanılgıya düşmelerinin nedenlerini şöyle açıklamıştır:

Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a'malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ  (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)

Bediüzzaman'ın bu açıklamasına göre;

◉ hadislere yanlış yorumlar yapılması ve aktarılan bilgilerin doğru anlaşılmaması,
◉ iman zafiyeti ve
◉ enaniyet

Bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir.

Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır. Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek her Müslümanın görevidir.

Allah kaderde Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşaAllah Rabbimiz bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.

Bediüzzaman'ın Düşünceleri Eserlerindedir

Risale-i Nur eserleri, geçtiğimiz yüzyılın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin kalbinden, dilinden çıkan hakikatleri kaleme aldığı son derece kıymetli bir külliyattır. Bediüzzaman'ın kişiliğinde olan ve tüm hayatına hakim olan dürüstlük, açıklık ve netlik, eserleri olan Risale-i Nurlara da yansımıştır. Her kelimesi gerçekleri içeren bu risaleler, Bediüzzaman Said Nursi hayattayken yayınlanmıştır. Bediüzzaman eserlerini bizzat kendisi tashih etmiş ve düzeltmiştir.

Bediüzzaman eserlerinde Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanla ilgili hadislerinin açıklamalarına geniş yer vermiştir. Hz. İsa (as)'ın ikinci kez yeryüzüne gelişi, Hz. Mehdi (as)'ın ortaya çıkışı ve İslam ahlakının dünya hakimiyeti konularında çok detaylı bilgiler aktarmış; bu konularla ilgili yüzlerce sayfa kaleme almıştır. Yaşadığı asrın müceddidi olması sebebiyle Bediüzzaman bu konuları en iyi anlayan ve açıklayan kişi olmuştur.

Son günlerde sık sık duyduğunuz: "Hz. Mehdi (as) gelmeyecekmiş, Hz. Mehdi (as) yokmuş" sözleri Hz. Mehdi (as)'ın çıkış alametleridir:

"İnsanların ümitsiz olduğu ve "HİÇ MEHDİ FALAN YOKMUŞ" dediği bir sırada Allah Mehdi'yi gönderir..."
(Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Milyonlarca kişinin bu konuları eserlerinden öğreneceğini bilerek kaleme alan Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki manaları ümmetine aktarırken şüphesiz ki her zaman olduğu gibi zerre kadar doğruların dışına çıkmamıştır. Neyin doğru olduğunu düşündüyse ve gerçek kanaati ne ise onları yazmıştır. Bu nedenle eserleri tamamen saf gerçekleri yansıtmaktadır.

Bediüzzaman'ın bu önemli özelliğine rağmen, Risale-i Nur talebesi olan bazı muhterem ağabeylerin, "Bediüzzaman'ın, eserlerinde inandığı şeylerin tam aksine bilgiler vererek bazı gerçekleri gizlemiş olduğu ve bunları özel bir sohbet esnasında yalnızca iki üç kişiye açıkladığı" şeklinde birtakım iddialarda bulunmaları son derece yanlıştır. Böyle bir yaklaşım, Bediüzzaman'ın yüzlerce sayfa boyunca yaptığı açıklamaların "yalan" olduğunu söylemek olur ki, bu da böylesine değerli bir İslam alimine karşı yapılan çok büyük bir bühtan ve iftiradır.

Bediüzzaman kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını (Emirdağ Lahikası, s. 266), Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden bir yüzyıl sonra geleceğini (Kastamonu Lahikası, s. 57), kendisinin Hz. Mehdi (as)'ın bir eri, neferi ve öncüsü olduğunu (Barla Lahikası, s. 162), eserleri ve yaptığı çalışmalar ile de Hz. Mehdi (as)'a zemin hazırladığını (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) açıkça beyan etmiştir.

Bediüzzaman'ın, ahir zamanda İslam ahlakının dünya hakimiyetine vesile olacağı müjdelenen Hz. Mehdi (as) ile ilgili açıklamaları son derece anlaşılır, açık ve nettir. Bediüzzaman kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını (Emirdağ Lahikası, s. 266), Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden bir yüzyıl sonra geleceğini (Kastamonu Lahikası, s. 57), kendisinin Hz. Mehdi (as)'ın bir eri, neferi ve öncüsü olduğunu (Barla Lahikası, s. 162), eserleri ve yaptığı çalışmalar ile de Hz. Mehdi (as)'a zemin hazırladığını (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) açıkça beyan etmiştir.

Bediüzzaman kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını açıkladığı delillerden birinde "Hz. Mehdi (as)'ın seyyid olacağını ancak kendisinin seyyid olmadığını" ifade etmiştir. Bediüzzaman'ın bu gerçeği açıkça dile getirdiği sözlerinden bazıları şöyledir:

"... HEM MEHDİLİK İSNADINI HİÇ KABUL ETMEDİĞİMİ BÜTÜN KARDEŞLERİM ŞEHADET EDERLER. Hatta Denizli'deki ehli vukuf (bilgi sahibi kişiler) eğer Said mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri (talebeleri) kabul edecek dediklerine mukabil (karşılık), Said itiraznamesinde demiş ki: "BEN SEYYİD DEĞİLİM MEHDİ SEYYİD OLACAK" DİYE ONLARI REDDETMİŞ..." (Tenvir, Şualar, s. 365)

"... Ben de onlara demiştim: "BEN, KENDİMİ SEYYİD (Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan) BİLEMİYORUM. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. HALBUKİ ÂHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, ÂL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR." (Emirdağ Lâhikası, s. 267)

Bediüzzaman yine eserlerinde, Peygamberimiz (sav)'in bir hadisini hatırlatmış; "seyyid olan bir kişinin seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını" belirterek, bu konudaki sözünün kesin olarak doğru olduğunu ifade etmiştir:

"Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır)."

Risale-i Nur'un herbir kitabı bir Said'dir. Siz hangi kitapa baksanız benimle karşı karşıya görüşmekten on defa ziyade hem faydalanır, hem hakiki bir surette benimle görüşmüş olursunuz. Risale-i Nur bana hiçbir ihtiyaç bırakmıyor. (Emirdağ Lahikası, s. 159)

Ey hocalar ve ehl-i kalb! Soracağınız suallerin cevaplarını Risale-i Nur'da bulabilirsiniz. Ehl-i keşf (gözle görülmeyen gaybi hakikatleri Allah'ın lütfuyla keşfedip bilen evliyâlar) ve kalbden birisi, benim gibi âciz bir insandan Mehdi'yi soruyor. "Ne vakit gelecek..." Daha Mehdi'yi anlayamamış. Dâbbetü'l-Arz kimler olduğunu bilmiyor. Bunlara dair, risalelerde birer bahis (söz, açıklama) vardır. Her müşkil suâlin (zor sorunun) cevabını o risalelerden arayınız, bulursunuz. (Mustafa Hulûsi, Barla Lahikası, 143)

Peygamberimiz (sav)'in hadisinde bildirildigi gibi, İslam ahlakına göre, seyyid olan bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir kişi de "ben seyyidim" diyemez. Peygamber Efendimiz (sav)'in neslinden olmak Müslümanlar için büyük bir şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu açıkça ifade eder, bu durumdan büyük onur duyardı. Aynı şekilde eğer kendisinin Hz. Mehdi (as) olduğu yönünde bir kanaati olsaydı, milyonlarca kişinin okuduğu eserlerinde buna taban tabana zıt yüzlerce sayfa izah yapmaz; Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerinin kendisiyle uyuşmadığını ve bu mübarek zatın kendisinden sonraki dönemde geleceğini onlarca deliliyle birlikte açıklamazdı.

Bediüzzaman, "bir Risale-i Nur talebesi olarak ben de bunlara uyuyorum" diyerek, hayatta olduğu süre içerisinde eserlerinde yazdıklarının doğruluğunu defalarca tasdik etmiştir. Risalelerin her biri, binlerce nüshası olan kitaplardır. Dolayısıyla eserlerinde açıkça "Ben kendimi seyyid bilmiyorum" diyorsa, Risale-i Nur talebesi bazı muhterem ağabeylerin "Bediüzzaman'ın bu açıklamaları doğru değildir; kendisi falanca gün bizi çağırmış, hem şerif, hem seyyid hem de Mehdi'yim demiştir" demeleri Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ne karşı çok galiz bir hakaret, büyük bir zulüm ve iftira olur. Zira bu, Bediüzzaman gibi değerli ve üstün ahlaklı bir şahsın bu konuda yazdıklarının "yalan" olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Yüzlerce sayfa boyunca yazdıklarının aksine, Bediüzzaman'ın "-yalnızca iki üç kişiye- tüm yazdıklarının yalan olduğunu" söylediği şeklinde bir iddia, bu tür iddiaların sahiplerini töhmet altında bırakır. Bediüzzaman gibi derin imanlı büyük bir müceddidin, eserlerinde, düşündüğü ve inandığı şeylerin tam tersine açıklamalarda bulunması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın vefatından yıllar sonra böyle bir iddia ile ortaya çıkmak, her ne kadar iyilik adına, Bediüzzaman'ı sevme adına yapılmış dahi olsa, Bediüzzaman adına çok büyük bir iftira olur. Onu yalancılıkla itham eden ve yüzlerce sayfa ile ümmeti aldattığını iddia eden böyle bir yaklaşım ise hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir davranıştır.

"... Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına BELA ÜZERİNE BELA YAĞDIĞI ve ÇIKIŞINDAN ÜMİT KESİLDİĞİ BİR SIRADA ÇIKAR..." (Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Ayrıca bu, böylesine değerli bir müceddidin kaleme aldığı risalelerin tümünü şüpheli hale getirecek son derece tehlikeli bir girişimdir. Bunun gibi pek çok kişi, birbirinden farklı iddialarla ortaya çıkıp "Bediüzzaman Said Nursi burada böyle demiştir ama bunların tamamı bir taktiktir, yalandır; doğrusunu bize söyledi" dese bu ne kadar geçerli olacaktır? Böyle bir durumda bir süre sonra Risale-i Nur'da yer alan her konu için bir şey söylenebilir ve Bediüzzaman'ın eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Böyle bir tehlikeyi önlemek ise, Bediüzzaman gibi değerli bir İslam aliminin bizzat yazıp tasdik ettiği apaçık sözlerini korumakla mümkün olacaktır.

 

33 / total 37
Harun Yahya'nın Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top