< <
11 / total: 24

Münafığın İslam Yerine Sapkın İdeolojileri Güçlendirme Çabası

Münafık, Kendince İslam'ı Zayıflatabilmek İçin Dine Muhalif Olan Her Türlü Sapkınlığı Destekler

Münafıkların Müslümanlarla birlikte olduklarında mutlaka 'fitne çıkarmak için çaba harcayacaklarını' Kuran'da Allah bildirmiştir (Tevbe Suresi, 47).  İşte münafığın en başarılı olduğu alan 'fitne'dir. Çünkü münafık, tıpkı şeytan gibi, karanlık ve psikopat ruhlu bir varlıktır. Sürekli şeytanın kontrolünde olduğu için, nerede fitne varsa, oraya koşarak gider. Hayırla, güzellikle, Müslümanların menfaatine yönelik işlerle, İslam'a samimi hizmet etmekle ise hiç ilgilenmez. Şeytani bir dürtüyle, nerede pis, itici ve yanlış işler varsa, oraya yönelir. Olumsuzluklar, anormallikler, sapkın tavır ve düşünceler, münafığı mıknatıs gibi çeker. Allah'ın beğenmediği, Müslümanların sakındıkları her ne varsa ona yatkınlık gösterir. Bir Müslümanın aklına hayaline bile gelmeyebilecek akıl dışı, sapkınca düşünce ve davranışlar, münafık için son derece olağandır.

Müslümanlar Allah'ın belirlediği sınırlar içerisinde yaşayan insanlardır. Kuran ahlakını yaşamakta çok titizdirler. Kuran'a uygun düşünür ve Allah'ın beğendiği şekilde yaşarlar. İnkar edenler ise, 'sınırları olmayan', 'kendi kurallarını kendileri belirleyen', 'Kuran ile bildirilen ahlak anlayışını tanımayan' insanlardır. Fakat onlar, insanlardan gizlemeksizin, ne düşündüklerini, olaylara nasıl baktıklarını ve nasıl yaşadıklarını açıkça söylerler.

Münafıkların inkar edenlerden daha tehlikeli olan yönü ise, 'kendilerini Müslüman gibi gösterip gerçeği gizlemeleri'dir. İkiyüzlü ve sinsi olmalarıdır. Dış görünüşleriyle Müslümanlara benzemelerine rağmen, içlerinde adeta bir başka şeytani karakter vardır. Allah bir ayette, onların bu yönünü, "Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar." (Münafikun Suresi, 4) sözleriyle anlatmıştır.

Dış görünüşleri Müslümanlara benzeyen bu insanlar, süslü konuşmayı başarsalar bile, ayetin ifadesiyle gerçekte 'ahşap kütük' gibi olan, dayanıksız, güçsüz, kişiliksiz, haysiyetsiz varlıklardır. Allah bu ayetle onların 'düşman' olduklarını açıkça vurgulamıştır. Öyleyse münafıklar düşmanlıklarını gösterebilecekleri her fırsatı kollayacaklardır. Müslümanlara her türlü düşmanlık ve kötülüğü yapabilmek için hazırdırlar. Bunun için 'anormallikten, sapkınlıktan ve sapıklıktan kaçınmaz'; bu özellikteki 'tehlikeli insanlarla bağlantıda olmakta da bir sakınca görmezler'. Hatta bu tarz tehlikeli, ürkütücü kişilerle yakın ilişkiler kurmak, münafıkların ruhuna 'küfri bir heyecan' verir. Yaptıkları hainlikten ötürü, 'şeytani bir haz' duyarlar.

Müslümanlar ise, anormal, sapık ruhlu ve sapkın insanların karanlık dünyasından şiddetle kaçınırlar. Onlarla iletişimde olmaktan, aynı havayı teneffüs edip aynı ortamda bulunmaktan bile haya ederlerken; münafıklar bunun tersini yapmayı gizli bir başarı gibi görürler. Bu aynı zamanda da, onların kendilerine olan şeytani güvenlerini artırır. Hainliklerinin katlanarak artması, onların münafıklıktaki derecelerini de artırırken, bu durum onlara da büyük bir özgüven verir.

Müslümanlar her konuyu mutlaka Kuran ahlakı ile değerlendirirler. Diğer 'insanların ne düşündükleri', 'çağın gerekleri', 'hayatın gerçekleri', 'modernite', 'aydınlanma', 'reform', 'çağa uyma' gibi mantıklar geçersiz olur. Eğer Allah bir fiil, eylem, hareket, tavır, olay, kişi ya da kişileri sevmiyorsa, Müslüman da sevmez. Allah bir konuyu nasıl değerlendiriyorsa, Müslüman da aynı bakış açısıyla bakar.

Dolayısıyla iman eden bir insan, 'sapkın bir tavra karşı sözde hoşgörülü, anlayışlı, merhametli olmak gerektiği' gibi çarpık mantıkların, şeytanın telkinlerinden kaynaklandığını bilir. Elbette ki Müslümanlar, bir toplumdaki en merhametli, en anlayışlı, en hoşgörülü insanlardır. Fakat doğru-yanlış kıstasları hep Kuran'a göredir. Dolayısıyla Kuran'a göre sapkınlık olarak tanımlanmış, Allah'ın gazaplandığını bildirdiği sapıkça eylemleri benimsemiş insanlara, -sözde merhametli olmak adına- asla saygı ve kabullenme ile yaklaşmazlar.

Ancak tabii ki bu, o insanlara ne manen ne de fiziksel anlamda yapılacak bir zulmü hoş karşılama anlamına gelmez. Müslüman her türlü yanlışın, 'fikir ile düzeltilmesi' gerektiğini savunur. Ne baskı ne de zor kullanarak kimsenin kimseye bir düşünceyi kabul ettirmeye ya da bir sapkınlıktan vazgeçirmeye çalışması doğru değildir. Ama elbette ki bu, 'merhamet' adı altında o insanları desteklemeyi de gerektirmez.

İşte bu nedenle bir Müslüman böyle bir durumda safını ve fikirlerini net olarak belli eder. İnsanların büyük çoğunluğu bir sapkınlığı desteklese bile, inanan insanlar Allah'ın belirlediği ölçü ile hareket eder ve olaylara mutlaka Kuran ahlakının gerektirdiği şekilde yaklaşırlar.

Münafık, İslam'ın Yerine Sapkın Bir Anlayışı Yerleştirebilmek  ve Küfrün Gözüne Girebilmek için Homoseksüelliğe  Destek Verir

Homoseksüelliğin Kuran'a göre son derece 'çarpık ve sapkın bir eylem' olduğu açıktır. Tarih boyunca Müslümanların bu konudaki tavırları hep çok net olmuştur. Homoseksüelliğin 'haram ve aynı zamanda da çirkin bir iğrençlik olduğu' tüm Müslümanlar tarafından bilinmektedir. Münafıkların bu konudaki tavırları ise Müslümanlarınki gibi değildir. Münafıklar, Allah'ın beğendiği ahlakı çirkin, beğenmediği tavırları ise güzel görürler. Müslümanların yaşam şeklini değil, inkar edenlerin hayat tarzını beğenirler. İslam ahlakını, batıl ya da sapkın fikir ve davranışlarla tahrif edebilmek için mücadele ederler. Güç ve itibarı, hak olanda değil, zahiren o sırada kim daha güçlü görünüyorsa onun yanında ararlar.

Münafıklar haysiyetsiz ve onursuz insanlar oldukları için nerede bir anormallik, iticilik, yanlışlık, nifak, fitne, sapkınlık varsa onun içine adeta balıklama dalarlar. Allah'ın hoşuna gitmeyen, Allah'ın beğenmediği ne varsa, tüm bu eylemler, münafıkları mıknatıs gibi çeker. Yanlış, sapkın ve karanlık her türlü kişi ya da eylem, münafıkların yaşam alanının önemli parçalarıdır. Bu nedenle mutlaka bu tarz sapkın kişi ya da topluluklarla bağlantıya geçer ve karanlık olaylarla iç içe olmaya çalışırlar. İşte 'homoseksüellik' de bunlardan biridir. Münafıklar 'iğrenç bir sapıklık' olduğunu bildikleri halde, 'homoseksüel insanlarla dost olmaktan, onlara sempati beslemekten, onların taraftarı olmaktan' gizli bir zevk alırlar. Bu şeytani sempatileri, yaptıklarının, Allah'ın hoşuna gitmeyen, Kuran'a aykırı bir eylem olduğunu bilmelerinden kaynaklanır.

Çünkü münafıklar şeytanın kendilerine güzel gösterdiği tüm kötülüklerin peşinden gider ve zamanla 'şeytanın oyuncağı' haline gelirler. İşte şeytanın münafıkları kışkırttığı konulardan biri de, 'homoseksüel insanlara sempati duymaları' ve 'onları destekleyen bir tavır göstermeleri'dir. Normal şartlarda bu insanların iğrenç ve ahlaksız tavırlarından tiksinip onlardan uzak durmayı istemeleri gerekirken; münafıklar onlarla dostluklar kurup, bağlantı halinde olmaktan şeytani bir zevk alırlar.

Münafıklar zahir ve sığ insanlardır. Yalnızca anlık çıkarlarını gözetirler. Küfre karşı ise, büyük bir özenti içindedirler. Yaşadıkları toplumun önde gelen, tanınmış ve popüler inkarcılarını gözlerinde çok büyütürler. Özellikle de kendi sinsi arayışlarına uygun, 'kirli, karanlık ve illegal işler çeviren derin devlet mensuplarına, gizli örgüt üyelerine ve illegal istihbarat servislerinin kullandığı insanlara' karşı müthiş bir hayranlık duyarlar. Allah'ın sonsuz gücüne değil, işte bu karanlık dünyada gizli işler çeviren insanların gücüne güvenirler. Kendi zayıf akıllarıyla dünyayı bu insanların yönettiğine ve galip gelecek olanın da mutlaka bu şeytani sistem olduğuna inanırlar.

İşte gıpta ve özlemle izledikleri bu kirli dünyanın insanları, münafıklarda çok derin bir heyecan oluşturur. Özenti bir ruhla, bu insanlara hayranlıkla yaklaşır ve onlara kendilerini beğendirebilmek için ne gerekiyorsa yapmaya çalışırlar. Güç sahibi gördükleri bu insanların küçücük bir takdir ya da beğenisini kazanabilmek için, her türlü küfri görüş ve fikri hiç tereddüt etmeden savunurlar.

Bunun yanı sıra, münafıklar küfre benzemenin, kendilerince onlara 'modern, ileri görüşlü ya da özgürlükçü bir kimlik kazandıracağını' sanırlar. İşte günümüzde, 'sözde modernlik adına' İslam'da hiçbir şekilde yeri olmayan sapkın eylemleri savunan ve böylece kendilerini 'dine önem vermeyen Müslüman'lar olarak tanıtarak küfürle derin dostluklar kuran, 'sahte Müslüman' modeli de vardır.

Küfre özenen bu sahte Müslümanların sapkın yaklaşımlarının da katkısıyla, günümüzde homoseksüellik, dünya çapında geniş kitleler tarafından desteklenir ve meşru görülür hale gelmiştir. Ve bu durum, münafığın tam da aradığı gibi bir fırsattır. Münafık cinsi sapıklara, homoseksüellere ve bunlar gibi her türlü sapkın hayat tarzına destek vererek, bu sapkın ideolojileri meşrulaştırmaya çalışır. Münafıkların böylesine aşağılık bir eyleme göz yummalarının sebebi ise, 'bazı münafıkların kendilerinin de bu sapkınlığa eğilimli olmaları', 'bazılarının da toplumda sözde 'modern', 'aydın', 'özgürlükçü' bilinmek istemeleri'dir. Bazıları da kendilerini 'dindar olmayan ve küfre sempati duyan bir Müslüman' olarak tanıtmak amacıyla homoseksüellere destek verirler.

Münafıkların bu tercihlerinin altında yatan sebep ise, 'küfre karşı son derece ezik, özenti, kompleksli insanlar olmaları'dır. Allah'ın gücüne güvenip dayanmadıkları için, gücü, 'o sırada toplumda popüler olan fikirlerde, insanlarda, ideolojilerde' ve 'trend olarak kabul edilen konularda' ararlar. Toplumda öne çıkmış, meşhur olmuş, kendilerince kaliteli ve aydın olarak gördükleri insanların gözlerine girebilmek için, onların destek verdiği kesimlere ya da konulara münafıklar da arka çıkarlar.

İşte bu sapkın ve şeytani bakış açıları nedeniyle, 'homoseksüelliği doğal karşılamak, bazı kişiler için, sözde aydın olmakla eşdeğer'dir. Homoseksüelleri korumanın,sözde 'sahip çıkılması gereken bir insan hakları sorunu' olduğunu savunurlar. Aslında bu, münafığın kompleksli ve ezik ruh halinin bir yansımasıdır. Münafıklar küfürdeki önde gelenler arasında yer edinebilmek ve onlar sayesinde birtakım maddi imkanlara kavuşabilmek için, 'homoseksüel sapıklara karşı da şirin görünmeye çalışırlar'.

'Dini içten tahrif etmeyi ve insanları İslam ahlakından uzaklaştırmayı' amaçlayan münafıklar, bu sapkınlıklardan istifade ederek, İslam dinini dejenere edebilmeyi hedeflerler. Çirkin yalanlarla, 'bir Müslümanın da homoseksüelliğe sıcak bakabileceği ve bu insanların haklarını savunabileceği' imajını vererek, kendilerince 'İslam'a sapkın bir yorum ve anlayış getirebilmeyi' umarlar. Çünkü gerçek din, onların kafalarındaki şeytani, küfri ve nefsani sisteme uymamaktadır. Bu yüzden de münafıklar, kendi sapkın yorumlarıyla hep dini kendi kafalarına uydurmaya çalışırlar. Bunun için de küfrün ahlaksızlıklarından istifade ederek bu sapkınlıkları dinin içine sokmaya çalışırlar.

Bunun için 'homoseksüel evliliklerine', 'homoseksüellerin kendi sapkınlıkları doğrultusunda gayri meşru ilişkiye girerek, yine kendileri gibi homoseksüel kimseler yetiştirmek üzere evlat edinmeleri' gibi iğrenç, sapkın ve tehlikeli eylemlere destek verirler. Oysaki çok açıktır ki bu iğrenç ortamda, ciddi şekilde 'çocuk tacizleri' söz konusu olacak ve bu çocuklar bu şekilde büyük bir tehlikeye atılacaklardır. Sonrasında ise, -pek çok araştırmanın da ortaya koyduğu gibi-, homoseksüel insanların ellerine bırakılan bu çocuklar, nihayetinde 'psikiyatrik bozukluklar', 'madde bağımlılığı' gibi rahatsızlıklara maruz kalacaklardır. 'Cinsel saldırıya ve intihara meyilli insanlar haline gelme' ve 'AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riskleri' de ortaya çıkacaktır. Örneğin şu an ABD'de eşcinsel çiftlerle birlikte yaşayan 94.627 çocuk bulunmaktadır. Ebeveynlerinden birinin evlat edindiği çocuk ile eşcinsel ilişkiye girdiği çocuk sayısı ise 6 ila 14 milyon arasında değişmektedir. (http://www.lifelongadoptions.com/lgbt-adoption/lgbt-adoption-statistics) İşte çocukların maruz kaldığı bu korkunç tablo bile, durumun vahametini anlamak için yeterlidir.

İslam dünyasındaki münafıkların da destek verdiği bu sinsi oyunları fark eden Müslümanların üzerindeki sorumluluk ise çok büyüktür. İman edenler, sapkınlık içindeki bu insanlara akılcı bir üslupla, yaptıklarının bir 'hayasızlık ve ahlaksızlık olduğunu' anlatmalı ve onları doğruya çağırmalıdırlar. Bu iğrenç fiilin çirkinliğini anlatarak insanları eğitmeli ve bu sapkınlığın toplum içinde yayılmasına engel olmalıdırlar. Eğer bu iğrençlik iyi açıklanır ve toplumların bu anormalliği anlamaları sağlanabilirse, cahil insanların bu sapkınlığa eğilim göstermeleri geniş çapta engellenmiş olacaktır.

Dolayısıyla homoseksüelliğin meşru gösterilmesine, teşvik edilip özendirilmesine karşı ciddi bir fikri mücadele yürütülmesi gerekir. Müslümanların sorumluluğu, toplumdaki bu gibi tüm sapıklıkların ve sapkın eylemlerin önüne geçmek için, doğruyu anlatan tebliğ faaliyetleri yürütmeleridir. Allah'ın gazaplandığı ve sapkınlık olduğunu bildirdiği bir eylem, Müslümanların sadece uzak durmaları gereken değil, aynı zamanda da doğrusunu anlatmakla yükümlü oldukları bir durumdur. Ancak elbette ki, bazı cahil kimselerin bu sapkın insanlara fiilen zulmetmeleri ve zarar vermeleri de, asla kabul edilemeyecek çok çirkin ve yanlış yaklaşımlardır.

madde, new scientist

ADNAN OKTAR: "İster homoseksüel olsun, ister hırsız olsun, ister katil olsun bir insanı başka bir insanın öldürme hakkı yoktur. Kanun hukuk vardır. Kanunla hukukla olaylar belirlenir, öldürmek, asmak, kesmek, bombalamak, kurşunlamak bunlar vahşiyane yöntemler, ilkel yöntemler. Fikirle, düşünceyle mesela biz tamam homoseksüelliğin yanlış olduğunu anlatıyoruz. Nasıl anlatıyoruz? Kuran'la anlatıyoruz. Vicdana, akla, basirete, ferasete hitap edecek şekilde anlatıyoruz. Ama kurşunlamak, bombalamak bunlar vahşet, bunlara şiddetle karşıyız. Her türlü şiddeti şiddetle kınıyoruz. Her türlü dehşeti, vahşeti Müslüman kabul edemez. Müslümanlık, Kuran'daki Müslümanlık, barış dinidir, sevgi dinidir. Kimsenin inancına, fikrine müdahale yok. Kim ne yaparsa yapsın şahsi cezalandırma olmaz, daima kanunla hukukla." (A9 TV, 12 Haziran 2016)

ADNAN OKTAR: "Allah'ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi?..." (Mücadele Suresi, 14) diyor Allah. Müslümanlar homoseksüelliğe karşı, Darwinizm'e karşı. Ama münafık onları veli ve dost ediniyor. Nerede bir derin devlet mensubu,  nerede bir oyuncu, yalancı, küstah bir züppe, İslam'a kötülük yapmak isteyen, pislik insanlar varsa, münafık gidip hayret edici şekilde onları bulur.

Onun bulduğunu da Müslüman fark ederse, oradan o şer odaklarını fikren etkisiz hale getirebilir. Yoksa Müslüman pislik insanları kolay kolay bulamaz. Onları ancak münafığın bağlantısıyla teşhis edebilir. Çünkü münafık aynı zamanda 'avcı köpeği gibidir'. Küfrün en pislik adamlarını o bulacağı için, onun bulduğunu da Müslüman teşhis edip, ilimle irfanla etkisiz hale getirir. Yoksa Müslüman nereden bulsun onları? Ama münafık, şeytani bir güçle o kokuyu alır." (A9 TV, 12 Mayıs 2016)

Münafıkların ve İslam Karşıtlarının Mevlana Merakı

İslam dinine açıkça tavır almış olan bazı kişilerin Mevlana'nın bazı görüşlerine yoğun ilgi ve açık bir sempati göstermeleri oldukça dikkat çekicidir. Allah'a, Sevgili Peygamberimiz (sav)'e ve dinimizin bütün kutsallarına yönelik saldırgan bir tutum içinde olan, hatta 'her türlü dini düşünceye karşı olduklarını' açıkça söyleyen kimi şahısların, 'Mevlana'nın görüşleri ve eserleri hakkında tam zıttı bir yaklaşım göstermeleri' yakından incelenmesi gereken bir husustur.

İslam'a karşı olan bu kişilerin yanı sıra, 'kendilerini Müslüman olarak tanıtan ama dine karşı soğukluklarıyla dikkat çeken münafık karakterli kimselerin de, aynı şekilde Mevlana'nın görüşlerine sıcak yaklaşmaları' dikkat çekicidir.

Bu durumun sebeplerini anlamak içinse, öncelikle Mevlana'nın eserlerinin ve görüşlerinin daha yakından incelenmesi gerekir.

Bilindiği gibi Mevlana Celaleddin Rumi 13. yüzyılda yaşamıştır. En önemli eserlerinden biri Mesnevi'dir. Onun vefatından sonra derlenmiş ve yazılmış olan bu eserdeki görüşlerin ne kadarının Mevlana'ya, ne kadarının başkalarına ait olduğu tartışmalı bir konudur. Bazı tarihçiler 'Mesnevi'yi Mevlana'nın oğlunun yazıp babasına malettiğini', bazıları da 'Mesnevi'nin 3 ayrı kişi tarafından kaleme alındığını öne sürerler.

Mesnevi'nin gerçek yazarı kim olursa olsun, bu eserde Kuran'a uygun olmayan çok fazla anlatım vardır. Bu anlatımlarda, Kuran'da açıkça 'haram' olduğu bildirilen bazı fiillerin, 'İslam'a göre sözde meşru olduğu' öne sürülmektedir. Çok açık ve uygunsuz üsluplarla, 'homoseksüelliği ve çocuklara tecavüz edilmesini içeren kıssalar anlatılmakta', 'kadınlar aşağılanarak cinsiyet ayrımcılığı yapılmakta', 'şarabın helal olduğu savunulmakta', 'Mesnevi'nin kutsal bir kitap olduğu öne sürülmekte', 'yaşamın evrimle meydana geldiği belirtilmekte', 'Mevlana'nın Peygamber olduğu ima edilmektedir'. Oysaki bunlar, İslam'a ve Kuran hükümlerine tümüyle zıt görüşlerdir.

İşte İslam karşıtlarının ve Müslüman görünümü altında İslam'ı hedef alan kimselerin Mevlana merakının sebebini tam da bu noktada aramak gerekir.

Mesnevi'deki İslam'a zıt olan görüşler, Mevlana'nın şahsına ait olmayabilir. Ve bu bölümleri ekleyenler de bunu cahilliklerinden ya da bilgisizliklerinden dolayı yapmış olabilirler. Ancak, her halükarda, Mevlana'ya atfedilen; Kuran'a ve Türk-İslam ahlak anlayışına uygun olmayan anlatımların 'sözde İslam adına' yayılması hem dini hem de toplumsal açıdan büyük bir tehlikedir. İslam hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan kimi Müslümanlar, karşılaştıkları bu durum dolayısıyla bir 'zihin karışıklığı' yaşayabilir ve bilinçsizce Kuran'ın ilkelerinden ve inançlarından uzaklaşabilirler.

Dahası bu durum, İslam'ı kendi şirk inançları doğrultusunda tahrif etmek isteyen münafıklar için çok müsait bir zemin oluşturmuştur. Mevlana Celaleddin Rumi'nin eserlerine -muhtemelen sonradan eklenmiş olan- bu anlatımlar, kendilerini Müslümanmış gibi göstererek İslam'a zarar vermeye çalışan münafıklara önemli bir 'hareket alanı ve kamuflaj' sağlamaktadır. Tarihin her döneminde Allah'a şirk koşan ideolojileri savunarak İslam'ı dejenere etmeye çalışan kimi münafık karakterli insanlar, asrımızda da bu amaçla Mesnevi'deki Kuran'a muhalif olan anlatımları kullanmaktadırlar.

'Müslüman ismi taşıyan' ama 'kendilerini Müslüman olarak görmeyen' bu kişiler Mevlana'nın eserlerini ve fikirlerini referans göstererek 'sözde din adına' İslam ahlakına aykırı inançların ve düşüncelerin savunuculuğunu yapmaktadırlar. 

Kuran ahlakıyla ilgisi olmayan düşüncelerin ve davranışların Müslümanların inanç dünyalarına sokulmaya çalışılması çok ciddi bir 'tehlike'dir. Bu nedenle 'İslam'a hiçbir şekilde uygun olmayan bir felsefenin yanlışlığının deşifre edilmesi' son derece önemlidir.

ADNAN OKTAR: "Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı:

madde, new scientist

'Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı"(Enfal Suresi, 49); yani "din bunları yanlış yola sürüklemiş." diyorlardı. Kendi züppe kafasının doğru olduğuna inanıyor. Onun için mesela münafıklara bakıyoruz Müslümanları 'Darwinist' yapmaya çalışıyorlar, 'homoseksüel' yapmaya çalışıyorlar, 'Rumi' yapmaya çalışıyorlar.

Kardeşim, Kuran bize yeter. Homoseksüellik çok iğrenç bir eylem. Cenab-ı Allah'ın tabiriyle, 'iğrenç bir hayasızlık'. Müslümanın asla kabul etmeyeceği 'iğrenç bir pislik'. Kuran'daki ifadeler bunlar."
(A9 TV, 25 Mayıs 2016)

 

ADNAN OKTAR: "Bediüzzaman diyor ki; "Nifak perdesi altında, münafıklık perdesi altında Risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek" -hâşâ- "Süfyan namında müthiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek." Yani küfrün başına geçecek. Nifak nedir? 'Münafık'. Münafıkların başına geçecek. Bu olayı organize ediyor. Yani dünya derin devletinin başı olarak düşünün. Onların İslam alemindeki casusu olarak düşünün. "Şeriat-ı İslâmiye'nin tahribine çalışacaktır." Ne yapacak?

madde, new scientist

Müslümanlara 'homoseksüelliği öğretecek'. 'Rumilik' adı altında sapkın bir din anlayışı meydana getirmeye çalışacak. 'Darwinizm'i öğretecek, Allah'sız Kitapsız'larla dost olacak. Allah'sızlığın propagandasını yapacak. "Şeriat-ı İslâmiye'nin tahribine çalışacaktır."

"Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin silsile-i nuranîsine bağlanan" yani Peygamberimiz (sav)'in soyuna silsileyle bağlanan. Demek ki Hz. Mehdi (as)'ın silsilesi belli olacak. Çünkü bak, "silsileyle bağlanan", "silsile-i nuranîsine bağlanan". "Silsile" diyor. Lafla değil, silsileyle, "bağlanan ehl-i velâyet" yani veliler. "Ve ehl-i kemâlin başına geçecek" Yani âlimlerin, ulemanın ve kâmil insanların başına geçecek.

Ehl-i kemal ayrı bir şeydir. Kemalat. Bakın, "Ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin" diyor. Ehl-i velayeti ayırıyor. Bir de "Ehl-i kemâlin başına geçecek" diyor. "Âl-i Beytten" Peygamberimiz (sav)'in soyundan, ismini de veriyor. "Muhammed Mehdî isminde" şahıs, şahsı manevi değil. Bakın, "ismini veriyorum" diyor. "Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî" zat, insan. Şahs-ı manevi değil. "Zat-ı nurani, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan" Şahs-ı maneviyi kabul ediyor. Süfyan, şahs-ı manevi olacak ama "Mehdi şahıs olarak gelecek" diyor. "O Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan" demek ki Süfyan ölmüş olacak Hz. Mehdi (as) devrinde. Bak, şimdi "O Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi" münafıklık cereyanını "etkisiz hale getirip, dağıtacaktır." Altıncı İşaret, Mektubat, s. 56-57'de Bediüzzaman söylüyor. Şu an bu yapılıyor işte. Münafıklar her yerde kıstırılıyor." (A9 TV, 1 Haziran 2016)

Lut Kavmi'ndeki Münafıklar da Homoseksüelliği  Destekliyorlardı

Geçmişteki münafıkların yaşamlarıyla günümüz münafıklarının ilgilendikleri konular, tarzları, yapıları, karakterleri, tavırları büyük paralellik gösterir. Dolayısıyla günümüzdeki münafıkları iyi teşhis edebilmek için, geçmiş münafıklara bakmak, onların durumlarını da incelemek gerekir. İşte şiddetli bir sapkınlık ve Allah'ın bir kavmi topluca azaplandırma sebebi olan 'homoseksüelliğin meşrulaştırılmasında, yaygınlaştırılmasında ve normal karşılanmasında, münafıkların da rolünün büyük olduğu', Kuran'daki geçmiş kavimlerin kıssalarında anlatılmaktadır.

Tarihte 'homoseksüellik' denildiğinde ilk akla gelen, elbette ki 'Lut Kavmi'dir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:

         "Hani Lut kavmine şöyle demişti: 'Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?"

Ayetin ifadesinden anlaşılacağı gibi, Lut Kavmi'nden önce homoseksüellik hiçbir kavimde görülmemiştir. Bu, Allah'ın beğenmediği şiddetli bir sapkınlıktır. Lut Kavmi'nde homoseksüellik yaygındır ve bu kavim Hz. Lut (as)'ın uyarılarına rağmen bu sapkın davranışlarını düzeltmedikleri ve azgınlıklarına devam ettikleri için helak edilmişlerdir. Kuran'da Hz. Lut (as)'ın, bu homoseksüel sapkın güruhu uyarıp doğru yola çağırdığı şöyle haber verilmiştir:

Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? "Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. (Şuara Suresi, 165-166)

Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. (Araf Suresi, 81)

Homoseksüelliği meşru görüp uygulayanlar, açıkça Allah'ın sınırını çiğnemektedirler. Çünkü Allah Kuran'da bu sapkınlığı 'haram kılmıştır'. Ancak Lut Kavmi 'azgın bir kavim'dir. Bu davranışlarından vazgeçmedikleri gibi, kendilerini doğru yola çağıran, gerçekleri açıklayıp, yaptıklarının yanlış olduğunu anlatan Peygamberlerini yurdundan sürmekle tehdit etmişlerdir:

Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." (Şuara Suresi, 167)

Onların bu azgınlıklarına ve tehditlerine rağmen Hz. Lut (as) kararlılığından taviz vermemiş, aynı şekilde onları uyarmaya devam etmiştir:

Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım. Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar." (Şuara Suresi, 168-169)

Lut Peygamber (as)'ın bu tepkisi, homoseksüelliğin asla kabul edilemez, haram bir fiil olmasındandır. Elbette şunu da belirtmek gerekir ki, 'homoseksüelliğe karşı olmak; asla bu insanlara fiilen bir zarar verilmesini meşru görmek anlamına gelmez'. Yapılması gereken, insanları bu sapkınlığa karşı uyarmak, onlara doğrusunu anlatmak ve bu ahlaksızlığın topluma yayılmasına engel olmaktır.

Homoseksüellik Kuran'da açıkça bildirildiği gibi 'çirkin bir hayasızlıktır'. Böyle bir sapkınlığın toplumda yayılmasına engel olmak tüm Müslümanların sorumluluğudur. İman edenler bu duruma seyirci kalmamalıdır. Bu ahlaksızlığın propagandasının yapılmasına göz yummamalı, reklamı yaptırılmamalı, insanlar bu ahlaksızlığa teşvik edilmemelidir. Bilinçsizce bu sapkınlığa destek vermemeleri ve böyle bir ahlaksızlığa eğilim göstermemeleri için, cahil ve bilgisiz insanlar Kuran ile eğitilmelidir.

Nitekim Hz. Lut (as) da kavmini çok açık, samimi ve anlaşılır bir üslupla uyarmış, onlara yaptıkları işin kötülüğünü, iğrençliğin ve çirkinliğini anlatmıştır. Bu yaptıkları dolayısıyla ölçüyü aşan azgın bir kavim olduklarını ifade etmiştir. Buna karşın kavmi, tehditkar ve azgınca bir yanıt vermiş; Hz. Lut (as) ve yanındaki inançlı insanların, yaşadıkları topraklardan sürülüp çıkartılmasına karar vermişlerdir. Lut Peygamber (as), bu sapkın, homoseksüel, azgın kavimden kendisini ve ailesini kurtarması için Allah'a yönelip dua etmiştir. Allah onun bu duasına icabet etmiş, 'karısı hariç' Peygamberi ve tüm ailesini kurtarmış, kavminin geri kalanını ise helak etmiştir. Allah bu durumu Kuran'da şöyle haber vermiştir:

Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık. Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç. Sonra geride kalanları yerle bir ettik. (Şuara Suresi, 170-172)

Lut kavminin homoseksüellik konusundaki bu sapkınlıkları ve bunun sonucunda da topluca helak olmaları genelde hemen herkes tarafından bilinir. Ancak bu sapıklığın yaygınlaştırılmasında o 'dönemin münafıklarının oynadığı rol' çoğu zaman dikkatlerden kaçar. Oysa münafıkların bu tehlikeli yönünün tüm Müslümanlar tarafından çok iyi bilinmesi son derece önemlidir. Zira münafıklar tarihin başlangıcından bu yana, tüm Peygamberlerin döneminde hangi oyun ve sinsi yöntemlerle ortaya çıktılarsa, günümüzde de şeytanın aynı sistemini sürdüreceklerdir. Dolayısıyla Kuran'da bildirilen münafık karakterine dair her bir detay, tüm Müslümanlar için çok önemli ve yol göstericidir.

Peygamberimiz (sav) bir hadisinde, "Ümmetim içinde korktuğum şeylerin en korkuncu homoseksüelliktir." (İbn-i Mace, Hudûd 12'de) sözleriyle, bu tehlikeye dikkat çekmiştir. Bir başka hadisinde ise, 'Lut Kavmi'nin yaptığı eylemin en korkunç, en iğrenç ve en tiksindirici şey olduğunu' söyleyerek kavmini şöyle uyarmıştır:

Lut Kavmi'nin iğrenç fiilini işleyen kimse mel'undur (lanetlenmiştir). (Kütüb-i Sitte Hadis numarası 1604, Ravi: Ebu Hureyre, Kaynak: Rezin)

Resulullah (sav) ayrıca, "Allah erkekle cinsi temas kuran adamın yüzüne bakmaz, (onu rahmetinden kovar)" (Kütüb-i Sitte, Hadis No : 1607, Ravi: İbnu Abbas, Kaynak: Tirmizi, Rada 12, (1165)) sözleriyle de yine 'homoseksüelliğin, Allah'ın haram kıldığı bir sapkınlık olduğuna' dikkat çekmiştir. Bunun yanı sıra İslam uleması da her dönemde, homoseksüelliğin haramlığı konusunda görüş birliği içinde olmuşlar ve bu konuda hiçbir zaman ihtilafa düşmemişlerdir. Dolayısıyla hem Kuran ayetlerinden hem de Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden homoseksüelliğin çirkin, sapkın, anormal ve buğz edilen, tiksindirici bir eylem olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Bir Kuran ayetinde "Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi?..." (Mücadele Suresi, 14) sözleriyle, münafıkların 'Allah'ın beğenmediği, haram kıldığı fiilleri yapan insanlarla dostluklar kurduklarına' dikkat çekilmiştir. İşte Hz. Lut (as) döneminde de bu ayet tecelli etmiş, Peygamber (as)'ın yanında bulunan münafıklar, Lut Kavmi'ndeki homoseksüellere gizlice destek vermişlerdir. Bu sapkın insanların iğrençliklerini rahatlıkla yaşayabilmeleri için, onlara 'istihbarat sağlamış' ve onları güçlendirebilmek için ellerinden geleni yapmışlardır.

Münafıklar tarihin her döneminde bu sapkın ve kirli ittifakı kurmuş; dönemin homoseksüellerine, iğrenç sapıklarına, sapkın fikirlerine hep destekçi olmuşlardır. Bu sapkınlıkların yaygınlaşması için çaba harcamış, iğrenç hayasızlıkları yapan insanları koruyup kollamış ve bu sapık insanların meşru görülmesini teşvik etmişlerdir.

Ancak sonuç münafıkların aleyhine olmuş; kendilerini çok kurnaz ve akıllı zanneden Lut Kavmi münafıkları Allah'ın azabıyla karşılık bulmuşlardır. Ve böylece Allah onları, sinsice Müslümanları aldattıklarını düşünen tüm münafık güruhuna da ibret kılmıştır.

ADNAN OKTAR: "Genellikle şizofren bir ruhu vardır; yani homoseksüel ve şizofren karakteri gösterir şeytan. Bunu bazı yönleriyle görüyoruz zaten Kuran'daki üslubunda. Mesela Lut Kavmi'ne gelen de şeytandır. Homoseksüel olarak gelmiştir ve oradaki kavmi bozmuştur.

madde, new scientist

Onlara da homoseksüelliği bulaştırmıştır. O devre kadar tarihte hiçbir kavim bilmiyordu böyle bir sapkınlığı. Lut Kavmi homoseksüelliğin ne olduğunu bilmiyordu. İlk defa onlara öğreten 'şeytan'dır. İnsan şeklinde gelmiştir. Onları o şekilde yönlendirmiştir. Melekler gelince, hatta meleklerin de üstüne gidiyorlar orada biliyorsunuz. Şeytan kışkırtıyor onları meleklere yönelmeleri için. Cenab-ı Allah, biliyorsunuz yerin altını üstüne getiriyor, helak ediyor bu kavmi. Oradaki suç homoseksüelliktir. Lut Kavmi'nin yerle bir edilmesinin sebebi budur; homoseksüel azgınlık. "Siz kadınları bırakıp erkeklere mi gidiyorsunuz?" diyor Allah. "Kadınları bırakıp" ama şu an kadın düşmanlığı var birçok yerde. Kadını bırakmış, o erkeğe yönelmiş artık." (A9 TV, 3 Haziran 2016)

Hz. Lut (as)'ın Münafık Karısı, Çevresindeki İnkarcılara  İstihbarat Sağlıyor ve Devrin Homoseksüellerine  Destek Veriyordu

Allah Kuran'daki kıssalarla, günümüzde örnekleriyle karşılaştığımızda nasıl bir tepki vermemiz ve nasıl davranmamız gerektiğini anlamamız için bize yol gösterir. İşte münafıkların homoseksüellerle olan bağlantılarını ve onlara verdikleri desteği anlamak için Kuran'da verilen örneklerden biri de Hz. Lut (as)'ın karısıdır. Bu kadın Hz. Lut (as)'ın ailesinden biridir ve hatta eşi olmasına rağmen, münafık karakterli olduğu için, Peygamberin şiddetle mücadele ettiği bu sapkın ve homoseksüel toplumla bağlantıya geçmiştir. Onlarla dost ve sırdaş olmuş ve Peygambere karşı onların safında yer almıştır.

Hz. Lut (as)'ın eşi, güç ve onurun Hz. Lut (as) ve inananların yanında değil, homoseksüel kavmin yanında olduğuna inanmıştır. Homoseksüellerin, toplumun popüler, önde gelen, zengin ve itibarlı çoğunluğu tarafından kabul edilen ve arka çıkılan bir topluluk olduğunu düşünerek aldanmış ve onlardan yana tavır almasının daha akılcı olduğuna karar vermiştir.

Bu ezik, özenti ruhlu, çıkarcı, küfre yaranmaya çalışan yaklaşım, münafıkların genel tavrıdır. Kendilerinin 'çok akıllı ve uyanık', Müslümanların ise, 'sözde kendi  dünyevi çıkarlarını korumayı bilmeyen' ve ayette bildirildiği gibi ''düşük akıllı'' (Bakara Suresi, 13) kimseler olduklarına inanırlar. Kendileri, güç sahibi sandıkları insanların safında yer alarak dünyadaki çıkarlarını kurtardıklarına; Müslümanların ise güçsüzden yana tavır almakla büyük bir akılsızlık yaptıklarına inanırlar. Sırf çıkar için, bu iğrenç pisliği benimsemiş insanlarla dostluklar kurmanın ne kadar küçük düşürücü ve aşağılayıcı olduğunun ise şuurunda değildirler.

İşte Hz. Lut (as) döneminde de, tüm münafık karakterli insanlar gibi, Peygamberin münafık karısı da bu küfri değerlendirmeler ile hareket ediyordu. Lut Peygamber (as), kavmindeki sapık güruhla mücadele ederken, münafık ahlaklı eşi de, gizliden gizliye homoseksüeller ile birlik olup Peygambere karşı münafıkane eylemler yapabilmenin peşindeydi. (Hz. Lut (as)'ı tenzih ederiz.) Peygamber (as)'ın tavrını doğru bulmuyor, ona karşı çıkma pahasına homoseksüellerin safında yer alıp onların savunuculuğunu yapıyordu. Kavmindeki homoseksüelleri çoğunlukta gördüğü ve onları daha güçlü bulduğu için, onlardan çıkar elde edebilmeyi umuyordu. "Belki onlar sayesinde güç ve para kazanırım, itibar elde ederim, korunup kollanırım, sırtımı güçlü insanlara dayarım, hayat boyu rahat ederim, önemli insan olurum" gibi mantıklarla dünyevi hesaplar yapıyordu. Yoksa elbette ki bu sapkın kavmin ahlaksız, tiksinti verici, aşağılık karakterde insanlardan oluştuğunu çok iyi biliyordu. Ama kendisi de yüksek bir ahlaki değere sahip olmadığı için onların yaptığı iğrenç sapkınlığı umursamıyordu.

Hz. Lut (as)'ın münafık karısı, istese Peygamberin ve iman edenlerin yanından ayrılıp, hayran olduğu bu sapkın insanların arasında bir yaşam sürebilirdi. Ancak inananlar arasında kalıp, sinsice sapkınlığa destek vermek ve inananlara karşı alçakça oyunlar oynamak ona daha cazip gelmiştir. Müslümanlar aleyhinde ne kadar hainlik yapabilirse, küfrün ve homoseksüellerin arasında o kadar mühim bir şahsiyet olacağını sanmış, Peygamberin yanında kalarak oyunlarına orada devam etmeyi tercih etmiştir.

Bu bakış açısıyla hareket eden Hz. Lut (as)'ın eşi, Peygamberden ve iman edenlerden istihbarat toplayıp, bunları kavmindeki homoseksüellere aktarmayı kendince çok önemli bir görev olarak görmüştür. İnananlar ile homoseksüel sapıklardan oluşan inkarcı toplum arasında şiddetli bir mücadelenin yaşandığı o günlerde, bu münafık kadın, mümin taklidi yaparak, 'topladığı tüm istihbaratı kavmindeki homoseksüellere iletmiştir'. Sinsice inananlar aleyhinde 'casusluk yapmıştır'. Alçakça, karaktersizce karşı tarafa 'bilgi taşımıştır'. "Peygamber ve yanındakiler sizin hakkınızda şunları konuştular", "Şurada toplanacaklar, bunu yapacaklar" tarzında, gece gündüz sürekli olarak inkar edenlere istihbarat vererek homoseksüellere destek olmuştur.

İşte günümüzde de münafıklar, Kuran'da "... İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır..." (Tevbe Suresi 47) ayetiyle haber verildiği gibi, Müslümanlar aleyhine homoseksüel güruha istihbarat taşıyarak destek verirler. Ayrıca "Niye homoseksüellere izin vermiyorsunuz?", "Niye onlara özgürlük tanımıyorsunuz?", "Rahatça yaşamalarına neden karışıyorsunuz?" gibi sinsi üsluplarla, İslam'da hiçbir şekilde yeri olmayan bir sapkınlığın meşrulaşması için çabalarlar. Homoseksüellerin ahlaksız olması ise münafığı hiç ilgilendirmez; o da bunun sapkınlık olduğunu açıkça biliyordur ama ilgilenmez. Sadece kendi çıkarlarını gözetir. Çünkü hayasızdır; münafığın Allah korkusu, ahlaki değerleri, haysiyetsizlik yapma endişesi ve kendisine saygısı yoktur.

Peygamberin evinde yaşadığı halde gece gündüz homoseksüellere destek olan ve onlara ortam hazırlayan bu münafık kadın, tüm inananlar için bir ibret vesilesidir. Bu kadın, yaşadığı dönemde çirkin bir hayasızlık içinde olan homoseksüellerin baş destekçisi olmuştur. Tarihe de böyle geçmiştir. Taberi Tefsiri'nde bu münafık kadının durumu şöyle haber verilmiştir:

Hz. Lut'un hanımı ise, o da iman etmediği gibi, Luticilik yapanların işlerine yardımcı oluyor, gelen misafirleri bir şekilde onlara haber veriyordu. (Taberi, Zemahşeri, Razi, İbn Kesir, Kurtubî,Tahrim Suresi 10. ayetin tefsiri)

Hz. Lut (as)'ın münafık karısı, çıkar elde etmeyi umarak homoseksüel kavmine destek vermiş ama bunun sonucunda istediği menfaatlere ulaşamamıştır. Allah sapkın Lut Kavmi ile birlikte onu da  helak etmiştir. Birlikte saf tuttuğu, korkunç suçlarına ve iğrenç ahlaksızlıklarına ortak olduğu insanlarla birlikte azaba uğramıştır. Peygamber hanımı olması da ona hiçbir fayda sağlamamıştır:

Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür. (Neml Suresi 57-58)

(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara vadolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi 81)

Tevrat'ta Bildirildiğine Göre, Hz. Lut (as)'ın Karısı "Tuz Direği" Olmuştur

Bu olayın Tevrat'taki anlatımı şöyledir:

Ve Rab, Sodom ve Gomorra üzerine, göklerden "kükürt" ve "ateş" yağdırdı. Ve o şehirleri, ve bütün havzayı; şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın nebatını "altüst etti." Fakat (Lut'un) karısı, onun arkasından geriye baktı ve bir "tuz direği" oldu. Ve İbrahim sabahleyin erkenden kalkıp, Rabb'in önünde durduğu yere gitti. Ve Sodom ve Gomorra'ya ve bütün havza memleketine doğru baktı. Ve gördü. Ve işte yerin dumanı, "ocak dumanı" gibi çıkıyordu. (Tevrat, Tekvin, 19: 23, 28)

[Allah] Sodom ve Gomora kentlerini yakıp yıkarak yargıladı. Böylece Allah'sızların başına geleceklere bir örnek verdi. Ama ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam Lut'u kurtardı. Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasa tanımaz davranışlar yüzünden doğru yüreğinde her gün ızdırap çekerdi. Görülüyor ki Rab Kendi yolunda yürüyenleri karşılaştıkları denemelerden nasıl kurtaracağını bilir. Doğru olmayanları, özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri cezalandırarak yargı gününe dek nasıl alıkoyacağını da bilir. (Petrus'un 2. Mektubu, 2:6-10)

Hz. Nuh (as)'ın Münafık Karısı, Kavminin Sapkınlıklarına  Destek Veriyor, Peygamber Aleyhinde İnkar Edenlere  İstihbarat Sağlıyordu

Hz. Nuh (as), sapkın bir yolda olan kavmini, Allah'ın dinine uymaları ve sapkınlıklarından vazgeçmeleri konusunda defalarca uyardığı halde, onlar Peygamberi yalanladılar ve şirk koşmaya devam ettiler. Ardından da kavminin önde gelenleri Hz. Nuh (as)'ı, kendilerince 'onlara karşı üstünlük elde etmeye çalışmak' ve 'delilik' gibi iftiralarla karalamaya çalıştılar. Ve onu gözetlemeye, baskı altında tutmaya karar verdiler. Bunun üzerine Allah Hz. Nuh'a, bir gemi inşa etmesini; inkar edenlerin suda boğularak azaplandırılacağını ve yalnızca iman edenlerin kurtulacağını vahyetti.

Allah Kuran'ın, "Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi." (Tahrim Suresi, 10) ayetiyle, Hz. Nuh (as)'ın karısının da, Hz. Lut (as)'ın eşi gibi, inkar eden kavmiyle birlikte helak edildiğini haber vermiştir.

Çünkü Hz. Nuh (as)'ın karısı da, aynı Hz. Lut (as) Peygamberin eşi gibi münafıklık yaparak, 'Peygambere ihanet etmiş ve dönemin inkarcılarıyla işbirliği yapmıştı'. Onlara 'Peygamberin ve Müslümanların aleyhinde istihbarat taşımış, kendi toplumundaki zulmeden insanlara iman edenleri ihbar etmiştir'. ((İbn Cerir) Mevdudi, Tefhimu'l-Kur'an, İnsan Yayınları: 6/369) ve Hz. Nuh (as)'a gösterdikleri azgın tavırlarında din düşmanı olan kavmine destek olmuştur. Ayrıca inkarcılarla aynı alçakça iddialarda bulunarak 'Peygamberi 'delilikle' itham etmeye kalkışmış ve ara bozuculuk yapmıştır'. 'Kavmi ile bir olmuş ve kendince Peygamberi alaya almıştır' (Peygamberi tenzih ederiz). 'Hz. Nuh (as)'ın sır olarak telakki ettiği vahiy haberlerini de müşriklere ve münafıklara duyurmuştur'. (Ragıb el-İsfehani, Müfredat: 163) Sapkın bir yolda olan inkarcı kavmiyle dost olup kirli ittifaklar kurarak onların sapkınlıklarına destek olmuştur.

Hz. Nuh (as)'ın karısının, aynı Lut Peygamber (as)'ın eşi gibi münafıklık yaptığı, Kurtubi Tefsiri'nde şöyle anlatılmıştır:

Öyle anlaşılıyor ki, bu iki Peygamber eşi, iman etmiş görünüyor fakat gerçekte iman etmeyip münafıklık yapıyorlardı. (Kurtubî, Beydavî)

Hz. Nuh (as)'ın karısı, Allah'ın sevdiği, razı olduğu, cennetiyle müjdelediği mübarek bir Peygamber ile evli olduğu halde; bu yakınlık, ona hiçbir şey kazandırmamıştır. Tam tersine Peygamberin yanında gösterdiği münafık karakteri nedeniyle Allah'ın azabıyla karşılaşmıştır.

İbn Abbas bu hıyanetin şeklini şöyle belirtmiştir: "Hz. Nuh (as)'ın hanımı, eşine iman etmediği (Peygamber olduğuna inanmadığı) gibi, insanlara onun mecnun olduğunu söylüyordu." (Taberi, Zemahşeri, Razi, İbn Kesir, Kurtubî, Tahrim Suresi, 10. ayetin tefsiri)

Diğer bir rivayete göre, Hz. Nuh (as)'ın hanımı, iman edenleri -onlara işkence yapsınlar diye- toplumun güçlü olan zalim despotlarına haber (istihbarat) veriyordu. (Taberi) (Kurtubî, Beydavî)

 

11 / total 24
Harun Yahya'nın Münafığın Derin Karanlığı kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top