Darwin DNA'yı bilseydi
DNA'da Kayıtlı Benzersiz Üretim Sistemi:
|
![]() |
|---|
|
Enzimler, ihtiyaç duyulan proteinlerin üretilmesi için, gerekli bilgiyi DNA'nın uzun zinciri üzerinde "bulur" ve sonra da bunu "okuyabilmek" için sarmal merdiven şeklindeki DNA'yı açıp ikiye ayırırlar. DNA'nın gerekli bölgesindeki bilginin bir kopyasını çıkarır, bu sırada gerekli olmayan kısımları atlayabilmek için DNA'yı bükerler. Tüm bu okuma bittiğinde ise, DNA'yı yeniden kapatıp eski haline getirirler. Tüm bu olağanüstü işlemleri, saniyenin binde biri gibi şaşırtıcı bir hızla yaparlar.1 Vücudunuzdaki her hücrede saniyede ortalama iki bin yeni protein üretildiğini düşünecek olursanız, enzimlerin ne kadar mucizevi özelliklere sahip oldukları daha iyi anlaşılacaktır.
______________________________________ 1- Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 68. |
Hücre çekirdeğine gelen mesaj, bir dizi kompleks ve son derece organize işlemden sonra proteine dönüşür. Protein talebinin, vücuttaki 100 trilyon hücreden doğru hücrelere ulaşması, mesajı alan hücrenin kendisinden ne istendiğini anlayarak hemen işe koyulması ve kusursuz bir sonuç elde etmesi, bilim adamlarını şaşırtan olaylardır.
DNA molekülü üzerindeki genetik şifre öyle bir yazılımdır ki, içeriğini, ne anlama geldiğini ve insan hayatı boyunca vücuda nasıl etki edeceğini yalnız hücrenin kendisi "bilebilir". Fakat söz konusu hücreler, şuursuz ve cansız atomlardan oluşan kümelerdir. Yerde ve gökte herşeyi denetiminde bulunduran Yüce Rabbimiz'in yönlendirmesi ile, insanların başaramayacağ işlemleri kusursuzca gerçekleştirirler. Kuran'da Allah şöyle buyurmaktadır:
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) (Hud Suresi, 56)
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak suresi, 12)
Protein molekülleri bir evin tuğla üstüne tuğla konularak inşa edilmesi gibi "bloklar halinde" üretilir. Her farklı protein belirli bir şablona göre üretilir. Her bir proteinin kendisine has amino asit dizilimi, DNA'da kayıtlı bilgiler tarafından belirlenir. DNA molekülündeki genetik şifrenin çözülmesi ve kayıtlı bilgilerden protein üretilmesi, başlıca iki aşamada gerçekleşir:
1- DNA'dan RNA sentezi (Transkripsiyon)
2- RNA'dan protein sentezi (Translasyon)
Protein üretiminde ilk aşama RNA sentezidir. Bu işlem DNA sarmalının açılmasıyla başlar. DNA molekülü üzerindeki Adenin, Guanin, Sitozin ve Timin bazları karşı karşıya gelip el ele tutuştuklarında iki omurgayı birleştirmiş, sarmal yapıyı meydana getirmişlerdir. Transkripsiyon aşamasında ise söz konusu bazlar, ellerini bırakırlar ve DNA molekülünün çift zincirli yapısı tıpkı bir "fermuar" gibi açılmaya başlar.
DNA çözülmeye başladıkça "RNA polimeraz" adı verilen özel bir protein, DNA üzerinde gezerek onu okumaya başlar. Bu okuma esnasında DNA üzerindeki bazlara karşılık gelen diğer bazlar birbirlerine eklenerek yeni bir RNA üretilir. Üretilen bu RNA; mesajcı RNA (mRNA)'dır. Mesajcı RNA'nın DNA'dan farkı, Adenin bazının karşısına Timin, yerine "U" harfiyle gösterilen "Urasil" bazının gelmiş olmasıdır. Ayrıca bu bazlar üçlü gruplar halinde sıralanmışlardır.
Üretimi tamamlanan mesajcı RNA, daha sonra DNA üzerinden ayrılarak bir dizi işlemle çeşitli düzeltmelere tabi tutulur. Bir heykeltıraşın meydana getirdiği heykeli, en ince detayına kadar yontarak düzeltmesi gibi, hücre de aynı şekilde üretilen kaba RNA'yı düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir.
Düzeltme işlemleri tamamlanmış olan mesajcı RNA, daha sonra çekirdekten çıkarak "ribozom" adı verilen ve enerji üretim santrali olan bir organele gelerek ona bağlanır. Mesajcı RNA molekülünün bir özelliği, sıralanan bazların 3'lü gruplar halinde ayrılmış olmasıdır. Oluşturulan bu üçlü gruplara "kodon" adı verilir. Bu şekilde üretilen mRNA, ribozoma bağlandıktan sonra, 3'lü grupların okunmasına başlanır.
Taşıyıcı RNA (tRNA) adı verilen bir başka RNA çeşidi daha vardır. Bunların protein sentezi sırasındaki görevi, yeni proteinleri oluşturacak olan amino asitleri taşımaktır. Taşıyıcı RNA, mesajcı RNA veya DNA gibi uzun değildir; üzerinde yalnızca 15-20 baz sırası bulundur. Diğer bir özelliği de birbiri ardınca sıralanan bazların bir daire oluşturacak şekilde bağlanmalarıdır. Taşıyıcı RNA halkasının üzerinde iki önemli bölge vardır. Bu bölgelerden ilki, taşıyacağı amino asidin tanınmasını sağlayan bölgedir. Diğer bölge ise tRNA'nın, mRNA'ya bağlanacağı, 3 adet baz sırasından oluşan bölgedir. Bu bölgeye "anti-kodon" adı verilir.
Her farklı protein, belirli bir şablona göre üretilir. Her bir proteinin kendisine has amino asit dizilimi, DNA'da kayıtlı bilgiler tarafından belirlenir. Protein sentezi, DNA molekülündeki genetik şifrenin çözülmesi (translasyon) ve kayıtlı bilgilerden protein üretilmesi (transkripsiyon) olarak başlıca iki aşamada gerçekleşir. İnsanın ise bu sistem üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Yüce Rabbimiz'in dilemesiyle, şuursuz atomlar kusursuz bir iş birliği ileTaşıyıcı RNA üzerinde bulunan "anti-kodon", ribozoma tutunmuş mRNA üzerindeki "kodon" adı verilen 3'lü gruplara bağlanır. Taşıyıcı RNA'ların anti-kodonları, mesajcı RNA üzerindeki kodonlara sırasıyla bağlanırken, beraberlerinde amino asitleri de getirmişlerdir. Taşıyıcı RNA'lar sırayla kodonlara bağlandıkça, sırtlarındaki amino asitler de birbirleriyle bağlanmaya başlarlar. Yüzlerce binlerce tRNA yan yana dizildiklerinde, üzerlerindeki amino asitler de yan yana gelmiş olur. İşte yan yana gelen bu amino asitler, birbirleriyle bağ yaparak proteini sentezlemeye başlarlar. Tam bu sırada, işi biten tRNA yükünü boşaltmış olarak mRNA'dan bağını kopararır ve ribozomdan ayrılır. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Protein Mucizesi, Araştırma Yayıncılık)
MESAJDAKİ BİLGİLERE GÖRE PROTEİN ÜRETİMİ,
YARATILIŞIN DELİLLERİNDENDİR
Minyatür Boyutlardaki Dev Tesis
Hücre içinde 200.000 çeşit protein üretebilecek donanım ve yapım planı mevcuttur. Üretilen proteinlerin aralarındaki işlevsel farklar ise, en az uçakla televizyonun arasındaki fark kadar büyüktür. Bu bakımdan hücrede gerçekleşen bu üretim çeşitliliğinin, en gelişmiş teknolojik ortamlarda bile benzeri yoktur.
* Üretim emri veriliyor
Vücutta herhangi bir proteine ihtiyaç duyulduğu zaman, bu ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek olan hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA molekülüne ulaştırılır.
* Üretim için proje detayları alınıyor
Talimatın alınmasından sonra ilk işlem, üretilmesi istenen proteinle ilgili bilgilerin DNA'dan seçilip alınmasıdır.
*Proje detayları kopyalanıyor
Üretilecek proteinle ilgili bilgi, DNA molekülü üzerinde bulunduktan sonra, bu bilgi üretim yerine gidecek şekilde kopyalanmalıdır. Sipariş edilen molekülün yapı planı, mesajcı RNA (m-RNA) molekülü üzerine kopyalanır.
*Ham maddeler üretim merkezine ulaştırılıyor
Proteinin bilgilerini taşıyan m-RNA ribozoma yerleştikten sonra, m-RNA'daki her şifrenin karşılığı olan amino asit, taşıyıcı RNA (t-RNA) tarafından ribozoma getirilir ve bu ham maddeler uygun yerlere yapıştırılır.
*Proje detayları tercüme ediliyor
Artık sipariş yani üretilecek proteine ait bilgi ve gerekli hammaddeler hazırdır. Üretim bilgisi yani sipariş, DNA'da özel bir dilde yazılmıştır. Ancak DNA'dan gelen üretim bilgisi amino asitlerin anlayacağı dilden değildir. Sonuç olarak, bir dilden diğerine tercüme yapılır.
* Üretim tamamlanıyor
Ribozom, ulaştırılan bu bilgi doğrultusunda, DNA'nın kendisinden istediği siparişi tam olarak üretir.
* Kalite kontrol
Tek bir proteinin üretimi sırasında yapılması gereken kontrol işlemi için birçok enzim çalışır. Bu enzimler, ürün hakkında çok detaylı bilgiye sahip olmalı ve üretimin her aşamasından haberdar olmalıdır.
* Ürün teslimatı yapılıyor
Hücre içinde üretilen proteinler, üretilip oldukları yerde bırakılmazlar. Kullanılacakları yere veya kullanılacakları zamana kadar, depolanacakları yere yine çok özel yöntemlerle taşınırlar.
Burada birkaç cümlede en genel hatlarıyla özetlediğimiz bu olay, gerçekte çok daha kompleks ara işlemler sonucunda gerçekleşir. Ayrıntılara inildikçe görülen mucizevi işlemler, aklın kavrama sınırlarının çok ötesindedir. Gözle görülemeyen, şuursuz moleküllerden oluşan hücre, nasıl olur da üretim ihtiyacı duyabilir? İhtiyaca göre üretim kararı nasıl alabilir? Karbon, hidrojen, oksijen, azot atomlarından oluşmuş moleküller nasıl öngörü sahibi olup tedbir alabilir? Elbette bu yeteneklerin sahibi şuursuz moleküller değildir, bu kararları hücreye yaptıran ve hücreyi bu karar doğrultusunda çalıştıran Yüce bir Güç vardır. Bu kusursuz sistemleri yaratan, her detayı olması gereken yere yerleştiren ve tüm bunların birbiriyle uyum içinde işlemesini sağlayan, tüm canlıların Yaratıcısı olan sonsuz ilim sahibi Allah'tır.
Üretim boyunca tek bir amino asidin yanlış bir yere eklenmesi, proteini işe yaramaz bir molekül haline getirmeye yeterlidir. Oysa bu işlem bütün canlı hücrelerde kusursuz bir biçimde işler. Nakliye görevini yapan her tRNA, getirdiği her amino asidi üretim talimatında belirtilen yere götürür ve üretimdeki işleyişin bozulmamasını sağlar. Moleküler biyolog Michael Denton buradaki olağanüstü düzene şöyle dikkat çekmektedir:
Eğer genom üzerinde belirli bölgeleri işaretlemek için kullanılan hedef dizilimler, hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde benzersiz olmasaydı, elbette kaos kaçınılmaz olacaktı. Genom, farklı çekmecelerde aynı etiketlerin yer aldığı, bir dosya dolabına benzeyecekti.86
Şuursuz moleküllerde görülen bu kusursuz disiplin anlayışı, bilinç ve sorumluluk gerektiren hareketler, üstün akıl ve güç sahibi olan Allah'a boyun eğdiklerinin ve O'nun kontrolü ile hareket ettiklerinin bir göstergesidir. Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
İnsanların malikine,
İnsanların (gerçek) İlahına; (Nas Suresi, 1-3)
Bir hücrede, belli bir proteinin üretilmesi gerektiğinde, RNA polimeraz isimli bir enzim, hücrenin bilgi bankası olan DNA'ya gider ve DNA'dan üretilecek proteinle ilgili bilgileri bularak kendisine bir kopyasını alır. Herşeyden önce, 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, üretilecek proteinle ilgili gerekli harfleri seçip alması gerekmektedir. Polimeraz enziminin 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, birkaç satırlık bir bilgiyi bulup çıkarması, 1.000 ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına saklanmış, birkaç satırlık özel bir yazıyı hiçbir tarif olmadan o anda bulmaya benzer.
Ancak bazen tek bir proteinle ilgili bilgiler, DNA'nın farklı bölgelerinde dağınık olarak bulunur. Bu nedenle, RNA polimeraz enzimi bilginin başladığı yerden bittiği yere kadar olan bölümün tamamını kopyaladığında, arada işine yaramayan yerleri de kopyalamış olur. Aralarda gereksiz bilgilerin bulunması ise, farklı ve işe yaramaz bir proteinin üretilmesine neden olacaktır. İşte bu aşamada "spliceosome" isimli enzimler yardıma gelirler ve büyük bir ustalıkla yüzbinlerce bilginin içinden gereksiz olanları kesip çıkartarak, kalan parçaları birbirlerine eklerler.
RNA'nın kesilmesi işleminde, birkaç atomun birleşmesiyle meydana gelen moleküller, çok mucizevi bir davranış göstermektedirler. Adeta bir redaktör gibi çalışarak, yazıdaki eksikleri, hataları düzeltmektedirler. Bu atomlar, RNA polimeraz'ın hangi proteini üretmeye çalıştığını bilmekte, bu proteinin meydana gelmesi için gerekli ve gereksiz olan bilgiyi birbirinden ayırt edebilmekte, üstelik yüz binlerce bilgi arasında hiç hata yapmadan bu işi gerçekleştirebilmektedirler. Ayrıca, kendilerine her ihtiyaç olduğunda bunu hemen anlayarak hiç gecikmeden olay yerine gelip, görevlerine başlamaktadırlar.
İnsan DNA'sında yer alan bilgilerin okunması için dünya çapında yürütülen İnsan Genomu Projesi (Human Genom Project) dahilinde, dünyanın önde gelen yüzlerce bilim adamı, en gelişmiş ve en yüksek teknoloji ile donatılmış laboratuvarlarda, 10 yılı aşkın süredir yoğun şekilde çalışarak DNA'daki bilgiyi okuyabilmiştir. Üstelik hangi harflerin hangi proteinin yapımı için kullanıldığını henüz belirleyememişlerdir. Buna karşın, vücudumuzda 100 trilyon hücrenin içinde, her an trilyonlarca RNA polimeraz enzimi, DNA'daki bilgiyi baştan sona okumakta ve üstelik kendisinden istenen bilgiyi eksiksiz, hatasız ve kusursuz bir şekilde çıkartıp verebilmektedir. Elbette bu olağanüstü olay, RNA polimeraz enzimini yaratanın ve ona bu yeteneği verenin herşeyin Yaratıcısı olan Yüce Allah olduğunun apaçık delilidir.

Protein sentezinin aşamalarına baktığımızda dikkatimizi çeken konulardan biri, tek bir protein molekülünün üretilmesi için yüzlerce farklı protein ve enzime ihtiyaç olduğudur. Bunların yanı sıra yine birçok molekül ve iyon (elektrik yüklü atom) da hazır bulunmalıdır. Peki öyle ise, ilk protein nasıl oluşmuştur? İşte bu soru, evrimcilerin en önemli çıkmazlarından biridir. Evrimci biyolog Carly P. Haskings American Scientist dergisinde yayınlanan bir makalesinde evrimin bu çıkmazını şöyle ifade etmiştir:
... Fakat biyokimyevi genetik sayesinde evrimle ilgili birçok önemli soru hala cevaplanamamıştır... Bütün canlılarda, hem DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki şifrelerin proteinlere çevrilmesi, oldukça spesifik ve uygun enzimler sayesinde olmaktadır. Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin yapıları da, bizzat DNA tarafından belirlenmektedir. İşte bu gerçek, evrimde çok esrarlı bir problemi ortaya çıkarmaktadır. Acaba evrim olayında, şifrenin kendisi ve bu şifrenin içinden de proteinlerin sentezinde gerekli olan diğer enzimler beraberce mi ortaya çıkmıştır? Bu bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı ve sentezlenmeleri için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun olma zorunluluğu göz önüne alındığında, söz konusu zaman çakışmasından bahsetmek çok saçma olmaktadır. Bu soruya Darwin'in görüşleri dışında cevap aramalıyız. Çünkü söz konusu durum özel yaratılışı öngören çok güçlü bir delil oluşturmaktadır.87
1- Protein üretimi başlıyor, 2- Mesajcı RNA (mRNA), 3- Büyüyen polipeptid zinciri,Protein molekülleri bir evin tuğla üstüne tuğla konularak inşa edilmesi gibi "bloklar halinde" üretilir. Akıl, şuur sahibi olmayan bir maddenin, bir başka şeyi denetleme, kontrol etme, işlere müdahelede bulunma gibi yetkilere sahip olamayacağı çok açıktır. Şuursuz atomları, olağanüstü bir düzen içerisinde görevlendiren ve bunları emrimize veren Yüce Rabbimiz Allah'tır.
Bu bilim adamının da belirttiği gibi, protein sentezinin oluşabilmesi için, hücre içindeki tüm sistemlerin birlikte var olması gerekir. Bu sistemin parçalarından biri dahi eksik olduğunda, protein üretilemez ve dolayısıyla yaşam sürdürülemez. Evrimciler ise, önce proteinlerin tesadüf eseri oluştuğunu, sonra da proteinlerin tesadüfi birleşimleri ile hücrelerin meydana geldiğini iddia ederler. Ancak çok açıktır ki, bu parçalardan biri olmadan diğeri kesinlikle oluşamamaktadır. Bu ise, yukarıdaki itirafta da ifade edildiği gibi, Allah'ın tüm canlıları, tüm sistemleri ile birlikte yarattığının açık bir delilidir. Allah'ın kusursuz yaratışı Kuran'da şöyle bildirilir:
O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)
Ayrıca söz konusu moleküllerin şuursuz atomlardan oluşmuş olduğunu unutmamak, dolayısıyla şu soruları sormak gerekir. Akıl, şuur sahibi olmayan bir madde, nasıl olup da bir başka şeyi denetleme, kontrol etme, işlere müdahalede bulunma gibi yeteneklere sahip olabilir? Emirler gönderip, belli bir amaca yönelik çok sistemli bir şekilde nasıl hareket edebilir? Darwinist öğretinin etkisine girmiş kimseler, işte tüm bunların kör ve şuursuz tesadüflerin eseri olduğunu iddia ederler.
Ancak hücrelerin varlığından habersiz bu moleküllerin, onların ihtiyaçları olan proteinleri üretmeyi, kendi kendilerine görev edinmeleri, bunun için karar almaları imkansızdır. Kuşkusuz buradaki üstün akıl, bilgi ve şuur gerektiren görevleri, şuursuz atomların belirlemesi mümkün değildir. Onlar sadece kendileri için belirlenmiş görevi eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yerine getirirler ve onlara bu görevi veren, onları bu sistemin bir parçası olarak yaratan Allah'a boyun eğerler.
Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:
"Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)
Yukarıda gördüğünüz tablodaki harfler rastgele dizilmemişlerdir. Bu harfler aslında kanınızda oksijen taşımakla görevli hemoglobin proteininin tarifinin bir bölümüdür. Bu tarif, vücutla ilgili tüm bilgilerin bulunduğu DNA'da kayıtlıdır. Hemoglobin üretilmesi gerektiğinde, DNA'daki 3 milyar harf içinden bu harfler seçilir. Bu seçme işlemini, RNA polimeraz adındaki enzim yapar. Bu enzim o kadar dikkatli ve titizdir ki, hiçbir zaman okumada ve doğru harfleri seçme konusunda bir hata yapmaz. Her seferinde milyonlarca harf arasından doğru olanları seçer.
Doğru harfleri seçerek, proteinin tarifini aldıktan sonra üretim için, hücre içindeki üretim merkezine, yani ribozoma gider. Ribozom da, bu tarifi aynı titizlikle dikkatlice okur, anlar ve hemen kusursuzca üretimi başlatır. Bu, son derece ileri teknolojiye sahip bir gökdelenin planının mimar ve mühendisler tarafından oluşturulduktan sonra, inşasının gerçekleştirilmesi için ilgili uzman ve teknisyenlere emanet edilmesi gibi planlı ve organize bir olaydır.
Darwinistler ise, gözle görülmeyecek kadar küçük bir alanda oluşan bu yüksek seviyeli organizasyonun, tesadüfen oluştuğunu iddia ederler. Cansız, kör ve şuursuz atomlardan oluşan moleküllerin sürekli akıl göstererek, kusursuz bir planın ve düzenin yöneticileri ve uygulayıcıları olduğunu iddia ederler. Darwinizm'in bu iddialarına inanmak, çocuk masallarını gerçek sanmaktan daha mantıksız ve inanılmazdır.
73. Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 187.
74. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 172.
75. Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 187.
76. Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 214.
77. Albert L. Lehninger, David L. Nelson, Michael M. Cox, Principles of Biochemistry, 2. baskı, Worth Publishers, 1993, New York, s. 892.
78. David S. Goodsell, The Machinery of Life, Springer-Verlag, New York Inc., 1993, s. 45.
79. Albert L. Lehninger, David L. Nelson, Michael M. Cox, Principles of Biochemistry, 2. baskı, Worth Publishers, 1993, New York, s. 892.
80. David S. Goodsell, The Machinery of Life, Springer-Verlag, New York Inc., 1993, s. 17.
81. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 158.
82. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 157.
83. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 157.
84. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 159.
85. Gerald L. Schroeder, Tanrı'nın Saklı Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2003, s. 73.
86. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 417.
87. Carly P. Haskings, "Advances and Challenges in Science", American Scientist, cilt 59, 1971, s. 298.