< <
4 / total: 8

II. Bölüm: Darwinistler Neleri Düşünmezler? - 2

Darwinistler, Evrenin Oluşumu Üzerinde Düşünmezler

Darwinistler, evrendeki çok sayıda irili ufaklı gezegenin her birinin uzaydaki konumlarının ve hareketlerinin sayısız detaylarıyla özel olarak ayarlanmış olduğunu, sadece gezegenlerin konumlarındaki milimetrik bir değişimin bile evrendeki iç içe geçmiş bütün dengeleri altüst edebileceğini düşünmezler.

Darwinistler, Ay ile Dünya arasındaki mesafenin, Dünya'daki hayatın devamı ve birçok yaşamsal dengenin sağlanması açısından son derece önemli olduğunu ve bu mesafedeki en küçük bir farklılığın bile hayati olumsuzluklara sebebiyet vereceğini düşünmezler.

Darwinistler, eğer Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisinde %10'luk bir azalma olsa yeryüzünün metrelerce kalınlıkta bir buzul tabakası ile örtüleceğini düşünmezler.

Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne Yücedir.
(Furkan Suresi, 61)

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
(Nahl Suresi, 12)

Şu koca güneş gök denizinde Şems-i Ezeli'nin Nur (her zaman var olan sonsuz nur sahibi Allah) isminden tecelli eden bir lemasının (ışığının) katremisal (damla gibi) bir ayinesidir (aynası, görüntüsüdür).31

Şu kainatın lambası olan güneş, kainat sahibinin vücuduna ve vahdaniyetine güneş gibi parlak ve nurani bir penceredir.32

Dünyamız uzaydaki sayısız galaksi, yıldız ve gezegen arasından sadece bir tanesidir. Darwinistler, bu devasa sistem içindeki olağanüstü dengenin asla tesadüfen meydana gelemeyeceğini düşünmek istemezler.

Darwinistler Dünya'nın ekseninde 23o27´lık bir eğim olmasa, kutuplarla ekvator arasında atmosferin oluşumunu engelleyecek derecede aşırı sıcaklık olacağını ve yaşamın varlığının imkansız hale geleceğini düşünmezler.

Darwinistler atmosfer basıncı şu anki değerinden bir kat daha fazla olsa, atmosferdeki su buharı oranının azalacağını ve Dünya üzerindeki karaların tamamının çölleşeceğini, bunun sonucunda da yaşamın imkansızlaşacağını düşünmezler.

Darwinistler yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktada meydana gelen büyük bir patlama ile içinde yaşadığımız evrenin ortaya çıktığını; ancak büyük bir patlamanın aslında büyük bir karmaşaya neden olması gerektiğini, maddenin atom veya atom altı parçacıklar olarak uzay boşluğunda "rastgele" dağılmaları gerektiğini, ama böyle olmadığını, bunun yerine son derece sistemli ve düzenli bir evrenin ortaya çıktığını yani yaratıldığını düşünmezler.

Darwinistler, Güneş'te meydana gelen patlamaların açığa çıkardığı enerjinin oldukça büyük olduğunu, tek bir patlamanın Hiroşima'ya atılanın benzeri olan 100 milyar ton atom bombasının gücüne eşit olduğunu, bu yakıcı etkinin de atmosfer aracılığıyla Dünya'ya en ideal şekliyle ulaştığını düşünmezler.

Dünya'nın eksenindeki eğiklik, sahip olduğu büyüklük, Güneş'ten uzaklık gibi faktörler, rastgele bir araya gelmiş olamaz. Bunların sahip olduğu hassaslık, tüm sistemin Ulu bir Yaratıcı tarafından var edildiğini ortaya koyar. O Üstün Yaratıcı, alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

Darwinistler, oksijenin yakıcı bir element olduğunu ve aslında bizim bedenimizi de yakması gerektiğini, bunu engellemek için, oksijenin atmosferdeki formu olan O2'nin dikkat çekici bir biçimde "asal" kılındığını, yani kolay kolay reaksiyona girmediğini düşünmezler.

Şu dünyanın sekeratını (sonunu), âyât-ı Kur'aniyenin (Kuran'ın ayetlerinin) işaret ettiği surette tahayyül etmek (hayal etmek) istersen, bak: Şu kâinatın eczaları (parçaları), dakik, ulvî (yüce) bir nizam ile birbirine bağlanmış. Hafî (gizli), nazik, latif bir rabıta (bağ) ile tutunmuş ve o derece bir intizam içindedir ki; eğer ecram-ı ulviyeden (yıldızlardan) tek bir cirm (tek bir tanesi), "Kün" ("Ol") emrine veya "Mihverinden çık" ("Yörüngenden çık") hitabına mazhar (sahip) olunca, şu dünya sekerata (can çekişmeye) başlar.33 Bediüzzaman Said Nursi

Darwinistler, hücre zarından ağaç kabuğuna, göz merceğinden bir geyiğin boynuzlarına, yumurta beyazından yılan zehirine kadar son derece farklı organik yapıların hepsinin karbon temelli bileşiklerden oluştuğunu, karbonun hidrojen, oksijen ve azot atomlarıyla çok farklı geometrik şekil ve sıralamalarda birleşerek son derece farklı maddeler meydana getirdiğini, karbonun bu özelliğinin Dünya üzerinde yaşamı mümkün hale getirdiğini düşünmezler.

Darwinistler, suyun bilinen tüm sıvıların aksine, + 4°C dereceye ulaştıktan sonra beklenmedik bir biçimde genleşmeye başladığını ve böylece dışarıdaki sıcaklık sıfırın altına düşünce buzun suyun yüzeyinden donmaya başladığını, bunun denizin derinliklerinde yaşayan sayısız canlınının yaşamının devamına olanak veren bir özellik olduğunu düşünmezler.

Su, insan bedeni için bir zorunluluktur. İşte bu yüzden suyun, dolaşım sistemimizin kusursuz çalışmasını sağlayacak özel bir akışkanlık değeri vardır. Bu ve buna benzer suya has özellikler bu sıvının bir Yaratılış harikası olduğunu kanıtlar. Fakat Darwinistler bu gerçeği düşünmezler.

Su, katrandan 10 milyar kat, gliserolden bin kat, zeytinyağından yüz kat ve sülfürik asitten de 25 kat daha akışkandır. Darwinistler suyun bu akışkanlığının dolaşım sisteminin verimli çalışabilmesi açısından çok önemli olduğunu, eğer suyun akışkanlığı katranınkine benzer bir değerde olsa, hiçbir kalbin, içeriği büyük ölçüde sudan oluşan kanı pompalayamayacağını düşünmezler.

Darwinistler evrenin sonsuz olmadığını, sıfır hacme sahip tek bir noktanın patlamasıyla yoktan var olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, evrenin oluşumuna sebep olan Büyük Patlama'nın tüm evreni kapsayan ve olağanüstü bir hassasiyete sahip bir düzen meydana getirdiğini ve bunun yalnızca Allah'ın izniyle gerçekleştiğini düşünmezler.

Darwinistler termodinamiğin ikinci kanununun bir gereği olarak, evrende doğal şartlara bırakılan tüm sistemlerin zamanla bozulmaya uğradığını ve dolayısıyla evren ve içindekilerin gitgide bir sona doğru ilerlemekte olduğunu düşünmezler.

Darwinistler Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı, eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evrenin ortaya çıkamayacağını düşünmezler.

Galaksimizdeki yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir (48.280.000 km). Darwinistler, eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı gezegenlerin yörüngelerinin istikrarsız hale geleceğini, eğer biraz daha fazla olsaydı gezegenlerin etrafa dağılacaklarını, dolayısıyla evrende kusursuz bir yaratılış olduğu gerçeğini düşünmezler.

Evren, olağanüstü dengeler ve hassas sistemler üzerine kuruludur. Dev gezegen ve yıldızların hassas sistemlerle hareket ediyor olmaları, kesin olarak tesadüfleri reddeder. Darwinistler ise, bu açık gerçek üzerine düşünmekten açıkça kaçınırlar.

Darwinistler, eğer yerçekimi sabiti şimdikinden biraz daha büyük olsaydı, evrendeki büyük yıldızların hepsinin birer kara deliğe dönüşmüş olacağını düşünmezler.

Darwinistler, atomun yalnızca 0.0000001'lik hacminin içinde olağanüstü kompleks atomaltı yapılar olduğunu ve bunların son derece kritik bir hassasiyet ve düzen içinde hareket etmekte olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, fosfor, karbon gibi atomların tesadüfler sonucunda bir araya gelerek, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirdiklerini iddia ederken, bunların bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız olduklarını düşünmezler.

Evrenin yoğunluğu, genişleme hızı, yıldız sistemlerinin, galaksilerin özellikleri, çekim güçleri, yörüngeleri, hareket biçimleri, hızları, içerdikleri madde miktarı, hepsi son derece ince hesaplar ve hassas dengeler üzerine kuruludur. Aynı şekilde Dünyamız, Dünyamızın çevresini saran atmosfer, insanın yaşamına en uygun yapıdaki yeryüzü, bunların tümü olağanüstü bir yaratılış örneğidir. Ancak Darwinistler bu hesaplardaki ve dengelerdeki çok ufak bir oynamanın tüm evrenin düzenini altüst edeceğini düşünmezler.

Darwinistler, eğer yerçekimi sabiti şimdikinden biraz daha büyük olsaydı, büyük yıldızların her birinin birer kara deliğe dönüşmüş olacağını düşünmezler.

Darwinistler, suyun şu andaki fiziksel ve kimyasal özelliklerinin veya Dünya'nın atmosfer yapısının ya da ısısının şimdikinden çok az daha farklı olması durumunda "bulut" diye bir şey olamayacağını ve bulut olmadığı durumda da yeryüzünde tatlı su kaynaklarının var olamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, her yıl yağan yağmurun yeryüzündeki hayatın devamı için belli bir ölçüde olmasının, şeklinin ve hız limitinin ayarlanmış olmasının evrim teorisiyle açıklanamayacağını düşünmezler.

Darwinistler; Güneş Sisteminin galaksi merkezi etrafındaki dönüş süratinin saatte tam 720.000 km olduğunu, 200 milyon yıldızı bünyesinde barındıran Samanyolu Galaksisinin uzay içindeki hızının saatte 950.000 km olduğunu, böylesine karmaşık ve süratli bir sistem içinde hiçbir sorun ve çarpışma yaşanmadan Allah'ın kurduğu kusursuz dengeye göre yaşadığımızı düşünmezler.

Darwinistler, cansız, şuursuz atom yığınlarının, Dünya'yı, gezegenleri, Güneş Sistemini, çiçekleri, meyveleri, ağaçları ve bunlar ile tam bir uyum içinde yaşayan insanı, tesadüflerle oluşturamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, evrende var olan irili, ufaklı çok sayıda gezegenin uzaydaki hareketlerinin kritik konumda önem taşıdığını, uzaydaki konumlarının ve hareketlerinin gelişigüzel olmadığını, evrendeki bu dengeleri Allah'ın mükemmel şekilde yarattığını düşünmezler.

Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.(Casiye Suresi, 13)

Darwinistler, İnsanın Muhteşem Yaratılışı Üzerinde Düşünmezler

Kan içinde her saniye 2,5 milyon alyuvar hücresi üretilir. Bu bilinçli üretimin, şuursuz süreçlerle olması mümkün değildir.

... işte bütün bu haller, iki kere iki dört eder derecesinde kat'i (kesin olarak) gösterir ki, şu saray-ı acibin (hayret verici saray) ustasına; yani, şu garip alemin sahibine her şey musahhardır (itaatkardır). Her şey O'nun hesabına çalışır. Her şey O'na bir emirber (emir alan) nefer (asker) hükmündedir. Her şey O'nun kuvvetiyle döner. Her şey O'nun hikmetiyle tanzim olur. Her şey O'nun keremiyle (lütfuyla) muavenet (yardım) eder. Her şey O'nun merhametiyle başkasının imdadına koşar, yani koşturulur. Ey arkadaş! Haddin varsa buna karşı bir söz söyle!34 Bediüzzaman Said Nursi

Darwinistler, parmak ucunda yükselme hareketi yapılırken dokulara, damarlara ve kaslara hiçbir zarar vermeden hidrolik bir kriko görevi gören ayakların tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.

 

Darwinistler, internet teknolojisinin veya basit bir telefon santral sisteminin dahi tesadüfen oluşamayacağını, bunun mühendislik, tasarım, bilgi, bilinç, akıl ve teknoloji gerektirdiğini bildikleri halde, beyindeki gibi olağanüstü komplekslikteki sistemin oluşmasının tesadüflerle açıklanamayacağını düşünmezler.

1. Hasar Görmüş Damar
2. Hemostaz (Kanın Durdurulması)
3. Yer Değiştirme
4. Yapıştırma

5. Yayma
6. Sabit Kümeleşme
7. Pıhtılaşma Oluşumu 
8. Yaralanan Bölgedeki Açığa Çıkan Proteinler

Kanın pıhtılaşma sistemi, bir dizi enzimin birlikte hareket etmesi ile gerçekleşen olağanüstü bir olaydır. Bu sistemde her enzimin, doğru yerde bulunması ve doğru zamanda aktifleşmesi gereklidir. Böyle bir mekanizmanın her canlı bedeninde doğru şekilde işlemesi, şuursuz tesadüflerle açıklanamaz.

Tesadüflerin birbiri üzerine eklenerek bir organizma var ettiğini öne süren Darwinistler, ancak tüm organları birden var olduğunda çalışabilen insan vücudunun kusursuz işleyişi üzerinde düşünmezler.

Darwinistler, sürekli kanın içinde dolaşmasına rağmen, sadece damarlardan birinde kanama olduğunda harekete geçip pıhtılaşmayı sağlayan trombin proteininin rastgele değişimler sonucu meydana geldiğini iddia etmenin akıl dışı olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, tıraş bıçağını dahi tahrip edebilecek kadar güçlü olan mide asitlerinin, midenin kendisine nasıl olup da zarar vermediğini düşünmezler.

Darwinistler, anne karnında ortak bir ana hücreden çoğalarak meydana gelen hücrelerin, bölünme süreci içinde zamanla farklılaşıp ayrı ayrı dokuları, organları oluşturduğunu; dolayısıyla tek bir hücreden insanın burnunun, elinin, böbreğinin oluştuğunu ve bu organları oluşturan hücrelerin gerektiği kadar çoğalıp, tam bir el oluştuğunda veya düzgün bir burun oluştuğunda çoğalmayı durdurduklarını düşünmezler.

Darwinistler, anne karnındaki gelişme sırasında milyarlarca hücrenin her birinin kendisine ait olan yere yerleştiklerini, örneğin beyin hücrelerinin aralarındaki gerekli bilgi iletişimini sağlayacak şekilde yaklaşık 120 trilyon elektrik bağlantısı kurduklarını, bu mükemmel elektronik donanımda tek bir hata yapmadıklarını düşünmezler.

Darwinistler, insan bedenindeki ortalama 5 milyar kılcal damarın toplam uzunluğunun 950 km'yi bulduğunu, bu damarların en incelerinden 10.000 tanesi yan yana getirildiğinde ancak bir kurşun kalemin kurşun kısmını doldurabileceklerini ve bu daracık kanallardan bir ömür boyu kan akmasını bilinçsiz tesadüflerin asla gerçekleştiremeyeceğini, bunun Allah'ın yüceliğinin apaçık bir delili olduğunu düşünmezler. (www.yaratilismuzesi.com)

Kan hücreleri, vücuda giren oksijeni ayırt eder ve ihtiyaca göre dağıtırlar.

Darwinistler, bu cümleyi okurlarken gözlerinin yaklaşık 100 milyar işlem yaptığını ve dünyanın en mükemmel sistemlerinden birine Allah'ın dilemesi ve rahmeti ile sahip olduklarını düşünmezler.

Hiç mümkün müdür ki: Ölmüş, kurumuş koca Arzı ihya eden (dünyayı canlandıran) ve o ihya içinde her biri beşer haşri (toplanması) gibi acib (acayip) , üçyüz binden ziyade enva-ı mahlukatı (çeşitli canlıları) haşr ü neşredip (yayarak) kudretini gösteren ve o haşr ü neşr içinde nihayet (sonsuz) derecede karışık ve ihtilat (farklılık) içinde, nihayet derecede imtiyaz (ayrıcalık) ve tefrik (ayırım) ile ihata-i ilmiyesini (ilmen her şeyi kuşattığını) gösteren ve bütün semavî (gökyüzü ile ilgili) fermanlarıyla (emirleriyle) beşerin haşrini (toplanmasını) va'detmekle bütün ibadının (bütün kullarının) enzarını (nazarını) saadet-i ebediyeye (ebedi mutluluğa) çeviren ve bütün mevcudatı başbaşa, omuz omuza, elele verdirip emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve müsahhar kılmakla azamet-i rububiyetini (Allah'ın terbiye edicilik sıfatının büyüklüğünü) gösteren ve beşeri, şecere-i kâinatın (kainat ağacının) en câmi' (pek çok anlamları ve gerçekleri  içinde toplayan) ve en nazik ve en nazenin (ince), en nazdar (nazlı), en niyazdar (dua eden) bir meyvesi yaratıp, kendine muhatab (hitab) ittihaz ederek (kabul ederek) her şeyi ona müsahhar kılmakla, insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm (her şeye gücü yeten mutlak merhamet sahibi Allah), bir Alîm-i Hakîm (her şeyi bilen ve her şeyi hikmetle yaratan Allah), kıyameti getirmesin? Haşri yapmasın ve yapamasın? Beşeri ihya etmesin (insanı diriltmek) veya edemesin? Mahkeme-i Kübrayı (ahirette hesap vermek) açamasın? Cennet ve Cehennem'i yaratamasın? Hâşâ ve kellâ (asla)!..35 Bediüzzaman Said Nursi

1. Virüs
2. Bakteri

Darwinistler, küçücük bir çizikten dolayı insan parmağından sızan bir damla kanın içinde yaklaşık 250 milyon alyuvar, 400 bin akyuvar ve milyonlarca trombosit olduğunu, kanın özelliklerine sahip molekülleri üretmenin ve onları bir arada işlevsel kılmanın büyük bir mucize olduğunu, kanı en ince detayına kadar Allah'ın kusursuzca yarattığını düşünmezler.

Darwinistler, insanın bir yeri kesildiğinde kanının pıhtılaşabilmesi ve insanın kan kaybından ölmemesi için gerekli olan 20 farklı enzimin aynı anda var olması gerektiğini ve bunun hayali evrim mekanizmalarıyla asla açıklanamadığını düşünmezler.

Darwinistler, pıhtılaşmayı sağlayan 20 çeşit enzimin görev alma sırasını belirleyen yöneticinin kim olduğunu, şuursuz atomların bu hayati sıralamayı kendi başlarına yapamayacaklarını ve bu sorunun cevabını Darwinist açıklamalarda asla bulamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, kandaki taşıyıcı proteinlerin vücuttaki diğer yüzlerce çeşit hücrenin ihtiyacı olan maddeleri paketler halinde neden taşıdığını ve bunu hangi bilinç ile yaptığını düşünmezler.

 

Darwinistler, kan hücrelerinin, vücuda giren oksijen moleküllerini tanıyarak özel olarak ayırt edip seçtiklerini, bunu vücudun tüm hücrelerine taşıdıklarını, ihtiyaca göre hücrelere dağıttıklarını, böyle seçici ve bilinçli bir sistemin asla bilinçsiz tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.

Kan içinde her saniye 2,5 milyon alyuvar hücresi üretilir. Bu bilinçli üretimin, şuursuz süreçlerle olması mümkün değildir.

Darwinistler, taşıyıcı kan hücresinin kemik iliğinde doğmasına rağmen insan vücudunu nasıl bu kadar iyi tanıdığını, böbreklerin ihtiyaç duyduğu maddeleri, nasıl hiçbir zaman beyne götürmediklerini ve nasıl olup da üstün bir akılla hareket etmekte olduklarını tesadüflerle açıklayamadıklarını düşünmezler.

Darwinistler, tesadüflerle meydana geldiğini iddia ettikleri insan bedenindeki yüz trilyon hücrenin her gün eksiksiz biçimde kontrol edilmekte olduğunu, hücrelerdeki hataların giderildiğini, ihtiyaçların karşılandığını, atıkların taşındığını ve bu sistemin hataya imkan vermeyecek şekilde son derece kontrollü gerçekleşmekte olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, beyinde bulunan 100 milyar nöronun özel bir iletişim sistemi ile hatasız çalıştığını düşünmezler.

Darwinistler, "en ilkel canlı yapı" olarak tanımladıkları bir virüs ya da bakterinin, hiç tanımadıkları insan vücudunu etkisiz hale getirebilmek için, milyarlarca hücrenin içerisinden antikor ve lökosit adı verilen savunma sistemi elemanlarını son derece sistemli ve akılcı bir şekilde ele geçirmeyi nasıl öğrenmiş olabildiğini düşünmezler.

İnsan vücudunun ya da beyninin son 100,000 yıl içerisinde herhangi bir değişikliğe uğradığını gösteren tek bir delil yoktur. Bu başarılı ve yaygın türler için standart sayılan stasis hadisesidir, fakat (genellikle yanlış anlaşıldığı üzere) sürekli ve kademeli değişim beklentisine karşı üretilmiş garip bir istisna değildir. Bundan on beş bin yıl kadar önce Lascaux ve Altamira mağaralarında resimler çizen Cro-Magnon insanları bizleriz – bu eserlerin hayret verici zenginliği ve güzelliği de, Picasso'nun kendisiyle tıpatıp aynı beyne sahip atalarından zihinsel olarak daha ileri olmadığını çok açık sebeplerle ve sezgilerle ortaya koyuyor.36 Evrimci paleontolog Stephen Jay Gould

Darwinistler, şuursuz evrimsel süreçlerle geliştiğini iddia ettikleri insan bedeninde, tek bir kasın çalışması sonucunda oluşan ısının kasa zarar vermemesi için vücutta bir sistem olduğunu, kanın, ısı dağıtım mekanizması ile bu ısıyı vücuda dağıttığını ve böyle bir sistemin asla tesadüfen meydana gelemeyeceğini düşünmezler.

Darwinistler, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri kandaki farklı hücrelerin görevlerini nereden bildiklerini, nasıl hiçbir işlemde hata yapmadıklarını ve nasıl görevlerini bir ömür boyu aksatmadan devam ettirdiklerini düşünmezler.

Darwinistler, şuursuz tesadüflerle oluştuğunu iddia ettikleri kan içinde, her saniye 2.5 milyon alyuvar üretiminin yapılması gerektiğini, aksi takdirde kanın akışkanlığının azalması sonucunda damarların tıkanıp, kalbin çalışmasının zorlaşacağını ve bu hayati dengenin asla tesadüfi süreçler ve olaylar sonucunda gerçekleşemeyeceğini düşünmezler. (www.evrimefsanesi.com)

İnsan, burnundaki 1000 civarındaki koku reseptörü vesilesiyle 10.000'den fazla farklı kokuyu ayırt edebilir. Bu donanım, hiçbir şekilde tesadüfen meydana gelemez. Fakat Darwinistler, kendilerinde de var olan bu üstün sistem üzerinde hiçbir şekilde düşünmezler.

1. Koku Alma Korteksi
2. Koku Alma Soğanı
3. Kılcal Damar Demeti
4. Mitral Hücre

5. Koku Alma Nöronu
6. Tüycükler
7. Hava Ve Koku MoleküLleri

Darwinistler, insan gözünün retinadaki görüntüyü, saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede oluşturduğunu, görüntünün yalnızca 1 milimetrekare genişliğinde bir alanı kapladığını ve insan gözünün son teknolojiye sahip 64 adet bilgisayardan çok daha hızlı ve kullanışlı bir mekanizmaya sahip olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, iskelet sistemindeki kemiklerin birbirlerine tam olarak uyumlu ve belirli uçlardan birbirlerine tutturulmuş kemiklerden oluştuğunu, her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler sayesinde hareket etmenin, koşmanın, yürümenin mümkün olduğunu, iskelet sistemi ile bir kere daha Allah'ın yaratma sanatının yüceliğini gözler önüne serdiğini düşünmezler.

Darwinistler, gözün ağ tabakasına ters olarak düşen ışığın, beyinde üç boyutlu ve düz bir görüntü haline getirilmesinin olağanüstü bir komplekslik ve mükemmel tasarım sergilemekte olduğunu düşünmezler.

Kalp, her gün insan vücudunda 19.308 km boyunca 36 milyar litre kan gönderir. Darwinistler bunun tesadüfen olamayacağını düşünmezler.

1. Baş ve Üst Uzuvlar
2. Sağ Akciğer

3. Sol Akciğer
4. Gövde ve Alt Uzuvlar

Darwinistler, bir insan beyninde ortalama 100 milyar nöron olduğunu, eğer bu 100 milyar nöronu her saniye birer tane olmak üzere saymak isteseydik, o zaman bütün bu sayım işleminin 3.171 yıl süreceğini, eğer bu 10 mikronluk 100 milyar nöronu tek bir çizgi haline getirebilseydik, bu uzunluğun da tam 1000 kilometre olacağını düşünmezler.

Darwinistler, insan burnunda 1000 civarında değişik koku reseptörü olduğunu, insanın bu 1000 değişik reseptörün kombinasyonlarıyla 10.000'den fazla farklı kokuyu aygılayabildiğini, bunun da burundaki muhteşem koku alma sistemiyle gerçekleştiğini düşünmezler.

Darwinistler, insan derisindeki alıcıların belirli bir süre sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdurması ile insan cildinin kendisiyle temas halinde olan maddeye karşı alışkanlık kazandığını ve onunla ilgili his sinyallerini zamanla iletmemeye başladığını, bunun da insan için ne kadar gerekli ve önemli olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, tek bir cümleyi okumanın sadece birkaç saniye sürdüğünü, oysa insan vücudundaki enzimlerden sadece bir tanesi görevini yapmasa, bu cümleyi okumanın 1500 yıl süreceğini düşünmezler. (www.evrimcilerinitiraflari.com)

İnsan gözlerini kırptığında, gözün üzerini ince bir film şeklinde gözyaşı kaplar. Bu katman gözün yüzeyini pürüzsüz ve berrak hale getirir. Bu ince katman olmadan iyi görebilmek mümkün değildir. Darwinistler, bu özel yapıyı meydana getiren üstün gücün tesadüfler olamayacağını düşünmezler.

1. Gözyaşı Bezleri
2. Mukus Katmanı
3. Su Katmanı

4. Yağ Katmanı
5. Konjunktiva
6. Yağ Bezleri

Enzimler, hücreleri hareketlendirip reaksiyonları başlatmak ve hızlandırmakla görevlidirler ve tek bir enzim bir reaksiyonu 1010 defa yani 10 milyar kere hızlandırabilir. Darwinistler, eğer enzimler kendi görevlerini yerine getirmeseler, siz bu cümleyi okuyana kadar sizi yaşatan pek çok reaksiyonun da devreye girmeyi bekleyeceğini ve birbirinden habersiz ve hareketsiz hücrelerin teker teker ölmeye başlayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, sinir uyarılarının saniyede yaklaşık 9 kilometre gibi bir hızla vücudumuzda ilerlediğini ve böylelikle birçok tehlikeden korunmuş olduğumuzu düşünmezler.

Darwinistler, 1 litre kanda 1 gramın milyonda birinden daha az sayıda hormon bulunduğunu ve sayıları bu kadar az olmasına rağmen hormonların vücudumuzun tüm hayati fonksiyonlarında yer aldıklarını düşünmezler.

Darwinistler, kalbimizin her gün vücudumuzda 19.308 km boyunca 36 milyar litre kan pompaladığını düşünmezler.

Darwinistler, kanın, günde yaklaşık olarak 300 kere böbreklerden geçtiğini düşünmezler.

Darwinistler, okuduğumuz her saniyede, retinamızın tıpkı bir bilgisayar gibi 10.000.000.000 (10 milyar) hesaplama gerçekleştirdiğini düşünmezler.

Darwinistler, vücudumuzun yaklaşık 5.6 litre kana sahip olduğunu, bu 5.6 litre kanın her dakika tam 3 kere vücudumuzu dolaştığını bir günde yaklaşık 19.000 km yol aldığını düşünmezler.

Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık.
Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
(İnsan Suresi, 2)

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme(duyularını) ve gönüller verdi.
(Nahl Suresi, 78)

Darwinistler, göz kırpmayı sağlayan kasın vücuttaki en hızlı kas olduğunu, bu kasın saniyede gözümüzü 5 kere kırpmamızı sağladığını bu sayede günde yaklaşık 15.000 kere göz kırptığımızı düşünmezler.

Bir gözün görebilmesi için, içinde bulunan 40 farklı kompleks parçanın aynı anda var olması gerekir. Bu parçalardan sadece bir tanesi eksik olursa, o göz işlev göremez. Darwinistler, birbirinden kompleks bu parçaların hepsinin tesadüfen aynı anda bir araya gelip rastgele görme işlevini gerçekleştirebilecekleri masalını anlatırlar. Fakat bu iddianın, mantıklı hiçbir insan için geçerliliğinin olamayacağını düşünmezler.

1. kafatası
2. sklera
3. koroidea
4. retina
5. tüycük bölgesi
6. baş lifleri
7. iris
8. göz bebeği

9. mercek
10. kornea
11. su salgısı
12. optik sinir
13. fovea
14. retinal kan damarı
15. virtoz salgısı

Darwinistler, ortalama ağırlıktaki bir vücudun her yanını kaplayan damarların içinde mutlaka 5 litre kanın dolaşması gerektiğini, bu miktarın bir kısmı, örneğin bir litrelik bölümü eksilirse geri kalan kanı hareket ettirmenin zorlaşacağını, eğer kan, damarları dolduramazsa bu durumda ince damarların birbirlerine yapışacağını, kan dolaşımının duracağını ve hücrelerin hızla ölmeye başlayacağını, hücrelerin oksijensizliğe dayanma sürelerinin ise sadece bir-iki dakika kadar olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, kendisi de et olan midenin, etleri sindiren asitler salgılarken, kendi kendisini sindirmemesinin nasıl mümkün olduğunu ve bunun tesadüf iddiası ile bağdaşmadığını düşünmezler.

Darwinistler, karaciğerin tek bir hücresinde birbirinden karmaşık 500 farklı işlemin gerçekleştirildiğini, milisaniyeler içinde kusursuz aşamalarla gerçekleşen bu işlemlerin büyük bir bölümünün laboratuvar koşullarında dahi taklit edilemezken, tesadüflerle gerçekleşmesinin imkansız olduğunu düşünmezler.

Bir insanın bir buçuk kilo ağırlığındaki beyni, bildiğimiz kadarıyla evrendeki en düzenli ve kompleks ayarlamadır.37 Biyokimyager ve bilim yazarı Isaac Asimov

Darwinistler, canlı vücudundaki gereksiz, hatalı veya hastalıklı hücrelerin kendi kendilerini öldürdüklerini, bazı ölen hücrelerin diğer hücreler tarafından hala işe yaradıkları için özellikle temizlenmediklerini, şuursuz hücrelerin akıllı birer varlık gibi hangi ölü hücreleri yok ederek hangilerini bırakacaklarına ne şekilde karar verdiklerini düşünmezler.

Darwinistler, hipofiz bezi adı verilen nohut büyüklüğündeki, küçük, pembe renkli bir et parçasının vücudumuzdaki tüm hormonları ve hormonal sistemi kontrol ettiğini düşünmezler.

Darwinistler, hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonunun, trilyonlarca hücrenin bir düzen içinde bölünmelerini ve büyümelerini kontrol ettiğini, bedenin ve tüm organların hangi aşamaya geldiğinde büyümelerinin durması gerektiğine yine bu küçük et parçasının karar verdiğini düşünmezler.

Mide salgısı, mideye giren tüm besinleri sindirirken, mideye zarar vermez. Böyle bir bilincin nasıl ortaya çıktığı Darwinistler için açıklamasızdır.

Darwinistler, anne sütünün yeni doğmuş bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşıladığını, bebek maması üreten şirketlerin anne sütünün bir benzerini hala üretemediklerini düşünmezler.

Darwinistler, hipotalamusta bulunan algılayıcı hücrelerin yirmi dört saat boyunca vücuttaki su miktarını kontrol ettiklerini, eğer bir düşüş tespit ederlerse hemen buna önlem aldıklarını düşünmezler.

Darwinistler, gözün tesadüfen meydana geldiğini öne sürerken indirgenemez komplekslikte bir organ olduğunu ve 40 temel parçasının hepsinin bir arada var olmadan ve uyum içinde çalışmadan gözün işlevini yerine getiremediğini, bunun da evrim teorisinin en temel iddialarını ortadan kaldırdığını düşünmezler.

Darwinistler, insan gözünün en gelişmiş kameradan çok daha gelişmiş bir görüntü ve netlik sağladığını düşünmezler.

Darwinistler, insan beynindeki her bir nöronun diğer nöronlarla binden 10 bine kadar bağlantı yaptıklarını (sinaps), bunun bir nöronun aynı anda 10 bin farklı nöronla iletişim kurabilir anlamına geldiğini düşünmezler. Darwinistler, insan beyninin içindeki sinapsların sayısının 1 katrilyon olduğunu ve bunun da yaklaşık 1.000.000.000.000.000 haberleşme demek olduğunu, bunun tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, dünyanın en hızlı insan yapımı bilgisayarları ortalama olarak saniyede 109 işlem yaparken, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri beynin hızının aynı işlem için 1015 olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, tesadüflerin, hayranlık uyandırıcı bir iletişim ağı kuracak şekilde sinir hücrelerini organize etmelerinin kesinlikle imkansız olduğunu düşünmezler.

Bir diyaliz makinesi, dev hastane odalarını dolduran, kişileri saatlerce yatağa bağlayan ve mutlaka yan etkiler bırakan bir teknoloji ürünüdür. Çağımızda böbrek sorunlarına tek etkili çözüm olarak kullanılan bu cihazlar, yalnızca bir yumruk büyüklüğünde olan ve yağ, protein ve kandan oluşan böbreklerin yaptıklarını çok sınırlı şekilde yapabilirler. Darwinistlerin iddiası ise, insanın bir benzerini geliştiremediği bu muhteşem organın tesadüfen oluştuğu şeklindedir.

Vücuda giren antijen adı verilen yabancı maddeler, vücudun bunlara karşı ürettiği özel antikorlar sayesinde yok edilirler. Burada mikrobun tanınmasından yok edilmesine kadar son derece şuurlu işlemler gerçekleşir. Darwinistler, böylesine bilinçli bir sistemin nasıl meydana geldiğini düşünmezler

1. Savunma hücresi antijene bağlanır
2. Aktive olan savunma hücresi daha fazla antikor üretir

3. Antikorlar antijene bağlanır
4. Makrofaj antijene bağlanır
5. Makrofaj antijeni yok eder.

1. Toplama Alanları
2. Renal Pelvis
3. Böbrek Atardamarı
4. Iç Kısım

5. Böbrek Toplardamarı
6. Üreter
7. Korteks

 
 

 

Darwinistler, savunma sistemi hücrelerinin "antijen" adı verilen bazı mikroplar ve yabancı maddelere karşı "antikor" adı verilen maddeler üreterek onları yok etmeye ya da çoğalmalarını önlemeye çalıştıklarını, bu antikorların sahip oldukları en önemli özelliğin doğada var olan yüz binlerce birbirinden farklı mikrobu tanıyıp, kendilerini onları yok etmeye yönelik olarak hazırlayabilmeleri olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, laboratuvarda oluşturularak insan vücuduna yerleştirilen yapay antijenleri bile tanıyan antikorların bulunduğunu düşünmezler.

Darwinistler, antikorların yabancıya karşı kullanılacak etkili silahları da anında tespit edip üretebildiklerini düşünmezler.

İnsanın sahip olduğu uzuvlar, gelişme döneminde belli bir oranda büyür ve ardından büyüme durur. Bu kusursuz kontrolün tesadüflere ait olması mümkün değildir.

Darwinistler, insanın sahip olduğu böbreklerin, yaklaşık 10 cm büyüklüğünde, 100 gram ağırlığında olduğunu; bedenimizin yaklaşık 1 milyondan fazla mikro arıtma tesisini bu 10 cm içinde barındırdığını ve bize hayat veren her şeyi taşıyan kanın, bu mikro arıtma tesislerinde sürekli olarak temizlendiğini düşünmezler.

Darwinistler, insanların dev makineler ve teknolojiler kullanmalarına rağmen, böbreklerin muhteşem sisteminin bir taklidini bile yapamadıklarını düşünmezler.

İnsanlığın temel ırklarına baktığımızda,  hiçbir yardım almadan, açıkça görülebilen pek çok farklılık buluruz. ... Bütün bu farklılıkların genetik olarak belirlendiği büyük bir ihtimaldir ama bunlar basit bir şekilde belirlenmemişlerdir. Örneğin, deri rengi söz konusu olduğunda, pigmentasyon varyasyonunu sağlayan en az dört gen farklılığı bulunmaktadır.38 Evrimci genetikçi Luigi Luca Cavalli-Sforza

Darwinistler, insan vücudunda, ne zaman hücre üretilmesi ne zaman hücrenin yok edilmesi gerektiğinin insanın iradesi ve bilgisi dışında kusursuz bir zamanlama ve düzen içinde işlediğini düşünmezler.

Darwinistler, sinirler arası sıvıda yüzerek elektron taşıyan enzimler, günün birinde mesajı ilgili yere götürmek yerine, rastgele dağıtmaya karar verseler, beyindeki bu karmaşanın tüm algı sistemini altüst edeceğini dış dünya ile olan bağlantıyı felce uğratacağını düşünmezler.

Darwinistler, kemikte yer alan osteoklast isimli hücrelerin kemiğin biçimini ve boyunu değiştirmeleri, kemik yüzeyindeki çıkıntıları küçültmeleri, osteoklast kemikte yıkımlara yol açarken osteoblast hücrelerinin de iskeleti oluşturmak üzere kemik üretmeye başlamaları gibi kusursuz bir düzenin her insan bedeninde mükemmel şekilde gerçekleşmekte olduğunu düşünmezler.

 

Darwinistler, şuursuz tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia ettikleri kemik hücrelerinin vücuttaki her kemik parçasının sertliğini, uzunluğunu, şeklini, girinti ve çıkıntılarını, birbirleriyle kesişeceği yerleri inşa eden hücreler olduğunu ve hiçbir zaman hata yapmadıkları gerçeğini düşünmezler.

Darwinistler, insanın gelişiminin bir ölçü ile olması, boyun uzaması, el ve ayakların belli oranda büyümesi ve gerekli ölçüye ulaştığında her birinin durmaya karar vermesi gibi bilinçli bir sistemin asla bilinçsiz süreçlerle oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, gözle görülemeyen moleküllerin insanı yaşatmak için durmaksızın çalıştıklarını düşünemezler.

Darwinistler, insanın milyonlarca ansiklopedi sayfasına sığacak kadar bilgiyi barındıran DNA molekülünün, fosfor, karbon, azot, hidrojen ve oksijen gibi şuursuz atomlardan oluştuğunu düşünmezler.

Darwinistler; vücutta günde 260-400 milyar kadar kan hücresi üretildiğini, ana merkez olan kemik iliğinde gerçekleşen bu üretimin, "kök hücre" adı verilen özel bir hücrenin değişik bölünme yeteneklerine bağlı olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, tesadüfler sonucu oluştuğunu söyledikleri kanın, günümüzün en ileri teknolojilerinin kullanıldığı laboratuvarlarda bile bir benzerinin oluşturulamadığını düşünmezler.

Darwinistler, kanın pıhtılaşması sayesinde, hasara uğrayan bir damarda meydana gelebilecek olan kan kaybının en aza indirilmiş olduğunu, eğer pıhtılaşma olmasaydı en ufak bir yaralanmanın bile ölümle sonuçlanabileceğini düşünmezler.

Darwinistler, kanı pıhtılaştıran protein olan trombinin, kanın içinde dolaşmasına rağmen geçtiği yerleri nasıl olup da pıhtılaştırmadığını düşünmezler.

Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni  aldatıp-yanıltan nedir?
(İnfitar Suresi, 6)

Ki O, seni yarattı, ‘sana bir düzen içinde biçim verdi’ ve seni bir itidal üzere kıldı.
(İntifar Suresi, 7)

Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan (asılı tutunan şeyden) yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
(Alak Suresi, 1-3)

Darwinistler, insan bedeninin tek bir adım atmak için bile ayak ve sırtta bulunan 54 kasın aynı anda çalışmasını gerektiren mükemmel bir sisteme sahip olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, soluduğumuz havada çok sayıda zararlı madde ve mikrop bulunduğunu, nefes borusundaki tüycükler sayesinde bunların birçoğundan korunduğumuzu düşünmezler.

Darwinistler, vücuttaki yaklaşık 200 farklı tipteki hücrenin, temelde aynı mekanizmalara sahip olmalarına rağmen, çok farklı görevleri olduğunu, örneğin bir karaciğer hücresi milisaniyeler (saniyenin binde biri) içinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleştirirken, bir kalp hücresinin ömür boyu elektrik üretmesindeki olağanüstülüğü düşünmezler.

Darwinistler, midenin besinleri sindirirken yaptığı çalkalama hareketleri esnasında bağırsaklara sürtünmekten korunabilmesi için dış dokusunda "periton" isimli bir zar olduğunu ve bu zarın salgıladığı kaygan sıvının, mide ve bağırsaklara "dıştan yağlama" olarak nitelendirilecek bir işlem yaparak bu organların kayganlaşmasını sağladığını ve böylece söz konusu organların çalışırken birbirlerine sürtünerek zarar görmelerinin önlenebildiğini düşünmezler.

Darwinistler, kalbin günde 8000 litre kan pompaladığını, uyurken bile yetişkin bir insanın kalbinin saatte 340 litre kan pompalayabildiğini düşünmezler.

Kalp, doğumdan ölüme kadar insan bedenine kan pompalar. Kalbin kendi elektrik sistemini kullanarak gerçekleştirdiği bu üstün işlem, hiçbir Darwinist mekanizma ile açıklanamaz.

1. Akciğerler
2. Akciğer Dolaşımı
3. Kalbin Sağ Tarafı
4. Kalbin Sol Tarafı
5. Sistemik Dolaşım
6. Vücut

Darwinistler, her insanın vücudunda bulunan 5 ila 6 litre arası kanın ortalama vücut ağırlığının %7-8'ini oluşturduğunu, kanın içinde bulunan hücrelerin yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabileceğini ve bunun Dünya'nın çevresini iki kez dolaşmaya yeteceğini düşünmezler.

Darwinistler, kemik iliğinde üretilen her on bin hücreden sadece bir tanesinin kök hücre özelliği taşıdığını, bu özel hücrenin görünüşte diğer hücrelerden hiçbir farkı olmamasına rağmen vücut içindeki ihtiyaçları belirleyerek farklı hücreler meydana getirebilme üstünlüğüne sahip olduğunu, oluşturdukları bu yeni hücrelerin vücut içinde hasara uğramış hücrelerin yerini nasıl aldıklarını düşünmezler.

Darwinistler, insan elinin su içmekten araba kullanmaya, yazı yazmaktan dikiş dikmeye kadar sayısız fonksiyonu yerine getiren mekanizmasının, 27 kemik ve bunlara yön veren mükemmel bir kas ve sinir sistemiyle donatıldığını, bir insanın hayatı boyunca elini en az 25 milyon kez açıp kapadığını ve böyle bir mekanizmanın yapay olarak bile oluşturulamadığını düşünmezler.

Darwinistler, kalbin doğumdan ölüme kadar hiç durmadan kan pompaladığını ve bu pompanın vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kendi elektrik sistemini kullanarak çalışmaya başladığını, bir saatlik sürede orta büyüklükteki bir arabayı, yerden yaklaşık 1 m. yüksekliğe kaldırabilecek kadar enerjiyi nasıl ürettiğini düşünmezler.

Darwinistler, insan daha anne karnında küçük bir cenin iken kalbin birden nasıl atmaya başladığını, bu andan itibaren bir dakika bile dinlenmeksizin kasılıp gevşeyerek kanın vücutta dolaşmasını sağladığını, hayatımızın her anında bilgimiz, irademiz ve kontrolümüz dışında bizim için kan pompaladığını düşünmezler.

Darwinistler, kalbin dış tabakasında, bu organın rahat çalışması ve darbelerden korunması için iki katlı bir zarın bulunduğunu, bu zarların arasının kaygan bir sıvıyla kaplı olduğunu ve kalbin bu sayede ömür boyu durmaksızın kasılıp gevşeyebildiğini düşünmezler.

Darwinistler, kalbi oluşturan parçalardan birinin dahi kendi kendine oluşmasının kesinlikle mümkün olmadığını ve dolaşım sistemi olmayan, pompalayacak kanı bulamayan bir kalbin ne kadar mükemmel özelliklere sahip olursa olsun hiçbir işleve sahip olamayacağını düşünmezler. Yine Darwinistlerin kendi iddialarına göre işlevi olmayan bir organın ortadan kalkması gerektiğini dolayısıyla kalp gibi kompleks bir organın hiçbir şekilde tüm özellikleriyle tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, kalbin kasılması için elektrik sinyaline ihtiyaç olduğunu, kasılmayı sağlayan hücrelerin elektrik olmadan çalışamayacaklarını, gerekli elektriği bir et parçası olan kalbin nasıl üretebildiğini düşünmezler.

Darwinistler, keratin proteininin, saç ve tırnak gibi birbirinden tamamen farklı özelliklerde olan yapıları yaşam boyunca sürekli olarak nasıl oluşturabildiğini ve nasıl hiç hata yapmadığını düşünmezler.

Darwinistler, pürüzsüz ve esneyebilir yapıdaki insan derisi ile sert ve dayanıklı kemikleri aynı anda oluşturan kolajen isimli bir proteinin, tesadüfen oluştuğunu iddia ederken, bu proteinin insanın tam ihtiyacı olacak bölgelerde adeta bilinçli bir şekilde gerektiği gibi şekillenmekte olduğunu ve kimi yerlerde deriyi kimi yerlerde ise kemiği oluşturabildiğini düşünmezler.

 

Darwinistler, tesadüflerle geliştiğini iddia ettikleri beynin, hiçbir sinir birbirine karışmadan, hiçbir aksaklık olmadan nasıl işlevini sürdürmeyi başardığını düşünmezler.

Darwinistler, rastgele hareket ettiğini iddia ettikleri atomun gözyaşı bezini nasıl oluşturduğunu düşünmezler.

Darwinistler, bilinçsiz süreçlerle oluştuğunu iddia ettikleri kaşın uzadıktan sonra bilinçli şekilde durma kararını nasıl aldığını düşünmezler.

Darwinistler, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri kirpiklerin, belli bir boydan sonra adeta bilinçli bir şekilde uzamayı durdurduğunu, buna rağmen saçların ise hangi bilinçle uzamaya devam ettiğini düşünmezler.

Darwinistler, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri bir bedenin neden beyne, göze, kemik sistemine, eklemlere ihtiyaç duyduğunu, hücre çekirdeğine, mitokondriye, DNA'ya nasıl sahip olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, damar dokularını anlatan ve içinde bol bol Latince terimlerin bulunduğu konuşmalar yapabilir, kitaplar yazabilirler, ancak bu hücrelerin nasıl bir düzen içinde bir araya geldikleri sorusunun cevabını hiçbir zaman veremez ve bu konuyu düşünmezler.

Darwinistler, midedeki bir takım hücreler besinleri parçalamak için asit salgılarken, bu hücrelerin yanıbaşında bulunan başka hücrelerin de yapışkan bir sıvı salgıladığını, mukus adı verilen bu sıvının midenin yüzeyini örterek mide duvarını asitlere karşı bir kalkan gibi koruduğunu ve enzimlerin mideye zarar vermesini engellediğini düşünmezler.

Darwinistler, tıraş bıçağını tahrip edebilecek güçte olan mide asitlerinin mideyi çok kısa bir süre içinde tahrip edeceğinden, bu maddenin değil milyonlarca yıl, 2–3 gün hatta daha kısa bir süre için bile midede beklemesinin imkansız olduğunu, asidin ve mideyi asitten koruyacak mukusun beraber var olmaları gerektiğini düşünmezler.

Boş midenin içinde "pepsinojen" isimli, sindirme özelliği olmayan bir enzim bulunur. Ancak mideye besinlerin gelişiyle birlikte, mide hücreleri HCL (hidroklorik) asit salgılamaya başlar. Bu sıvı boş midede bulunan pepsinojenin yapısını aniden değiştirir ve bunu "pepsin" isimli, çok güçlü bir parçalayıcı enzime dönüştürür. Bu da midedeki besinleri hemen parçalar. Darwinistler, mide boşken tamamen zararsız olan bir sıvının, midenin dolmasıyla birlikte çok güçlü bir parçalayıcıya dönüşmesinin bilinçsiz tesadüflerle ortaya çıkamayacağını düşünmezler. (www.evrimefsanesi.com)

Darwinistler, midenin en dış yüzeyini kaplayan periton isimli zarın salgıladığı kaygan sıvının mide ve bağırsaklara "dıştan yağlama" olarak nitelendirilecek bir işlem yaparak bu organların kayganlaşmasını ve böylece çalışırken birbirlerine sürtünerek zarar görmelerini önlediğini düşünmezler.

Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak’tan (asılı tutunan şeyden) yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.
(Alak Suresi, 1-3)

Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O’na varacaksın.
(İnşikak Suresi, 6)

Darwinistler, incebağırsağın küçük bir bölgesinde, var oldukları süre boyunca yalnızca B-12 vitaminini yakalamakla görevlendirilmiş özel bir hücre grubunun trilyonlarca molekül içinden B-12 vitaminini ayırt edip yakalayarak, bunların kan dolaşımına geçmesini sağladıklarını, böylece kan yapımı için kemik iliğine ulaşmalarına vesile olduklarını, gözleri, elleri veya bir beyni olmayan bu bağırsak hücrelerinin B-12 vitamininin insan vücudu için taşıdığı önemi nasıl bilip, bunu trilyonlarca molekül arasından seçip ayırabildiklerini düşünmezler. (www.insanmucizesi.com)

Darwinistler, karaciğerin, midenin yağları parçalamadığını bilir gibi hareket ettiğini, bu nedenle safra isimli bir salgı üreterek yağlı besinler ince bağırsağa ulaştıkları anda, en doğru zamanda, en doğru yere yağları parçalayacak bu özel sıvıyı salgıladığını düşünmezler.

Darwinistler, göze renk veren melaninin, retinanın dokusuna uygun olmayan, ona zarar verecek farklı renkleri de filtre ederek ekstra bir koruma sağladığını, melaninin bunu nasıl yapmaya karar verdiğini düşünmezler.

 

Dipnotlar

31. Sözler Bediüzzaman’ın 24. Söz’ün 2. dalında s. 354

32. Sözler 33. söz

33. Sözler 517

34. Sözler 7. bühran 258 (22. söz)

35. Sözler 10. Söz s. 77

36. Stephen Jay Gould, Life’s Grandeur, Vintage, Londra, 1996, s. 220

37. Smithsonian Journal, Haziran 1970, sf. 10

38. L. L. Cavalli-Sforza, “The Genetics of Human Populations,” Scientific American, Vol. 231, Eylül, 1974, s. 85, http://www.icr.org/index.php?module=articles&action=view&ID=74

4 / total 8
Harun Yahya'nın Darwinistler Neleri Düşünmezler? kitabını online okuyabilir, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz.
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top