HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orgharunyahya.org - Yörünge - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.org 1HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orghttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Uzayda 1 yıl deneyiBir önceki bölümde  uzayda yerçekimsiz ortamda yaşamanın insan vücudu üzerindeki bazı olumsuz etkilerinden bahsetmiştik. Bu bölümde ise yerçekimi olmadığında görünüşümüz nasıl etkileniyor biraz da bunlardan bahsedeceğiz.

Her sabah yataktan kalktığınız zaman omurganız yatağa girmeden önceki durumundan bir ya da iki santimetre daha uzundur. Bunun sebebi siz yatarken omuriliğinizin hemen hemen S şeklinde dinlenmesi ve sıvının omurgalarınızın arasına daha fazla sızmasıdır. Yerçekiminin çok daha az hissedildiği Uluslararası uzay istasyonunda bunun daha yoğun bir versiyonu astronotları etkiler. Yerçekimi omurgaya baskı uygulamadığı için yaklaşık 5 cm’lik bir uzama gerçekleşir. Bu fazladan uzunluk, astronotların Dünyaya dönmelerinden kısa bir süre sonra geçer. İşte bu büyümeye uyum için uzay giysileri biraz bol tasarlanır.

 

UZAYDA BİR YIL DENEYİ

Yakın zamanda çok önemli bir deneyin ilk aşaması sonuçlandı. Bu deneyde ikiz astronotlardan biri Dünyada kalırken diğer astronot Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 1 yıl kaldı ve  en uzun süre uzayda  kalma rekorunu kırdı. 

Araştırmalar astronot Scott Kelly’nin  1 yıl boyunca uzay şartlarında kalmasının sonucunda  vücudunda ne gibi olumsuz etkiler oluştuğunu gösterecek.

Astronot Mark Kelly

  • Küçüklüğümden beri astronot olmak isterdim.

 

Astronot Scott Kelly

Nasa tek yumurya ikizi olduğumuz için bizi karşılaştırmalı bir araştırmada incelemeye aldı.

 

Bu araştırmalarla yerçekimsiz ortam, radyasyon ve diğer stres etkenleri dahil olmak üzere uzaydaki ortamın astronotları moleküler düzeyde nasıl olumsuz etkilediği inceleniyor.

 

Astronot Scott Kelly

  • Kaslarımdaki ağrı ve yorgunluk öncekinden çok daha fazla artış gösterdi.
  • Uzun süre boyunca bir şeyle temas etmediğim için derimle ilgili bir sorun da var. Son derce hassas, hatta oturduğumda, yattığımda veya yürüdüğümde neredeyse yanma gibi bir his oluşuyor.
  • Sadece sağ omzum çok kötü değil. Ama geri kalan her yer çok ağrıyor. Ayak bileklerim, dizlerim, kalça kemiğim, sırtım, boynum, sağ omzum acıyor.
  • Evet acı verdiğini söyleyebilirim, sırtım ve boynum ağrıyor. Tahmin edersiniz, uzaya fırlatıldığınızda bu olabilir.
  • Orada bir yıl kadar bir süre kaldığım için kemiklerim belki de toza dönüştü.

 

Astronotların da konuşmalarında açıkça ifade ettikleri gibi yerçekiminin olmadığı bir ortamda uzun süre kalmak türlü zorlukları da beraberinde getirir. Uzaydaki ağırlıksız ortamın insan vücudu üzerinde çok ciddi olumsuz etkilere yol açtığını önceki bölümlerde de çeşitli örneklerle ifade ettik.

 Allah yerçekiminin oranını ve insan vücudunun yapısını birbirine uyumlu olacak şekilde yaratmıştır.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233113/uzayda-1-yil-deneyihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233113/uzayda-1-yil-deneyihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/UZAYDA_YASAM_1_YIL_DENEYI_04.jpgMon, 24 Oct 2016 22:11:27 +0300
Galaksilerde altın oranBahsettiğimiz altın oran bitkilerde, deniz canlılarında ve kendi vücudumuzda olduğu kadar, evrenin derinliklerinde de karşımıza çıkıyor.

Nitekim astronomi, astrofizik gibi bilim dallarıyla ilgilenen araştırmacılar evrenin mükemmel bir ritmik düzen içinde  hareket ettiğini, hepsinin yapısında kusursuz bir plan olduğunu gayet iyi bilirler.

Örneğin modern bilim ve astronominin babası Galileo, Allah’a inanan dindar bir insandı. Bilim ile uğraşmak ve araştırmalar yapmak onu Allah’a yaklaştırmıştı. "Tabiat hiç şüphesiz Allah'ın hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır" diyen Galileo, aynı zamanda şunu da belirtmişti;

         “Evrenin kitabı matematik dilinde yazılmıştır; üçgenler, daireler ve diğer geometrik figürlerden oluşur.”

 

Günümüze gelinceye dek, tarih boyunca sayısız bilim insanının ifade ettiği üzere, evrendeki her şey matematik bir düzenle hareket eder. Geometrik bir şekil her nerede olursa olsun mutlaka belli ölçülere ve hesaplara dayanır. Bu da bize, böyle bir düzenin ve hesabın bulunduğu yerde, üstün bir aklın ve tasarımın varlığını gösterir.

 

Aynı kurallar galaksiler ve gezegenler için de geçerlidir. Gezegenler “küre” şeklindedir. Yörüngeleriyse eliptiktir. Milyarlarca yıldızı barındıran galaksilerin “sarmal” ve “eliptik” şekilde olmalarıysa, evrendeki geometrik düzenin çarpıcı örneklerinden bazılarıdır. Allah’ın yaratma sanatını burada açıkça görebiliriz.

 

Galaksilerde Görülen Eşit Açılı Sarmal Düzen

Galaksilerin sarmal şekilleri, evrende gökbilimcilerin en fazla üzerinde çalıştıkları ve inceledikleri yapıların başında gelir. Sarmal bir galaksi sürekli olarak kendi etrafında döner ve bu esnada kütle çekim ve merkezkaç kuvvetleri denge halindedir. Bu denge sayesinde galaksi kendi ekseni etrafında dönerken içinde bulunan milyarlarca yıldız uzaya savrulmaz, düzenli olarak bir arada durur. Ama buradaki dönüşü, bir arabanın tekerleğinde olduğu gibi her tarafı eş zamanlı değildir. Galaksinin merkezi, kenarlarından daha hızlı dönmektedir. Bunun sonucunda da merkezden dışa doğru genişleyen sarmal bir şekil meydana gelir.

Galaksilerdeki bu sarmal şekli inceleyen bilim insanları, aslında bu şekle bağlı olarak çok hassas matematiksel dengelerin olduğunu hayretle fark etmişlerdir.

Yapılan incelemelerde Güneş Sistemi’nin, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nin eşit açılı sarmal şekliyle aynı geometrik özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir.

 

Sarmal Şekil Dengeyi Nasıl Sağlıyor?

Sarmal şeklindeki galaksilerin içinde bulunan fiziksel kuvvetler arasındaki denge ise daha da şaşırtıcı niteliktedir. Bir galaksi, kütle çekim etkisiyle kütle merkezine doğru yoğunlaşarak gelişir. Merkez kütlesinin artışı buradaki kütle çekimini de artırdığından, galaksinin merkezi, merkezkaç kuvvet ve kütle çekimini dengeleyecek şekilde daha hızlı dönmeye başlayacaktır. Ayrıca merkezin daha hızlı dönmesi, kütlenin merkezde yoğunlaşmasını da engeller. Bu nedenle galaksideki tüm sistemin dengede kalabilmesi için, galaksinin merkezindeki parçacıkları yavaşlatıp, kenardakileri hızlandırabilen özel bir mekanizmaya gereksinim vardır. İşte bu mekanizma “eşit açılı sarmal şekil” tarafından sağlanır. Çünkü eşit açılı sarmal kollar, böyle bir fonksiyon için en uygun şekildir.

Evrenin işleyişi ve dinamiklerindeki bu düzen, galaksilerin fiziksel açıdan dengede kalabilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Bitkilerde ve deniz dibinde yaşayan canlıların kabuklarında altın orana bağlı olarak ortaya çıkan eşit açılı sarmalın uzayın derinliklerinde yer alan pek çok galakside de görülüyor olması, hepsinin kudret sahibi olan Allah tarafından özel olarak yaratıldığını göstermektedir.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233112/galaksilerde-altin-oranhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233112/galaksilerde-altin-oranhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/GALAKSILERDE_ALTIN_ORAN_05.jpgMon, 24 Oct 2016 22:09:30 +0300
Yörüngelerdeki sanatSadece galaksilerde değil, son yıllarda elde edilen verilere göre, gezegenlerin yörüngelerinde de şaşırtıcı geometrik desenlere rastlanmıştır. İzliyoruz...

Gezegenler çok detaylı yörünge modellerinde hareket eder ve adeta evrenin müziğinde dans ederler. Evrendeki yörüngelerde şimdiye kadar fark ettiğimizden çok daha fazla matematiksel ve geometrik bir uyum vardır.

Her bir gezegen çifti kendine has benzersiz bir ritme sahiptir. Örneğin Dünya – Venüs dansı sekiz yılda bir orijinal başlangıç pozisyonuna döner. 8 Dünya yılı 13 Venüs yılına eşittir. 8 ve 13’ün Fibonacci sayı serisi olduğunu unutmayın.

Sekiz yıl boyunca Dünya – Venüs dansını seyredince merkezde Güneşin olduğu beş taç yapraklı bu güzel çiçek şekli oluşur. 5 de diğer bir Fibonacci sayısıdır. Bu ikisi Güneş’in etrafında dönerken ortaya muazzam güzellikteki bu çiçek deseni çıkar.

       Merkür ise, Güneş sistemimizdeki en uç derecede sıcaklık değişikliklerinin hüküm sürdüğü bir gezegendir. Bu, aynı zamanda yörüngesini de ekiler ve Güneş, Merkür'ün yolunu değiştirir. İncelemeler gezegenin Güneş çevresindeki dolaştığı her iki turunda üç kez “titrediğini” göstermiştir. Merkür’ün binlerce yıldır süren güneşin etrafındaki gezintisi bir papatya deseni oluşturur.

Evrendeki bu mükemmel sanat eserleri ve düzen Allah’ın sonsuz kudretinin delillerindendir. Her şeyi eksiksiz ve kusursuz olarak yaratma gücüne sahip olan Rabbimiz, altın oranı öylesine eşsiz ve fonksiyonel bir şekilde yaratmıştır ki, bu oran, içinde bulunduğu her sisteme ve biçime, hayranlık uyandıracak derecede mükemmel bir estetik, biçimsel bir güzellik ve denge kazandırmaktadır. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“... Rahman (olan Allah)’ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233111/yorungelerdeki-sanathttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233111/yorungelerdeki-sanathttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/YORUNGELERDEKI_SANAT_04.jpgMon, 24 Oct 2016 22:06:30 +0300
Astronomi Haberleri: Elmas GezegenÇok değerli ve yok edilemez özellikte bir taş.... Hiçbir alet kesemiyor, en sıcak ateş bile üzerinde en ufak bir iz dahi bırakamıyor. Elmastan bahsediyoruz...

 

Nadir bulunan bu kıymetli taş binlerce yıldır göz alıcı  güzelliği ve dikkat çekici özellikleri ile insanlar için vazgeçilmez olmuştur. İşlenmemiş ham elmas tüm minerallerin sertlik şampiyonudur., Her türlü malzemeyi kesme, delme ve düzlemede, aşındırıcı olarak kullanılır. Bu nedenle endüstride ve teknolojik cihazların yapımında da yüksek oranda tercih edilir. Saf karbon olan elmas, belirli bir sıcaklıkta ve basınçta oluşur. Oluşumun gerçekleştiği yerler ise dünyanın çekirdeğine yakın olan derinliklerdir.

 

Peki çok büyük oranda elmastan oluşan bir gezegen olduğunu söylesek…

 Evet …

Günümüzdeki gelişmiş teknoloji sayesinde bilim adamları, her geçen gün yeni uzay cisimleri ile karşılaşabiliyorlar. Bu yeni keşiflerden bir tanesi ise çok şaşırtıcı ama  elmastan oluşan Cancri E adı verilen  bir dış  gezegendir. Bu gezegen hakkında neler biliyoruz? İzleyelim...

 

Elmas Gezegen Cancri E Hakkında Bilinenler;

  • Yarıçapı Dünya'nın 2 katı olan bu gezegenin en önemli özelliği tamamının elmastan oluşmasıdır.
  • Yapılan incelemelerle birlikte, elmas gezegenin Dünyaya olan uzaklığının yaklaşık olarak 4 bin ışık yılı olduğu belirlenmiştir.
  • Saniyede 640 defa kendi etrafında dönerek müthiş derecede hızlı hareket eden bir nötron yıldızı yani pulsarı düşünün… İşte bu gezegen o pulsarın yörüngesindedir.
  • Yüzey sıcaklığının yaklaşık olarak 1600°C olduğu tahmin edilmektedir ve çok hızlı döndüğü için bu gezegende 1 yılın sadece 18 saat sürdüğü düşünmektedir.
  • Cancri E, bugüne dek bulunan tüm gezegenlerden daha yoğun bir malzemeden oluşmuştur. Güneş sisteminin en büyük gezegeni Jüpiter'den daha küçük olmasına rağmen, Jüpiter’in kütlesinden 20 kat daha yoğun olduğu belirlenmiştir.

 

Gezegenin karbondan oluşan çekirdeğinin yüksek basınç altında

kalarak elmasa dönüştüğü tahmin ediliyor. Dünya çapında büyük yankı uyandıran elmas gezegenin yakından neye benzediği ise şimdilik evrendeki sırlardan biri...

Onu uzayda parlayan bir kütle olarak hayal etmek kulağa çok hoş gelse de, bilim adamları gerçeğin böyle olmadığı görüşündeler. Şu an bu dış gezegen hakkında bilinenler sınırlı ama şu bir gerçek ki Allah evrende tahmin bile edemeyeceğimiz ihtişam ve güzellikte yapılar yaratmıştır.

Cancri E adlı gezegende olduğu gibi başka gezegenlerde de elmasa rastlanabilir.  Peki dünyada rastladığımız değerli taşlardan da başka gezegenlerde bulabilir miyiz? Sorunun cevabını birlikte izliyoruz.

Dünyada son derece kıymetli olan elmaslar, muhtemelen diğer gezegenlerde çok sıradan taşlar olabilir.  Çünkü elmaslar saf karbondan oluşur ve karbon tüm evrende en çok bulunan elementlerdendir.

Diğer değerli taşlar ise çok çeşitli elementlerin bir araya gelmesiyle oluşurlar ve kompleks yapılara sahiptirler. Ki bu elementlerin bazıları karbondan çok daha nadir bulunur. Bu yüzden dünyadakine benzeyen değerli taşlar ve mineraller yalnızca dünya benzeri gezegenlerde olabilir. Çünkü birçok değerli taş yalnızca suyun var olması şartıyla oluşabilir.  Bu taşların oluşabilmesi için nemli, dünyadaki gibi bir çevrenin var olması şarttır.

Allah insanlara dünyada bir güzellik olarak çeşitli görünümlerde değerli taşlar yaratmıştır. Bunlar takı olarak, süs olarak kullanıldığı gibi endüstride ve teknolojide de sıklıkla kullanılmaktadır.

Allah’ın yaratma sanatının örnekleri görmesini ve düşünmesini bilenler için her yerdedir.

Uzay hakkında bilinmeyenleri sadece keşfetmek bile hayranlık oluştururken, bütün bunların Yaratıcısı olan Yüce Allah’ın yaratma sanatını takdir etmemek çok büyük bir gaflet olur.

Kuran’da bildirildiğine göre Allah’ın yaratması; sadece ‘Ol demesi iledir:

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur. (Yasin Suresi, 82)

Allah elmas gezegenleri de, akıl almaz yoğunlukta olan pulsarları da, altın oranlı spiral galaksileri ve yaşama uygun güzel Dünyamızı da yaratmaya kadir olan, Büyük olan üstün Yaratıcımızdır.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233110/astronomi-haberleri-elmas-gezegenhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233110/astronomi-haberleri-elmas-gezegenhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/ELMAS_GEZEGEN_04.jpgMon, 24 Oct 2016 22:02:17 +0300
Evrendeki geometrik düzenHiç dikkat ettiniz mi? Kar tanelerinin kusursuz şekillerinde, ay çiçeğinin yapraklarında, akciğerlerimizin yapısında, DNA’da, gezegenlerin yörüngelerinde... hatta atomlardaki elektronların yörüngelerinde...  kısacası evrenin her köşesinde... en küçük detaydan, en akıl almaz büyüklüklere kadar kusursuz bir geometri var.

Neredeyse baktığımız her yerde karşımıza çıkan bu geometri, sanat ve düzen; bize evrenin rastlantılar sonucu oluşmadığını, özel olarak tasarladığını yani yaratıldığını gösteriyor.

 

Merhaba, Yörünge’de yine beraberiz...

Bu bölümde, evrenin her noktasında dikkat çeken bir düzenden ve doğada bulunan kusursuz matematik hesaplardan bahsedeceğiz, mesela gezegenlerin yörüngelerindeki kusursuz geometrik düzeni gördüğünüzde çok şaşıracaksınız!

 

Ayrıca solar fırtınalardan, yeni keşfedilen şaşırtıcı “elmas” gezegeninden ve dünyadan 400 km. yukarıda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam süren astronotların hayatlarından bahsedeceğiz.

Yörüngeye başlıyoruz...

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233108/evrendeki-geometrik-duzenhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233108/evrendeki-geometrik-duzenhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/EVRENDEKI_GEOMETRI_NAUTILIUS_03.jpgMon, 24 Oct 2016 21:57:46 +0300
Bitkilerde altın oran 2Bu gördüğünüz meyve, yani ananas, altın orana güzel bir örnek...

Kozalak dediğimiz dış kabuğundaki parçalar bir çok bitkide olduğu gibi sağa ve sola doğru kıvrılıyor.

Bu sarmal sistemi sayacak olursak, sağa doğru 5 adet, sola doğru 8 adet, tekrar sağa doğru 13 adet olduğunu görürüz. Bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar birçok bitkinin 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34... sayı dizisi ile orantılı bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu sayı dizisi önceki 2 sayının toplamı şeklinde devam eder ve altın oranı verir.

        

Hiç bir çiçeğin taç yapraklarını saydınız mı? Bir bahçedeki çiçekleri göz önüne aldığınızda sayısız çeşitlilikte alternatif vardır diye düşünebilirsiniz.

Ama gerçek şu ki birçok çiçek çoğunlukla 5 taç yaprağa sahiptir. Eğer 5 değilse da başka belirli rakamlar olur. Mesela 8- 13 ya da 21  gibi... Peki bu rakamlar arasındaki bağlantıyı görebildiniz mi? Evet her rakam bir önceki iki rakamın toplamından oluşuyor. Örneğin 8 artı 13 size 21’i veriyor. İşte bunlar Fibonacci rakamlarıdır. Bu özel sayı dizisini doğadaki pek  çok bitkide görebiliriz.

Ağaçlara uzaktan baktığımızda, dalların ve yaprakların gelişigüzel, dağınık bir şekilde dizilmiş olduklarını düşünebiliriz. Oysa, her ağaçta, hangi dalın nereden çıkacağı ve yaprakların dal çevresinde dizilişleri, hatta çiçeklerin simetrik şekilleri dahi belirli sabit kurallar ve ölçülerle belirlenmiştir.

Her bitkinin kendine özgü yaprak diziliş kuralları vardır. Bitki türüne göre değişen bu diziliş şekilleri dairesel veya sarmal yapı şeklindedir. Bu özel dizilişin en önemli sonuçlarından biri yaprakların bir diğerini gölgelemeyecek şekilde yerleşmiş olmalarıdır.

Ayçiçeği gibi sık tohumlu bitkilerin yaprakları ise merkezin etrafında sağdan veya soldan dolanırken spiral bir şekil çizerler. Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru, sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbirine oranı altın oranı verir.

Bitkiler ilk yaratıldıkları andan itibaren matematik kurallarına harfi harfine uyarlar. Tüm bu hesap ve düzende Allah'ın kusursuz yaratma sanatının delilleri bulunmaktadır.

Allah Kuran'da her şeyi bir ölçüyle yarattığını şu ayetle  bildirmektedir.

Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (Hicr Suresi, 19)

 

Mesela elmayı örnek alalım. İkiye böldüğümüzde ortada 5 çekirdek buluruz. Bir çam kozalağındaki spiralleri saydığımızda yine Fibonacci rakamlarının dizisinden bir rakamı bize verir; 8 yada 13 gibi...

Bütün bitkiler büyürken işte bu matematik kuralına yani belirlenmiş bir düzene uyarlar.  Tek bir çiçeğin varlığı dahi Allah’a iman etmek için yeterlidir.

Allah evrende ham matematik bir düzen hem de ihtişamlı bir sanatı iç içe yaratmıştır. Biz de bu üstün yaratma sanatının delillerini gözümüzü çevirdiğimiz her yerde görürüz.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233105/bitkilerde-altin-oran-2http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233105/bitkilerde-altin-oran-2http://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/BITKI_ALTIN_ORAN_CICEK_KOZALAK_04.jpgMon, 24 Oct 2016 21:54:35 +0300
Altın oran ne demek?Bir deniz kabuğunu, bir çiçeğin üzerindeki desenleri ya da arı kovanını düşünün.... Ne kadar harika değil mi? Örümcek ağından, bitkilerin  taç yapraklarına, fırtına bulutlarının şekillerinden.... çam kozalağındaki kabukların dizilimine kadar.... Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde yoktan yaratılan geometrik harikalar... renkler.... ve göz alıcı desenler var.

Evrenin her noktasında görülen simetriyi ve nefes kesici güzelliği hiç kimse inkar edemez. Matematik doğadaki pek çok örnekte bize ipucu olarak bırakılmıştır. Hemen hemen her canlıda hatta ismini bile bilmediğimiz birçok canlının ve bitkinin yaşamında ve gelişiminde özel bir oranlama sistemi olması, kim olursa olsun tartışmasız herkesin şaşıracağı bir durum...

 

Doğada bulunan logaritmik sarmallar, mükemmel bir denge unsurudur ve canlıların özel olarak yaratılmış olduklarını gösteren önemli delillerdir.

Şu anda, 114 milyon yıllık bir Nautilus fosilini görüyoruz. Madagaskar’dan çıkarılmış Kretase döneminden kalan, günümüzdeki ile birebir aynı olan ve evrim teorisini geçersiz kılan, yaşayan bir fosil bu.... Çok önemli... bakın sadece şöyle bir incelediğimizde bile harika bir geometrik sarmal şekle sahip olduğunu görebiliyoruz.

Ama bir de matematiksel değerlerle incelersek o zaman hayranlık verici detaylar karşımıza çıkıyor. Dıştan görülen sarmal şeklinin yanı sıra kabuğun içinde yer alan odacıklar da yine altın orana uygun olarak yaratılmıştır.

 

Birçok canlı, büyüme sürecini de logaritmik sarmal formunda gerçekleştirir. Sarmaldaki yayların büyüklüğünün değişmesine karşın esas sarmal şeklin değişmemesi dikkat çekici ...  Matematikte bu özelliğe sahip başka bir şekil yoktur. Temelinde altın oran olan sarmallar doğada şahit olabileceğiniz en eşsiz tasarımlardır. Peki altın oran ne demek? İzleyelim....

 

Ortaçağ'ın en etkili matematikçisi "Leonardo Pisano" İtalya’nın Pisa kentinde yaşamıştır. Yetenekli matematikçi,  daha çok lakabı olan "Fibonacci" ismiyle anılır. Fibonacci'nin bulduğu özel sayı dizisi de kendi adı ile yani Fibonacci sayıları olarak isimlendirilmiştir. Bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.

Fibonacci dizisi  0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, ... şeklinde ilerlemektedir.

Dizideki sayıları bir öncekine böldüğünüzde, birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı "altın oran" olarak adlandırılan 1,618'dir. Bu oran doğadaki birçok varlıkta görülür.

Doğadaki geometrik şekiller ve altın oran tarih boyunca sanatçılara, mimarlara, filozoflara ve bilim insanlarına tarif edilemeyen bir ilham verdi.

Bu detayların ve zarif formların matematik dünyasındaki köklerini görmek ise insanı ciddi şekilde tüm bunları yaratan Allah’ın büyüklüğünü düşünmeye zorluyor.

Leonardo Da Vinci’nin günlüklerinden birinde bulunan ve o dönemin bilimi için önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen Vitruvius Adamı çalışması ise insan vücudundaki altın oranı gösteren önemli bir eserdir.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233104/altin-oran-ne-demekhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233104/altin-oran-ne-demekhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/ALTIN_ORAN_NE_DEMEK_02.jpgMon, 24 Oct 2016 21:50:34 +0300
Bitkilerde altın oranBu gördüğünüz meyve, yani ananas, altın orana güzel bir örnek...

Kozalak dediğimiz dış kabuğundaki parçalar bir çok bitkide olduğu gibi sağa ve sola doğru kıvrılıyor.

Bu sarmal sistemi sayacak olursak, sağa doğru 5 adet, sola doğru 8 adet, tekrar sağa doğru 13 adet olduğunu görürüz. Bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar birçok bitkinin 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34... sayı dizisi ile orantılı bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu sayı dizisi önceki 2 sayının toplamı şeklinde devam eder ve altın oranı verir.

        

Hiç bir çiçeğin taç yapraklarını saydınız mı? Bir bahçedeki çiçekleri göz önüne aldığınızda sayısız çeşitlilikte alternatif vardır diye düşünebilirsiniz.

Ama gerçek şu ki birçok çiçek çoğunlukla 5 taç yaprağa sahiptir. Eğer 5 değilse da başka belirli rakamlar olur. Mesela 8- 13 ya da 21  gibi... Peki bu rakamlar arasındaki bağlantıyı görebildiniz mi? Evet her rakam bir önceki iki rakamın toplamından oluşuyor. Örneğin 8 artı 13 size 21’i veriyor. İşte bunlar Fibonacci rakamlarıdır. Bu özel sayı dizisini doğadaki pek  çok bitkide görebiliriz.

Ağaçlara uzaktan baktığımızda, dalların ve yaprakların gelişigüzel, dağınık bir şekilde dizilmiş olduklarını düşünebiliriz. Oysa, her ağaçta, hangi dalın nereden çıkacağı ve yaprakların dal çevresinde dizilişleri, hatta çiçeklerin simetrik şekilleri dahi belirli sabit kurallar ve ölçülerle belirlenmiştir.

Her bitkinin kendine özgü yaprak diziliş kuralları vardır. Bitki türüne göre değişen bu diziliş şekilleri dairesel veya sarmal yapı şeklindedir. Bu özel dizilişin en önemli sonuçlarından biri yaprakların bir diğerini gölgelemeyecek şekilde yerleşmiş olmalarıdır.

Ayçiçeği gibi sık tohumlu bitkilerin yaprakları ise merkezin etrafında sağdan veya soldan dolanırken spiral bir şekil çizerler. Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru, sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbirine oranı altın oranı verir.

Bitkiler ilk yaratıldıkları andan itibaren matematik kurallarına harfi harfine uyarlar. Tüm bu hesap ve düzende Allah'ın kusursuz yaratma sanatının delilleri bulunmaktadır.

Allah Kuran'da her şeyi bir ölçüyle yarattığını şu ayetle  bildirmektedir.

Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (Hicr Suresi, 19)

 

Mesela elmayı örnek alalım. İkiye böldüğümüzde ortada 5 çekirdek buluruz. Bir çam kozalağındaki spiralleri saydığımızda yine Fibonacci rakamlarının dizisinden bir rakamı bize verir; 8 yada 13 gibi...

Bütün bitkiler büyürken işte bu matematik kuralına yani belirlenmiş bir düzene uyarlar.  Tek bir çiçeğin varlığı dahi Allah’a iman etmek için yeterlidir.

Allah evrende ham matematik bir düzen hem de ihtişamlı bir sanatı iç içe yaratmıştır. Biz de bu üstün yaratma sanatının delillerini gözümüzü çevirdiğimiz her yerde görürüz.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233103/bitkilerde-altin-oranhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233103/bitkilerde-altin-oranhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/BITKI_ALTIN_ORAN_ANANAS_03.jpgMon, 24 Oct 2016 21:48:35 +0300
Yörünge -4- Evrendeki Geometrik Düzen YÖRÜNGE 4. BÖLÜM

EVRENDEKİ GEOMETRİK DÜZEN

                                                                    

 

      Hiç dikkat ettiniz mi? Kar tanelerinin kusursuz şekillerinde, ay çiçeğinin yapraklarında, akciğerlerimizin yapısında, DNA’da, gezegenlerin yörüngelerinde... hatta atomlardaki elektronların yörüngelerinde...  kısacası evrenin her köşesinde... en küçük detaydan, en akıl almaz büyüklüklere kadar kusursuz bir geometri var.

Neredeyse baktığımız her yerde karşımıza çıkan bu geometri, sanat ve düzen; bize evrenin rastlantılar sonucu oluşmadığını, özel olarak tasarladığını yani yaratıldığını gösteriyor.

 

Merhaba, Yörünge’de yine beraberiz...

Bu bölümde, evrenin her noktasında dikkat çeken bir düzenden ve doğada bulunan kusursuz matematik hesaplardan bahsedeceğiz, mesela gezegenlerin yörüngelerindeki kusursuz geometrik düzeni gördüğünüzde çok şaşıracaksınız!

 

Ayrıca solar fırtınalardan, yeni keşfedilen şaşırtıcı “elmas” gezegeninden ve dünyadan 400 km. yukarıda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam süren astronotların hayatlarından bahsedeceğiz.

Yörüngeye başlıyoruz...

 

1. BÖLÜM- ALTIN ORAN

Bir deniz kabuğunu, bir çiçeğin üzerindeki desenleri ya da arı kovanını düşünün.... Ne kadar harika değil mi? Örümcek ağından, bitkilerin  taç yapraklarına, fırtına bulutlarının şekillerinden.... çam kozalağındaki kabukların dizilimine kadar.... Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde yoktan yaratılan geometrik harikalar... renkler.... ve göz alıcı desenler var.

Evrenin her noktasında görülen simetriyi ve nefes kesici güzelliği hiç kimse inkar edemez. Matematik doğadaki pek çok örnekte bize ipucu olarak bırakılmıştır. Hemen hemen her canlıda hatta ismini bile bilmediğimiz birçok canlının ve bitkinin yaşamında ve gelişiminde özel bir oranlama sistemi olması, kim olursa olsun tartışmasız herkesin şaşıracağı bir durum...

 

Doğada bulunan logaritmik sarmallar, mükemmel bir denge unsurudur ve canlıların özel olarak yaratılmış olduklarını gösteren önemli delillerdir.

Şu anda, 114 milyon yıllık bir Nautilus fosilini görüyoruz. Madagaskar’dan çıkarılmış Kretase döneminden kalan, günümüzdeki ile birebir aynı olan ve evrim teorisini geçersiz kılan, yaşayan bir fosil bu.... Çok önemli... bakın sadece şöyle bir incelediğimizde bile harika bir geometrik sarmal şekle sahip olduğunu görebiliyoruz.

Ama bir de matematiksel değerlerle incelersek o zaman hayranlık verici detaylar karşımıza çıkıyor. Dıştan görülen sarmal şeklinin yanı sıra kabuğun içinde yer alan odacıklar da yine altın orana uygun olarak yaratılmıştır.

 

Birçok canlı, büyüme sürecini de logaritmik sarmal formunda gerçekleştirir. Sarmaldaki yayların büyüklüğünün değişmesine karşın esas sarmal şeklin değişmemesi dikkat çekici ...  Matematikte bu özelliğe sahip başka bir şekil yoktur. Temelinde altın oran olan sarmallar doğada şahit olabileceğiniz en eşsiz tasarımlardır. Peki altın oran ne demek? İzleyelim....

 

Ortaçağ'ın en etkili matematikçisi "Leonardo Pisano" İtalya’nın Pisa kentinde yaşamıştır. Yetenekli matematikçi,  daha çok lakabı olan "Fibonacci" ismiyle anılır. Fibonacci'nin bulduğu özel sayı dizisi de kendi adı ile yani Fibonacci sayıları olarak isimlendirilmiştir. Bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.

Fibonacci dizisi  0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, ... şeklinde ilerlemektedir.

Dizideki sayıları bir öncekine böldüğünüzde, birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı "altın oran" olarak adlandırılan 1,618'dir. Bu oran doğadaki birçok varlıkta görülür.

Doğadaki geometrik şekiller ve altın oran tarih boyunca sanatçılara, mimarlara, filozoflara ve bilim insanlarına tarif edilemeyen bir ilham verdi.

Bu detayların ve zarif formların matematik dünyasındaki köklerini görmek ise insanı ciddi şekilde tüm bunları yaratan Allah’ın büyüklüğünü düşünmeye zorluyor.

Leonardo Da Vinci’nin günlüklerinden birinde bulunan ve o dönemin bilimi için önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen Vitruvius Adamı çalışması ise insan vücudundaki altın oranı gösteren önemli bir eserdir.

 

BİTKİLERDE ALTIN ORAN

 Bu gördüğünüz meyve, yani ananas, altın orana güzel bir örnek...

Kozalak dediğimiz dış kabuğundaki parçalar bir çok bitkide olduğu gibi sağa ve sola doğru kıvrılıyor.

Bu sarmal sistemi sayacak olursak, sağa doğru 5 adet, sola doğru 8 adet, tekrar sağa doğru 13 adet olduğunu görürüz. Bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar birçok bitkinin 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34... sayı dizisi ile orantılı bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu sayı dizisi önceki 2 sayının toplamı şeklinde devam eder ve altın oranı verir.

        

Hiç bir çiçeğin taç yapraklarını saydınız mı? Bir bahçedeki çiçekleri göz önüne aldığınızda sayısız çeşitlilikte alternatif vardır diye düşünebilirsiniz.

Ama gerçek şu ki birçok çiçek çoğunlukla 5 taç yaprağa sahiptir. Eğer 5 değilse da başka belirli rakamlar olur. Mesela 8- 13 ya da 21  gibi... Peki bu rakamlar arasındaki bağlantıyı görebildiniz mi? Evet her rakam bir önceki iki rakamın toplamından oluşuyor. Örneğin 8 artı 13 size 21’i veriyor. İşte bunlar Fibonacci rakamlarıdır. Bu özel sayı dizisini doğadaki pek  çok bitkide görebiliriz.

Ağaçlara uzaktan baktığımızda, dalların ve yaprakların gelişigüzel, dağınık bir şekilde dizilmiş olduklarını düşünebiliriz. Oysa, her ağaçta, hangi dalın nereden çıkacağı ve yaprakların dal çevresinde dizilişleri, hatta çiçeklerin simetrik şekilleri dahi belirli sabit kurallar ve ölçülerle belirlenmiştir.

Her bitkinin kendine özgü yaprak diziliş kuralları vardır. Bitki türüne göre değişen bu diziliş şekilleri dairesel veya sarmal yapı şeklindedir. Bu özel dizilişin en önemli sonuçlarından biri yaprakların bir diğerini gölgelemeyecek şekilde yerleşmiş olmalarıdır.

Ayçiçeği gibi sık tohumlu bitkilerin yaprakları ise merkezin etrafında sağdan veya soldan dolanırken spiral bir şekil çizerler. Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru, sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbirine oranı altın oranı verir.

Bitkiler ilk yaratıldıkları andan itibaren matematik kurallarına harfi harfine uyarlar. Tüm bu hesap ve düzende Allah'ın kusursuz yaratma sanatının delilleri bulunmaktadır.

Allah Kuran'da her şeyi bir ölçüyle yarattığını şu ayetle  bildirmektedir.

Yere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda her şeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik. (Hicr Suresi, 19)

 

Mesela elmayı örnek alalım. İkiye böldüğümüzde ortada 5 çekirdek buluruz. Bir çam kozalağındaki spiralleri saydığımızda yine Fibonacci rakamlarının dizisinden bir rakamı bize verir; 8 yada 13 gibi...

Bütün bitkiler büyürken işte bu matematik kuralına yani belirlenmiş bir düzene uyarlar.  Tek bir çiçeğin varlığı dahi Allah’a iman etmek için yeterlidir.

Allah evrende ham matematik bir düzen hem de ihtişamlı bir sanatı iç içe yaratmıştır. Biz de bu üstün yaratma sanatının delillerini gözümüzü çevirdiğimiz her yerde görürüz.

 

GALAKSİLERDE ALTIN ORAN

Bahsettiğimiz altın oran bitkilerde, deniz canlılarında ve kendi vücudumuzda olduğu kadar, evrenin derinliklerinde de karşımıza çıkıyor.

Nitekim astronomi, astrofizik gibi bilim dallarıyla ilgilenen araştırmacılar evrenin mükemmel bir ritmik düzen içinde  hareket ettiğini, hepsinin yapısında kusursuz bir plan olduğunu gayet iyi bilirler.

Örneğin modern bilim ve astronominin babası Galileo, Allah’a inanan dindar bir insandı. Bilim ile uğraşmak ve araştırmalar yapmak onu Allah’a yaklaştırmıştı. "Tabiat hiç şüphesiz Allah'ın hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır" diyen Galileo, aynı zamanda şunu da belirtmişti;

         “Evrenin kitabı matematik dilinde yazılmıştır; üçgenler, daireler ve diğer geometrik figürlerden oluşur.”

 

Günümüze gelinceye dek, tarih boyunca sayısız bilim insanının ifade ettiği üzere, evrendeki her şey matematik bir düzenle hareket eder. Geometrik bir şekil her nerede olursa olsun mutlaka belli ölçülere ve hesaplara dayanır. Bu da bize, böyle bir düzenin ve hesabın bulunduğu yerde, üstün bir aklın ve tasarımın varlığını gösterir.

 

Aynı kurallar galaksiler ve gezegenler için de geçerlidir. Gezegenler “küre” şeklindedir. Yörüngeleriyse eliptiktir. Milyarlarca yıldızı barındıran galaksilerin “sarmal” ve “eliptik” şekilde olmalarıysa, evrendeki geometrik düzenin çarpıcı örneklerinden bazılarıdır. Allah’ın yaratma sanatını burada açıkça görebiliriz.

 

Galaksilerde Görülen Eşit Açılı Sarmal Düzen

Galaksilerin sarmal şekilleri, evrende gökbilimcilerin en fazla üzerinde çalıştıkları ve inceledikleri yapıların başında gelir. Sarmal bir galaksi sürekli olarak kendi etrafında döner ve bu esnada kütle çekim ve merkezkaç kuvvetleri denge halindedir. Bu denge sayesinde galaksi kendi ekseni etrafında dönerken içinde bulunan milyarlarca yıldız uzaya savrulmaz, düzenli olarak bir arada durur. Ama buradaki dönüşü, bir arabanın tekerleğinde olduğu gibi her tarafı eş zamanlı değildir. Galaksinin merkezi, kenarlarından daha hızlı dönmektedir. Bunun sonucunda da merkezden dışa doğru genişleyen sarmal bir şekil meydana gelir.

Galaksilerdeki bu sarmal şekli inceleyen bilim insanları, aslında bu şekle bağlı olarak çok hassas matematiksel dengelerin olduğunu hayretle fark etmişlerdir.

Yapılan incelemelerde Güneş Sistemi’nin, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nin eşit açılı sarmal şekliyle aynı geometrik özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir.

 

Sarmal Şekil Dengeyi Nasıl Sağlıyor?

Sarmal şeklindeki galaksilerin içinde bulunan fiziksel kuvvetler arasındaki denge ise daha da şaşırtıcı niteliktedir. Bir galaksi, kütle çekim etkisiyle kütle merkezine doğru yoğunlaşarak gelişir. Merkez kütlesinin artışı buradaki kütle çekimini de artırdığından, galaksinin merkezi, merkezkaç kuvvet ve kütle çekimini dengeleyecek şekilde daha hızlı dönmeye başlayacaktır. Ayrıca merkezin daha hızlı dönmesi, kütlenin merkezde yoğunlaşmasını da engeller. Bu nedenle galaksideki tüm sistemin dengede kalabilmesi için, galaksinin merkezindeki parçacıkları yavaşlatıp, kenardakileri hızlandırabilen özel bir mekanizmaya gereksinim vardır. İşte bu mekanizma “eşit açılı sarmal şekil” tarafından sağlanır. Çünkü eşit açılı sarmal kollar, böyle bir fonksiyon için en uygun şekildir.

Evrenin işleyişi ve dinamiklerindeki bu düzen, galaksilerin fiziksel açıdan dengede kalabilmesi için hayati bir öneme sahiptir. Bitkilerde ve deniz dibinde yaşayan canlıların kabuklarında altın orana bağlı olarak ortaya çıkan eşit açılı sarmalın uzayın derinliklerinde yer alan pek çok galakside de görülüyor olması, hepsinin kudret sahibi olan Allah tarafından özel olarak yaratıldığını göstermektedir.

 

YÖRÜNGELERDEKİ SANAT

Sadece galaksilerde değil, son yıllarda elde edilen verilere göre, gezegenlerin yörüngelerinde de şaşırtıcı geometrik desenlere rastlanmıştır. İzliyoruz...

Gezegenler çok detaylı yörünge modellerinde hareket eder ve adeta evrenin müziğinde dans ederler. Evrendeki yörüngelerde şimdiye kadar fark ettiğimizden çok daha fazla matematiksel ve geometrik bir uyum vardır.

Her bir gezegen çifti kendine has benzersiz bir ritme sahiptir. Örneğin Dünya – Venüs dansı sekiz yılda bir orijinal başlangıç pozisyonuna döner. 8 Dünya yılı 13 Venüs yılına eşittir. 8 ve 13’ün Fibonacci sayı serisi olduğunu unutmayın.

Sekiz yıl boyunca Dünya – Venüs dansını seyredince merkezde Güneşin olduğu beş taç yapraklı bu güzel çiçek şekli oluşur. 5 de diğer bir Fibonacci sayısıdır. Bu ikisi Güneş’in etrafında dönerken ortaya muazzam güzellikteki bu çiçek deseni çıkar.

       Merkür ise, Güneş sistemimizdeki en uç derecede sıcaklık değişikliklerinin hüküm sürdüğü bir gezegendir. Bu, aynı zamanda yörüngesini de ekiler ve Güneş, Merkür'ün yolunu değiştirir. İncelemeler gezegenin Güneş çevresindeki dolaştığı her iki turunda üç kez “titrediğini” göstermiştir. Merkür’ün binlerce yıldır süren güneşin etrafındaki gezintisi bir papatya deseni oluşturur.

Evrendeki bu mükemmel sanat eserleri ve düzen Allah’ın sonsuz kudretinin delillerindendir. Her şeyi eksiksiz ve kusursuz olarak yaratma gücüne sahip olan Rabbimiz, altın oranı öylesine eşsiz ve fonksiyonel bir şekilde yaratmıştır ki, bu oran, içinde bulunduğu her sisteme ve biçime, hayranlık uyandıracak derecede mükemmel bir estetik, biçimsel bir güzellik ve denge kazandırmaktadır. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“... Rahman (olan Allah)’ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

 

UZAYDA YAŞAM

Bir önceki bölümde  uzayda yerçekimsiz ortamda yaşamanın insan vücudu üzerindeki bazı olumsuz etkilerinden bahsetmiştik. Bu bölümde ise yerçekimi olmadığında görünüşümüz nasıl etkileniyor biraz da bunlardan bahsedeceğiz.

Her sabah yataktan kalktığınız zaman omurganız yatağa girmeden önceki durumundan bir ya da iki santimetre daha uzundur. Bunun sebebi siz yatarken omuriliğinizin hemen hemen S şeklinde dinlenmesi ve sıvının omurgalarınızın arasına daha fazla sızmasıdır. Yerçekiminin çok daha az hissedildiği Uluslararası uzay istasyonunda bunun daha yoğun bir versiyonu astronotları etkiler. Yerçekimi omurgaya baskı uygulamadığı için yaklaşık 5 cm’lik bir uzama gerçekleşir. Bu fazladan uzunluk, astronotların Dünyaya dönmelerinden kısa bir süre sonra geçer. İşte bu büyümeye uyum için uzay giysileri biraz bol tasarlanır.

 

UZAYDA BİR YIL DENEYİ

Yakın zamanda çok önemli bir deneyin ilk aşaması sonuçlandı. Bu deneyde ikiz astronotlardan biri Dünyada kalırken diğer astronot Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 1 yıl kaldı ve  en uzun süre uzayda  kalma rekorunu kırdı. 

Araştırmalar astronot Scott Kelly’nin  1 yıl boyunca uzay şartlarında kalmasının sonucunda  vücudunda ne gibi olumsuz etkiler oluştuğunu gösterecek.

Astronot Mark Kelly

  • Küçüklüğümden beri astronot olmak isterdim.

 

Astronot Scott Kelly

Nasa tek yumurya ikizi olduğumuz için bizi karşılaştırmalı bir araştırmada incelemeye aldı.

 

Bu araştırmalarla yerçekimsiz ortam, radyasyon ve diğer stres etkenleri dahil olmak üzere uzaydaki ortamın astronotları moleküler düzeyde nasıl olumsuz etkilediği inceleniyor.

 

Astronot Scott Kelly

  • Kaslarımdaki ağrı ve yorgunluk öncekinden çok daha fazla artış gösterdi.
  • Uzun süre boyunca bir şeyle temas etmediğim için derimle ilgili bir sorun da var. Son derce hassas, hatta oturduğumda, yattığımda veya yürüdüğümde neredeyse yanma gibi bir his oluşuyor.
  • Sadece sağ omzum çok kötü değil. Ama geri kalan her yer çok ağrıyor. Ayak bileklerim, dizlerim, kalça kemiğim, sırtım, boynum, sağ omzum acıyor.
  • Evet acı verdiğini söyleyebilirim, sırtım ve boynum ağrıyor. Tahmin edersiniz, uzaya fırlatıldığınızda bu olabilir.
  • Orada bir yıl kadar bir süre kaldığım için kemiklerim belki de toza dönüştü.

 

Astronotların da konuşmalarında açıkça ifade ettikleri gibi yerçekiminin olmadığı bir ortamda uzun süre kalmak türlü zorlukları da beraberinde getirir. Uzaydaki ağırlıksız ortamın insan vücudu üzerinde çok ciddi olumsuz etkilere yol açtığını önceki bölümlerde de çeşitli örneklerle ifade ettik.

 Allah yerçekiminin oranını ve insan vücudunun yapısını birbirine uyumlu olacak şekilde yaratmıştır.

 

ŞAŞIRTICI ASTRONOMİ: ELMAS GEZEGEN

Çok değerli ve yok edilemez özellikte bir taş.... Hiçbir alet kesemiyor, en sıcak ateş bile üzerinde en ufak bir iz dahi bırakamıyor. Elmastan bahsediyoruz...

 

Nadir bulunan bu kıymetli taş binlerce yıldır göz alıcı  güzelliği ve dikkat çekici özellikleri ile insanlar için vazgeçilmez olmuştur. İşlenmemiş ham elmas tüm minerallerin sertlik şampiyonudur., Her türlü malzemeyi kesme, delme ve düzlemede, aşındırıcı olarak kullanılır. Bu nedenle endüstride ve teknolojik cihazların yapımında da yüksek oranda tercih edilir. Saf karbon olan elmas, belirli bir sıcaklıkta ve basınçta oluşur. Oluşumun gerçekleştiği yerler ise dünyanın çekirdeğine yakın olan derinliklerdir.

 

Peki çok büyük oranda elmastan oluşan bir gezegen olduğunu söylesek…

 Evet …

Günümüzdeki gelişmiş teknoloji sayesinde bilim adamları, her geçen gün yeni uzay cisimleri ile karşılaşabiliyorlar. Bu yeni keşiflerden bir tanesi ise çok şaşırtıcı ama  elmastan oluşan Cancri E adı verilen  bir dış  gezegendir. Bu gezegen hakkında neler biliyoruz? İzleyelim...

 

Elmas Gezegen Cancri E Hakkında Bilinenler;

  • Yarıçapı Dünya'nın 2 katı olan bu gezegenin en önemli özelliği tamamının elmastan oluşmasıdır.
  • Yapılan incelemelerle birlikte, elmas gezegenin Dünyaya olan uzaklığının yaklaşık olarak 4 bin ışık yılı olduğu belirlenmiştir.
  • Saniyede 640 defa kendi etrafında dönerek müthiş derecede hızlı hareket eden bir nötron yıldızı yani pulsarı düşünün… İşte bu gezegen o pulsarın yörüngesindedir.
  • Yüzey sıcaklığının yaklaşık olarak 1600°C olduğu tahmin edilmektedir ve çok hızlı döndüğü için bu gezegende 1 yılın sadece 18 saat sürdüğü düşünmektedir.
  • Cancri E, bugüne dek bulunan tüm gezegenlerden daha yoğun bir malzemeden oluşmuştur. Güneş sisteminin en büyük gezegeni Jüpiter'den daha küçük olmasına rağmen, Jüpiter’in kütlesinden 20 kat daha yoğun olduğu belirlenmiştir.

 

Gezegenin karbondan oluşan çekirdeğinin yüksek basınç altında

kalarak elmasa dönüştüğü tahmin ediliyor. Dünya çapında büyük yankı uyandıran elmas gezegenin yakından neye benzediği ise şimdilik evrendeki sırlardan biri...

Onu uzayda parlayan bir kütle olarak hayal etmek kulağa çok hoş gelse de, bilim adamları gerçeğin böyle olmadığı görüşündeler. Şu an bu dış gezegen hakkında bilinenler sınırlı ama şu bir gerçek ki Allah evrende tahmin bile edemeyeceğimiz ihtişam ve güzellikte yapılar yaratmıştır.

Cancri E adlı gezegende olduğu gibi başka gezegenlerde de elmasa rastlanabilir.  Peki dünyada rastladığımız değerli taşlardan da başka gezegenlerde bulabilir miyiz? Sorunun cevabını birlikte izliyoruz.

Dünyada son derece kıymetli olan elmaslar, muhtemelen diğer gezegenlerde çok sıradan taşlar olabilir.  Çünkü elmaslar saf karbondan oluşur ve karbon tüm evrende en çok bulunan elementlerdendir.

Diğer değerli taşlar ise çok çeşitli elementlerin bir araya gelmesiyle oluşurlar ve kompleks yapılara sahiptirler. Ki bu elementlerin bazıları karbondan çok daha nadir bulunur. Bu yüzden dünyadakine benzeyen değerli taşlar ve mineraller yalnızca dünya benzeri gezegenlerde olabilir. Çünkü birçok değerli taş yalnızca suyun var olması şartıyla oluşabilir.  Bu taşların oluşabilmesi için nemli, dünyadaki gibi bir çevrenin var olması şarttır.

Allah insanlara dünyada bir güzellik olarak çeşitli görünümlerde değerli taşlar yaratmıştır. Bunlar takı olarak, süs olarak kullanıldığı gibi endüstride ve teknolojide de sıklıkla kullanılmaktadır.

Allah’ın yaratma sanatının örnekleri görmesini ve düşünmesini bilenler için her yerdedir.

Uzay hakkında bilinmeyenleri sadece keşfetmek bile hayranlık oluştururken, bütün bunların Yaratıcısı olan Yüce Allah’ın yaratma sanatını takdir etmemek çok büyük bir gaflet olur.

Kuran’da bildirildiğine göre Allah’ın yaratması; sadece ‘Ol demesi iledir:

Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur. (Yasin Suresi, 82)

Allah elmas gezegenleri de, akıl almaz yoğunlukta olan pulsarları da, altın oranlı spiral galaksileri ve yaşama uygun güzel Dünyamızı da yaratmaya kadir olan, Büyük olan üstün Yaratıcımızdır.

Yörünge’nin bu bölümünün de sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere hoşçakalın...

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233102/yorunge--4--evrendekihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/233102/yorunge--4--evrendekihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/YORUNGE_4_EVRENDEKI_GEOMETRIK_DUZEN_10.jpgMon, 24 Oct 2016 21:46:32 +0300
Hubble Ultra Derin Alan ResmiEvrenin büyüklüğünü daha iyi  anlayabilmemiz için başka bir resim daha var. Derin Uzayın Fotoğrafı...

2004'te, zamanda geçmişe doğru daha önce hiç olmadığı kadar dikkatlice bakmayı başardık ve evrenin en uzak galaksilerinden gelen ışığı yakaladık. Ekranda gördüğünüz görüntü, Hubble Uzay Teleskobu tarafından 11 gün boyunca çekilen bir görüntüdür. Ünlü teleskop merceğini, Orion Takım Yıldızı'nın hemen aşağısındaki çok küçük bir uzay bölümüne odakladı. Teleskobun bu yönde konuşlandırılmasından bir süre sonra modern zamanların en ünlü gökyüzü resimlerinden birini ortaya çıktı.

Hubble Ultra Derin Alan adı verilen bu görüntüde yer alan her küçük nokta bir yıldız değil, içinde yüz milyarlarca yıldız barındıran birer galaksidir. Bu resim yaklaşık 10.000 galaksinin bir portresidir.

Görüntüdeki en uzak galaksinin bize mesafesi 13 milyar ışık yılının üzerinde.... Hubble Teleskobu, neredeyse zamanın başlangıcına kadar bakmamıza olanak sağladı ve uzayın derinliklerinde evrenimizin nasıl başladığına dair önemli bir ipucunu  ortaya çıkardı.

 

Evrendeki gök cisimlerinin ihtişamı ile ilgili verdiğimiz bu birkaç örnek bile, Allah'ın yaratma sanatının benzersizliğini göstermek için yeterlidir. Allah Kuran’da insanları göklerin yaratılışı üzerinde düşünmeye şöyle çağırır:

Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz, yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi… (Naziat Suresi, 27-28)

Allah’ın göklerdeki yaratma sanatı büyük ve görkemli...

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi evren o kadar büyük ki, milyarlarca ışık yılı ile ifade edilen rakamların tam anlamıyla neyi temsil ettiğini anlamamız bile zor…

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221016/hubble-ultra-derin-alan-resmihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221016/hubble-ultra-derin-alan-resmihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Hubble_Ultra_Derin_Alan_Fotografi_01.jpgWed, 11 May 2016 19:31:28 +0300
Herşey Yoktan YaratıldıBöylesine hassas dengeler, kusursuz bir evren, evren içindeki sistemler, yıldızlar, Dünya, Dünya üzerindeki insanlar, ağaçlar, hayvanlar, çiçekler, ve diğer canlılar tesadüfi bir patlamanın ardından, atomların kendiliğinden dizilimiyle oluşamaz. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde gördüğümüz detay Yüce Allah'ın varlığının ve üstün kudretinin delilleridir. 

Evrenin "yok" iken "var" hale geldiği, Kuran'da şöyle haber verilir:

O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. (Enam Suresi, 101)

 

Madde ve zaman, tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. O Yaratıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır.

Günümüzden tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda Kuran’da, aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi, tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğu bildirilmiştir:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

 

Ayetin Arapça orijinalinde göklerle yerin ratk (birbiriyle bitişik) durumunda olduğu bir durumdan bahsedilmektedir. Ardından bu ikisi fatk (parçalanıp birbirinden ayrılmak) fiili ile ayrılmışlardır. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkmıştır. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını hatırladığımızda, kozmik yumurta denilen noktanın evrenin tüm maddesini içerdiğini görürüz. Yani her şey, bir başka deyişle tüm “gökler ve yer” bu noktanın içinde, ratk halindedirler. Ardından bu kozmik yumurta şiddetle patlamış, bu yolla maddeler fatk olmuş, yani dışarı çıkarak tüm evreni oluşturmuşlardır.

 

Her şey, kusursuz ve mükemmel bir orana ve olağanüstü hassaslıktaki dengelere bağımlıdır. Çünkü bütün bunların sahibi, tek bir patlamayı yaratma sanatına sebep kılarak kusursuz bir sanat ve mucize yaratan, büyüklük ve kerem sahibi olan Yüce Allah'tır.

O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. (Enam Suresi, 101)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221015/hersey-yoktan-yaratildihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221015/hersey-yoktan-yaratildihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/hersey_yoktan_yaratildi_01.jpgWed, 11 May 2016 19:25:48 +0300
Evrendeki YerimizEğer beynimiz, evrenin muazzam ölçeğini gerçekten idrak edemiyorsa, evrenin içindeki yerimizi nasıl bilebiliriz?

Bu noktada "kıyaslama yöntemi", dünyanın evrendeki boyutlarını ve büyüklük kavramını anlamamıza yardımcı bir araç haline gelir.

Örneğin Güneş'in çapı, Dünya'nın çapının 103 katı kadardır. Bunu bir benzetmeyle açıklayalım...

Eğer Dünya'yı bir misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bir futbol topunun iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Burada dikkat çekici olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş'in arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi'nin en dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.

Bu benzetmeyle Güneş Sistemi'nin devasa bir boyuta sahip olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Aslında Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi'ne oranla oldukça mütevazi bir büyüklüğe sahiptir. Çünkü Samanyolu Galaksisi'nin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük olmak üzere yaklaşık 250 milyar yıldız vardır.

Samanyolu o kadar büyük bir yıldız topluluğudur ki, bir jet uçağı ile yolculuk yapmaya kalksaydık, bir ucundan diğerine gitmemiz 100 milyar yıl sürerdi... Ancak şaşırtıcı olan, Samanyolu Galaksisi'nin de uzayın geneli düşünüldüğünde çok "küçük" bir yere sahip olmasıdır. Uzayda başka galaksiler de vardır, hem de tahminlere göre, yaklaşık 100- 200 milyar kadar… Sürekli yeni keşifler yapıldığı için tam rakam bilinmiyor.

Bize en yakın  galaksi olan Andromeda galaksisi ise yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzakta...

 

Sınırlarına ulaşamadığımız kadar büyük evrenin içinde, dünyamız çok özel bir yaşam yeri olarak yaratılmıştır. Binlerce metrelik dağları ile, geniş ovalarıyla, dev okyanuslarıyla Dünya bize göre çok büyük ve geniş... Ama uzayın dev boyutlarına göre neredeyse yok denecek kadar az yer kaplıyor.

 

Evrenin genişliği ve gök cisimlerinin büyüklükleri düşünüldüğünde, dünyanın boyutları  adeta kumsaldaki bir kum tanesi  kadar küçük kalır.

 

Evrendeki küçük yerimizi hayalimizde canlandırmanın daha iyi bir yolu ise, az sonra ekranda göreceğiniz resim... Bunun adı "Soluk Mavi Nokta"...

Evet…Tahmin ettiğiniz gibi fotoğraftaki bu küçük bulanık mavi nokta dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösteriyor.

Voyager 1 sondası tarafından 6,4 milyar km. gibi müthiş bir uzaklıktan çekilen Dünya fotoğrafı...

Astronom Carl Sagan bir konuşmasında bu etkileyici resmi şöyle yorumlar:

 

Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferlerle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi.

Gökbilimin mütevazileştirici ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar saçma olduğunu ve İnsanlığın acizliğini bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. (Astronom-Carl Sagan)

 

Gelişen bilim sayesinde işte bu şekilde evrendeki yerimizi çok daha net anlıyoruz, ve kendimizi büyük görmenin nasıl bir yanılgı olduğunu fark ediyoruz.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221014/evrendeki-yerimizhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221014/evrendeki-yerimizhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Evrendeki_Yerimiz_07.jpgWed, 11 May 2016 19:17:12 +0300
Big Bang'in KanıtlarıEVRENİN GENİŞLEMESİ

1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş bilim dünyasında büyük bir yankı yarattı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar.

Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.

Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti: Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin her an "genişlemekte" olduğuydu.

Bilim tarafından ancak 1920'lerin sonunda fark edilen evrenin genişlemesi gerçeği Kuran’da 1400 yıl önce haber verilmiştir.

Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Evren materyalistlerin sandığının aksine, maddenin içindeki birtakım tesadüfler ile değil, Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur ve Allah'tan gelen bilgi, kuşkusuz evrenin kökeni hakkındaki en doğru bilgidir.

 

BÜYÜK PATLAMAYA BİR BAŞKA DELİL: KOZMİK FON RADYASYONU

Televizyonunuzda bulunan statik elektriğin yüzde 1'i, 13.8 milyar yıl önce gerçekleşen büyük patlamadan kalan Kozmik Mikrodalga Arka Planı radyasyonundan kaynaklı....

1948 yılında George Gamov, Big Bang'e bağlı olarak yeni bir iddia ortaya sürdü. Buna göre evrenin Büyük Patlama ile oluşması durumunda, evrende bu patlamadan arta kalan bir radyasyonun da olması gerekmekteydi. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı. "Olması gereken" bu kanıt çok geçmeden bulundu.

1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki araştırmacı bu dalgaları keşfettiler. "Kozmik Fon Radyasyonu" adı verilen bu radyasyon, yerel kökenli değil, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının, Big Bang'in ilk dönemlerinden kalma olduğu ortaya çıktı. Penzias ve Wilson, bu bulgularından ötürü Nobel Ödülü kazandılar.

1989 yılına gelindiğinde ise, Amerikan Uzay Araştırmaları Dairesi NASA, Kozmik Fon Radyasyonu'nu araştırmak üzere uzaya COBE uydusunu gönderdi. Bu gelişmiş uyduya yerleştirilen hassas tarayıcıların, Penzias ve Wilson'ın ölçümlerini doğrulaması yalnızca sekiz dakika sürdü. COBE, evrenin başlangıcındaki büyük patlamanın kalıntılarını bulmuştu.

Bütün zamanların en büyük astronomik keşfi olarak adlandırılan bu bulgu, Big Bang teorisinin açık bir ispatıydı. COBE uydusunun ardından uzaya gönderilen COBE 2 uydusunun bulguları da, yine Big Bang'e dayanılarak yapılan hesapları doğruladı.

 

BIG BANG RESMİ

Evrenin her yönünde yeterince uzağa bakarsak, neredeyse 13.8 milyar yıl öncesinden, evrenin başlangıcından beri seyahat eden ışığı tespit edebiliriz. Bu ışıma insan gözüyle görülemese de, radyo teleskoplar ile kolaylıkla belirlenebilir.

Ekranda gördüğünüz harita  (WMAP) evrenin yalnızca 380.000 yaşında olduğu zamandaki Büyük Patlama ışımasını gösterir.

Avrupa uzay ajansının Planck uydusu tarafından çekilen bu kozmik mikrodalga kalıntısının resmi 16 yıllık yoğun çalışma sonucu elde edilmiş... Bizlere evrenin doğumundan kalan yankıları gösteriyor.

Planck misyonunun bu ilk bilimsel sonuçları, daha önce hiç görülmemiş olan uzak galaksi kümeleri ve Big Bang’in ışınımları da dahil olmak üzere, evrenin nasıl başladığına dair yeni ipuçları ortaya çıkarttı.

 

HİDROJEN HELYUM ORANI

Big Bang'in diğer bir önemli delili ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının miktarı oldu. Günümüzde yapılan ölçümlerle anlaşıldı ki, evrendeki hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang'den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplamalarına uyuyordu. Eğer evrenin bir başlangıcı olmasaydı ve evren sonsuzdan beri var olsaydı, içindeki hidrojen tamamen yanarak helyuma dönüşmüş olurdu.

 

Tüm bu açık deliller Big Bang teorisinin bilim dünyasında kesin bir kabul görmesine yol açtı. Büyük Patlama bilimin, evrenin oluşumu ve başlangıcı hakkında ulaştığı son noktaydı.

Önceleri Big Bang teorisine karşı koyan materyalist bilim adamları dahi evrenin yoktan yaratılma anını kabul ederek çeşitli itiraflarda bulunmuşlardır.

Bunlardan belki de en önemlisi  ünlü fizikçi  Sir Fred Hoyle’dur.  Hoyle Big Bang’teki ince detaylar hakkında şunları söylemiştir:

 

Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir: Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.

 

Büyük Patlamadaki hassas düzenin bir boyutu da patlamanın hızıdır. Ünlü fizik profesörü Paul Davies bu gerçeği şöyle ifade eder;

 

Evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.  

 

Big Bang Sırasında oluşan dengeler-Patlamadaki Hız

Evrenin patlama hızı  olağanüstü hassas bir kesinlikle belirlenmiş, mükemmel bir hesap ve düzen ile yaratılmıştır:

-Evrenin genişleme hızı o kadar kritiktir ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.

            -Eğer Big Bang’den sonra evren biraz daha hızlı genişlese mevcut tüm materyal tamamen etrafa dağılıp gidecekti.

            -Eğer patlama hızı 10 üzeri 18’de 1 oranında bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti.

            -Eğer evrenin yoğunluğu bir parça daha fazla olsaydı, o zaman evren bir türlü genişleyemeyecek ve tekrar küçülerek bir noktacığa dönüşecekti.

            -Eğer yoğunluk başlangıçta bir parça daha az olsaydı, o zaman evren son hızla genişleyecek, fakat bu takdirde atomik parçacıklar birbirini çekip yakalayamayacak ve yıldızlarla galaksiler hiçbir zaman oluşamayacaktı.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221013/big-bangin-kanitlarihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221013/big-bangin-kanitlarihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Big_Bang_kanitlari_09.jpgWed, 11 May 2016 19:05:13 +0300
Big Bang: Büyük PatlamaSon 100 yılda yapılan tüm araştırmalar gösterdi ki evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde tek bir noktadan başlamıştı. Bilim adamlarını yaptıkları ince hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran "tek nokta"nın, "sıfır hacme" ve "sonsuz yoğunluğa" sahip olması gerektiğini gösterdi. Bunun anlamı yoktan var oluş yani yaratılış demekti. Evrenin başlangıcı olan bu yaratılış anına ingilizce "Big Bang" yani "Büyük Patlama" ismi verildi.

Bilimsel araştırmalar Büyük Patlama'daki dengelerin hassaslığını ve bunun gelişigüzel bir patlamadan çok uzak olduğunu gösterdi.

Bizim bildiğimiz tüm patlamalar var olan düzeni bozar. Ama Big Bang ile sıfır hacimden yani yokluktan muazzam bir düzen oluşmuştur.

Şimdi 13. 8 milyar yıl öncesine, Evrenin başlangıcına  döneceğiz ve ‘her şeyin yoktan  başladığı o önemli anda neler yaşandı?’ sorusunu bilimsel delillerle  cevaplayacağız. İzliyoruz...

BIG BANG- BÜYÜK PATLAMA

Büyük Patlama, ilk  kez 1920’lerde Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi Georges Lemaître tarafından ortaya atılan, evrenin bir başlangıcı olduğunu gösteren teoridir.  Çok detaylı kanıtlarla desteklendiğinden bilim insanları arasında, özellikle fizikçiler arasında kabul görmüştür.

Sonsuz yoğunluk, sıfır hacim… Kısaca yokluk… Ve bir anda var olma anı...

Modern bilim bu yaratılış anının ilk 10-43'üncü saniyesinde neler olup bittiğini hala açıklayamıyor. Ki bu çok çok küçük bir zamanı temsil etmektedir.

10 ÜZERİ -43 yani sıfır virgül 42 sıfır ve bir ....

(0,000000000000000000000000000000000000000001 )

 Burada bahsedilen 10-43 saniye Planck zamanı olarak biliniyor. Alman bilim adamı Max Planck’ın adıyla anılan zaman dilimi o kadar küçüktür ki, ifade etmek için özel bir tanımlama gerekti.  

Bilimsel delillere göre bildiğimiz şey şudur:

Yıldızlar, galaksiler ve hayatın temel taşları.... Kemiklerimizdeki kalsiyum kanımızdaki demir, vücudunuzdaki diğer elementler azot, karbon, hidrojen, soluduğumuz hava ve içtiğimiz su için gerekli atomlar... Hepsi...

Büyük Patlama adı verilen yaratılış anından itibaren var oldu.

Gördüğümüz her şeyin temelinde atomlar ve moleküller var…

Bilim insanları bugüne dek 118 element keşfettiler. Bunlardan 92 tanesi doğada bulunur ve çevremizde gördüğümüz kompleksliği düşündüğümüzde bu son derece şaşırtıcıdır.

Aynı zamanda biliyoruz ki Dünya'nın ötesindeki her şey, kainatta gördüğümüz her şey de aynı 92 elementten oluşmuştur.

Bir araba çelik, kauçuk ve cam gibi birçok farklı maddeden yapılmıştır. Daha da derine inin, bu maddelerin demir, silikon, krom ve karbon gibi farklı elementlerin kombinasyonlarından oluştuğunu görürsünüz. Bu araba parçalarının her bir atomu evrenimizin oluştuğu milyarlarca yıl öncesinde yaratılmıştır.

 Şu anda kullandığımız teknolojik cihazların hammaddeleri, binalarımızı oluşturan parçalar, her bir ağacın yaprağı, dünyanın çekirdeğindeki demir, okyanuslar, insan vücudunu oluşturan her bir element Büyük Patlama'nın ilk dakikalarında oluşan atomlardan meydana geldi.

Mesela içtiğimiz su.... çok eskidir… Buradaki hidrojen atomları ancak büyük patlamadan sonraki milyonlarca derecelik akıl almaz sıcaklıkta oluşabilirler.   Yani bu sudaki hidrojen atomları 13.8 milyar yıl önce yaratıldılar...

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221012/big-bang-buyuk-patlamahttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221012/big-bang-buyuk-patlamahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Big_Bang_kanitlari_06.jpgWed, 11 May 2016 18:53:04 +0300
Uzayda Yaşam; Uzayda Nasıl Uyunur?Şimdi sizlere Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronotların yerçekimsiz ortamda yaşamlarını nasıl sürdürmeye çalıştıklarına dair bazı görüntüler göstereceğiz.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221011/uzayda-yasam;-uzayda-nasil-uyunurhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221011/uzayda-yasam;-uzayda-nasil-uyunurhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Uzayda_Yasam_Uzayda_Nasil_Uyunur_04.jpgWed, 11 May 2016 18:41:55 +0300
Evrendeki HızGezegenlerin Dönüş Hızı 

Eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla Güneş'e doğru çekilirler ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulurlardı. Bunun tersi de mümkün olabilirdi. Eğer gezegenler daha hızlı dönselerdi, bu sefer de Güneş'in çekim gücü onları tutmaya yetmeyecek ve gezegenler uzaya savrulacaklardı. 

Ayrıca söz konusu dengenin her gezegen için ayrı ayrı kurulmuş olduğuna da dikkat etmek gerekir. Çünkü gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları da kütleleri de çok farklıdır. Bu nedenle, hepsinin ayrı birer dönüş hızı vardır. 

Rabbimiz tüm yaşamsal faaliyetlerde muhteşem bir hız var etmiştir. Allah'ın dilemesiyle her an oluşan bu sürat sayesinde tüm evren varlığını devam ettirir. Bir ayette Rabbimiz'in yarattığı tüm varlıklar üzerindeki sonsuz gücü şöyle bildirilmektedir: 

"Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar (yok olurlar) diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır." (Fatır Suresi, 41) 

 

Dünya'nın Dönüş Hızı

Dünya sadece 24 saatlik bir süre içinde kendi etrafındaki dönüşünü tamamlar ve bu sayede geceler ve gündüzler kısa sürer. Kısa sürdükleri için de gece ile gündüz arasındaki ısı farkı çok azdır. Dünya'nın kendi etrafındaki yüksek dönüş hızı yeryüzündeki ısının dengeli dağılımına yardımcı olur. Böylece pek çok canlının yaşayabileceği ideal ısı ortamı oluşur. Eğer bu hız gereken seviyede olmasaydı, canlılar için yeryüzü yaşanması olanaksız bir yer haline gelecekti. 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221010/evrendeki-hizhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221010/evrendeki-hizhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/evrendeki_hiz_02.jpgWed, 11 May 2016 18:37:03 +0300
Astronomi Haberleri: Kozmik TozHer Gün Dünyaya 60 Ton Kozmik Toz Yağıyor

Dünya güzel olduğu kadar kir ve toz barındıran bir yer ve bu konuda uzayın bize yardımcı olduğu da  pek söylenemez. Her gün göktaşlarından, kuyruklu yıldızlardan ve güneş sistemimizin diğer 4,6 milyar yıllık parçalarından gelen tozlar Dünya’nın atmosferine düşüyor. Bu göktaşı tozu, tıpkı duman partikülleri gibi çok küçük ama oldukça fazla....

Şimdiye kadar, bilim adamları, bu kozmik tozun ne kadarının Dünya’da toplandığını bilmiyorlardı. Ancak, yeni yayınlanan bir araştırmada atmosferin bileşimindeki değişiklikleri ölçen bir araç olan Doppler Lidar’ı kullanarak atmosferdeki sodyum ve demir seviyeleri yakından incelendi. Atmosferdeki sodyum miktarı atmosferdeki kozmik toz miktarı ile orantılı olduğu için araştırmacılar dünyaya düşen tozun gerçek miktarının günde 60 ton civarında olduğunu hesapladı.

Bu, Etrafta Kozmik Toz Topakları Olduğu Anlamına mı Geliyor? Kısaca Evet....

Şimdi biraz düşünürsek ... Aslında evlerimizde biriken tozların bir kısmının uzaydan gelmiş olma ihtimali çok yüksek! Her ne kadar tozlardan kurtulmak için hemen temizliğe ihtiyaç duysak da aslında bu tozların da bir görevi var.

Allah’ın bu tozlarda yarattığı hikmet ise son yıllardaki astronomi çalışmaları ile ortaya çıktı..

Dünya’ya düşen bu toz hem atmosferdeki bulut oluşumuna yardımcı oluyor. Hem de Antarktika’daki planktonların üremesine yardım ediyor ve çevre için şaşırtıcı derecede faydalı oluyor.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221009/astronomi-haberleri-kozmik-tozhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/221009/astronomi-haberleri-kozmik-tozhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Astronomi_haber_Kozmik_tozlar_02.jpgWed, 11 May 2016 18:26:38 +0300
Dünyadan Başka Gezegenlerde de Mevsimler Görülür mü?Dünyadan Başka Gezegenlerde de Mevsimler Görülür mü?

Evet bir çoğunda! Bizim algıladığımız gibi mevsimlerin bir gezegende olması için gezegenin ekseni ya da rotasyonu belli bir açıda eğimli olmalıdır.  Böylece onun farklı yüzeylerine ulaşan güneş ışığının miktarı Güneşin etrafında dönerken değişir. Bizim güneş sistemimizde Mars, Satürn ve Neptün yaklaşık Dünyayla aynı açıda bir eksen eğimine sahiptir. O yüzden bu gezegenlerde de benzer bir şekilde ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış (çok daha uzun bir süre) yaşar. Uranüs daha keskin bir açıya sahiptir, o yüzden çok daha çetin sezonlar yaşar. Jüpiter, Venüs ve Merkür neredeyse diktir ve mevsimleri yaşamaz.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220452/dunyadan-baska-gezegenlerde-de-mevsimlerhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220452/dunyadan-baska-gezegenlerde-de-mevsimlerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/SORU_CEVAP_gezegenlerde_mevsimler_03.jpgFri, 29 Apr 2016 19:08:57 +0300
Samanyolu HaritasıUzun süreler galaksiler hakkında çok bilgi sahibi değildik. Sadece 100 yıl kadar önce evrendeki her şeyin Samanyolu’ndan ibaret olduğu düşünülüyordu.

Bugün artık Samanyolu’nun evrendeki milyarlarca galaksiden sadece bir tanesi olduğunu biliyoruz. Hatta son yıllarda yapılan araştırmalar sayesinde Samanyolu’nun şimdiye kadar görülmemiş 360 derecelik detaylı fotoğraflarını görme fırsatına da erişebildik.

Samanyolu ile ilgili bu araştırmaların sonuçlarını izliyoruz...

SAMANYOLU’NUN 360 DERECELİK GÖRÜNTÜSÜ

       Nasa’nın Spitzer Uzay Teleskopu Samanyolu’nun 360 derecelik panaromik görüntüsünü elde etti. Yıldızlarla dolu Samanyolu’nun bu fotoğrafını elde etmek için Spitzer’in son 10 yıl içinde ilettiği 2 milyondan fazla kızılötesi veri işlendi.

       Elde edilen verilerle  oluşturulan bu yüksek çözünürlüklü görüntüde gökada merkezindeki yoğunluğu, büyük kütleli yıldızların çevrelerine yaydığı güçlü ışımayı görebiliriz. Üstelik daha önce fark edilmemiş olan küçük kütleli sönük yıldızlar dahi fotoğraflara yansımıştır.

Bu panoramik fotoğrafta kısa kızılötesi dalga boyundaki en parlak yıldızlar mavidir, daha uzun dalga boylarındaki toz bulutları kırmızı olarak görülüyor. Kızılötesi ışık galaksimizi dolduran tozlu sistemi geçerek görülebilir ışıkta saklanmış olan detayları görmemize olanak sağlar.

Görüntülerde Samanyolu’nun küçük büyük sayısız yıldız oluşum bölgesini, yıldızlararası uzayda uçuşan tozlu baloncukları ve kendi galaksimizin ardında kalan uzak galaksileri görebiliriz.

Bu toplanan veriler astronomlara şimdiden galaksi merkezimizin etrafında uzanan yıldızların en net haritasını sunarak, konum ve spiral kolların uzunluğunu belirlemede yardımcı oldu.

Samanyolu gökyüzünde yaklaşık 30 derece eğik şekilde uzanan  beyaz bir ışıklı yol oluşturur. Aslında bizim gördüğümüz bölüm galaksinin merkezine çok daha yakın olan spiral kollardır. Bunlar merkeze bizden birkaç bin ışık yılı, daha yakındırlar.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220451/samanyolu-haritasihttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220451/samanyolu-haritasihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Samanyolu_Haritasi_04.jpgFri, 29 Apr 2016 19:04:04 +0300
Uzayda YaşamUzayda Daha Farklı mı Yaşlanıyoruz?

Yörüngedeki uzay araçlarında yerçekimi olmaması bir şekilde  yaşlanmayı hızlandıran bir mekanizmaya benziyor. Örneğin kaslar egzersiz yapılmadığı için erimeye başlıyor ve kemiklerinizin gücü aynen kemik erimesindeki gibi kötüleşiyor. Kalbiniz de yerçekimine karşı pompalamak zorunda kalmadığından daha yetersiz bir duruma gelir. Neyse ki Dünyaya dönünce bu etkiler kısa süre sonra tersine dönebilir.

Bu yüzden astronomlar  yerçekimsiz ortamın zararlı etkilerinden korunmak için çeşitli spor programları uyguluyorlar. Şimdi  Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronomların sağlıklarını korumak için neler yaptıklarına bir göz atalım....

Görüntüleri izledik... Uluslararası Uzay İstasyonundaki  astronotlar günde yaklaşık 2 saatlerini mutlaka spora ayırmak zorundalar. Ama bu düzenli spor programına rağmen birçok rahatsız edici etki oluşuyor. Örneğin astronotların kasları ve kemiklerinde ciddi kütle azalmaları ve deformasyonlar meydana geliyor. Özellikle kas yapısı, uzayda pek de kullanılmayan bir sistem olduğu için spora rağmen her geçen gün bir miktar eriyor.

Bu nedenledir ki astronotlar dünyaya indiklerinde kendi başlarına yürüyemezler. Üzerine herhangi bir ağırlık binmeyen kemikler de giderek zayıflar ve kemik kütlesi de önemli oranda azalır. Yaşanan bu kemik kaybı, yeryüzünde yaşlı insanların yaşadığı osteoporoz hastalığına benzer. Bu zayıflamaya bağlı olarak şekil bozuklukları oluşabilir. Uzun süreli uzay görevlerinde astronotlar kemik dokularının %40’ına yakınını kaybederler. Bunun doğal sonucu ise yeryüzüne döndüklerinde kemiklerinin çok kolay biçimde kırılmasıdır. Sırt omurları ağırlıksız ortamda birbirinden ayrıldığı ve zayıfladığı için Dünya’ya dönüldüğünde üzerlerine birden aşırı yük biner. Bu binen yük, dayanılmaz sırt ve bel ağrılarına neden olabilir.

Yerçekimi oranındaki bir miktar azalma dahi işte insan bedenini bu derece olumsuz etkiler. Dünya'da bütün fizik kuralları bizim lehimize iken uzayda bunun tam tersi bir durum söz konusudur. Bu da Allah’ın dünyadaki tüm şartları, ortamdaki tüm detayları ve insan bedenini birbirine uyumlu ve özel bir plan içerisinde yarattığını gösteren delillerden bir tanesidir.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220450/uzayda-yasamhttp://www.harunyahya.org/tr/Yorunge/220450/uzayda-yasamhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/122-yorunge/Uzayda_yasam_yercekimsiz_ortam_03.jpgFri, 29 Apr 2016 18:58:29 +0300