HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orgharunyahya.org - Görünmeyen Dünya - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.org 1HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orghttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Görünmeyen Dünya - 1       Günlük yaşamımızda müthiş bir hareket ve canlılık var. Etrafımızı dünyanın en gelişmiş kameralarından onlarca kat üstün özelliklere sahip gözümüzle görüyoruz. Ama gözümüz ne kadar mükemmel olsa da belirli bir algı sınırı içerisinde görevini yerine getirir. Gördüklerimiz sadece algılayabildiğimiz elektromanyetik dalgalardan ibaret… Ve görme sınırımız evrende var olan elektromanyetik dalganın sadece %2,5’ini kapsıyor.

Şu anda ekrana baktığınızda gördüklerinizin aslında göremediklerinizin yanında çok az olduğunu hiç düşündünüz mü?

Evet...

Görmediğimiz bir dünya daha var... Bu dünyada her şey bambaşka... şaşırtıcı.... olağanüstü...minik ama mükemmel...

Minik kelimesi burada bir ipucuydu aslında....

         Görme sınırlarımızın  ötesinde, çok detaylı ve olağanüstü işlemlerin yapıldığı bir yer mikro dünya… Bir taraftan çok küçük ama bir taraftan da öyle  güçlü ki, tüm dünyamızı şekillendiriyor.

Elbette ki göremediklerimiz sadece mikro canlılardan ibaret değil…..Düşen kar tanelerinin kristal şekillerini, mor ötesi-  kızıl ötesi dalgaları, x ışınlarını,  kelebeğin kanatlarında ve nilüferin yapraklarında bulunan yüzey şekillerini de çıplak gözle göremiyoruz.

Çevremiz göremediğimiz şeylerle dolu…Bizim görüş algımız için çok yavaş olan….

ya da  çok hızlı olan…

 kısaca görüş gücümüzün dışında olduğu için hiç algılayamadığımız harikalar da var …

Günümüzde geliştirilen  teknolojik araçlar bu  dünyanın şimdiye kadar gizli kalmış kapılarını açıyor. 

Bu program ile göremediğimiz dünyanın gizemlerine ve mucizelerine hep birlikte tanık olacağız.

MİKRO DÜNYAYA HOŞ GELDİNİZ….

Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)

Burası sıradan bir odaya benziyor. Ama görünüş aldatıcı olabilir. Şimdi yakından bakın… Daha yakın… Daha yakın…

Odada yalnız olduğumuzu düşündüğümüzde bile aslında yalnız değiliz. Sadece bir koltuğun üzerinde bile neredeyse bir ormandaki kadar çok canlı çeşidi var.  Onlar dokunduğumuz kumaşta, koltuğumuzda, yatağımızda, cildimizin üzerindeler, oradalar, buradalar… Kısaca her yerdeler...

Bakteriler, virüsler, mantarlar, su yosunları ve akarlar mikro dünyanın en bilinen üyeleri… Bu mikroorganizmalar o kadar küçükler ki, bir toplu iğne ucuna milyonlarcası sığabiliyor.

Diğer canlılardan çok daha geniş bir popülasyona sahipler. Bir sayı vermek gerekirse bu mikroskobik canlılar, yeryüzündeki hayvanların 20 katı fazlalar.

            Milyonlarca mikro canlı ile sarılmış durumda olduğumuz bir gerçek…. Peki mikro canlıların hayatımızda bu derece yüksek oranda yer alması bizi nasıl etkiliyor?

            Kısaca cevap verirsek hem iyi hem kötü… Ama büyük oranda iyi…

Onlar  yaşamımız için vazgeçilmez—olmazsa olmaz- üyeleri…. Bizim yaşamımızın devam etmesi için mutlaka mikro canlıların da olması gerekiyor.

            Genelde mikroorganizma denince ilk olarak aklımıza zararlı oldukları gelir. Elbette bazılarının hastalıklara sebep olduklarını ve ciddi tehlikeler oluşturduklarını çok iyi biliyoruz. Ancak öte yandan yapılan araştırmalar mikro organizmaların  sadece %1’den daha az bir kısmının zararlı olduğu ortaya koyuyor.

Geri kalan kısmı ise bizim için tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli…

Onlar olmadan nefes alamıyor, yemek yiyemiyor, su içemiyor, hatta sindirim yapamıyor ve sağlığımızı koruyamıyoruz.

Ancak onlarla birlikte yaşadığımızda müthiş bir denge içerisinde hayatımızı devam ettirebiliyoruz.

Sadece mikroskopla görebildiğimiz bu küçük canlılar;

Dünyanın eko sisteminin dengede tutulmasında,

oksijenin sağlanmasında ,

atıkların yok edilmesinde,

nitrojen döngüsünde,

 iklimlerin düzeninde,

enerjinin ve kimyasal maddelerin üretilmesinde,

suyun temizlenmesinde hatta yiyeceklerin yapımında görev alırlar.

         Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü bakteriler tarafından sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmenizi, dilinizde bulunan bakteriler önlerler. Aynı zamanda bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri de organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin kullanabileceği hale dönüştürebilirler. 

Bu canlılar küçük yapılarına rağmen  önemli ve karmaşık görevleri yerine getirebilirler.

Görünmeyen dünyadaki varlıkların her birinin mükemmel özelliklere sahip olması Alemlerin Rabbi olan Allah’ın yaratmasındaki üstünlüğün delilidir. Bu delillere şahit olan bir kişi samimi bir kalple düşündüğünde gözle göremediği canlıların bu dengeleri koruyamayacağını, hiçbir işi tesadüfen yapamayacaklarını kolayca fark eder.

 

MİKRO DÜNYADAN BİLİM HABERLERİ…

EN KÜÇÜK BAKTERİLER GÖRÜNTÜLENDİ

Yaklaşık 20 yıldır zaten küçük olan bakterilerin daha da küçük çeşitlerinin varlığı üzerinde tartışmalar devam ediyordu. Ancak bugüne kadar bu bakterileri görüntülemek ve yapılarını tanımlamak mümkün olmamıştı.

Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar sonucunda çok küçük bakterilerin görüntülenmesi başarıldı.

Araştırmalar sırasında bakteri örnekleri, yeraltı sularının filtrelenmesiyle elde edildi. Bakteri örnekleri zarar görmemeleri için çok düşük sıcaklıklarda tutuldu ve elektron mikroskop ile incelendi. Bunun sonucunda elde edilen görüntülerde ortalama hacmi 0,009 mikron küp olan bakterilerle karşılaşıldı.

Bu küçüklüğü daha iyi anlamak için şöyle bir oran verebiliriz.

Bu bakterilerin büyüklüğü Escherichia coli bakterilerinin yüzde ellide biri kadar ve 150.000 tanesi bir insan saçının ucuna sığabilir.

Bu bakteriler şimdiye kadar keşfedilmiş en küçük canlılar…

Mikroskop görüntülerinde bölünme sürecinde olan bazı bakterilerin de görülmesi, bakterilerin sağlıklı olduğunu ve dolayısıyla küçük boyutlarının anormal bir durumdan kaynaklanmadığını, böyle küçük yaratıldığını gösterir.

ÇOK HIZLI ...

 Yıldırım...

                  Hayatımızda görüntüler müthiş bir hızla akıyor ve biz de her şeyi gördüğümüzü düşünüyoruz. Gerçek ise bundan çok uzak... Gözlerimiz, yaşanılan her şeyi görmek için kimi zaman çok yavaş kalabilir.

Göz kırpmamız yaklaşık 50 milisaniye ve gördüklerimizi beynin algılaması ise 150 milisaniye sürer.

Biz bu zaman atlamasının farkında bile değiliz. Yaşamımızı gayet rahat devam ettirebiliyoruz.

Oysa bu birkaç milisaniyede gerçekleşen, hiç görmediğimiz olağanüstü şeyler var. Dünya, fark edemeyeceğimiz hızda olup biten bir çok şeyle dolu...

            Hızlı çekim kameralar görüşümüzden binlerce hatta milyonlarca kez daha hızlı görüntü yakalarlar. Son yıllarda geliştirilen bu kamera teknolojisi sayesinde gözümüzün limitlerini aşıyor ve hiç görmediklerimizi görebiliyoruz. Yüksek hızlı kameraların 300 kez yavaş çekimde kaydetme tekniği  sayesinde  yıldırımlar hakkında yeni bilgiler elde edildi.

Dünyada her saniye yaklaşık 100 kez şimşek çakar.  Gökyüzünden süzülen bu elektriğin miktarı kimi zaman bir milyar volta kadar ulaşıyor. Güçlü bir fırtına, Hiroşima'ya atılan Atom bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır.

 Gözlerimizle enerjinin bulutlardan aşağı doğru indiğini görürüz.  Ama elektriğin kimi zaman da yerden bulutlara doğru uzandığı yakın zamana kadar bilinmiyordu.

Şu anda izlediğiniz görüntüde yıldırım elektriğinin aşağı doğru düşmek yerine, yukarı doğru hareket ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Bu yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey yaşanıyor. Yerden de buluta doğru bir  akım oluyor. Yerden 100 metre yükseklikte bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şey durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale getirmek için yükselir.  Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının üçte biri hızla yükselen akım yıldırımın göze gelen şiddetli ışığını da oluşturur. Ardından yine yukardan yere iner ve iki taraf arasındaki fark sıfırlanana kadar bu olay 10-12 kez tekrarlanabilir. Yıldırımın kolları toprağa ulaşmak için uygun bir yer arar. Saatte 161.000 km hızla ilerleyen yıldırım göremeyeceğimiz hıza sahiptir. Görüntülerde izlediğimiz yerden yukarı doğru uzanan yıldırımın elektriği çok  şiddetli,  yıldırımdan daha fazla yük taşıyor.... Biz bu ters yıldırımın belirgin hareketini tam anlamıyla göremeyiz.  Şimşeğin yere düştüğünü görebiliriz, belki biraz titrediğini görebiliriz fakat tüm görebileceğimiz budur.

Burada sadece bir yönünü ele aldığımız, şimşeğin tüm özelliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ne kadar hayranlık uyandırıcı bir yaratılış ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Şimşek, çevremizdeki bir çok şey gibi, bir yaratılış harikasıdır. Gözle görülemeyen artı  ve eksi yüklü parçacıkların arasından böylesine büyük bir gücün çıkması, şimşeğin üstün bir Aklın, Yüce Allah’ın eseri olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu güçten bitkiler için faydalı olan azot moleküllerinin ortaya çıkması, şimşeğin birçok amaçla özel olarak yaratıldığını da ispatlar.

 

Allah şimşeğe Kuran`da özel olarak dikkat çekmiştir. Kuran`daki surelerden biri olan Ra`d Suresi`nin anlamı "gök gürültüsü"dür. Allah, şimşek ile ilgili ayetlerde şimşeği bir korku ve umut olarak insanlara gösterdiğini bildirmiştir. Gerçekten de şimşeğin çakması yağmurların yağacağına işarettir ve yağmurlar ya ekinlere bereket olarak umut verecektir ya da sel, taşkın, toprak kayması gibi felakete sebep olarak insanları korkutacaktır. Allah, Kuran’da şöyle bildirmiştir:

 

"Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır." (Rum Suresi, 24)

 

ÇOK HIZLI...

 

Bir yusufçuk böceği kanat çırptığında doğadaki en mükemmel uçucu olduğunun farkına varamayabilirsiniz. Ama zamanı biraz yavaşlattığımızda bu küçük canlının dünyadaki en usta uçucu canlı olduğunu fark ederiz.

Yusufçuk havada belli bir noktada durabilir, geri doğru gidebilir ve hatta baş aşağı uçabilir. Yusufçuğa sadece gözle bakıldığında yetenekleri bu kadar detaylı  olarak görülmeyebilir. Yine hızlı çekimler sayesinde yusufçuğun 4 kanadını da aynı anda farklı yönlerde hareket ettirme gibi harika bir yetenekle  donatıldığını görüyoruz. Şu andaki teknolojiyle hiçbir hava taşıtı bu uçuş özelliklerini tam anlamıyla yapamaz.

Yusufçuklar milyonlarca yıldır bu yeteneklere sahipler. Fosil bilimi sayesinde bu gerçeği kolayca anlayabiliyoruz. Bulunan her yusufçuk fosili, bu canlının var olduğu ilk günden itibaren tam ve kusursuz olduğunu ve soyu devam ettiği müddetçe de hiç değişmediğini göstermiştir. Ekranda gördüğünüz 100 milyon yaşındaki yusufçuk fosili de yusufçukların değişmediklerini gösteren bulgulardan biridir. Günümüzdeki yusufçukların sahip oldukları tüm özelliklere, 100 milyon yıl önce yaşamış yusufçuklar da eksiksiz olarak sahiptir. Bunun anlamı, canlıları sonsuz güç sahibi olan Allah’ın yarattığıdır.

 

 

KISA KISA....

Eğer etrafımızdaki maddeleri ya da canlıları  300- 500 kere büyüterek incelersek bize adeta uzaydan gelmiş gibi görünürler.

Bazen en bildiklerimiz bile bize son derece yabancıdır.

Şimdi özel yöntemlerle defalarca büyütülerek çekilmiş bazı fotoğrafları inceleyelim…Ve ne olduklarını tahmin etmeye çalışalım...

 

 

SONUÇ BÖLÜMÜ

       Görünmeyen Dünya isimli programımızın sonuna geldik.

Elektron mikroskopları ile bakterileri.... Hızlı kameralar sayesinde yerden gökyüzüne yükselen yıldırım akımlarını gördük ... Yusufçuğun eşsiz uçuş yeteneklerini hayranlıkla izledik...

Görünmez olanı görmek ufkumuzu genişletiyor, algılarımızı değiştiriyor, zihnimizi açıyor… Tüm bunlar bizim Allah’ın evrende ve doğada yaratığı mükemmel sanatı daha iyi takdir etmemizi sağlıyor.

       Önümüzdeki programda gözle algılayamadığımız dünyanın sınırlarına tekrar gireceğiz ve yepyeni konularla karşınızda olacağız inşaAllah. Şimdilik hoşça kalın.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/244876/gorunmeyen-dunya---1http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/244876/gorunmeyen-dunya---1http://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/gorunmeyen-dunya1_12.jpgTue, 21 Mar 2017 14:36:28 +0200
Bilim ilerledi Evrim Teorisi çöktü!Charles Darwin’in yaşamını sürdürdüğü 1800’lü yıllarda mikroskop kullanılsa da sınırları azdı, çok kaba bir görüntü elde ediliyordu ve bilinen bilgi de sınırlıydı. Bırakın atomların mükemmel yapısını o yıllarda hücrenin  yapısı dahi çok kaba ve cahil bir anlayışla değerlendiriliyordu.

1800’lerin bilim anlayışı son derece gerideydi. Bilim adamları ilkel koşullardaki laboratuvar ortamlarında çalışıyorlardı. Canlılığın basit bir yapıya sahip olduğu yanılgısı hakimdi. Darwin’in yanılgısına göre cansız maddeler tesadüflerle yan yana gelerek canlılığı oluşturmuştu.

Darwin’in  Almanya’daki en büyük destekçisi olan Earnst Haeckel, o dönemin mikroskoplarında sadece koyu bir leke olarak izlenebilen hücrenin çok basit bir yapıya sahip olduğunu düşündü. Hatta bir yazısında bu düşüncesini hücre için ‘jöle dolu basit bir baloncuk’ diyerek ifade etti.

Darwin’in ve o dönemki yandaşlarının hücrenin içindeki kapsamlı yapılardan, kofuldan, mitokondriden, hücre zarının geçirgenliğinden, genetik biliminden, Dna’nın kompleks yapısından hiç bir haberi yoktu. İşte evrim teorisi bu derece ilkel bir bilim anlayışından yola çıkarak öne sürüldü.

Mikroskop teknolojisinin gelişmesi, bilim ve teknolojide dev adımlar atılması ile birlikte  Darwin’in öne sürdüğü iddiaların bilimsel hiçbir değeri olmadığı açıkça görüldü. Gerçekler ortaya çıktı ve tüm insanları ‘jöle dolu basit bir baloncuk’ zannedilen hücrenin tüm organelleri ile ileri derecede kompleks ve kusursuz bir yapıya sahip olduğunu gördüler.

Hücrenin içinde Darwin zamanında hayal bile edilemeyecek kadar kompleks bir sistem olduğu ortaya çıktı. Ünlü moleküler biyolog olan Profesör Michael Denton, hücrenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlatmak için şöyle bir benzetme yapar.

‘Moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılan yaşam gerçeğini kavrayabilmek için, bir hücreyi yaklaşık 1 milyon kez büyütmemiz gerekir. Bu durumda hücre, New York ya da Londra gibi büyük bir şehri kaplayacak boyutta dev bir uzay gemisine benzeyecektir. Hücrenin yakınına gelip onu incelediğimizde, üzerinde milyonlarca küçük yapıyla karşılaşırız. Ve eğer bu kapıların herhangi birinden içeri girersek, olağanüstü bir teknoloji ve bizi şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle yüz yüze geliriz. (Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnet Books, 1985,s.242)

Canlılık tesadüfler zinciri ile oluşamayacak kadar kompleks ve detaylı bir yapıya sahip... Tüm canlıların üstün bir aklın eseri yani Yüce Allah’ın yoktan yaratması ile olduğu bilimin de ortaya koyduğu önemli bir gerçek... Bilim ilerledikçe canlılardaki muhteşem yaratılış delillerini öğrenme imkanımız daha da arttı. Ve tesadüflerin bu detaylı dengeyi meydana getiremeyeceği net ve açık bir şekilde anlaşıldı.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240565/bilim-ilerledi-evrim-teorisi-coktuhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240565/bilim-ilerledi-evrim-teorisi-coktuhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/bilim-ilerledi-evrim-teorisi-coktu.jpgSat, 21 Jan 2017 15:04:35 +0200
Çok küçük mikroskobik resimlerŞimdi mikroskoplar aracılığıyla büyütülerek elde edilmiş bazı ilgi çekici fotoğrafları izliyoruz...

       Ekranda izledikleriniz, bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi görünse de aslında sadece bilimin ta kendisi.... Gözün görebileceği oranın çok ötesinde büyütülmüş harika fotoğraflar .....

  • Bu sanatsal bir çalışma veya süsleme değil. Mikro fotoğraf tekniği ile 40 kere büyütülerek çekilmiş 20 milyon yıllık bir alg fosilinin fotoğrafı... Ne kadar simetrik ve kusursuz görünüyor değil mi?
  • Bahçıvanlar ortancaların yapraklarını çok iyi bilirler, ama çok azı onları mikroskop altında bu kadar yakından görmüştür. Gördüğünüz mikroskobik görüntüde yıldıza benzeyen silisyumlu iğneler yaprağın yüzeyini kaplıyor. Ve ortaya  Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosundaki görüntüye benzer mükemmel bir sanat eseri çıkıyor.
  • Bu gördüğünüz küçük çapalar ise denizci temalı bir kumaş değil... Deniz salatalığı isimli canlının derisinin mikroskop altındaki görünüşü...
  • Bu bir kelebeğin yumurtası...
  • Bunun ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? İpek insan saçından 100 kat daha incedir. Onun yanında bakteriler var. Ve bakterilerin yanında 10 kat küçük bir virüs. Onun içinde 10 kat daha küçük, 3 sarmallı DNA ve en güçlü mikroskoplarımızın sınırlarına dayanan karbon atomları.....

Mikroskoplar ile keşfettiklerimiz, kompleks, muhteşem ve bizi şaşırtacak kadar harikalar... Allah’ın yaratma sanatının damgasını her yerde görüyoruz....

Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

... Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi,54)

Allah, uzaydan atom altı parçacıklara kadar uzanan sistemde mükemmel bir düzen yaratmıştır. Devasa büyüklükteki galaksilerde de, mikroskobik boyutlardaki hücrede de çok ince hesaplar hakimdir.

Evrendeki her şeyi kusursuz bir yaratılışla var eden Rabbimiz’in sanatı bedenimizde de, atomlarda da, yıldızlarda da en mükemmel şekilde görülüyor. Bize düşen sorumluluk ise, yaşam için böylesine kusursuz bir evren yaratan Allah’a şükretmek ve sonsuz sanatını dile getirerek O’nu yüceltmektir.

Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır.

Kovulmuş şeytandan Allah’ sığınırım...

Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240564/cok-kucuk-mikroskobik-resimlerhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240564/cok-kucuk-mikroskobik-resimlerhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/cok-kucuk-mikroskobik-resimler.jpgSat, 21 Jan 2017 15:03:17 +0200
Mikrodünyayı bize tanıtan mikroskoplarBilimde ilerleme kaydedebilmek  ve kayda değer sonuçlar elde edebilmek için her zaman önce çok küçük boyutlardaki şeylerle çalışmanız gerekir. Bunun için geliştirilen en hayati buluşlardan birisi de ışık mikroskobudur.

Mikroskopta bütün görüntü incelenen örnekten çıkan ve göze giren ışık ışınları olarak oluşur. Mikroskop ışık ışınlarının yolunu değiştirerek gözün ışınların çok daha büyük bir şeyden geldiğini sanmasını sağlar. Gözümüzü incelenen nesnenin büyük olduğuna inandırır. Bu, aslında tam anlamıyla bir illüzyondur.

       Eğer mikroskoplar olmasaydı, çocuk felci için aşı bulunamayacak, mikroçipler keşfedilemeyecek, hatta ışığın temel özellikleri ya da hücrenin varlığı ve detayları bile bilinmeyecekti. Tüm bunlar yüzlerce yıldır kullanılan bir teknoloji sayesinde keşfedildi. Teleskoptan yola çıkarak... İzliyoruz....

 

Mikroskopların Tarihi

       Mikroskop dediğimiz zaman tarih sayfalarında 1590’lı yıllara kadar geri gitmemiz gerekiyor. O yıllarda Hollandalı bilim adamı Zacharias Janssen gözlük camı üretimi ile geçimini sağlıyordu. Kendi yaşadığı dönemden çok önce keşfedilmiş olan teleskobu onarmak için yaptığı çalışmaları sırasında aklına ilginç fikir geldi. Teleskobundaki, uzak cisimleri görmeyi sağlayan bir ucunda konkav diğer ucunda konveks lensler bulunan yapıya, iki adet neredeyse yuvarlak lens takılırsa ne olur diye düşündü. Ve bu tersine çevrilmiş teleskop küçük cisimleri 10 kat büyütmeyi sağladı. Böylece mikroskopun ilk temelleri atıldı.

       Ancak bu görüntüyü büyütme miktarı bilimsel araştırmalar için yeterli değildi. Bugünkü mikroskobun ana prensiplerini ise 17. asırda Hollandalı Anton van Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır. Jansenn’den 70 yıl sonra Robert Hooke kendi tasarımı olan ve cisimleri 270 kez büyüterek incelemesini sağlayan el yapımı mikroskobu ile dünyayı araştırmaya başladı. 

       Elde edilen her yeni bilgi bilim dünyası için çok büyük önem taşıyordu ve mikroskop birden bilimin merkezine oturdu. Böylece insanlar için bir çok bilinmeyenin keşfedileceği yeni bir dönem başladı. Bilim adamları ilk defa sineklerin gözlerini, kuş tüylerinin yapısını ve kara mantarların ince kesitlerini incelediler. Leeuwenhoek yağmur suyunda bakteriler bulunduğunu, insan tükürüğünde canlılar olduğunu ortaya koydu. Bu canlılara mikroskobik canlılar adını verdi. Robert Hooke ise cisimlerin içerisinde gördüğü en küçük yapıları hücre olarak isimlendirdi. Bir damla suyun içinde bildiklerinden bambaşka dünyalar olduğunu ilk defa öğrendiler. İlerleyen bilim ve zaman bu dünyaların tahmin edilenden daha kompleks olduğunu ortaya koyacaktı...

Bu keşiften sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı ve her yeni nesilde daha keskin, daha net, daha güçlü görüş sağlayan modelleri ile mikroskop gelişmeye devam etti. 1800’lerde bugün bildiğimize çok yakın bir modele kavuşmuştuk bile...

 

Elektron Mikroskobunun Keşfi

1600’lü yıllardan bugüne geçen neredeyse 500 yıllık bir zaman diliminde her alanda olduğu gibi mikroskopların geliştirilmesi de bilimin bir çok dalında elde edilen bilgilere büyük bir ivme kazandı. Öyle ki bilim insanlarının mikroskop ile bulabildikleri onları         Nobel ödüllerine kadar taşıdı.

         Elektron mikroskobun teknoloji ile desteklenmesi ile görüntülemede 10 milyon kat büyüme sağlanabildi. ve bu alandaki gelişmeler ile mikroskopların gelişiminde doruğa ulaştı. Hatta çeşitli yöntemlerle ile yüzeyler atomik seviyelerine kadar gözlenebilir oldu.

Evrenin yaratılışındaki sanatın detaylarını görmek için gözlerimizi sadece gökyüzündeki uçsuz bucaksız derinliklere değil, aynı zamanda yerdeki en küçük şeylere de çevirdik. Bilim, Allah’ın yaratma sanatının muhteşemliğini gözler önüne serdi .... ve bu görünmez olan dünyanın daha görünür hale gelmesiyle mümkün oldu. Yani, mikroskop  teknolojisinin gelişmesiyle... Görünmeyeni görebilmek için ne kadar ileri gittiğimizi bilmek isterseniz görüntüleri izleyin...

 

EN ESKİ MİKROSKOPLAR

17, 18 ve 19. Yüzyıldan kalma 100 adet antika mikroskobun sergilendiği Lawrence Berkeley’deki GOLUB koleksiyonu...

Çok güzeller, el yapımı olmaları dikkat çekici, her biri kişisel mikroskoplar... Bazıları balık derisi ile kaplanmış, bazısının üzerinde özel desenler var. Bu antik cihazlar bilim adamlarının net sonuçlar elde etmeleri için yeterli değildi. Buna rağmen  başlangıçta insanlar meraklarını gidermek için bu mikroskoplarla her şeye baktılar... Su, Böcekler, bitkiler, taşlar...

Mikroskopların incelediği diğer bir şey de sperm hücreleriydi. Ama görüntüleme çok sınırlıydı. Bilim adamları o yıllarda spermin üreme ile ilgili bir özelliği olduğunu keşfettiler ama detayları bilemiyorlardı. Öyle ki spermin içinde küçük insanlar var olduğunu zannediyorlardı.

Bugünkü bilgi ve teknolojiyle oldukça gülünç gelen bu düşünceden  300 yıl sonra artık en küçük mikro canlıları, hücreleri hatta kromozomları görebiliyoruz. Yakın bir tarihte bilim adamları artık atomları ve elektronları gözlemlemeye başladılar

 

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ MİKROSKOBU

Elektron mikroskopları nesneleri milyon kez büyüten görüntüler oluşturan elektronları ateşler. Bu yolla elde edilen detaylı bilgiler tıp, sanayi, genetik, jeoloji, arkeoloji ve Kriminoloji (suç bilimi) alalarında da büyük oranda kullanılır.

Şimdi dünyadaki en güçlü elektron mikroskobunu ve aldığı görüntülerin sonuçlarını izliyoruz.

Dünyanın en güçlü mikroskobu ile tanışın... Lawrence Berkeley Laboratuvarlarında bulunan 27 milyon dolarlık bu özel cihaz....

         Hidrojen atomunun yarısı kalınlığında bir ölçekte dahi görüntüleme yapabilen dünyanın en güçlü elektron mikroskobu... En gelişmiş mikroskoplardan iki kat daha küçük yapıları gösterebiliyor.

         300.000 volt gibi yüksek elektrik akımı bu gördüğünüz kalın borulardan geçerek cihaza geliyor. Elektron hızlandırılıyor ve neredeyse ışık hızına çıkıyorlar, bu hızda elektronlar dalga gibi hareket etmeye başlıyor ve çok kısa dalga boyunda titreşiyorlar. Elektron mikroskobu ışık mikroskobundan çok daha küçük şeyleri gösterebiliyor, çünkü elektronların dalga boyu çok daha kısa.

 

HİÇ ATOM GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ondan oluşan her şey etrafımızda. Görüyoruz... Kokularını alıyoruz... Duyuyoruz.. Tadıyoruz... Dokunuyoruz.. Ama şimdiye kadar hiç atomları görmemiştik. Son yıllarda yapılan araştırmalarla, güçlü bir mikroskop ile, atomları gerçekten görebiliyoruz. Hatta onları mikroskobun ucuyla, hareket bile ettirebiliyoruz. Nasıl mı? İzleyin ve kendi gözlerinizle görün...

Elektron mikroskobu ile çekilmiş bu çok özel fotoğraflar Lawrence Berkeley laboratuvarının duvarlarını süslüyor. Bu güçlü mikroskop cisimlerin saçın kalınlığından 100’lerce hatta binlerce kat küçük olduğu nano boyuttaki dünyasını bize tanıttı.

Ünlü bir bilgisayar firması geçtiğimiz yıllarda atomları hareket ettirerek kısa bir video film bile oluşturmayı başardı.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240562/mikrodunyayi-bize-tanitan-mikroskoplarhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/240562/mikrodunyayi-bize-tanitan-mikroskoplarhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/mikrodunyayi-tanitan-mikroskoplar.jpgSat, 21 Jan 2017 15:01:43 +0200
Görünmeyen Dünya - 5GÖRÜNMEYEN DÜNYA- 5

 

       Dünya üzerinde hiç kimse çevresindeki her şeyi tam anlamıyla gördüğünü iddia edemez. Gözümüz ne bir elektron mikroskobu gücünde, ne de dev bir teleskop kadar uzağı görebilir. Tüm insanlara özgü belirli bir algı sınırımız var. Biz sadece bu sınır içerisinde gerçekleşenleri görebiliriz. Hatta gözümüzü kırparken bile çok şey gözümüzün önünden kaçar. Bazı olaylar çok hızlı gerçekleşir, bazıları ise çok yavaş... Her şeyi görmemiz, her görüntüyü yakalamamız mümkün değil...

 

Göremediklerimizde de en az gördüklerimiz kadar hatta çok daha büyük olağanüstü olaylar olur. Göremediğimiz dünyanın bir kısmını belirli teknolojik araçlar sayesinde öğrenebiliriz. Mikroskoplar görüntüleri binlerce kez büyüterek bize hiç göremeyeceğimiz dünyaların kapılarını aralarlar. Şimdi biraz mikroskoplardan ve bu önemli buluşun tarihsel gelişiminden bahsedelim.

 

MİKRO DÜNYAYI BİZE TANITAN  MİKROSKOPLAR

       Bilimde ilerleme kaydedebilmek  ve kayda değer sonuçlar elde edebilmek için her zaman önce çok küçük boyutlardaki şeylerle çalışmanız gerekir. Bunun için geliştirilen en hayati buluşlardan birisi de ışık mikroskobudur.

Mikroskopta bütün görüntü incelenen örnekten çıkan ve göze giren ışık ışınları olarak oluşur. Mikroskop ışık ışınlarının yolunu değiştirerek gözün ışınların çok daha büyük bir şeyden geldiğini sanmasını sağlar. Gözümüzü incelenen nesnenin büyük olduğuna inandırır. Bu, aslında tam anlamıyla bir illüzyondur.

       Eğer mikroskoplar olmasaydı, çocuk felci için aşı bulunamayacak, mikroçipler keşfedilemeyecek, hatta ışığın temel özellikleri ya da hücrenin varlığı ve detayları bile bilinmeyecekti. Tüm bunlar yüzlerce yıldır kullanılan bir teknoloji sayesinde keşfedildi. Teleskoptan yola çıkarak... İzliyoruz....

 

Mikroskopların Tarihi

       Mikroskop dediğimiz zaman tarih sayfalarında 1590’lı yıllara kadar geri gitmemiz gerekiyor. O yıllarda Hollandalı bilim adamı Zacharias Janssen gözlük camı üretimi ile geçimini sağlıyordu. Kendi yaşadığı dönemden çok önce keşfedilmiş olan teleskobu onarmak için yaptığı çalışmaları sırasında aklına ilginç fikir geldi. Teleskobundaki, uzak cisimleri görmeyi sağlayan bir ucunda konkav diğer ucunda konveks lensler bulunan yapıya, iki adet neredeyse yuvarlak lens takılırsa ne olur diye düşündü. Ve bu tersine çevrilmiş teleskop küçük cisimleri 10 kat büyütmeyi sağladı. Böylece mikroskopun ilk temelleri atıldı.

       Ancak bu görüntüyü büyütme miktarı bilimsel araştırmalar için yeterli değildi. Bugünkü mikroskobun ana prensiplerini ise 17. asırda Hollandalı Anton van Leeuwenhoek ve İngiliz Robert Hooke bulmuşlardır. Jansenn’den 70 yıl sonra Robert Hooke kendi tasarımı olan ve cisimleri 270 kez büyüterek incelemesini sağlayan el yapımı mikroskobu ile dünyayı araştırmaya başladı. 

       Elde edilen her yeni bilgi bilim dünyası için çok büyük önem taşıyordu ve mikroskop birden bilimin merkezine oturdu. Böylece insanlar için bir çok bilinmeyenin keşfedileceği yeni bir dönem başladı. Bilim adamları ilk defa sineklerin gözlerini, kuş tüylerinin yapısını ve kara mantarların ince kesitlerini incelediler. Leeuwenhoek yağmur suyunda bakteriler bulunduğunu, insan tükürüğünde canlılar olduğunu ortaya koydu. Bu canlılara mikroskobik canlılar adını verdi. Robert Hooke ise cisimlerin içerisinde gördüğü en küçük yapıları hücre olarak isimlendirdi. Bir damla suyun içinde bildiklerinden bambaşka dünyalar olduğunu ilk defa öğrendiler. İlerleyen bilim ve zaman bu dünyaların tahmin edilenden daha kompleks olduğunu ortaya koyacaktı...

Bu keşiften sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı ve her yeni nesilde daha keskin, daha net, daha güçlü görüş sağlayan modelleri ile mikroskop gelişmeye devam etti. 1800’lerde bugün bildiğimize çok yakın bir modele kavuşmuştuk bile...

 

Elektron Mikroskobunun Keşfi

1600’lü yıllardan bugüne geçen neredeyse 500 yıllık bir zaman diliminde her alanda olduğu gibi mikroskopların geliştirilmesi de bilimin bir çok dalında elde edilen bilgilere büyük bir ivme kazandı. Öyle ki bilim insanlarının mikroskop ile bulabildikleri onları         Nobel ödüllerine kadar taşıdı.

         Elektron mikroskobun teknoloji ile desteklenmesi ile görüntülemede 10 milyon kat büyüme sağlanabildi. ve bu alandaki gelişmeler ile mikroskopların gelişiminde doruğa ulaştı. Hatta çeşitli yöntemlerle ile yüzeyler atomik seviyelerine kadar gözlenebilir oldu.

Evrenin yaratılışındaki sanatın detaylarını görmek için gözlerimizi sadece gökyüzündeki uçsuz bucaksız derinliklere değil, aynı zamanda yerdeki en küçük şeylere de çevirdik. Bilim, Allah’ın yaratma sanatının muhteşemliğini gözler önüne serdi .... ve bu görünmez olan dünyanın daha görünür hale gelmesiyle mümkün oldu. Yani, mikroskop  teknolojisinin gelişmesiyle... Görünmeyeni görebilmek için ne kadar ileri gittiğimizi bilmek isterseniz görüntüleri izleyin...

 

EN ESKİ MİKROSKOPLAR

17, 18 ve 19. Yüzyıldan kalma 100 adet antika mikroskobun sergilendiği Lawrence Berkeley’deki GOLUB koleksiyonu...

Çok güzeller, el yapımı olmaları dikkat çekici, her biri kişisel mikroskoplar... Bazıları balık derisi ile kaplanmış, bazısının üzerinde özel desenler var. Bu antik cihazlar bilim adamlarının net sonuçlar elde etmeleri için yeterli değildi. Buna rağmen  başlangıçta insanlar meraklarını gidermek için bu mikroskoplarla her şeye baktılar... Su, Böcekler, bitkiler, taşlar...

Mikroskopların incelediği diğer bir şey de sperm hücreleriydi. Ama görüntüleme çok sınırlıydı. Bilim adamları o yıllarda spermin üreme ile ilgili bir özelliği olduğunu keşfettiler ama detayları bilemiyorlardı. Öyle ki spermin içinde küçük insanlar var olduğunu zannediyorlardı.

Bugünkü bilgi ve teknolojiyle oldukça gülünç gelen bu düşünceden  300 yıl sonra artık en küçük mikro canlıları, hücreleri hatta kromozomları görebiliyoruz. Yakın bir tarihte bilim adamları artık atomları ve elektronları gözlemlemeye başladılar

 

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ MİKROSKOBU

Elektron mikroskopları nesneleri milyon kez büyüten görüntüler oluşturan elektronları ateşler. Bu yolla elde edilen detaylı bilgiler tıp, sanayi, genetik, jeoloji, arkeoloji ve Kriminoloji (suç bilimi) alalarında da büyük oranda kullanılır.

Şimdi dünyadaki en güçlü elektron mikroskobunu ve aldığı görüntülerin sonuçlarını izliyoruz.

Dünyanın en güçlü mikroskobu ile tanışın... Lawrence Berkeley Laboratuvarlarında bulunan 27 milyon dolarlık bu özel cihaz....

         Hidrojen atomunun yarısı kalınlığında bir ölçekte dahi görüntüleme yapabilen dünyanın en güçlü elektron mikroskobu... En gelişmiş mikroskoplardan iki kat daha küçük yapıları gösterebiliyor.

         300.000 volt gibi yüksek elektrik akımı bu gördüğünüz kalın borulardan geçerek cihaza geliyor. Elektron hızlandırılıyor ve neredeyse ışık hızına çıkıyorlar, bu hızda elektronlar dalga gibi hareket etmeye başlıyor ve çok kısa dalga boyunda titreşiyorlar. Elektron mikroskobu ışık mikroskobundan çok daha küçük şeyleri gösterebiliyor, çünkü elektronların dalga boyu çok daha kısa.

 

HİÇ ATOM GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ondan oluşan her şey etrafımızda. Görüyoruz... Kokularını alıyoruz... Duyuyoruz.. Tadıyoruz... Dokunuyoruz.. Ama şimdiye kadar hiç atomları görmemiştik. Son yıllarda yapılan araştırmalarla, güçlü bir mikroskop ile, atomları gerçekten görebiliyoruz. Hatta onları mikroskobun ucuyla, hareket bile ettirebiliyoruz. Nasıl mı? İzleyin ve kendi gözlerinizle görün...

Elektron mikroskobu ile çekilmiş bu çok özel fotoğraflar Lawrence Berkeley laboratuvarının duvarlarını süslüyor. Bu güçlü mikroskop cisimlerin saçın kalınlığından 100’lerce hatta binlerce kat küçük olduğu nano boyuttaki dünyasını bize tanıttı.

Ünlü bir bilgisayar firması geçtiğimiz yıllarda atomları hareket ettirerek kısa bir video film bile oluşturmayı başardı.

 

BİLİM İLERLEDİ...

EVRİM TEORİSİ ÇÖKTÜ....

Charles Darwin’in yaşamını sürdürdüğü 1800’lü yıllarda mikroskop kullanılsa da sınırları azdı, çok kaba bir görüntü elde ediliyordu ve bilinen bilgi de sınırlıydı. Bırakın atomların mükemmel yapısını o yıllarda hücrenin  yapısı dahi çok kaba ve cahil bir anlayışla değerlendiriliyordu.

1800’lerin bilim anlayışı son derece gerideydi. Bilim adamları ilkel koşullardaki laboratuvar ortamlarında çalışıyorlardı. Canlılığın basit bir yapıya sahip olduğu yanılgısı hakimdi. Darwin’in yanılgısına göre cansız maddeler tesadüflerle yan yana gelerek canlılığı oluşturmuştu.

Darwin’in  Almanya’daki en büyük destekçisi olan Earnst Haeckel, o dönemin mikroskoplarında sadece koyu bir leke olarak izlenebilen hücrenin çok basit bir yapıya sahip olduğunu düşündü. Hatta bir yazısında bu düşüncesini hücre için ‘jöle dolu basit bir baloncuk’ diyerek ifade etti.

Darwin’in ve o dönemki yandaşlarının hücrenin içindeki kapsamlı yapılardan, kofuldan, mitokondriden, hücre zarının geçirgenliğinden, genetik biliminden, Dna’nın kompleks yapısından hiç bir haberi yoktu. İşte evrim teorisi bu derece ilkel bir bilim anlayışından yola çıkarak öne sürüldü.

Mikroskop teknolojisinin gelişmesi, bilim ve teknolojide dev adımlar atılması ile birlikte  Darwin’in öne sürdüğü iddiaların bilimsel hiçbir değeri olmadığı açıkça görüldü. Gerçekler ortaya çıktı ve tüm insanları ‘jöle dolu basit bir baloncuk’ zannedilen hücrenin tüm organelleri ile ileri derecede kompleks ve kusursuz bir yapıya sahip olduğunu gördüler.

Hücrenin içinde Darwin zamanında hayal bile edilemeyecek kadar kompleks bir sistem olduğu ortaya çıktı. Ünlü moleküler biyolog olan Profesör Michael Denton, hücrenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlatmak için şöyle bir benzetme yapar.

‘Moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılan yaşam gerçeğini kavrayabilmek için, bir hücreyi yaklaşık 1 milyon kez büyütmemiz gerekir. Bu durumda hücre, New York ya da Londra gibi büyük bir şehri kaplayacak boyutta dev bir uzay gemisine benzeyecektir. Hücrenin yakınına gelip onu incelediğimizde, üzerinde milyonlarca küçük yapıyla karşılaşırız. Ve eğer bu kapıların herhangi birinden içeri girersek, olağanüstü bir teknoloji ve bizi şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle yüz yüze geliriz. (Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnet Books, 1985,s.242)

Canlılık tesadüfler zinciri ile oluşamayacak kadar kompleks ve detaylı bir yapıya sahip... Tüm canlıların üstün bir aklın eseri yani Yüce Allah’ın yoktan yaratması ile olduğu bilimin de ortaya koyduğu önemli bir gerçek... Bilim ilerledikçe canlılardaki muhteşem yaratılış delillerini öğrenme imkanımız daha da arttı. Ve tesadüflerin bu detaylı dengeyi meydana getiremeyeceği net ve açık bir şekilde anlaşıldı.

 

MİKRO DÜNYADA SANAT

Şimdi mikroskoplar aracılığıyla büyütülerek elde edilmiş bazı ilgi çekici fotoğrafları izliyoruz...

       Ekranda izledikleriniz, bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi görünse de aslında sadece bilimin ta kendisi.... Gözün görebileceği oranın çok ötesinde büyütülmüş harika fotoğraflar .....

  • Bu sanatsal bir çalışma veya süsleme değil. Mikro fotoğraf tekniği ile 40 kere büyütülerek çekilmiş 20 milyon yıllık bir alg fosilinin fotoğrafı... Ne kadar simetrik ve kusursuz görünüyor değil mi?
  • Bahçıvanlar ortancaların yapraklarını çok iyi bilirler, ama çok azı onları mikroskop altında bu kadar yakından görmüştür. Gördüğünüz mikroskobik görüntüde yıldıza benzeyen silisyumlu iğneler yaprağın yüzeyini kaplıyor. Ve ortaya  Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosundaki görüntüye benzer mükemmel bir sanat eseri çıkıyor.
  • Bu gördüğünüz küçük çapalar ise denizci temalı bir kumaş değil... Deniz salatalığı isimli canlının derisinin mikroskop altındaki görünüşü...
  • Bu bir kelebeğin yumurtası...
  • Bunun ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? İpek insan saçından 100 kat daha incedir. Onun yanında bakteriler var. Ve bakterilerin yanında 10 kat küçük bir virüs. Onun içinde 10 kat daha küçük, 3 sarmallı DNA ve en güçlü mikroskoplarımızın sınırlarına dayanan karbon atomları.....

Mikroskoplar ile keşfettiklerimiz, kompleks, muhteşem ve bizi şaşırtacak kadar harikalar... Allah’ın yaratma sanatının damgasını her yerde görüyoruz....

Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

... Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi,54)

 

SONUÇ

Allah, uzaydan atom altı parçacıklara kadar uzanan sistemde mükemmel bir düzen yaratmıştır. Devasa büyüklükteki galaksilerde de, mikroskobik boyutlardaki hücrede de çok ince hesaplar hakimdir.

Evrendeki her şeyi kusursuz bir yaratılışla var eden Rabbimiz’in sanatı bedenimizde de, atomlarda da, yıldızlarda da en mükemmel şekilde görülüyor. Bize düşen sorumluluk ise, yaşam için böylesine kusursuz bir evren yaratan Allah’a şükretmek ve sonsuz sanatını dile getirerek O’nu yüceltmektir.

Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır.

Kovulmuş şeytandan Allah’ sığınırım...

Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/238942/gorunmeyen-dunya---5http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/238942/gorunmeyen-dunya---5http://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Gorunmeyen_Dunya_5_A9TV_11.jpgThu, 29 Dec 2016 03:12:06 +0200
En Küçük Bakteriler GörüntülendiMİKRO DÜNYADAN BİLİM HABERLERİ… EN KÜÇÜK BAKTERİLER GÖRÜNTÜLENDİ

Yaklaşık 20 yıldır zaten küçük olan bakterilerin daha da küçük çeşitlerinin varlığı üzerinde tartışmalar devam ediyordu. Ancak bugüne kadar bu bakterileri görüntülemek ve yapılarını tanımlamak mümkün olmamıştı.

Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan bir grup araştırmacının yaptığı çalışmalar sonucunda çok küçük bakterilerin görüntülenmesi başarıldı.

Araştırmalar sırasında bakteri örnekleri, yeraltı sularının filtrelenmesiyle elde edildi. Bakteri örnekleri zarar görmemeleri için çok düşük sıcaklıklarda tutuldu ve elektron mikroskop ile incelendi. Bunun sonucunda elde edilen görüntülerde ortalama hacmi 0,009 mikron küp olan bakterilerle karşılaşıldı.

Bu küçüklüğü daha iyi anlamak için şöyle bir oran verebiliriz.

Bu bakterilerin büyüklüğü Escherichia coli bakterilerinin yüzde ellide biri kadar ve 150.000 tanesi bir insan saçının ucuna sığabilir.

Bu bakteriler şimdiye kadar keşfedilmiş en küçük canlılar…

Mikroskop görüntülerinde bölünme sürecinde olan bazı bakterilerin de görülmesi, bakterilerin sağlıklı olduğunu ve dolayısıyla küçük boyutlarının anormal bir durumdan kaynaklanmadığını, böyle küçük yaratıldığını gösterir.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222183/en-kucuk-bakteriler-goruntulendihttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222183/en-kucuk-bakteriler-goruntulendihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Mikro_Dunyadan_Bilim_Haberleri_En_Kucuk_Bakteriler_Goruntulendi_02.jpgThu, 02 Jun 2016 04:47:53 +0300
Dünyanın En Yaşlı CanlılarıDÜNYANIN EN ESKİ CANLILARI

2013 yılında Avustralya’nın kum taşları içerisinde, fosilleşmiş bir eko sistem ortaya çıkarıldı. Araştırmacı Nora Noffke ve ekibinin yaptığı çalışmada, bundan 3,48 milyar yıl önce şimdiki gibi özelliklere sahip siyanobakterilerin varlığı ispatlandı. Günümüzdeki akrabaları ile aynı özelliklere sahip olan bu bakteriler, dünyanın bilinen en yaşlı sakinleri.

Bakteriler de tüm canlılar gibi kendilerine evler inşaa ederler. Evleri genellikle taş ve tortuların içerisine ipliksi katmanlar halinde yerleşmeleri sonucu oluşur. Bu evler genelde yuvarlak, bazen suyun altında bazen de üstünde bulunan kaya parçalarına benzerler. Bu yapılara stromatolit adı verilir.  Stromatolitler genellikle kalsiyum ve karbonattan zengin bölgelerde oluşurlar.

Siyanobakteriler diğer adıyla mavi-yeşil algler, oksijen olmayan ortamda fotosentez yaparak yaşayabilen canlılardır. İnsanlar ya da hayvanlar güneş enerjisini besine çeviremez ama siyanobakteriler aynı bitkilerde olduğu gibi güneş enerjisinden besin üretirler ve bu sırada atmosfere oksijen bırakırlar. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlasını mavi-yeşil algler üretir. Fakat bu işlem hiç kolay değildir. Fotosentez her basamağında çok sayında enzimin görev aldığı, çok hassas dengelere bağlı bir dizi reaksiyon ile meydana gelir.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki stromatolitleri inceleyen Noffke ve ekibinin keşfettiği en eski stromatolitin içerisinde de 3,48 milyar yaşındaki siyanobakteriler bulunuyordu.

Ve günümüzdeki akrabaları ile neredeyse aynı özelliklere sahip olduklarını keşfettiler. Fotosentez işleminin detayları, siyanobakterilerin karmaşık yapıları ve aradan geçen milyarlarca yıl göz önüne alındığında değişiklik olmamış olması ve fosilleşmiş bakterilerin bugünkü akrabalarına neredeyse birebir benzemesi, evrimin gerçekleşmediğini çok açık şekilde ortaya koyuyor.

 

Fosil kayıtlarına baktığımızda bakterilerde hiçbir değişimin olmadığını görüyoruz. Peki bu ne anlama gelir?

Evrim teorisi, canlıların bugün gördüğümüz hallerinin çok sayıda değişim sonrasında ortaya çıktığını, yani canlıların günümüze dek değişerek geldiğini iddia eder. Dolayısıyla Darwinistlerin iddiaları doğru olsa, canlılık tarihinin tek somut kayıtı ve kanıtı olan fosillerin bize bu değişimi mutlaka göstermesi gerekir. Eğer evrim yaşandıysa, canlıların örneğin bir atın bugünkü haline kavuşana kadar geçtiği aşamaları fosil kayıtlarında görebilmeliyiz. Fosil kayıtlarında değişim yoksa evrim diye bir süreç de yaşanmamış demektir. Peki fosillere baktığımızda ne görürüz? Bugüne kadar elde edilmiş 600 milyondan fazla fosil vardır ve 600 milyon fosilin hiçbirinde herhangi bir değişim, yani evrime delil görülmemektedir. Fosiller canlıların on milyonlarca yıl geçse de hiç değişmeden varlığını devam ettirdiğini, yani evrim geçirmediğini ispatlamıştır. İşte Darwinistlerin iddialarını yıkan fosil örneklerinden biri de on değil yüz değil milyar yıllık bakteri fosilleridir.  Bilinen en eski bakteri fosili 3.48 milyar yıl yaşındadır. Ve 3.48 milyar yıl geri gittiğimizde, fosil bakterilerle günümüz bakterileri tıpatıp aynıdır. 

 

Üstelik, evrimcilerin kendilerince “ilkel” olarak nitelendirdiği bakteriler ilkel olmaktan oldukça uzaktır… Bakteriler adeta kimya laboratuvarı gibi çalışır, bilim adamlarının ileri teknolojiye sahip laboratuvarlarda yapabileceğinden çok daha kompleks reaksiyonlar gerçekleştirirler. Ve bunu milyarlarca yıldır, yaratıldıkları ilk günden beri aynı profesyonellikte yapmaya devam ederler. Görünmez dünyanın en yaşlı canlılarını inceleyen  bilim insanları ilkel nitelendirmesiyle yanıldıklarını çoktan anladılar. Bulunan her yeni bulgu bakterilerdeki kompleks yapıyı gün ışığına çıkarıyor. Tüm bunlar da  bakterilerin ilk var oldukları andan itibaren bugünkü özellikleriyle yaratıldıklarını kanıtlıyor.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222181/dunyanin-en-yasli-canlilarihttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222181/dunyanin-en-yasli-canlilarihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Dunyanin_en_yasli_canlilari_05.jpgThu, 02 Jun 2016 04:45:10 +0300
Bir Damla SuMİKRO DÜNYADA SANAT… BİR DAMLA SU

Su yaşamın temel kaynağı ve aynı zamanda dünyanın %70’ini, vücudumuzun %60’ını oluşturuyor. Üç farklı halini hepimiz biliyoruz. Gaz halde atmosferin içinde, donduğunda buz halinde, sıvı olarak denizlerde bulunuyor. Yağmur, kar, dolu, sis, çiğ hepsi suyun farklı hallerinden meydana geliyor. Gökkuşağı ise havadaki su damlacıklarının güneş ışığında kırılmasıyla oluşuyor. Renksiz kokusuz tatsız olan su, kimyasal yapısıyla olduğu kadar sanatsal özellikleriyle de bildiğimiz tüm bileşiklerden farklı.

Kar tanelerinin hepsinin birbirinden farklı olduğunu, altın oranlı ve muhteşem göründüğünü pek çok kişi biliyor. Peki tek bir su damlasının kururken mükemmel bir desen oluşturduğunu biliyor musunuz?

Georgia Teknoloji Enstitüsü, Elektronik ve Nanoteknoloji bölümü araştırma mühendisi Devin Brown, elektron ışını ile silikon bir çipin üzerindeki desenleri incelerken tevafuk olarak görüş alanına giren çok küçük bir su damlasını fark etti. Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bu damlanın içerisindeki desenler ise hayret vericiydi. Brown, ışık mikroskobunda bu damlacığın fotoğrafını çekti. Mikro fotoğraf  yarışmasında ödül alan bu fotoğrafa “mavi ay çiçeği” adını verdi çünkü su damlasını oluşturan desenler ay çiçeğindeki altın oran görüntüsünü veriyordu. Hayatımız için vazgeçilmez olan suyun mikroskop altındaki hayranlık uyandırıcı güzellikteki görüntüsü de yaratılışındaki sanatı tekrar gözler önüne seriyor.  

 

Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır. (Hac Suresi, 63)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222180/bir-damla-suhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222180/bir-damla-suhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/bir_damla_su_04.jpgThu, 02 Jun 2016 04:42:10 +0300
Sayılarla Mikro DünyaSayılarla Mikro Dünya

Astronomi çok büyük sayılarla ve hacimlerle ilgilenen bir bilim dalı olarak bilinir. Mikro varlıkların, gözle görülmeyen dünyası da bir o kadar büyük sayılara ve insanı hayrete düşüren boyutlara sahiptir.

Gördüğümüz dünyanın içerisinde, hesap makinelerine sığmayan rakamlarla ölçülen görünmez bir dünya daha var. Bu sayıların neler olduğunu merak ediyor musunuz? İşte herkesi hayrete düşüren rakamlar...

Dünyada yaklaşık 1031 kadar virüs bulunuyor ve bu virüslerin her birini uç uca eklersek, dünyadan 100 milyon ışık yılı uzaklığa ulaşıyorlar. 100 milyon ışık yılı ne kadar büyük derseniz, içerisine 200 trilyon yıldız sığıyor. Sadece bizim galaksimizde 200 milyar yıldız olduğunu düşünürsek, burada binlerce galaksi bulunuyor.

 

Sadece bu kadar da değil, okyanuslarda bulunan bakteriler (13x1028) evrende bulunan yıldızlardan (1024) 100 milyon kat fazla.

 

Bir çay kaşığının içerisine 1x109 mikroorganizma sığıyor. Bu sayı Afrika’da yaşayan insanların neredeyse toplamına eşit. Yer yüzünde bilinen en büyük mantar kitlesi Amerika’nın Oregon bölgesinde, 9.7km2 lik bir alanı kaplıyor.

 

Sadece dünyada değil, kendi vücudumuzda da çok sayıda mikroorganizma bulunuyor. Vücudumuz 100 trilyon hücreden oluşuyor, bunun 10 katı kadar bakteri de vücudumuzun çeşitli yerlerinde yaşıyor. İçimizdeki evrende yaşayan bu canlıların çoğu aslında zarar vermek için değil, bizim hayatta kalmamıza vesile olmak için orada bulunuyorlar.

Yetişkin bir kişinin ağzının içinde, dilinde, diş köklerinde ve akciğerlerinde 700 farklı bakteri türü bulunur. Mide çok güçlü asit içermesine rağmen içerisinde 25 farklı bakteri türü hayatta kalabilir. Deride 1000, üreme sisteminde 60, sindirim kanalında ise 500 ile 1000 arası farklı bakteri türü bulunabilir.  Ellerimizde de milyonlarca bakteri taşırız.

İnsanlar doğduğunda vücudunda hiç mikrop bulunmaz ve savunma sistemleri de gelişmemiştir. İnsanı koruyan ilk savunma silahları anne sütünden alınır. Ancak burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Savunmasız bebeğe anne sütünden sadece faydalı bakterilerin geçmesi gerekir. Allah öyle mükemmel bir sistem yaratmıştır ki anne sütünden zararlı bakteriler  süzülerek  sadece yararlı bakteriler bebeğe ulaşır. Anne sütü ile savunma silahları olmayan bebeğe annenin vücudunda üretilen antikorlar da aktarılır.

Böylece  bebeğin hayatta kalmasını sağlayan ilk savunma hattı Allah’ın rahmetiyle oluşur. Yaşam için çok değerli olan ve dostumuz olan bakteriler, her an tehlikeli hale geçebileceği için onlara karşı vücut her an tetiktedir ve onları kontrol altında tutar.

Şimdi izleyeceğimiz elektron mikroskobuyla çekilmiş görüntülerde, bir akyuvarın vücut içindeki bakterileri yakalamaya çalışmasına tanık olacağız.

 

Son derece etkileyici değil mi? Akyuvar düşmanını biliyor ve hedefine kilitlenmiş….. Adeta görüyor gibi şuurlu ve görevini eksiksiz yerine getiriyor. Tüm bunlar Rabbimiz’in içimizde, göremediğimiz her yerde ne kadar olağanüstü sistemler yarattığının birer delili…. 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222179/sayilarla-mikro-dunyahttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222179/sayilarla-mikro-dunyahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/sayilarla_mikro_dunya_02.jpgThu, 02 Jun 2016 04:39:55 +0300
Bakteriler Hakkında 5 BilgiBAKTERİLER HAKKINDA BİLİNMEYEN 5 İLGİNÇ BİLGİ

1- Arizona’da Biyodizayn Enstitüsü araştırmacıları kirli suyu, temiz suya çevirmek için bakterileri kullanıyorlar. Oksitleşen bölgelerde yaşayan ve buradaki hidrojeni ayrıştırarak zararsız hale getiren bakteri türleri bu temizleme işlemi için kullanılmaktadır. Petrol sızıntılarının temizlenmesinde de bakteriler yardımcı bir seçenektir.

 

2- Bakteriler, kamçıları sayesinde çok hızlı hareket edebilir. Hızları saatte 0.00017 km'ye kadar çıkabilir. Bu sayıyı düşük bir hız olarak düşünmeyin. Burada çok küçük olan canlı organizmalardan bahsediyoruz.  Aynı miktardaki hızı 1.80 boyundaki bir insana uyarlayacak olursak, saniyede 100 metre koşmak anlamına gelir!

 

3- Dünya atmosferindeki oksijenin, nerdeyse yarısının bakteriler tarafından üretildiği düşünülmektedir!

 

4- Bakteriler de insanlar gibi farklı topluluklar halinde yaşarlar. Her bir bakteri topluluğunun kendine has dilleri, kendilerine has sosyal yaşamları vardır. Çoğalma hızları da şaşırtıcı derecede yüksektir..  Yaklaşık 5 saat içerisinde tek bir bakteriden bir milyondan fazla bakteri oluşabilir.

 

5- Gümüş yüz yıllardır antimikrobiyel madde olarak kullanılır. Bunun sebebi, bakterilerin gümüş parçacıklarını hücrelerine almaları ve bu parçacıkların onlar için zehir etkisi oluşturmasıdır. Üstelik bakteriler antibiyotiklere karşı direnç geliştirebilir ancak gümüşe karşı direnç kazanamazlar. Bakterilerin aldıkları gümüş fazla olunca onu dışarı salmaya başlarlar ve bu da çevrelerindeki diğer bakterilerin de gümüşe maruz kalıp ölmesine sebep olur.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222178/bakteriler-hakkinda-5-bilgihttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222178/bakteriler-hakkinda-5-bilgihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Bakteriler_hakkinda_5_bilgi_02.jpgThu, 02 Jun 2016 04:37:21 +0300
Çok hızlı... YusufçukBir yusufçuk böceği kanat çırptığında doğadaki en mükemmel uçucu olduğunun farkına varamayabilirsiniz. Ama zamanı biraz yavaşlattığımızda bu küçük canlının dünyadaki en usta uçucu canlı olduğunu fark ederiz.

Yusufçuk havada belli bir noktada durabilir, geri doğru gidebilir ve hatta baş aşağı uçabilir. Yusufçuğa sadece gözle bakıldığında yetenekleri bu kadar detaylı  olarak görülmeyebilir. Yine hızlı çekimler sayesinde yusufçuğun 4 kanadını da aynı anda farklı yönlerde hareket ettirme gibi harika bir yetenekle  donatıldığını görüyoruz. Şu andaki teknolojiyle hiçbir hava taşıtı bu uçuş özelliklerini tam anlamıyla yapamaz.

Yusufçuklar milyonlarca yıldır bu yeteneklere sahipler. Fosil bilimi sayesinde bu gerçeği kolayca anlayabiliyoruz. Bulunan her yusufçuk fosili, bu canlının var olduğu ilk günden itibaren tam ve kusursuz olduğunu ve soyu devam ettiği müddetçe de hiç değişmediğini göstermiştir. Ekranda gördüğünüz 100 milyon yaşındaki yusufçuk fosili de yusufçukların değişmediklerini gösteren bulgulardan biridir. Günümüzdeki yusufçukların sahip oldukları tüm özelliklere, 100 milyon yıl önce yaşamış yusufçuklar da eksiksiz olarak sahiptir. Bunun anlamı, canlıları sonsuz güç sahibi olan Allah’ın yarattığıdır.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222177/cok-hizli-yusufcukhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222177/cok-hizli-yusufcukhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Cok_Hizli_Yusufcuk_03.jpgThu, 02 Jun 2016 04:33:16 +0300
Çok hızlı... YıldırımlarYıldırım...

                  Hayatımızda görüntüler müthiş bir hızla akıyor ve biz de her şeyi gördüğümüzü düşünüyoruz. Gerçek ise bundan çok uzak... Gözlerimiz, yaşanılan her şeyi görmek için kimi zaman çok yavaş kalabilir.

Göz kırpmamız yaklaşık 50 milisaniye ve gördüklerimizi beynin algılaması ise 150 milisaniye sürer.

Biz bu zaman atlamasının farkında bile değiliz. Yaşamımızı gayet rahat devam ettirebiliyoruz.

Oysa bu birkaç milisaniyede gerçekleşen, hiç görmediğimiz olağanüstü şeyler var. Dünya, fark edemeyeceğimiz hızda olup biten bir çok şeyle dolu...

            Hızlı çekim kameralar görüşümüzden binlerce hatta milyonlarca kez daha hızlı görüntü yakalarlar. Son yıllarda geliştirilen bu kamera teknolojisi sayesinde gözümüzün limitlerini aşıyor ve hiç görmediklerimizi görebiliyoruz. Yüksek hızlı kameraların 300 kez yavaş çekimde kaydetme tekniği  sayesinde  yıldırımlar hakkında yeni bilgiler elde edildi.

Dünyada her saniye yaklaşık 100 kez şimşek çakar.  Gökyüzünden süzülen bu elektriğin miktarı kimi zaman bir milyar volta kadar ulaşıyor. Güçlü bir fırtına, Hiroşima'ya atılan Atom bombasından 100 kat daha fazla enerji açığa çıkarmaktadır.

 Gözlerimizle enerjinin bulutlardan aşağı doğru indiğini görürüz.  Ama elektriğin kimi zaman da yerden bulutlara doğru uzandığı yakın zamana kadar bilinmiyordu.

Şu anda izlediğiniz görüntüde yıldırım elektriğinin aşağı doğru düşmek yerine, yukarı doğru hareket ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Bu yıldırım düşerken çok şaşırtıcı bir şey yaşanıyor. Yerden de buluta doğru bir  akım oluyor. Yerden 100 metre yükseklikte bu iki akım birleşiyor ve iletkenliği çok fazla olan bir koridor oluşuyor. İşte bundan sonra yıldırımı Allah’ın dilemesi dışında hiçbir şey durduramaz, pozitif yük hızla buluta doğru onu nötr hale getirmek için yükselir.  Bu koridordan yerden göğe doğru neredeyse ışık hızının üçte biri hızla yükselen akım yıldırımın göze gelen şiddetli ışığını da oluşturur. Ardından yine yukardan yere iner ve iki taraf arasındaki fark sıfırlanana kadar bu olay 10-12 kez tekrarlanabilir. Yıldırımın kolları toprağa ulaşmak için uygun bir yer arar. Saatte 161.000 km hızla ilerleyen yıldırım göremeyeceğimiz hıza sahiptir. Görüntülerde izlediğimiz yerden yukarı doğru uzanan yıldırımın elektriği çok  şiddetli,  yıldırımdan daha fazla yük taşıyor.... Biz bu ters yıldırımın belirgin hareketini tam anlamıyla göremeyiz.  Şimşeğin yere düştüğünü görebiliriz, belki biraz titrediğini görebiliriz fakat tüm görebileceğimiz budur.

Burada sadece bir yönünü ele aldığımız, şimşeğin tüm özelliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ne kadar hayranlık uyandırıcı bir yaratılış ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Şimşek, çevremizdeki bir çok şey gibi, bir yaratılış harikasıdır. Gözle görülemeyen artı  ve eksi yüklü parçacıkların arasından böylesine büyük bir gücün çıkması, şimşeğin üstün bir Aklın, Yüce Allah’ın eseri olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu güçten bitkiler için faydalı olan azot moleküllerinin ortaya çıkması, şimşeğin birçok amaçla özel olarak yaratıldığını da ispatlar.

 

Allah şimşeğe Kuran`da özel olarak dikkat çekmiştir. Kuran`daki surelerden biri olan Ra`d Suresi`nin anlamı "gök gürültüsü"dür. Allah, şimşek ile ilgili ayetlerde şimşeği bir korku ve umut olarak insanlara gösterdiğini bildirmiştir. Gerçekten de şimşeğin çakması yağmurların yağacağına işarettir ve yağmurlar ya ekinlere bereket olarak umut verecektir ya da sel, taşkın, toprak kayması gibi felakete sebep olarak insanları korkutacaktır. Allah, Kuran’da şöyle bildirmiştir:

 

"Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır." (Rum Suresi, 24)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222176/cok-hizli-yildirimlarhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222176/cok-hizli-yildirimlarhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Cok_hizli_Yildirim_05.jpgThu, 02 Jun 2016 04:31:08 +0300
Mikro Dünyaya HoşgeldinizMİKRO DÜNYAYA HOŞ GELDİNİZ….

 Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.  (Casiye Suresi, 4)

 

Burası sıradan bir odaya benziyor. Ama görünüş aldatıcı olabilir. Şimdi yakından bakın… Daha yakın… Daha yakın…

Odada yalnız olduğumuzu düşündüğümüzde bile aslında yalnız değiliz. Sadece bir koltuğun üzerinde bile neredeyse bir ormandaki kadar çok canlı çeşidi var.  Onlar dokunduğumuz kumaşta, koltuğumuzda, yatağımızda, cildimizin üzerindeler, oradalar, buradalar… Kısaca her yerdeler...

Bakteriler, virüsler, mantarlar, su yosunları ve akarlar mikro dünyanın en bilinen üyeleri… Bu mikroorganizmalar o kadar küçükler ki, bir toplu iğne ucuna milyonlarcası sığabiliyor.

Diğer canlılardan çok daha geniş bir popülasyona sahipler. Bir sayı vermek gerekirse bu mikroskobik canlılar, yeryüzündeki hayvanların 20 katı fazlalar.

            Milyonlarca mikro canlı ile sarılmış durumda olduğumuz bir gerçek…. Peki mikro canlıların hayatımızda bu derece yüksek oranda yer alması bizi nasıl etkiliyor?

            Kısaca cevap verirsek hem iyi hem kötü… Ama büyük oranda iyi…

Onlar  yaşamımız için vazgeçilmez—olmazsa olmaz- üyeleri…. Bizim yaşamımızın devam etmesi için mutlaka mikro canlıların da olması gerekiyor.

            Genelde mikroorganizma denince ilk olarak aklımıza zararlı oldukları gelir. Elbette bazılarının hastalıklara sebep olduklarını ve ciddi tehlikeler oluşturduklarını çok iyi biliyoruz. Ancak öte yandan yapılan araştırmalar mikro organizmaların  sadece %1’den daha az bir kısmının zararlı olduğu ortaya koyuyor.

Geri kalan kısmı ise bizim için tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli…

Onlar olmadan nefes alamıyor, yemek yiyemiyor, su içemiyor, hatta sindirim yapamıyor ve sağlığımızı koruyamıyoruz.

Ancak onlarla birlikte yaşadığımızda müthiş bir denge içerisinde hayatımızı devam ettirebiliyoruz.

Sadece mikroskopla görebildiğimiz bu küçük canlılar;

Dünyanın eko sisteminin dengede tutulmasında, oksijenin sağlanmasında, atıkların yok edilmesinde, nitrojen döngüsünde, iklimlerin düzeninde, enerjinin ve kimyasal maddelerin üretilmesinde, suyun temizlenmesinde hatta yiyeceklerin yapımında görev alırlar.

Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü bakteriler tarafından sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmenizi, dilinizde bulunan bakteriler önlerler. Aynı zamanda bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri de organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin kullanabileceği hale dönüştürebilirler. 

Bu canlılar küçük yapılarına rağmen  önemli ve karmaşık görevleri yerine getirebilirler.

Görünmeyen dünyadaki varlıkların her birinin mükemmel özelliklere sahip olması Alemlerin Rabbi olan Allah’ın yaratmasındaki üstünlüğün delilidir. Bu delillere şahit olan bir kişi samimi bir kalple düşündüğünde gözle göremediği canlıların bu dengeleri koruyamayacağını, hiçbir işi tesadüfen yapamayacaklarını kolayca fark eder.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222175/mikro-dunyaya-hosgeldinizhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/222175/mikro-dunyaya-hosgeldinizhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Mikro_Dunyaya_Hosgeldiniz_04.jpgThu, 02 Jun 2016 04:28:43 +0300
VirüslerŞimdi bahsedeceğimiz canlı, bildiğimiz tüm canlılardan farklı bir özelliğe sahip. Kimi bilim otoriteleri tarafından canlı olarak bile kabul edilmiyorlar, ama canlılar üzerine çok yıkıcı etki gücüne sahipler...

Virüslerden bahsediyoruz...

Virüs bir bedene sahip değildir ve yalnızca bir kalıtım mekanizmasından oluşur. Dışta bir protein kılıf, içte kısa tek ya da çift zincirli RNA veya DNA kodundan ibarettir. Tek başına hayat belirtisi gösteren herhangi bir fonksiyonu veya organeli yoktur. Bu nedenle doğada milyonlarca yıl bozulmadan kalabilir. Ancak bir organizmanın içine girdiğinde  canlanır ve aktif hale geçer.

Virüsler sadece sahip olduğu bilgiyi kullanarak adeta bir ajan gibi insan vücudunda seyahat eder. Bir hücreyle temas ettiği andan itibaren canlı özelliği göstermeye başlar; saldırgan ve dahası akıllı bir canlı olur.

 

            Virüs, hücrelerden birisine girmeden önce ayakları ile hücrenin kendisine uygun olup olmadığını saptar. Eğer yaptığı test sonucu olumlu ise kendi DNA'sını hücrenin içine aktarır.

         Korunaklı hücre duvarlarından sanki giriş anahtarına sahipmiş gibi kolayca geçebilir. Hücre içerisine girdiğinde ise doğruca hücrenin kontrol merkezine ulaşır ve sahip olduğu genetik bilgiyi hücrenin içerisine yükler.

         Bu sıradan bir işlem değildir. İnsan DNA’sının 3,2 milyar harfi içinde en çok üretilen kodları bulur ve onların yanına yerleşir. Virüsün genetik kodu  hücrenin DNA'sına o kadar uyumla gizlenir ki, hücre farkına varamadan virüs üreten bir fabrika haline gelir.

         Hücre kısa sürede tüm kaynaklarını virüsün kopyalarını üretmek için kullanmaya başlar ve ölene kadar virüsü çoğaltmaya devam eder. Hücrenin bu durumun farkına varması da gerçekten oldukça zordur: Bunu ayırt edebilmesi yirmi ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına yerleştirilmiş yarım satırlık bir cümleyi arayıp bulmaya benzer. Virüs, bu "akılcı" yöntemi sayesinde, hücrenin kendine ait programlama mekanizmalarına karışmış ve adeta hücreye ait bir parça haline gelmiştir. Virüsün bunu nasıl başarabildiği bilim adamları için hala tam olarak aydınlanmamış bir durumdur.

Bu olay, hücre için kaçınılmaz bir felaket hazırlar. Ölmekte olan hücre, çekirdekte yer alan hatalı kodlanmış programı üretmek için tüm enerjisini sonuna kadar kullanır. Sonunda ölür ve parçalanır. Parçalanma ile birlikte çoğalmış olan virüsler, öteki hücrelere sıçrar ve bu durum aynı şekilde devam eder.

 

Canlı özelliği olmayan sadece bir protein kılıfı ve genetik bilgiden oluşan bir varlık nasıl böyle kompleks ve müthiş zeka gerektiren bir işlemi başarıyla yapabilir?

Virüsün bu derece akıllı bir şekilde hareket edebilmesi için hücreyle, bir kilidin anahtarla uyumu gibi yaratılmış olması gerekmektedir.

Virüs elbette böyle bir istilayı gerçekleştirecek üstün bir beceriye kendi kendine tesadüfler sonucu sahip olamaz. Allah,  onu bütün bu kompleks işlemleri gerçekleştirebilecek yeteneklerle var etmiştir. Bir ayette şöyle buyrulur. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır. (Yunus Suresi, 6)

Ortada çok açık bir gerçek vardır; Allah, virüsleri hastalık sebebi olmaları için özel olarak yaratmıştır.

Bir virüs çeşidi ortalama 70-80 kilo olan bir insanı çok kısa sürede güçten düşürebilir. Tüm hayatını değiştirebilir. Hatta ölümüne dahi sebep olabilir.

İnsan,  göremediği düşmanı karşısında son derece savunmasızdır. Böyle bir hastalık durumu karşısında Allah'a muhtaç ve aciz bir varlık olduğunu çok daha iyi fark eder. Tüm gücün ve kuvvetin sahibinin yalnızca Yüce Allah olduğunu daha derin kavrar.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221008/viruslerhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221008/viruslerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/virusler_1_03.jpgWed, 11 May 2016 18:21:27 +0300
Virüsler Hakkında Dikkat Çekici Bilgiler- Virüsler ölümcül organizmalardır ve çeşitli taşıyıcılarda gizlenerek dört bir yanımızda hazır beklerler.

Vücudumuzu kısa sürede ele geçirebilirler….

Bağışıklık sistemimizi rahatça çökertebilirler….

Ancak tahmin edebileceğimizden çok daha küçüktürler

 

- Mesela virüsler  gözle dahi görülmeyen bakterilerden 10.000 kat küçüktürler.  Virüslerin küçüklüğünü daha iyi anlamak için şöyle bir örnek verebiliriz; evrenin başlangıcından beri geçen her saniyede bir virüsün pinpon topunun içerisine atıldığını kabul edelim. Virüslerin pinpon topunu doldurmaları tam 30 milyon yıl gerektirecekti. İşte bu derece küçük canlılardan bahsediyoruz.

 

- Binlerce farklı virüs çeşidi vardır. Çoğunun kılıfı mikroskop altında altın oranlı, mükemmel simetrik geometrik şekillere sahiptir. Bazıları uzay mekiğine benzer, bazılarının ise kendilerine özel şekilleri vardır.

 

- Virüsler hava, su, toprak, dünya üzerindeki her yerde bulunabilirler. İnsanları, hayvanları, bitkileri, böcekleri, mantarları hatta bakterileri bile hasta edebilirler. Bazı canlılara zarar vermeden onların içerisinde yaşarken, bazı canlı türleri için öldürücü etkileri olabilir. Virüslerin bu akıllı stratejileri bilim adamlarının özel inceleme alanıdır. Son yıllarda gen tedavilerinde, klonlamada ve çeşitli teknolojik alanlarda virüslerden elde edilen bilgi kullanılmaya başlanmıştır.

 

Gözle görülemeyen virüslerin ne kokusunu duyuyoruz, ne de onları fark edebileceğimiz bir duyumuz var. Ama onlar canlıları kolayca bulup, doğru şekilde hareket edip, ele geçirebiliyorlar. Ve bazılarının sergiledikleri akıl, on yıllardır tedavileri araştıran doktor ve bilim adamlarını yenmeye devam ediyor.  Ve görünmez dünyanın tartışmasız en gizemli varlıkları olma özelliğini ellerinde tutuyorlar. 

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221007/virusler-hakkinda-dikkat-cekici-bilgilerhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221007/virusler-hakkinda-dikkat-cekici-bilgilerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/virusler_hakkinda_dikkat_cekici_bilgiler_03.jpgWed, 11 May 2016 18:17:31 +0300
Rekortmen VirüslerEn büyük virüs - Pitovirüs

1.5 mikrometre büyüklüğündeki virüsler, diğerlerine kıyasla mikroskopla görülebilecek büyüklükte.

Sibirya’da 30.000 yıllık  buzun altından çıkan virüsün hala enfeksiyona sebep olabilecek yapısını koruması bilim adamlarını hayrete düşürmüştür. İki iplikli DNA’sı bulunur ve kendisinden sonra en büyük virüs olan Pandora virüsünden daha az DNA’ya sahiptir.

En uzun virüsler ise son zamanlarda çok tanınan Ebola virüsünün aile bireyleridir. Boyutları 800-1000 nanometre olan türleri bulunur. İplik gibi ince ve uzun yapılıdırlar. 

En küçük virüs Porsin sirkovirüs isimli 17 nanometre çapındaki bir virüstür. Bilinen en küçük DNA dizisine sahiptir. Hücrelere nasıl girdiği tam çözülememiş olsa da çok sayıda hücre tipini hasta edebildiği biliniyor.

En korkutucu virüs ise tartışmasız AIDS hastalığına sebep olan HIV virüsüdür. Sadece 2000 yılında tek başına 3 milyon kişinin ölümüne neden olmuştur. Dünya genelinde 36 milyondan fazla kişi bu virüsü taşımaktadır. Tek başına insanları öldürmez ancak savunma sistemini zayıflatarak grip gibi kolay atlatılabilecek hastalıklara karşı kişiyi savunmasız bırakır ve ölümüne sebep olur.

En öldürücü virüs ise Grip virüsüdür. Pek çok kişi hayatında bir ya da bir çok kere bu virüsle bizzat tanışmıştır. Fakat çoğu zaman en öldürücü virüslerden biri olduğu akla gelmez. Oysa  İspanyol Gribi adı verilen grip türü 1918-1920 yılları arasında hızla yayılarak sadece  18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur.

İspanyol Gribinin  en önemli  özelliği, zayıf, yaşlı ve çocuklardan ziyade sağlıklı genç insanları etki altına almış olmasıdır. I. Dünya Savaşı’nın  son aylarında tüm dünyayı etkisi altına almış, hatta kimi tarihçilere göre dört yıl süren savaşın sona ermesinde büyük bir rolü olmuştur.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221006/rekortmen-viruslerhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221006/rekortmen-viruslerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Rekortmen_virusler_03.jpgWed, 11 May 2016 18:06:24 +0300
Mikro Dünyada Sanat: DNAMUHTEŞEM BİR SANAT ESERİ DNA

DNA’yı, canlıları oluşturan bilgi bankası olarak tanıyoruz. Her insanın gözü, kaşı, boyu, organları bu bilgi bankasında bulunuyor. Tüm insanlar %99.9 oranında birbirine benzer ve dış görünüş olarak insanları birbirinden ayıran bu genlerin sadece binde biridir. Protein kodlayan kısımlar tüm DNA’nın sadece %2-3’lük kısmıdır ve geri kalanı hakkında  hala bilgi sahibi değiliz. Bilim adamları yıllardır araştırma yapmalarına rağmen DNA’nın kompleks ve muhteşem yapısını henüz tam anlamıyla çözebilmiş değiller.

Peki Dna ile ilgili neler biliyoruz?

-Tek bir insanın vücudundaki DNA’ların toplamı uç uca eklense dünyadan güneşe yaklaşık 600 yüz kez gidip gelmesi mümkün olurdu.

-DNA’mız muhteşem bir kütüphaneye benziyor ve sadece 4 harfin çeşitli sıralanışlarından oluşan, 3.2 milyar harflik bir bilgiye sahip. Bu harflerin sırası ve yeri o kadar eşsiz ve önemli ki, küçücük bir hata bile çok ciddi hastalıklara hatta ölüme yol açabiliyor.

-Sadece 1 gram DNA içerisinde 700 terabaytlık bilgi bulunabiliyor. Sadece 1 gram DNA içerisine sığan bilgi, 14.000 blue-ray DVD içine sığabilir. 

Ya da 233 tane 3 terabaytlık harddisk içine sığabilir ki bu 151kg ağırlığa denk geliyor. 

-DNA’nın bu özellikleri yanı sıra fiziksel şekli de mükemmel bir sarmal oluşturur. Bu sarmal, kromozomlara dönüşürken muhteşem bir düzen içinde katlanır. Ancak DNA’nın enine kesiti de en etkileyici sanat eserlerini gölgede bırakacak bir güzelliğe ve altın orana sahiptir.

Aklı ve şuuru olmayan atomların tesadüfen bir araya gelerek böyle eşsiz yeteneklere sahip olmaları ve altın oranlı sanat eserlerini  oluşturmaları elbette mümkün değildir.  Görünmeyen dünyada karşımıza çıkan mikro sanat eserlerinde de bir kez daha Allah’ın örneksiz yaratışına ve sonsuz kudretine şahit oluyoruz.

Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir. 

(Ali İmran Suresi, 189)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221005/mikro-dunyada-sanat-dnahttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221005/mikro-dunyada-sanat-dnahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Mikro_Dunyada_Sanat_DNA_04.jpgWed, 11 May 2016 18:03:09 +0300
Karbon Nano TüplerHem esnek hem güçlü hem de küçük bir madde

KARBON NANO TÜPLER

Yaşamın devamlılığı için gerekli olan temel elementlerden biri olan karbon dünyadaki bileşiklerin %94’ünün içerisinde bulunur. Birçok karbon molekülü bir araya geldiğinde çok farklı fiziksel özelliklere sahip maddeler oluşturur. Örneğin karbondan oluşan elmas dünyanın en sert maddesiyken,  grafit ise kağıt üzerine yazı yazılacak kadar yumuşak olan  kurşun kalemlerin ana maddesidir.

Karbonlar birleşerek kafes şeklinde küçük küreler ya da tüpler oluşturabilirler. 60 karbondan oluşan 1 nanometre boyuttaki bu küreler ve tüpler bilimde pek çok alanda kullanılmaktadır. Yapıları incelendiğinde özellikle karbon nano tüplerin, aynı boyuttaki çelikten 100 kat güçlü olduğu anlaşılmıştır. Bu gücü sağlayan karbonlar arasındaki kovalent bağlardır ve diğer kristal yapılarda olduğu gibi zayıf noktaları bulunmaz. Ayrıca çok esnek oldukları için bükülüp eski hallerine dönebilirler. Elektron mikroskopları ile yapılan deneylerde, bu tüplerin çelikten 5 kat daha esnek olduğu ve bükülseler de kırılmadıkları gösterilmiştir. Bu mükemmel yapılarının yanı sıra yoğunlukları çeliğin dörtte biri kadardır. Sıcak ve soğuğu gümüşten 10 kat iyi, elektriği ise metallerden daha kolay iletirler. Metaller ısıyı elektronların hareketi ile iletirken, tüpler titreşimleri kullanır. Bu özellikleri nedeniyle antibiyotiklerin hedeflenen bakterilere ulaştırılmasında, ya da çeşitli kanser hücrelerine özel tedaviler uygulanmasında kullanılması düşünülmektedir. 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221004/karbon-nano-tuplerhttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221004/karbon-nano-tuplerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/karbon_nanotupler_04.jpgWed, 11 May 2016 17:58:25 +0300
Kamuflaj SanatıKAMUFLAJLA SAKLANAN GÖRÜNMEZLER

Görünüşün aldatıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama şimdi bahsedeceğimiz canlılar bunu adeta bir sanat gibi gerçekleştiriyor. Sadece bizi değil, çevrelerindeki neredeyse tüm canlıları aldatıyorlar. Kamuflaj canlıların korunmak için doğada kullandıkları çok önemli bir savunma mekanizmasıdır. Bazı canlılar yaşadıkları ortamda öyle mükemmel kamufle olurlar ki, onları fark etmek neredeyse imkansız hale gelir.

Bazı canlılar kamuflaj için derilerinin rengini değiştirebilir, bazı canlılar ise yaratılışlarından itibaren o bölgede  kamufle olacak özelliklere sahiptir.

Şimdi sizlere bu kamuflaj örneklerinden bazılarını göstereceğiz. ….

Şu anda ekranda izlediğiniz ahtapot…Kendisini dokusu, renkleri, yapısı ile tam bir kaya gibi gösterebilecek üstün bir kamuflaj yeteneğine sahip….  Çevresine bakarak, dalgaları ve gölgeleri kullanarak, görünmeden, deniz dibinde kayarak ilerleyebiliyor. Son derece uyum içinde; arka planla kaynaşıyor. Adeta hareket eden bir kaya gibi gözüküyor.

Görüntülerde güzel bir mercan tabanı izliyoruz. Böyle bir yerde bir ahtapotun kamuflajını, renk ve desen değiştiren derisini kullanamadığı takdirde nasıl kolaylıkla göze çarpacağını görüyorsunuz. İşte ön planda deniz yosunları. Ve bir ahtapot.

Ama eğer ahtapot bir tehdit algılarsa görünümünü %100 değiştirebiliyor.

Şimdi ahtapot korktu ve bir mürekkep bulutu bırakarak kaçtı. Ve tekrar yerine yerleştiğinde ahtapot detaylı bir kamuflaj yaparak ikinci korunma adımı da atıyor.

İşte şimdi geriye doğru fimi aldığımızda ahtapotun derisinin rengini ve desenini dikkatle izleyin. Rengini ve desenini çevresiyle eşleşecek şekilde değiştirebilecek bir hayvan. Bu deniz yosununun içine nasıl da kaynaşıyor. Bir. İki. Üç. Ve şimdi ortadan kayboldu…

Ahtapot, Allah’ın var ettiği özellikler sayesinde, işte bu kadar yetenekli bir kamuflaj ustası…

Düşünme yeteneği ve içinde bulunduğu ortamı analiz etme gücü olmayan bu canlıların tesadüfen kamuflaj özelliği geliştirmeleri mümkün değildir. Biyolojik ve fizyolojik olarak sahip oldukları özellikler ile, tam da onlara uygun olan yerlerde yaratılmışlardır. Ve sadece kamuflajın mükemmel mekanizmasını düşünmek bile yaratılışın gerçekliğini anlamak için yeterlidir.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221003/kamuflaj-sanatihttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/221003/kamuflaj-sanatihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Kamuflaj_sanati_04.jpgWed, 11 May 2016 17:55:08 +0300
Feromonlar Hakkında 5 bilgiFEROMONLAR İLE İLGİLİ 5 KISA BİLGİ


1- Hayvanların pek çoğu feromonları burunların üzerinde bulunan Jacobson organı veya Vemoronazal organı ile algılarlar. Kokusuz feromonlar burada algılanır ve beyine iletilir.

2- Dişi bir sinek bir damlanın binde biri kadar feromon salgılayarak 5 dakika içerisinde yaklaşık 50 metrelik alanda bulunan 500-1000 kadar erkek sineği çağırabilir.

3- Kelebekler feromonları antenleri ile, sinekler ise ön bacakları ile algılarlar.

4- İpek böceği güvesi bir ipekböceğinin salgıladığı feromonu 11km öteden algılayabilir.

5-Bombay kelebeği tek seferde 10 üzeri 18 erkek kelebeği etkileyebilecek kadar feromon üretebilir.

 

Etrafımız havada uçuşan, hiç fark etmediğimiz dillerin sözcükleri ile dolu ve birçok canlı bu dili kullanarak hayatta kalıyor, neslini devam ettiriyor, yönünü buluyor ya da düşmanlarından saklanıyor. Allah canlıların aralarında iletişim kurmalarını sağlayacak muhteşem bir dil yaratmıştır. Tüm bu canlıların iletişim kurmaları, kendi yaşamlarını devam ettirmek için uyguladıkları stratejiler, bir kimyager gibi ürettikleri karmaşık moleküller Yüce Allah’ın canlılarda yarattığı mükemmel özelliklerdir.

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tespih eder; O'nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tespihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/220801/feromonlar-hakkinda-5-bilgihttp://www.harunyahya.org/tr/Gorunmeyen-Dunya/220801/feromonlar-hakkinda-5-bilgihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/123-gorunmeyen-dunya/Feromonlar_Hakkinda_5_bilgi_02.jpgThu, 05 May 2016 16:55:59 +0300