HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orgharunyahya.org - Kısa filmler - Mutlaka izleyin - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.org 1HARUNYAHYA.ORGhttp://harunyahya.orghttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Kuran dışı din anlayışında kadın karşıtlığının geldiği aşama budurhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244904/kuran-disi-din-anlayisinda-kadinhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244904/kuran-disi-din-anlayisinda-kadinhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/gelenekci_hocalar_serhli3_03.jpgThu, 23 Mar 2017 01:21:07 +0200Kuran İslam'ına uyulmadığında kadınlara bakış açısı böyle oluyor http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244903/kuran-islamina-uyulmadiginda-kadinlara-bakishttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244903/kuran-islamina-uyulmadiginda-kadinlara-bakishttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/gelenekci_hocalar_serhli2_04.jpgThu, 23 Mar 2017 01:15:50 +0200Kuran dışı bir din anlayışında nasıl dehşet verici bir zihniyet hakimdirhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244902/kuran-disi-bir-din-anlayisindahttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244902/kuran-disi-bir-din-anlayisindahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/gelenekci_hocalar_serhli1_04.jpgThu, 23 Mar 2017 01:00:37 +0200Gen Benzerliği Evrime Delil Değildirhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244578/gen-benzerligi-evrime-delil-degildirhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244578/gen-benzerligi-evrime-delil-degildirhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/benzer_gen_04.jpgWed, 15 Mar 2017 03:08:52 +0200Sayın Adnan Oktar'ın Şubat 2017'de dünya basınında yayınlanan makaleleriSayın Adnan Oktar'ın Şubat 2017'de
dünya basınında yayınlanan makaleleri

Sayın Adnan Oktar'ın, uluslararası medyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayınlanan makaleleri, tüm dünyada geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip ediliyor.

Rusya’dan Amerika’ya, İran’dan Suudi Arabistan’a, Bosna Hersek'ten Malezya’ya, İspanya'dan Azerbaycan'a pek çok ülkede yayınlanan makaleler, imani, bilimsel, sosyal ve siyasi konularda milyonlarca okuyucuyu aydınlatıyor.

Sayın Adnan Oktar'ın Şubat 2017'de dünya basınında yayınlanan makalelerinden bazıları şöyle:

Ortadoğu'nun en önde gelen İngilizce gazetesi ve en büyük haber kaynağı olan Lübnan merkezli The Daily Star gazetesi – "Savaş alevlerini söndürecek birlik"

Amerika’nın sol görüşlü bağımsız haber sitesi American Herald Tribune – “Afganistan’ın İhtiyacı “Daha Fazla Asker”, “Daha Fazla Bomba” ve “Daha Fazla Silah” Değil” & "Sigara Hakkındaki Gerçekler: Ölümcül sektörler neden teşvik ediliyor?"

İran’ın önde gelen İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times “Güçlü bir ittifakın habercisi: Astana Görüşmeleri” & “Rohingya zulmü bitmiyor”

Rusya’nın en köklü internet gazetesi Pravda – “Suriye Barışa Bir Adım Daha Yakın” & “Amerika'nın vize kısıtlaması teröristleri durdurabilecek mi?”

İsrail’in önde gelen günlük İngilizce gazetesi Jerusalem Post"Trump, İslam Dünyası ve İsrail"

Endonezya’nın en büyük, 40 bin tiraja sahip olan İngilizce günlük gazetesi Jakarta Post - "Diplomasi askeri yöntemleri bir kez daha yendi: Astana barış görüşmeleri"

İran’da en çok dağıtımı yapılan ve en çok okunanların başında gelen günlük Shargh Gazetesi - “Duvarların ardında hapsolmak”

Malezya'nın en köklü İngilizce gazetesi New Straits Times - 'Teröre karşı savaş'... Ama nasıl?

Katar’ın İngilizce gazetesi Gulf Times - “Afrika'yı canlandırmak” & “Mültecilerle İlgili Başkanlık Kararnamesi Acilen Geri Çekilmeli”

1952 yılında kurulmuş ve İngilizce olarak en fazla okuyucu kitlesine sahip Tayvan’ın birinci gazetesi The China Post – "Dünyayı kana bulayan tarihi yalanlar"

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça gazetesi Makkah Newspaper “Suriye’de çocuk olmak” & "Trump ve İslam Dünyası" & “Afrika'yı canlandırmak” & “Rohingya zulmü bitmiyor”

1957 yılından beri yayınlanan, günlük tirajı 110 bin olan ve 1,5 milyon okuyucu kitlesine sahip Malezya’nın en büyük gazetelerinden Berita Harian - “Amerika'nın vize kısıtlaması teröristleri durdurabilecek mi?”

İsrail’in önde gelen haber sitesi Times of Israel'in Arapça sitesinde – “Kutsal Mekanlar Çatışma Değil Uzlaşma Merkezleri Olmalı” & "Aklıselime Davet; Kuran’a Bağlı Müslümanların Musevilere Bakış Açısı Nasıl Olmalı?"

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya -  "Dünyanın En Kaliteli İnsanları" & “Amerika'nın vize kısıtlaması teröristleri durdurabilecek mi?” & "Dünyayı kana bulayan tarihi yalanlar" & "Sosyal Medya Sevgi için Çalışacak"

Merkezi Kaliforniya’da yer alan, 50.000’in üzerinde üyesi bulunan geniş ve güvenilir haber kaynağı Christian Media Magazine - "Trump'ın seyahat kısıtlamaları konusunda İslami bir bakış açısı"

Amerika’dan yayın yapan bağımsız Kürt Haber Ajansı Ekurd Daily – "Dünyayı kana bulayan tarihi yalanlar"

Hindistan'ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’da basımı yapılan Keşmir’in en hızlı büyüyen günlük İngilizce gazetesi The Kashmir Monitor – “Rohingya zulmü bitmiyor”

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244553/sayin-adnan-oktarin-subat-2017dehttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244553/sayin-adnan-oktarin-subat-2017dehttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/adnan-oktar-subat2017-yabanci-basin-yazilari.jpgTue, 14 Mar 2017 22:59:32 +0200
20 saniyede öğrenin, "Hücre neden tesadüfen oluşamaz?"Hücrede protein üreten moleküllerin tamamı zaten kendileri birer proteindir. Darwinistler ilk proteinin oluşabilmesi için hücrenin daha önceden tam ve eksiksiz olarak var olması gerektiğini düşünmezler.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244547/20-saniyede-ogrenin-hucre-nedenhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244547/20-saniyede-ogrenin-hucre-nedenhttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/hucre-tesadufen-olusamaz-20sn.jpgTue, 14 Mar 2017 19:41:41 +0200
Münafığın Aklı, Küfürdeki Eski Hayatındadır Ve O Hayata Büyük Bir Özlem Duyar Allah Kuran'da Hz. Musa (as) ve kavminin yaşadıkları bazı olayları aktararak, bu olaylardaki hikmetleri görüp düşünmemizi istemiştir. Hz. Musa (as) kıssasındaki örneklerden biri şöyledir:

Hz. Musa (as) İsrailoğulları'na elçi olarak gönderildiği dönemde, İsrailoğulları, Firavun yönetimindeki Mısır topraklarında yaşıyordu. Mısırlılar, İsrailoğulları'nı köle olarak kullanıyorlar ve onları işkenceyle baskı altında tutuyorlardı. Hz. Musa (as), Firavun'un zalim uygulamaları, baskı ve işkenceleri altında ezilen İsrailoğulları'nı yaşadıkları bu zulümden kurtardı ve onları Firavun'un topraklarından çıkardı.

Allah Hz. Musa (as)'ı bir kurtarıcı olarak göndermekle İsrailoğulları'na çok büyük bir lütufta bulunmuştur. Hz. Musa (as), Firavun'a karşı koyarak onları uzun yıllardır uğradıkları zulümden kurtarmıştır. Ancak İsrailoğulları Allah'ın bu nimetine; zulümden, kölelikten ve işkenceden kurtulduklarına şükredip sevinmeleri gerekirken, Hz. Musa (as)'a karşı, "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık" gibi nankörce bir ifade kullanmışlardır:

Şeytandan Allah’a sığınırım,

Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 129)

Buna rağmen Hz. Musa (as) kavmine, "Gelin sizi Firavun'un zulmünden kurtarayım", "Sizi özgürce yaşayacağınız, Allah'ın vadettiği topraklara götüreyim", "Burada sizi eziyorlar, aşağılıyorlar, orada rahat edersiniz" dedi. Firavun'un zulmünden kurtulmak isteyen İsrailoğulları, Hz. Musa (as)'ın bu teklifini kabul edip onunla birlikte yola çıktılar.

O dönemde İsrailoğulları, terk ettikleri topraklarda hep zulüm ve işkence altında yaşadıkları halde, yine de eski eziyet dolu hayatlarına özlem duyuyorlardı. Bu nedenle Hz. Musa (as)'a, "Biz orada bıraktığımız medeniyeti, kalite anlayışını, oradaki yemek kültürünü; kısacası oradaki hayatı istiyoruz. Biz burada çölde bunları bulamıyoruz. Eski hayatımızı özledik. Köle olsak da, aşağılansak da, biz o kültüre, Firavun'ın orada sunduğu hayata geri dönmek istiyoruz" dediler.

İsrailoğulları'nın, Firavun gibi zalim bir insanın zulüm ve işkencelerinden kurtulduklarına sevinecekleri yerde, akılları onun sunduğu hayat tarzında kalmıştır. "Firavun'un kalite ve zenginlik anlayışı, Mısır kültürünün ihtişamı çok daha iyiydi, şimdi ise biz çölde kalıyoruz." diyerek hallerinden şikayet etmiş ve Firavun'un yanına geri dönmek istediklerini dile getirmişlerdir. Oysaki eğer samimi iman etmiş insanlar olsalardı, her nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, amaçları Allah için yaşamak olurdu. Allah'ın kendilerine verdiği her türlü nimete şükrederek yaşarlardı. Ama samimi iman etmedikleri için, Firavun'un zalim sistemi altında eziyet görme pahasına bile olsa, akılları Firavun'un yanındaki sükseli hayatta ve istifade etmeyi umdukları imkanlarda kalmıştır.

İşte Allah Hz. Musa (as) kavmindeki bu örneklerle bize her devirde, 'münafık karakterli insanların küfre hayranlık duyduklarını' haber vermiştir. İman edenlerle birlikte olup Allah'ın kendilerine lütfettiği nimetlere sevinmek yerine, küfürdeki insanlar gibi yaşamak, onların önem verdiği eşyalardan edinmek, onlar gibi konuşmak, onlar gibi yiyip içmek istediklerini; onların sükse yaptıkları şeylerle sükse yapabilmeyi arzuladıklarını bildirmiştir.

Elbette ki modernliğin, medeniyetin ve ihtişamın olduğu bir ortam, her insanın zevk alabileceği güzelliklerdir. Ancak Hz. Musa (as)'ın kavmi, sırf bu imkanlar için, hak dini terk edip Peygamber (as)'ın yanından ayrılmayı tercih etmiş ve Firavun'un en dayanılmaz işkenceleri altında yaşamayı daha çekici bulmuşlardır. Allah Kuran'da Musa Kavmi'nin bu tavrını bize şöyle anlatmıştır:

Şeytandan Allah’a sığınırım,

 (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.

Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk  (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (Bakara Suresi, 60-61)

Ayetlerde anlatıldığı gibi, Allah Hz. Musa (as) ile birlikte Mısır'dan çıkan İsrailoğulları'na lütufta bulunup onlara pınarlar, yiyecekler sunmuştur. Ancak tüm bu güzelliklere şükretmeleri gerekirken onlar, "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın." demişlerdir. Tabi, "sarımsak, soğan, acur, mercimek" derlerken, hayranlık duydukları tek başına bu yiyeceklerin kendisi değildir. O devirde Firavun hanedanının bu yiyecekleri geleneksel bir pişirme şekli vardı ve onlar da, asıl olarak bu gösteriş ve sükseye büyük bir hayranlık ve özlem duyuyorlardı.

Bunun gibi yine Firavun toplumunda önemli bir sükse vesilesi olan 'altın buzağı heykeli', onun ihtişamı ve gösterişi de onları çok etkiliyordu. Oradaki 'züppe sistem' çok hoşlarına gidiyordu. Aynı şekilde onların konuştukları dile karşı da büyük bir hayranlık duyuyorlardı. Normalde kendi dilleri İbraniceydi ama Firavun'un kullandığı dili daha sükseli görüyor ve onlar da bu dili kullanarak, kendilerince aynı şekilde sükseli olmak istiyorlardı.

Bu nedenle de Firavun sisteminin zulmü altında yaşamak pahasına, ölümü dahi göze alıyor, bu sistemin sükseli, şaşalı ortamından istifade etmeyi arzu ediyorlardı. Bu küfri sisteme duydukları hayranlık bilinçaltlarından gitmiyordu. Hz. Musa (as) onlara doğrusunu ne kadar anlatırsa anlatsın, akılları hep Firavun sisteminde kaldığı için bir türlü ikna olmuyor ve gizli ya da açık eski hayatlarına duydukları özlemi dile getiriyorlardı.

Elbette ki İsrailoğulları'nın bu sözleri ve hayranlıkları sadece onlara has bir düşüncenin yansıması değildir. Allah burada bize, tanımamız gereken önemli bir insan karakterini tanıtır. Tarihin her döneminde, imanı tam benimsemeyen insanlarda bu karakter hep ortaya çıkmıştır. Günümüzde de, bu bakış açısı münafık karakterinin önemli bir özelliği olarak dikkat çeker.

Gerçekten de Müslümanlar arasında olup da, hala imandan önceki eski hayatlarına özlem duyan kimselere rastlarız. Ve tarih boyunca her Müslüman toplulukta böyle insanlar olmuştur. Aslında bu kimseler, Müslümanlarla birlikte olduktan sonra, imansız insanlarınki ile kıyaslanmayacak kadar güzel bir hayat yaşamaya başlarlar. Ondan öncesinde, Allah korkusu olmayan kimselerle birlikte oldukları için, çevrelerindeki insanlardan her türlü kötülüğü görmüş, her türlü çıkar ilişkisine, samimiyetsizliklere, yalanlara, ikiyüzlülüklere, merhametsizliğe, saygı ve sevgi eksikliğine şahit olmuşlardır. Bu iki hayat arasındaki müthiş zıtlığı açıkça görmektedirler. Birinde sevginin, saygının, güzel ahlakın, dostluğun, güvenin, samimiyetin en güzel şekli yaşanırken; diğerinde ise sadece acı, sıkıntı, mutsuzluk ve zulüm vardır. Bu açık gerçeğe rağmen bu kimselerin hala Müslümanlardan önce yaşadıkları hayatlarına hayranlık ve özlem duymaları, yalnızca kalplerindeki küfre olan sevgileri sebebiyledir.

Yeniden imansız insanlarla yaşayacak olsalar, yine mutsuz olacaklarını, yine aşağılanacaklarını, hiç değer görmeyeceklerini, çıkar için kullanılacaklarını bildikleri halde, yine de o aşağılanmaya geri dönmeyi daha güzel görürler. Sürekli 'o ortamlarda o insanlarla birlikte olsalar, hayatları nasıl olurdu?', bunun hayallerini kurar, planlarını yaparlar. "Tamam, belki burada Müslümanlar birbirlerini koruyup kolluyor, birbirlerine yardım ediyorlar ama küfürle birlikte olsaydım, beni daha çok korur, daha çok severlerdi, bana çok saygılı, çok güzel davranırlardı" gibi gerçek dışı düşüncelerle kendilerini aldatırlar.

Oysa ki bu çok büyük bir yanılgıdır; ve bu gerçeği aslında kendileri de çok iyi bilmektedirler. Çünkü iman etmeyen insanların tüm yaşamları, insanlarla olan tüm ilişkileri çıkar ve menfaat üzerine kuruludur. Dolayısıyla imanın olmadığı bir ortamda hiçbir insan, ciddi bir menfaat sunulmadığı sürece, asla durduk yere bir başkasına bir güzellik sunmaz. Eğer Allah korkusu ve imanı olmayan bir insan, sebepsiz yere bir başkasına yaklaşıyorsa, kafasında mutlaka 'ince bir menfaat planı' vardır. Ya bu kişiden maddi olarak çıkar sağlamayı umuyordur ya da bu kişiyi fiziksel anlamda kullanabilmeyi planlıyordur. Ya bu kişinin çevresinde ulaşmayı umduğu birileri vardır ya da ailesinden elde etmeyi umduğu menfaatler söz konusudur. Bu konuda aksi bir ihtimal asla mümkün değildir. Zaten bu insan, o kişiye karşılıksız, tertemiz, safiyane ve iyi niyetli düşüncelerle yaklaşıyor olsa, onun gibi karşısına çıkan her insana yardım elini uzatan bir ahlak göstermesi gerekir. Sokakta gördüğü bir dilenciyi de alıp en iyi şartlarda yaşatır, kimsesiz bir çocuğa da elinde avucunda olan maddi manevi her imkanı sunar. Ama açıktır ki böyle bir durum yoktur ortada. Bu da bu kişinin, sadece çıkar için yaklaştığının ispatıdır.

Tüm bunlar bir insanın küfrün gerçek yüzünü anlaması için yeterli örneklerdir. Ama münafık, küfre olan hayranlığından ve yeniden o hayatı yaşamaya duyduğu özlemden dolayı bu gerçekleri anlamazdan gelir. Bunun karşılığında da, hayatı sevgisizlik, mutsuzluk ve huzursuzluk içinde, aşağılanmakla geçer.  

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244374/munafigin-akli-kufurdeki-eski-hayatindadirhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/244374/munafigin-akli-kufurdeki-eski-hayatindadirhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/71_munafik_01.jpgTue, 14 Mar 2017 01:40:03 +0200
Münafık Kendine Çok Düşkündür; Sahtekarca Oyunlarla Sürekli Kendine Baktırmak ve Bedenini Yıpranmaktan Korumak İsterSahip olduğu bedeni, münafığın dünya hayatındaki en kıymetli varlığıdır. Dolayısıyla da ona gelecek, küçücük bir zarar bile münafık için çok önemlidir. Kendince onu ne kadar sağlıklı, dinç, zinde, genç ve güzel tutabilirse, çıkarlarını o kadar iyi koruyabilecektir. Bu nedenle de yaşlanmaktan, hastalanmaktan çok ciddi şekilde korkar.

Ciltlerinde küçücük bir bozukluk, saçlarında en ufak bir kusur, yiyeceklerinde en ufak bir eksiklik, uykularında azıcık bir aksaklık olsun istemezler. Sabahtan akşama kadar internetten, kitaplardan 'Ne yer, ne içerlerse, daha uzun ve daha sağlıklı yaşayabilirler?' 'Ne yaparsa cildinin kırışmasını önleyebilirler?' gibi soruların cevaplarını araştırıp öğrenmeye çalışırlar. Tüm insanlarda rastlanabilen, sıradan ve basit bir ağrıları ya da sıkıntıları olsa, hemen en iyi doktorlara gitmek isterler. Sürekli olarak bedenlerini dinler ve en sağlıklı anlarında bile kendilerinde ilgilenilmesi gereken bir sağlık sorunu bulurlar. Sıradan bir detayı, müthiş büyütür ve ortalığı velveleye verirler. Tüm yaptıklarını etkili kılacak, sağlık ve sıhhati, güç ve kuvveti verecek olan tek gücün Rabbimiz olduğunu düşünmezler. Bu nedenle de kendilerine ne kadar özen ve titizlik gösterebilirlerse, o kadar sağlıklı, dinç kalacaklarını ve o kadar da uzun yaşayabileceklerini sanırlar.

Tüm bu tavır bozuklukları, münafıkların dünyaya olan bağlılıklarını, imanlarının ve tevekküllerinin zayıflığını, içten pazarlıklı, menfaatperest ve egoist karakterlerini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak elbette ki her konuda olduğu gibi, bu konuda da münafıklar tüm bu söylem ve tavırları, bir planın küçük bir parçası olarak uygularlar. Münafıklar, Müslümanların ne kadar vicdanlı, nezaketli ve ince düşünceli insanlar olduğunu çok iyi bilmektedirler. Hasta, yorgun ya da güçsüz olduklarını söylediklerinde, yardıma ihtiyaçları olduğunu dile getirdiklerinde, Müslümanların vicdani bir sorumluluk olarak buna kayıtsız kalmayacaklarının bilincindedirler. Ya da sıradan bir rahatsızlıklarını, adeta ölümcül bir hastalığın belirtisiymiş gibi gündeme getirdiklerinde, karşılarındaki insanların bunun aksini iddia etmeyeceklerinin şuurundadırlar.

İşte bu durumu kullanarak, 'maddi manevi her açıdan kendilerine en abartılı şekilde baktırmaya' ve bir yandan da bu yolla, 'Müslümanların hem maddi imkanlarını hem de vakitlerini ve enerjilerini tüketmeye' çalışırlar. Ayrıca diğer bir amaçları da, 'Müslümanlar arasında kendilerini mümkün olduğunca yormamak, istedikleri gibi dinlenebilmek ve kendi sinsi faaliyetlerine istedikleri gibi vakit ayırabilmek'tir. Bu doğrultuda çeşitli uyanıklıklarla, yalan ve samimiyetsizliklerle, hiçbir işe karışmayıp her istediklerini yapılmasını ve kendilerine en iyi şekilde bakılmasını sağlamaya çalışırlar. Şikayetlerinin ve bahanelerinin ispatlanamaz mahiyette olmasını kullanarak, sürekli olarak onlardan maddi manevi bir şeyler isterler.

İncil'de yer alan bir bölümde münafıkların bu samimiyetsiz ve şeytani ahlakı şöyle haber verilmiştir:

Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: "... Size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar..." (Matta, 23:1-5)

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, 'Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklemek' münafıkların önemli bir özelliğidir. İncil'deki bu münafık tarifi, münafıkların ne kadar alçak ve ahlaksız olduklarını çok açık bir şekilde anlatmaktadır.

MÜNAFIKLAR 'ÇOK ALÇAK, ÇIKARCI VE FIRSATÇI' İNSANLARDIR. Yüzlerinde en ufak bir utanma sıkılma alameti dahi oluşmadan, Müslümanlara her türlü işlerini yaptırmaya çalışırlar. Kendileri bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmazken, en ağır ve taşınması güç yükleri Müslümanların sırtına yüklemek isterler. Örneğin bir şey taşınacaksa, "Şunu getirir misin?" derler. Hiçbir mazeretleri olmadığı halde 'sırf kendilerini yormamak, rahatlarını kaçırmamak için', kendi işlerini başkasına yaptırmak isterler. Bu kadarcık küçük bir adiliği, ufacık bir ahlaksızlığı bile kendi sahtekar kafalarınca kar bilirler. "Niye sen getirmiyorsun?" diye sorulursa, o zaman da "İşte bir rahatsızlığım var da ondan" ya da "Ayak bileğim ağrıyor da o yüzden" gibi yalanlar uydururlar.

Oysa ki çok açıktır ki aynı kişiye, küfürden önem ve değer verdiği insanlar herhangi bir talepte bulunsalar, ne ayak bileğinin ağrısından bahseder ne de başka bir hastalığından. Hatta onlar kendisinden hiçbir talepte bulunmasalar bile, münafığın karşısına bu insanların gözüne girebileceği herhangi bir fırsat çıksa, sebepsiz yere ve hiçbir karşılık da istemeden, müthiş bir enerjiyle bu insanların her işine koşup yardım eder. Hatta gerektiğinde, kendini en abartılı şekilde de yorar ve bundan dolayı en ufak bir şikayette dahi bulunmaz.

İşte küfre ve Müslümanlara karşı sergilediği bu birbirine tamamen zıt iki ahlak, münafığın küçük bir özetidir. Müslümanlar söz konusu olduğunda bedenen pasifize olup hiçbir gücü, enerjisi olmayan, İslam'a hizmet gerektiğinde bin bir türlü bahaneyle kaçıp geride duran ve Müslümanların maddi manevi imkanlarını kullanarak hayatının sonuna kadar kendine baktırmayı hedefleyen münafık; küfre yaranmak söz konusu olduğunda, bitmek tükenmek bilmeyen bir güç ve enerji bulur.

Ancak burada 'önemli bir sır' vardır: Münafık kendisinin çok 'uyanık ve tüm bu oyunlarıyla da müthiş kazançta olduğunu' sanır. Oysa ki o farkında olmadan bela onu içten dıştan, dünyada ve ahirette hızla sarıyordur. O sahtekarlık, sinsilik, samimiyetsizlik yaptıkça, Allah içten içe onun kalbini, ruhunu, dünyasını karartır. O alçaklık, ahlaksızlık, münafıklık yaptıkça, Allah onun dünyasını dertlerle, belalarla, acılarla, sıkıntılarla doldurur.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243775/munafik-kendine-cok-duskundur;-sahtekarcahttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243775/munafik-kendine-cok-duskundur;-sahtekarcahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/57_munafik_01.jpgTue, 07 Mar 2017 22:58:36 +0200
Vücudumuzla İlgili 5 İlginç Bilgi KALP HÜCRELERİ, ANNE KARNINDA 22. GÜNDE ATMAYA BAŞLAR

 İnsan anne  karnında 9 ay geçirir. Başlangıçta gelişmekte olan küçük bir hücre topluluğudur. 22.günde fasulye tanesinden bile küçüktür. Bir anda, bu topluluğun tam orta yerinde küçücük bir hücre, bir emir alır ve aniden atmaya başlar.

SUNUCU -Kalp hücresi başka hiçbir hücrede bulunmayan özel bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek, hücrenin "büzülme ve açılma" hareketi yapabilmesidir ve bu yeteneğe sahip hücrelerden oluşan kalp işte bu yüzden «atar». Hatta bu hücrelerden "tek bir tanesini" dışarı çıkarıp mikroskop altına koyduğunuzda bile, kanla beslediğiniz sürece, atmaya devam edecektir.

AYDINLIK VE KARANLIKTA NASIL GÖRÜYORUZ?

Karanlık bir yere ilk girdiğiniz anda etrafınızdaki eşyaları zor seçebilirsiniz. Bunun sebebi, retinanızın duyarlılığının o an için çok düşük olmasıdır. Fakat 1 dakika gibi kısa bir süre içinde duyarlılık 10 kat artar. Retina daha önce uyarılması için gereken ışık şiddetinin onda biriyle uyarılabilir. 20 dakika sonra duyarlık 6.000 kat artar ve 40 dakika sonra yaklaşık 25.000 kat yükselir. Göz, ışığa duyarlılığını 500.000 ile 1.000.000 kat gibi büyük sayılar arasında değiştirebilir.

Duyarlılık aydınlanma derecesine göre otomatik olarak ayarlanır. Gözlerimiz aydınlık ve karanlığa mükemmel uyum sağlayacak şekilde yaratılmıştır.

AKILLICA FREKANS SEÇİMİ YAPABİLEN KULAKLARIMIZ

Radyo dinlerken, doğru frekansı ayarlamadığınız sürece kaliteli ses işitemezsiniz. Havadaki elektronlar cızırtı dediğimiz sesleri oluşturur. Ayrıca  radyonun aynı anda iki  frekansı birden çalması mümkün değildir. Mutlaka birini seçmeniz gerekir. Tek bir frekansta her zaman tek bir yayın yapılır. İnsan kulağı ise en hassas seslere bile duyarlıdır. Kalabalık bir ortamda çok farklı sayıda ses olsa bile, insan dikkatini bir tanesine vererek onu işitebilir. Veya bir orkestra şefi aynı anda 28 farklı müzik aletinin sesini ayırt edebilir, dilediği sese konsantre olup hatalarını  fark edebilir.

Yapılan ölçümler kulağın, frekansları arasında on binde üçlük fark olan iki sesi ayırt edebildiğini göstermiştir.  Ayrıca havadaki elektronların çıkardığı cızırtılar doğal olarak kulağımız tarafından önlenir ve biz tamamen net, stereo bir ses işitiriz.

 

KENDİNİ YENİLEYEN DİL HÜCRELERİ

Her cihazın belirli bir kullanım ömrü vardır. Cihaz ne kadar zor ve ağır şartlar altında çalışırsa, kullanım süresi de o oranda kısa olacaktır. Dildeki tat hücreleri için de benzer bir durum söz konusudur. Tat hücreleri, vücut sıcaklığının oldukça üstünde veya altındaki gıdalarla, asitli besinlerle her gün muhatap olurlar; bu yönden güç ve çetin bir ortamda çalışan aletlere benzerler. Doğal olarak, tat hücrelerinin zaman içinde algılama yeteneğini kaybetmeleri ve tat duyusunun yok olması beklenebilir. Ama böyle olmaz. Peki neden tat duyusu körelmez ve kaybolmaz? Bunun nedeni tat hücrelerindeki yenilenme mekanizmasıdır. Tat hücreleri ortalama olarak her 10 günde bir değişirler. Yani şu andaki tat hücreleriniz bundan 10 gün öncekilerden tamamen farklıdır. Tat tomurcuğundaki bazal hücreler olgunlaşır ve birkaç saat içinde eski tat hücrelerinizin yerini alırlar.

Sizin farkına varmadığınız bu işlemler o kadar hızlı gerçekleşir ki bazen akşam yemeğinde kullandığınız tat hücreleri kahvaltıdakilerden farklıdır. Bu mükemmel mekanizma sayesinde, tat hücreleriniz her zaman güvenilir ve sağlam bir yapıda kalırlar. Siz de tatları alıştığınız gibi algılamaya, vücudunuz için zararlı olabilecek maddeleri tespit etmeye devam edersiniz.

 

BURUNDAKİ HASSAS ANALİZ MEKANİZMASI

Kokunun kaynağını oluşturan koku molekülleri, değişik şekil ve boyutlardadır ve diğer moleküllere kıyasla daha "küçük"türler. Bahçedeki çiçeklerin etkileyici kokuları, leziz bir yemeğin çekici kokusu veya çürük bir meyvenin itici kokusu farklı moleküllerden oluşur. Burnumuzdaki kimyasal tesis tüm bu molekülleri kolaylıkla teşhis eder. Hatta aynı kimyasal formüle sahip moleküller arasındaki küçük farkları bile anında tanır.

Örneğin, "L-carvone" ile "D-carvone" molekülleri aynı maddenin ayna görüntüleridir. Burnumuz bu moleküllerin arasındaki farkı çok net ayırt eder ve biz birincisini (L) nane, ikincisini ise (D) kimyon olarak algılarız. Ayrıca bizim tek bir koku olarak algıladığımız, aslında çok sayıda farklı molekülün meydana getirdiği bir etkidir. Örnek olarak, beyaz ekmek kokusu yaklaşık 70 değişik koku molekülünden oluşur. Kahvenin kokusunun da en az 150 ayrı kimyasal maddenin birleşiminin sonucu olduğu tahmin edilmektedir.

Burnumuzdaki analiz mekanizması bize hissettirmeden, oldukça küçük oranlardaki bu kimyasal maddeleri tahlil eder. Tüm işlemler, koklamamız ile "kahve kokuyor" yargısına varmamız arasındaki bir saniyeden çok daha kısa sürede olup biter.

 

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243774/vucudumuzla-ilgili-5-ilginc-bilgihttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243774/vucudumuzla-ilgili-5-ilginc-bilgihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/5bilgi_05.jpgTue, 07 Mar 2017 22:57:08 +0200
Osmanlı Padişahı Abdülaziz’in enfes bestesi “Gondol"Osmanlı Padişahı, Hanlar Hanı Sultan Abdülaziz Han'ın enfes bestesi “Gondol"

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243714/osmanli-padisahi-abdulazizin-enfes-bestesihttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243714/osmanli-padisahi-abdulazizin-enfes-bestesihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/Abdulazizin_enfes_bestesi_Gondol_04.jpgMon, 06 Mar 2017 16:31:21 +0200
Osmanlı padişahı Abdülaziz Han’ın muhteşem bestesi; Valse DavetOsmanlı padişahı Sultan Abdülaziz Han’ın muhteşem bestelerinden biri; Valse Davet

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243713/osmanli-padisahi-abdulaziz-hanin-muhtesemhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243713/osmanli-padisahi-abdulaziz-hanin-muhtesemhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/Abdulaziz_Hanin_muhtesem_bestesi_Valse_Davet_04.jpgMon, 06 Mar 2017 16:29:59 +0200
Sinir Hücreleri Arasındaki İletişimHer sabah dünyanın her köşesinde yepyeni bir hareketlilik başlar... Sabah uyanan, işe giden, okula yetişmeye çalışan insanlar... Kimi zaman günün büyük bölümünü dışarda geçirenler, ya da uzun saatler trafikte kalanlar... Caddede yürümeye başladığımızda etrafımızda  alışveriş yapanlar, yemek yiyenler, koşanlar, spor yapanlar, karşıdan karşıya geçen insanlar ... Kısaca etrafımızda çok canlı ve dinamik bir hayat var. Hepimiz yaşadığımız günün sonunda gözümüzün önünden geçen her şeyi gördüğümüzden emin oluruz. Oysa görmediğimiz çok fazla detay var. Hatta o kadar ki, aslında kendi bedenimizde olanların %99’unun farkında değiliz.

Bir yere dokunduğumuzda sıcaklığını, sertliğini, dokusunu hemen fark ederiz. Bu bilgi parmak uçlarınızdan beyninize sinir hücreleriniz aracılığı ile iletilir. Sinir hücreleri arasında mükemmel bir iletişim vardır. Gelen bir uyarı elektrik enerjisi oluşturur ve dalgalar halinde sinir hücresi içerisinde yayılır. Elektrik yüklü hücre, kendisinden sonraki sinir hücresine, bir bayrak yarışındaymış gibi kimyasal olarak bu uyarıyı iletir. Ve bu iletim, beyindeki ilgili merkeze ulaşana kadar sürer.

Beyinde oluşan bir uyarı, çok hızlı bir şekilde kaslara, iç organlara ya da ilgili merkezlere ulaşır ve biz hareket ederiz, konuşuruz, yemek yeriz, düşünürüz. Vücudumuzda gerçekleşen tüm işlemler onu ağ gibi saran sinir hücrelerinin iletişimi üzerine kuruludur.

Sinir hücrelerinin oluşturduğu ağ adeta akıllı bir yapı gibi hareket eder. Bu ağ, bebek doğduğu andan itibaren çevredeki olaylara, genetik yapıya ve birçok etkiye bağlı olarak oluşmaya devam eder ya da gelişir. Sinir hücrelerinin sahip olduğu bu mucizevi özellikler insanın hafızasının, yeteneklerinin, alışkanlıklarının oluşmasında etkilidir.

Bir sinir hücresi binlerce sinir hücresi ile bağlantı kurabilir. Beyinde yaklaşık 100 trilyon bağlantı bulunur. Böylesine kapsamlı bir ağı, küçücük bir alana sığdırmak ve onun katrilyonlarca bağlantı yapmasını ve bunu saliseler içinde başarmasını sağlamak elbette imkansızdır.  Eğer her saniye sinir hücreleri arasındaki bir bağlantıyı saymaya başlasaydık, tamamını saymak 3 milyon yıl sürerdi.

Üstelik bir  sinir hücresinin binlerce farklı sinir hücresi ile bağlantı kurabildiği düşünülürse, bu bağlantıların hangi hücreler arasında olduğunu hesaplamak ise imkansız olurdu. Kısaca beynin içindeki bağlantılar, düşünebileceğimizin de çok ötesindedir.

Çünkü hafızada oluşan her anı, sinir hücreleri arasında yeni bir bağlantı kurulmasına neden olur. Bir müzik aleti çalmak, yeni bir dil konuşmak ya da  araba kullanmayı öğrenmek, beynin labirentlerini oluşturan ağ yapısını ve şeklini değiştirir. Öğrenilen bilgi tekrar edildikçe de, bu yapı güçlenir ve sinir hücreleri arasındaki iletişim hızlanır ve kolaylaşır.

Sinir hücreleri kendi aralarında konuştukları gibi, başka hücrelerle de konuşurlar. Ve bu konuşmaları yapabilmek için özel kollar uzatırlar. Birbirlerine hiç değmeden, yaklaşık 20 nanometre kadar küçük bir boşluk oluşturacak şekilde birbirlerine yaklaşırlar. Saç telinin kalınlığının 75.000 nanometre olduğu düşünülürse, 20 nanometrenin ne kadar küçük bir mesafe olduğu anlaşılacaktır.

Beynin iletişim yolları bilim adamları açısından gizemini hala koruyor. Süper bilgisayarlar yardımı ile ve matematiksel modellemelerle bu bağlantıları çözmeye çalışan bilim adamları 2009 yılında connectom projesini başlattılar. Devam eden ve Harvard, Minesota ve Oksford gibi Üniversitelerin dahil olduğu proje ile Alzheimer, Epilepsi gibi hastalıkların tedavisi için yöntemler geliştirilmesi hedefleniyor.

Sinir hücrelerinin her birinin sahip olduğu özellikler ve iletişimlerindeki denge dikkate alındığında, böyle bir yapının kendiliğinden zaman içinde tesadüfler zinciri ile oluştuğunu iddia etmek mümkün değildir.  Ayrıca 1.5 kiloluk bir et parçasının bütün bu harika işlemleri yapamayacağı da açıktır. Sinir ağlarına bu özellikleri veren, beyni bu kadar mükemmel yaratan, durmaksızın çalışan atomları, proteinleri ve molekülleri hizmetimize veren, yüceltilmeye ve övülmeye layık olan Allah'tır.

Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.(Casiye Suresi, 37-37)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243364/sinir-hucreleri-arasindaki-iletisimhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243364/sinir-hucreleri-arasindaki-iletisimhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/sinir_hucreleri_06.jpgFri, 03 Mar 2017 22:18:23 +0200
Dünya Mültecilere Neden Kayıtsız? http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243098/dunya-multecilere-neden-kayitsiz-http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/243098/dunya-multecilere-neden-kayitsiz-http://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/dunya_multecilere_neden_kayitsiz_hd_02.jpgTue, 28 Feb 2017 16:10:29 +0200Ortadoğu’nun İhtiyacı: Gerçek Dini Değerler Odaklı Bir Diplomasi

Bugün Ortadoğu toprakları terör, çatışma, savaş ve istikrarsızlık ile iç içe yaşıyor. Gerek radikal örgütlerin kanlı eylemleri gerekse dış güçlerin askeri müdahaleleri benzersiz acılara ve kayıplara neden oluyor. Ne var ki her iki taraf da kendisini sözde “kurtarıcı” olarak tanıtıyor. Ancak yakın geçmiş bir gerçeği kesinlikle ortaya koyuyor: Her iki tarafın eylemleri gerçekte çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet ediyor. Çünkü birbirlerinden çok farklı da olsalar aslında temelde aynı yanlış yöntemleri kullanıyorlar: Silahlı mücadele, şiddet, baskı ve tehdit politikaları.

Oysa çözüm çok kolay. Arap dünyası ve Ortadoğu’nun içinde bulunduğu zor günlerde aslında çok da hak ettiği değeri görmeyen bir çözüm aracına sahibiz: Kültürel diplomasi.

Kimileri diplomasiyi sadece siyasi diplomasiden ibaret zanneder. Ancak siyasi müzakereler sorunların barışçıl çözümünde tek yöntem değildir. Günümüz dünyasında kültürel diplomasi de en az siyasi diplomasi kadar önemlidir; özellikle de uzun yıllara dayanan ve kangren olmuş sorunların çözümünde. Ulusal çıkarlar ve resmi ideolojilerin ağır basması, ülkeler arasındaki konularda klasik diplomasi yoluyla bir çözümü kimi zaman olanaksız kılabiliyor. İşte böyle durumlarda sevgi temelli bir kültürel diplomasi başarılı sonuçlar verebilir ve dini değerler odaklı bir diplomasi yürütülmesi kördüğümü etkili bir şekilde açabilir.

Yanlış bir kanıya kapılarak, “Din sorunun çözümü değil nedenidir” diye düşünenler olabilir. Gerçekte ise, İslam’da hiçbir yeri olmayan hurafeler, uydurma hadisler ve bağnaz inançlar Ortadoğu’yu kaplayan dehşetin, şiddetin ve parçalanmışlığın başlıca sebebidir. Bu, din değildir, radikal ve bağnaz bir ideolojidir. İslam’ın özünden ve Kuran’dan uzaklaştıkça, mezhepler veya çeşitli radikal gruplar arasındaki savaşlar, düşmanlık, vahşet ve acılar da artmıştır. Hiç kuşkusuz, din sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberliğin teminatıdır; barış, huzur, refah, insan hakları, sosyal adalet, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi üstün değerler İslam ve Kuran ahlakına göre hareket eden bir toplumda mükemmel olarak yaşanır. İslam’da baskı ve zorlamaya asla yer yoktur. Kuran’da din, inanç ve fikir özgürlüğü, diğer bir ifadeyle laiklik tam anlamıyla mevcuttur.

Elbette söz konusu kültür elçilerinin samimi, sağduyu sahibi, sevgi ve şefkat ruhuyla hareket eden insanlar olmaları büyük önem taşımaktadır. Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşayan, anlatan ve örnek olan manevi liderlerin varlığı sorunların çözümünde kilit konudur. Ortadoğu’nun manevi önderleri kin, nefret ve düşmanlığı kışkırtacak konuşmalardan itinayla kaçınarak; sevgi, birlik, kardeşlik, anlayış ve barış kültürünü aşılayan bir üsluba sarılarak bölgenin gerçek kurtarıcıları olabilirler. Farklı gruplara ve mezheplere ait liderlerin bütün ayrılıkları bir kenara koyarak, çeşitli vesilelerle, Kuran çatısı altında sık sık bir araya gelmeleri barışın ve huzurun önündeki tüm engelleri kaldıracaktır.

Halen dünyanın en zorlu coğrafyası Ortadoğu topraklarıdır şüphesiz. Bunun yanı sıra Arap dünyasını oluşturan toplumların ortak dini, dili, kültürü ve değerleriyle birlikte benzer toplumsal yapıları da tarihi bir çözüm fırsatı sunmaktadır. Din adamları ve manevi liderlere ise bölgenin kültür elçileri olarak hayati bir sorumluluk düşmektedir. Duamız ve çalışmalarımız bu birliğin bir an önce sağlanması yolundadır.

Adnan Oktar'ın New Straits Times ve The Hans India'da yayınlanan makalesi:

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242515/ortadogunun-ihtiyaci-gercek-dini-degerlerhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242515/ortadogunun-ihtiyaci-gercek-dini-degerlerhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/ortadogunun_ihtiyaci_06.jpgThu, 23 Feb 2017 14:07:57 +0200
Amerika’da Lobiler Devri Sona mı Eriyor?2016 seçimleri ABD politikası hakkında bilinen birçok kalıbı kırdı. Bugüne kadar ABD başkanı olabilmek için ana akım medyanın destek vermesi gerektiğine inanılırdı. Adaylar seçimi kazanmak için en büyük bütçeye sahip olmaya çalışırlardı. Bu kadar büyük meblağları toplayabilmek için de bir avuç çıkar grubu ve yatırımcının desteği zorunluydu. Finansörler tarafından desteklenmeyen hiçbir aday başkan olamazdı. Parti hiyerarşisinin, ideologlarının, Hollywood ve spor dünyasının meşhurlarının desteğini alamayan adaylar kaybetmeye mahkum görülürdü. Bu saydığımız gruplar bir araya geldiklerinde birçokları tarafından Establishment olarak da adlandırılan ABD’deki “Yerleşik Düzeni” oluşturuyorlardı. Yani bu yerleşik düzen tarafından kabul görmeyen, desteklenmeyen, finanse edilmeyen bir adayın başkan seçilmesi imkansız kabul edilirdi.

Donald Trump ve Hillary Clinton arasındaki seçim yarışı tüm bu ön kabulleri yıktı. 2016 seçimlerinde merkez medya, lobiler ve şöhretlerin çoğu Clinton’ı destekledi. Clinton kampanyası yaklaşık 1 milyar dolar harcarken Trump’ın harcamaları bu tutarın sadece yarısı kadardı. Kamuoyu araştırmaları seçimden haftalar önce Clinton’ı başkan ilan ettiler. Cumhuriyetçi partinin ideologları ve eski yöneticilerinin bir çoğu da Demokrat Parti’den olmasına rağmen Clinton’ı desteklediler. “Establishment”ın tüm kadroları Clinton tarafındaydı. Tüm bunlara rağmen Trump kazandı. Birçokları bu durumu Amerikan halkının yerleşik düzene karşı zaferi olarak yorumluyorlar.

Washington’daki yerleşik düzen çoğunluğun sesini bastırıyordu. En çok para veren en yüksek sese sahip oluyordu. Amerikan karar mekanizması lisanslı lobiciler, halkla ilişkiler uzmanları, reklamcılar ve avukatlardan oluşan derin bir yapı tarafından çevrilmişti. Bu lobi çarkının büyük kısmının görevi, çıkar gruplarının hedeflerini Amerikan halkının ihtiyaçlarının önüne geçirmekti.  

Trump’ın seçilmesi ile baskı grupları daha güçlü bir şekilde devreye girdiler. Trump Geçiş Yönetimi ise Amerikan siyasetinde ilk defa lobilerle arasına açık bir mesafe koydu. İstişareleri yakın çevre ile sınırlandırdı. Lobicilerin katılmasını yasakladı. Yönetimde alt ve orta seviyelerde görev alacaklara 5 yıl boyunca Lobilerde çalışma yasağı getirdi. CIA Başkanı, Milli Güvenlik Danışmanı, Adalet, Savunma ve Dışişleri Bakanı gibi kritik pozisyonlar için açıklanan isimler de Trump’ın yerleşik sistemin baskılarına boyun eğmeyeceğini ve kendi politikalarını uygulayacağını göstermekte.

Donald Trump’ın Arap-İsrail sorunu, Suriye, Yemen ve Irak iç savaşları, Rusya ve Ukrayna krizleri, NATO’nun yeni askeri planlaması gibi birçok ağır konuda karar vermesi gerekecek. Yeni başkanın politikaları Amerikan halkı kadar dünyanın dört bir yanından milyarlarca insanın hayatını etkileyecek. Trump yönetimi dindarlık, tevazu, anlayış ve sevgiden oluşan gerçek Amerikan değerleri üzerine bina edilmiş politikalar geliştirmeli; dünyanın en önemli güç merkezlerinden birinin başında olmanın böyle bir tarihi sorumluluğu var. Bu sorumluluğu yerine getirmede Rusya ve Türkiye de yeni Amerikan yönetiminin destekçisi olduğunda, dünya yeniden barışa ve huzura kavuşabilir.

Dünyanın dört bir yanında Amerikan halkı ile aynı değerleri paylaşan Ortodoks, Müslüman, Musevi yüz milyonlarca insan var. Bazı çevrelerin oluşturmak istedikleri imajın aksine, Müslüman dünyası da Amerikan halkı gibi dindar. Aileye ve maneviyata değer veriyor, adalete inanıyor. Komşularını seviyor. Kibirden, hırstan, bencillikten kaçınıyor. İhtiyaç içinde olana yardım ediyor, iyiliği yaymak istiyor. Bu ahlaki değerler Allah’a iman edenler olarak hepimizi ortak noktada buluşturuyor.  

Trump yönetimine yakışan önümüzdeki 4 yıl boyunca Amerikan halkı ile dünya milletleri arasında fark gözetmemektir. Güçlüyü haklı gören bazı lobiler, düşünce kuruluşları, sivil toplum örgütleri dünyaya sadece zulüm getirdi. Artık haklı olanın güçlü olduğu bir dünyaya ihtiyaç var. Dünya 200 yıldır en kötü savaşları yaşamaktadır. Artık barış zamanı gelmelidir.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242111/amerikada-lobiler-devri-sona-mihttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242111/amerikada-lobiler-devri-sona-mihttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/lobiler_devri_duzeltilmis_03.jpgSun, 19 Feb 2017 14:57:13 +0200
Dünyamızı tehdit eden ciddi bir tehlike: Bedavacılık kültürüBugünün dünyası eskiye nazaran çok daha karmaşık ve hareketli. Öyle ki, bugün dünyada savaş, çatışma yada düşmanlıklardan şu veya bu şekilde etkilenmemiş bir bölge yok.

Ne var ki hemen hemen her gün akşam haberlerinde gördüğümüz kan dondurucu görüntüler karşısında çoğu insan duyarsız; masum insanlar, kadın, çocuk ve yaşlılar eziyet görürken akıl almaz bir kayıtsızlık ve rahatına düşkünlük dünyayı kasıp kavuruyor. Ağırlıklı olarak gençleri etkisi altına alan bu kültürde genel bir umursamazlık dikkat çekiyor. Dahası bu düşünce yapısı insanları tembelliğe, tamahkarlığa ve en az çalışmayla en fazla mükafatı elde etmeye teşvik ediyor. Sinsi bir şekilde yaygınlaşan söz konusu kültür internet ve televizyon aracılığıyla, her alanda gençlerin hayatlarına hakim oluyor.

Örneğin televizyonda yayınlanan bazı realite şovlarında gençlere gizliden gizliye verilen mesaj şu: “Gelin, yiyecek, içecek bedava, lüks evlerde yaşamak bedava! Bir şey üretmek yada çalışmak zorunda değilsiniz. Mültecileri, ülkenize yönelik tehditleri, yardım edebileceğiniz komşularınızı boşverip sadece kendi hayatınızı yaşayabilirsiniz.”

Bu kültürün aldatıcı cazibesine kapılan gençler, hayatlarının bu en verimli dönemlerinde topluma fayda sağlacak idealler, amaçlar, meslekler edinip insanlığa katkıda bulunacakken bu potansiyellerinden faydalanamıyorlar. Sadece kendi istekleri peşinde koşarken hiçbir şeyle ilgilenmeyen bencil, düşüncesiz insanlar haline geliyorlar. Fiziksel ve zihinsel güçlerini de tüketen bu kültürün benimsenmesi sonucunda  gençler her şeyden çabuk sıkılan, sinirli, huzursuz insanlar haline geliyor. Saatlerce televizyon dizisi izleyen, aralıksız bilgisayar oyunları oynayan dünyadan kopmuş insanlar olarak hayatlarını sürdürüyor. Birçoğu da bu karakterin doğal bir sonucu olan depresyondan kurtulmak için alkol ve uyuşturucu batağına sürükleniyor.

İnternette görülen ve birçok insanı şok eden sevgisizlik de aslında bu kültürün bir  sonucu. Hareketlerinin sorumluluğunu üstlenmek istemeyen bedavacı, rahatına düşkün gençler, hoşlanmadıkları bir durumla karşılaştıklarında hemen nefret ve hakarete yönelebiliyor. Sahte hesapların ardına saklanarak herkese ve her şeye karşı nefret ve düşmanlık sergilemekte bir mahsur görmüyorlar.

Bu kültür özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinde yaygın ancak dünyanın geri kalanına da hızla yayılıyor. Televizyon programlarında ve filmlerde kaba, saldırgan, bencil ve bedavacı karakterler yüceltilirken, toplumları ayakta tutan sevgi, şefkat, fedakarlık, sadakat gibi güzel ahlaki değerler küçümseniyor.

Gençler önemlidir ve her biri topluma katkıda bulunma, bir şeyler üretme ve etraflarına faydalı olma potansiyeline sahip değerli insanlardır. Ancak bu tarz bir davranış şeklinin kendileri için ne kadar küçük düşürücü ve dünyamızın geleceği için ne kadar tehlikeli olduğunu  fark etmeleri gerekir. Bundan yirmi yıl sonra bu dünyayı onlar yönetecek. Ancak bencil, tamahkar, istismarcı ve tüketme odaklı insanlarla dolu bir dünya sonunda içindeki herkesi tüketecektir.

Bu sorunun acilen çözüme kavuşturulması gerekiyor. Zaman hızla ilerliyor ve zarar giderek artıyor. Ancak çözüm mümkün ve okullardan başlayabilir. Gençlerin daha aktif, çevreleriyle daha ilgili, daha fedakar olmalarını sağlayacak milli şuur dersleri yanında şefkat, sevgi, işbirliği, fedakarlık gibi yüksek ahlaki değerlerin televizyon ve gazetelerde geniş çapta teşvik edilmesi uzun soluklu bir etki oluşturacak ve gençleri bu tür olumsuz karakter özelliklerinden uzak tutacaktır. Siyasetçiler ve fikir önderleri bu gidişatı tersine çevirmek için geniş çaplı kampanyalar başlatabilir ve basın yardımı ile çeşitli sosyal çevrelerden gençlerin katılımını sağlayabilirler.

Bu gidişatı durdurmak ve gençleri daha güvenilir, fedakar, şefkatli ve sevgi dolu bir hale getirmek dünyamızın ve medeniyetimizin geleceği için hayati önem taşımaktadır.

 

 

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242109/dunyamizi-tehdit-eden-ciddi-birhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/242109/dunyamizi-tehdit-eden-ciddi-birhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/bedavacilik_kulturu_05.jpgSun, 19 Feb 2017 14:52:57 +0200
Avrupa’da vahim tablo Avrupa’da vahim tablo

 

Avrupa birçok güzel değere sahip olsa da son dönemlerde ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Özellikle kendi halkından. Gitgide artan ekonomik kriz, mültecilere yönelik haksız uygulamalar, toplum içinde gitgide artan huzursuzluklar ve bölünme talepleri, ırkçılığın ürkütücü bir hızla yükselişi, Avrupa gibi bir medeniyet için vahim bir tablo çiziyor. Bu vahim tablonun temelindeki sebep ise, bir kısım Avrupa halkının  gitgide maneviyattan uzaklaşması.

Son istatistikler bu vahim tabloyu belgelemiş durumda. Almanya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde son dönemlerde kiliselerin büyük oranda kapanmak zorunda kalması, bir kısmının ise özel mülklere dönüştürülmesi içler acısı bir tablo çiziyor. Alman Protestan Kilisesi'nin kayıtlarına göre 1990-2011 yılları arasında Almanya çapında 82 kilise yıkıldı. 200'den fazla Protestan Kilisesi ise el değiştirdi. Bu kiliseler ya özel mülk haline getirildi ya da vahim bir şekilde restoran, disko, pizzacı, heykel atölyesi veya etkinlik merkezlerine dönüştürüldü.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de kendilerini herhangi bir dine mensup görmeyenlerin oranı %48.8 ile Hristiyanların sayısını geçmiş durumda.

Avrupa’nın geneline bakıldığında, kendisini dindar olarak tanımlayanların oranı Hollanda’da %26, Çek Cumhuriyetinde %23 ve İsveç’te sadece %19.

Dünya çapında dindarlık oranı artarken Avrupa’da bunun tam tersinin gerçekleşmesinin ve özellikle yeni neslin tümüyle dinsiz olarak yetişmesinin önemli sebepleri var elbette.

Avrupa, demokrasi ve laikliği kendi öz değerleri olarak tanımlarken çeşitli hatalar yaptı. Laikliğin tüm inanç şekilleri için bir özgürlük anlamına geldiğini unutup bu kavramı “dinsizlik” ile eşdeğer tuttu. Demokrasi ise sadece dinsiz olanlara özgürlük olarak algılandı. Din adına uygulanan bağnazlığa öfke duyanlar, gerçek din ile bu sorunu çözmeye yanaşmadılar. Bağnazlığın kökeninin de öfke olduğunu unutarak dinlere ve dindarlara yönelik nefret geliştirdiler. Avrupa’da yaygınlaşan ırklara ve dinlere nefretin en önemli kaynaklarından biri de buydu.

İnsan hakları ve özgürlük kavramlarının temelde ne anlama geldiği büyük ölçüde unutuldu. Terör örgütleri “özgürlük” çatısı altında Avrupa’da barınacak yer bulabildi. Şiddetli dejenerasyon ve cinsi sapıklık “insan hakları” adı altında yaşam alanı bulabildi. Bu vahim tablo, özellikle Avrupa gençliğini yoğun sevgisizliğe, yalnızlığa, dinsizliğe ve hatta intiharlara sürükledi.

Peki bütün bunlara yol açan temel sebep nedir? Temel sebep, Avrupa’nın, özellikle İngiltere’nin materyalist felsefelerin kaynağını oluşturması, bilim kisvesi altında maddeci bakış açısının toplumlar içinde yerleştirilmesi ve özellikle gençlerin bu bakış açısına sadık kalınarak yetiştirilmesidir.

Avrupa, belki ilk başlarda materyalist düşüncenin kendisine bu kadar zarar getireceğini düşünmemiş, toplumları değerlerinden ayıracağını fark etmemiş olabilir. Fakat toplumların kitleler halinde dini değerlerden ayrılması, müthiş bir ideolojik çöküntünün sonucudur ve korkunç sorunları beraberinde getirebilir.

Dinsizliğe doğru sürüklenen toplumlar, ahlaki, insani ve toplumsal değerlerden kaçınılmaz olarak daha fazla uzaklaşacaklardır. İnsanı ruhtan yoksun, sadece maddeler bütünü olarak değerlendiren materyalist zihniyet, cinayetleri, şiddeti, katliamları insanlar için daima kolaylaştırmış, insanları ırkçılık, zenofobi gibi nefret kavramlarına daha da yakınlaştırmış ve kendisinden, ailesinden, toplumdan nefret eden nesillerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Avrupa önemli ve değerlidir. Ortaya çıkan bu vahim tabloyu ciddiye almalı ve maneviyatın gelişmesini sağlayacak sağlam, akılcı, bilimsel tedbirler almalıdır.

Dinsizliğin etkileri şu anda bile Avrupa’da görülebilmekte ve bu etkiler Avrupa’yı her geçen gün olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu manzara istediğimiz bir şey değildir. Toplumlar, manevi yönden güçlendiklerinde mutluluğa erişebilir, kalkınabilirler. Avrupa, güçlenmek, güzelleşmek ve demokraside öncü olmak istiyorsa, önce bu gerçeği dikkate almalıdır.

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241941/avrupada-vahim-tablohttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241941/avrupada-vahim-tablohttp://imgaws1.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/Avrupada-vahim-tablo-film-resmi-.jpgFri, 17 Feb 2017 21:03:24 +0200
Münafıklar Deccalin ve Derin Devletlerin AskerleridirDerin devletler 'her türlü pis, illegal ve kirli işlerinde' münafıkları kullanırlar. Bu anlamda 'münafıklar, derin devletlerin ordusunu oluşturan askerleridir'. 'Münafıkların Başkumandanı da derin devletlerdir'. Onun da en başında 'şeytan' vardır. Derin devletler münafıkları, şeytandan aldıkları emirler doğrultusunda yönetmekle yükümlüdürler.

Allah bir Kuran ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım, "Allah'ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi?..." (Mücadele Suresi, 14) sözleriyle, 'münafıkların, şeytan ve küfürle olan bu ittifakına' dikkat çekmiştir. Münafıklar ayette bildirildiği şekilde, Allah'ın dinine düşman olan, bu uğurda mücadele veren, İslam'ı ve Müslümanları dünyadan tamamen yok etmeyi hedefleyen insanları 'dost ve müttefik' edinmişlerdir.

Bir başka ayette ise Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, "Ve dediler ki: "Rabbimiz gerçekten biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik..." (Ahzab Suresi, 67) sözleriyle, münafıkların bu ittifaklarını ve derin devletlerle olan 'işbirliklerini cehennemde de itiraf edeceklerini' haber vermiştir. Bu derin güçlerin, kendilerinin 'efendileri ve büyükleri olduğunu' ve 'onlara itaat ettiklerini', yani güçlü gördükleri 'bu şeytan güruhundan gelen her emir ve talimatı uyguladıklarını' söylemişlerdir. Ayetin devamında ise, şeytandan Allah’a sığınırım, "Böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular" sözleriyle, münafıkların onlara uyarak doğru yoldan sapmış oldukları da bildirilmiştir. Efendileri olarak gördükleri Deccali yapılanmalar, münafıkları her türlü alçaklık, ahlaksızlık ve casusluk için, kullanmışlardır.

Yine Kuran'ın bir ayetinde Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, "Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dendir…" (Mücadele Suresi, 10) sözleriyle, münafıkların Müslümanlara zarar vermek, İslam aleyhinde faaliyet yapmak amacıyla 'gizli toplantılar' yaptıklarına dikkat çekmiştir. Ayette ayrıca bu toplantılardaki 'fısıldaşmalara' da değinilmiştir. İşte şeytanın emirleri doğrultusunda hareket eden Deccaller ve derin devlet mensupları, her türlü pis işleri için kullandıkları münafıklarla bu gizli toplantılarda bir araya gelirler. Ve aralarındaki fısıldaşmalarla da münafıklara, İslam dünyası ve Müslümanlar aleyhinde yapacakları şeytani eylemlerin talimatlarını verirler.

İşte Müslümanların tüm bu gerçeklerin ve bu şeytani ittifakın çok iyi bilincinde olmaları gerekir. Çünkü münafık tek başına hareket eden bir varlık değildir. Bu gerçeklerden haberdar olmayan kimi Müslümanlar, 'münafıkların müstakil ve sayıları beş on kişiyi geçmeyen, sadece kendilerine zararları olan kimseler olduklarını' düşünebilirler. Ama eğer derin devletlerin münafıklar üzerindeki planlarından; ve onları kullanarak İslam aleminde ve Müslümanlar arasında oynadıkları oyunlardan haberdar olurlarsa, bu bakış açıları değişecektir. Şeytanın liderliğindeki bu kirli yapılanmanın, dünyanın dört bir yanındaki münafıkların şeytani gücünü bir araya getirerek, toplamında büyük bir Deccali güç elde ettiklerinin çok iyi bilinmesi gerekir.

Ayrıca 'münafığın, sıradan bir insan değil; arkasına şeytanı, Deccali ve dünya derin devletlerini almış, karanlık bir yapılanmanın üyesi olan bir varlık olduğu' da unutulmamalıdır. Çünkü bu ittifakla, derin devletlerin gücü, aynı zamanda da her bir münafığın şahsi gücü haline gelmiş olur. Bu nedenle bir münafığın üzerinden şeytanın etkisini kaldırıp, onu doğru yola çağırırken de, bu gerçeklerin bilincinde olarak çok dikkatli ve akılcı bir f ikri mücadele verilmesi gerekir.

Şeytanın liderliğindeki derin devletler, inkarcıları ve münafıkları kullanarak İslam'a karşı amansız bir mücadele vermekte ve Müslüman dünyasında büyük bir zulmün öncülüğünü yapmaktadırlar. Ancak şunu asla unutmamak gerekir ki, askeri olmayan bir derin devletin, bir gücü de olmaz. Eğer İslam dünyasında münafıklığa karşı Kuran ahlakıyla etkili bir fikri mücadele verilirse, şeytan ve onun emrindeki derin yapılanmalar ellerindeki tüm askerlerini ve güçlerini kaybedeceklerdir. Bunun için ise 'münafıklığın ne olduğu' ve 'günlük hayatta nasıl ortaya çıktığı' konusunda Müslümanların çok iyi bilgilendirilmesi ve her Müslümanın, 'bir münafığı teşhis edebilecek duruma gelmesi' şarttır. Münafıklığın tüm detaylarıyla deşifre edilip bu bilgilerin tüm İslam dünyasına ulaştırılması, Allah'ın izniyle bu güzel sonuca vesile olacaktır.

Ahirette ise bu kirli şeytani ittifak, eninde sonunda mutlaka cehennem ile sonuç bulacak ve efendileri olan inkarcılar gibi münafıklar da, yaptıklarının karşılığını sonsuz bir azap içinde yaşayarak alacaklardır.

Münafıklar, Şeytan Ve Derin Devletler Birleşerek Bir 'Kötülük Çember'i Oluşturmuşlardır

Allah bir Kuran ayetinde, münafık kadınlar ve münafık erkeklerin ahirette karşılaşacakları azabı haber verirken, bir 'kötülük çemberi'nden bahsetmiştir:

Şeytandan Allah’a sığınırım

Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazaplanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür. (Fetih Suresi, 6)

Ayette geçen 'kötülük çemberi' ifadesi 'münafıkların, şeytanın emrindeki Deccaller ve onların kontrolündeki dünya derin devletleri ile olan ittifaklarına' dikkat çekmesi açısından çok önemlidir. Böyle bir kötülük çemberinin varlığı, dünyadaki 'kötülüğün tek bir merkezden organize edildiğini' ve 'çok geniş çaplı bir yapılanma olduğunu' açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre birbirleriyle ittifak halinde hareket eden münafıkların oluşturduğu bir çember ve onun ortasında da derin devlet mensupları yer almaktadır. Ancak Allah ayetin devamında 'bu kötülük çemberinin mutlaka tepelerine çöküp yıkılacağını' da haber vermiştir. Yani küfrün ileri gelenlerinin ve münafıkların ortaklaşa kurdukları çember, yine kendi tepelerine çökecek ve kendi kurdukları düzen helak olmalarına yol açacaktır. Allah bu şeytani ittifaka dahil olanların hepsine gazaplanmış, onları lanetlemiş ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241871/munafiklar-deccalin-ve-derin-devletlerinhttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241871/munafiklar-deccalin-ve-derin-devletlerinhttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/73_munafik_08.jpgWed, 15 Feb 2017 15:41:07 +0200
Amerika - Türkiye İlişkilerinde Yeni Bir SayfaTüm dünyanın ilgiyle izlediği Amerikan başkanlık seçimi sonuçları ABD ile son zamanlarda gerginleşen ilişkileri nedeniyle Türkiye için de oldukça önem taşıyordu.  

Amerikan halkı 2008 yılında Obama’yı seçerken artık ülkelerinde birşeylerin değişeceği umudunu taşıyordu. Ne var ki birkaç istisna dışında değişen hiç bir şey olmadı. Türkiye-ABD ilişkileri de Obama’nın başkanlığının ilk yıllarında gelişmiş olsa da daha sonra ABD’nin bölgede şahin politikalar izlemesi ve PKK’nın Suriye kolu olan PYD’ye askeri destek sağlaması nedeniyle gerilim daha da arttı.

Ana akım medyanın Hillary Clinton’a sağladığı güçlü desteğe rağmen Amerikan halkı yeni başkanları olarak Trump’ı seçti. Bu durum Amerikan halkının güçlü iradesine işaret ederken temel değerlerine geri dönmeye ne kadar istekli olduğunu da gösterdi. Trump iktidara yürürken Amerika’yı ön plana alacağını, dünyanın çeşitli çatışma bölgelerine müdahale etmekten çok kendi insanına odaklanacağını vaad etmişti. ABD ve dünyanın yeni yönetimde nelerle karşılaşacağını öngörmek için her ne kadar erken olsa da, Trump dönemi dünya çapında yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Şimdi Trump’ın başkan seçilmesini hem Türkiye hem de tüm Ortadoğu açısından ele alalım.

ABD’de seçim sonrası meydana gelen protestalarla Gezi Parkı protestoları

Türkiye’de önce barışçıl ve çevre-dostu protestolarla 2013 yılında başlayan Gezi parkı olayları, daha sonra bir ayaklanma şeklini alarak yayıldı. Türkiye’nin demokratik haklarına karşı yapılan bu ayaklanmaların nihai amacı seçilmiş Cumhurbaşkanını devirmekti. Aynı şekilde ABD’deki Trump-karşıtı hareketler en az 10 büyük eyalette hemen seçimin ardından başladı. Trump seçim sonrasında CBS televizyonuna verdiği bir röportajda protestocuların kendisini iyi tanımadığını, bu kişilerin ülkede düzeni bozmak isteyen bir takım profesyonellerce yönlendirildiğini belirtti. Gerçekten de Trump haklıydı; daha sonra bu protestoların George Soros’un MoveOn hareketince düzenlendiği ve söz konusu odağın ülke çapında 200 yerde patlak veren karışıklıkları organize ettiği ortaya çıktı.

İnsanlar sokaklara çıktığında nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilemezler; onları yönlendirip talimat verecek kişilere ihtiyaç vardır. Gezi Parkı olaylarında olan buydu. Aynı durum ABD’de de söz konusu oldu. Ayrıca Türkiye’de basın ve sosyal medyada kullanılan dezenformasyon tekniklerinin bir benzeri ABD’deki sokak protestaları sırasında da uygulamaya geçirildi. Örneğin Venezuella’daki ayaklanmaya ait fotoğraflar medyada Los Angeles’da gerçekleşiyor gibi gösterildi. Bu bağlamda protestocuların sağ duyuyla hareket etmeleri, provakotörlerin kışkırtmalarına gelmemeleri, öncelikle ülkelerinin refahını düşünmeleri son derece önemli.

ABD-Rusya ilişkileri ve Türkiye üzerindeki etkileri

Kötüleşen ABD-Rusya ilişkilerini düzeltmek isteyen Trump büyük ihtimalle bu yönde çalışmalar yapacaktır. Rus medyasında yer alan olumlu mesajlar ve Rus parlamentosunun Trump’ın zaferini alkışlarla karşılaması bu konuda Rusya’nın da istekli olduğunu gösteriyor. Amerika’nın Rusya ile ortak bir zemin oluşturması Suriye ve Irak’taki krize çözüm bulmak için bir fırsat olacaktır. Bölgedeki krizin sona ermesi durumunda ABD’nin şimdi olduğu gibi PYD’ye destek vermesi gerekmeyecek, bu da ABD-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası olacaktır. Türkiye’nin PKK konusunda hassas olduğu nokta bu terör örgütünün son 40 yıldır bölgede Kuzey Kore stili bir devlet kurma isteği. Şimdi de örgüt bu hedefe Suriye’deki iç savaşı kullanarak ulaşmaya çalışıyor, ABD tarafından terör örgütü olarak tanınmayan PYD adı altında Suriye’de terör faaliyetlerini sürdürüyor. PKK’nın ABD desteğiyle kurduğu sözde bir Komunist Kürt devleti eninde sonunda tüm Ortadoğu,  Kafkaslar, Avrupa ve özellikle Türkiye’ye kapı aralayacak, tüm dünya için bir kabusa dönecektir.

Bu yeni dönemde Türkiye’nin görevi

Ortadoğu’daki stratejik jeopolitik konumu ile Türkiye’nin ABD’nin önemli bir müttefiği olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Yeni ABD yönetiminin bölgeye barış getirecek en uygun politikaları benimsemesinde Türkiye’nin rolü büyük olabilir. İki ülkenin birbirini karşılıklı olarak anlaması için resmi ve resmi olmayan seviyelerde yoğun bir ziyaret trafiği gerçekleştirilmeli, iki ülke arasında daha sağlam ilişkiler kurulmalıdır. Türkiye ve Rusya’nın Trump’ın yanında yer  almasıyla bu ittifaktan gelecek olumlu sonuçlar kısa sürede görülecektir.

 

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241860/amerika---turkiye-iliskilerindehttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241860/amerika---turkiye-iliskilerindehttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/abd_turkiye_iliskilerinde_yeni_sayfa_06.jpgTue, 14 Feb 2017 01:19:35 +0200
Münafık Güçlü Sandığı Taraftan Yana Tavır AlırMünafıkların önemli bir özelliği, Allah'ın rızasının değil, şahsi çıkarlarının peşinde olmalarıdır. Herhangi bir konuda kendilerine bir yol çizecekleri zaman, "Hangi tarafta ya da kimin yanında olursam daha fazla çıkar ve imkan elde edebilirim?" diye düşünürler. Ve bu hesapları doğrultusunda, her zaman kendilerince daha fazla güç ve itibar sahibi olduğunu sandıkları taraftan yana bir tavır alırlar.

Bir ayette Allah'ın, şeytandan Allah’a sığınırım, "Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla..." (Nisa Suresi, 143) sözleriyle bildirdiği gibi, kuvvet hangi tarafa geçerse, münafık da ondan yana tavır alır. O devirde küfür kimse, kim güçlüyse, münafık ona hizmet etmek ister. Firavun devrinde olsa Firavun'a, Nemrut devrinde olsa Nemrut'a yanaşır. Başka bir deyişle, 'o devrin Firavun'u ve Firavun devleti hangisiyse, münafık onun yüceliğine inanır ve gücü orada sanarak oraya sığınır'. Günümüzde de 'hangi dünya derin devletleri, hangi kirli yapılanmalar ve hangi şeytani güç odakları daha güçlüyse', münafıklar hemen onlarla bağlantıya geçerler. Basit bir ruha ve alçak bir karaktere sahip olan münafıklar, 'bu karanlık güç odaklarının kendileri için bir nevi kurtarıcı olduğuna inanır' ve onlarla şeytani bir işbirliği içine girerler.

Ancak Müslümanlar bir başarı kazanırsa, o zaman da hayasızca, Hadid Suresi’nde bildirildiği gibi, şeytandan Allah’a sığınırım, "...Sizlerle birlikte değil miydik?" (Hadid Suresi, 14) diyerek onlara yanaşırlar. Çıkarları için bir süre daha sinsice Müslüman taklidi yapmaya devam ederler. Tekrar küfrün güçlü olduğuna kanaat getirdiklerinde de, Müslümanlar aleyhinde onlarla ittifak kurmaya yönelirler. Bir başka ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, "...Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı." (Al-i İmran Suresi, 154) sözleriyle bildirildiği gibi, münafıklar her zaman önce enine boyuna bir 'menfaat hesabı' yaparlar. Eğer Müslümanlardan bir çıkar elde edebileceklerini düşünürlerse onlardan yana, küfürde bir imkan bulduklarını zannederlerse de, hemen inkarcılardan yana dönerler.  

Münafığın bu 'oynak karakteri' ve 'güç kimdeyse ona yanaşmaya çalışan tavrı' ayrıca Kuran'ın, şeytandan Allah’a sığınırım , "...Kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" (Nisa Suresi, 141) ayetiyle de tarif edilmiştir. Ayette ayrıca münafıkların Müslümanların aleyhinde sinsice ve kalleşçe harcadıkları onca çabanın karşılığı olarak, küfrün elde ettiği güçten bir pay talep ettikleri de belirtilmektedir.

Bir başka ayette ise Allah Şuayb Peygamber (as)'ın kavminden örnek vermiş ve halkının ona, şeytandan Allah’a sığınırım, "Ey Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz." "Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz." "Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin" dediklerini haber vermiştir:

Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin. (Hud Suresi, 91)

Şuayb Peygamber (as)'ın kavmindeki inkarcıların bu sözleri, münafıkların inananlara bakış açılarını anlamak açısından oldukça dikkat çekicidir. Bu kişiler, 'Peygamberin sözlerinin çoğunu kavrayıp anlamadıklarını'; yani 'anlattıklarının kendilerini ilgilendirmediğini bu yüzden de söylediklerinin sadece işlerine gelen kısımlarını kavradıklarını" ifade etmişlerdir. Ayrıca Peygambere -Peygamberi tenzih ederiz- kendisini küfrün arasında 'güçsüz biri olarak gördüklerini' belirtmişlerdir. 

Münafıkların bu çarpık kanaatlerinin tek sebebi, küfrün Allah'tan bağımsız bir güç olduğunu sanmalarıdır. Allah'ın sonsuz gücünü takdir edemedikleri için, zahiren 'gördükleri şartlara göre' bir değerlendirme yaparlar. Küfri sistemler, derin devletler, maddi yönden, çevre ve itibar yönünden onlara daha güçlü gibi görünür. Müslümanların ise, dünyaya hakim olan tüm bu güç odakları içerisinde, sadece küçük bir topluluk olarak yer aldığını düşünürler.

Oysaki küfrün çoğunlukta, Müslümanların ise az sayıda olması Allah'ın özel olarak yarattığı bir kanunudur. Ve Müslümanların sayıca küçük göründükleri yerde, Allah'ın sonsuz gücü tecelli etmektedir. Çünkü Allah, elçilerini ve Kendisi'nden yana olan inanan kullarını sonsuz gücüyle desteklemektedir. Küfürdeki güçlü gibi görünen tüm şeytani yapılanmaları yaratan ve onların her attıkları adımı kontrol eden Allah'tır. Onlar gibi dünyadaki tüm insanları, toplumları, kuruluşları, ülke yöneticilerini yaratan ve adım adım her yaptıkları işi, her söyledikleri sözü yönlendiren tek güç de, yine yalnızca Allah'tır. Tarih boyunca Allah'ın Adetullahı ve imtihan ortamının bir gereği olarak inkar edenler her dönemde inananlardan sayıca fazla olmuştur. Ancak işte Allah'ın sonsuz gücü ve kudreti her zaman, bu sayıca az olan, samimi iman eden insanlardan yana olmuştur.

Tüm bu gerçeklerden gafil olan münafıklar ise, güçlü gördükleri küfürdeki dostlarına kendilerini beğendirebilmek ve onların biraz olsun dikkatlerini çekebilmek için inanılmaz bir efor sarf ederler. Her fırsatta onların dünya görüşlerini, ideallerini, fikirlerini ne kadar iyi benimsediklerini ve ne kadar iyi bir taraftar olduklarını ispatlayıp bu insanların gözüne girmeye çalışırlar. 

Ancak bilindiği gibi, samimiyetsizlik üzerine kurulu hiçbir yakınlık asla kalıcı olamaz ve yıkılmaya mahkumdur. Nitekim, Müslümanlar bu güçlü görünen şeytani yapılanmaların oyunlarını bozup, onların şeytani düzenlerini deşifre ettiklerinde, münafıklar da hemen taraf değiştirirler. Hatta menfaatleri açısından gerekli görürlerse, onların ciddi birer muhalifi konumuna dahi gelebilirler. Ve sonrasında da, kendilerine menfaat elde edebilecekleri başka odaklar aramaya başlarlar. Çünkü kim güçlüyse o tarafa dönen münafığın yandaşlığı, taraftarlığı, dostluğu, yakınlığı sadece göstermelik, samimiyetsiz ve ikiyüzlü bir oyundan ibarettir.

 

………………………………………

 

ADNAN OKTAR: "Eğer düşmanları güçlü değilse, onları da terk ediyorlar, ayette belirtilmiş. Mesela Müslümanlar, küfrü fikren ezerse, o zaman bir şekilde onlardan da kopuyorlar. Güçlüden yana olur münafıklar. Sonra arsızca müminlere, "Sizlerle birlikte değil miydik?" diyorlar. Bu da, deliliklerinin bir yansıması işte… Diyor ki Allah Münafikun Suresi, 8'de; "And olsun" diyor, yemin ediyorlar bir de, "Medine'ye bir dönecek olursak," o şehre yeniden gelecek olursak, "gücü ve onuru çok olan," bak kimden yanalar görüyor musunuz? Gücü ve onuru çok olan. Mesela dünya derin devleti veya herhangi bir dinsiz topluluk ama güçlü görünen, saldırgan ve Müslümanlara düşman olan bir topluluk mesela terörist bir topluluk. "Gücü ve onuru çok olan", güçten kasıt her türlü manevi ve fiziki güç. "Ve onuru çok olan" yani cahil onuru, küfür onuru. Küfür süksesi. "Düşkün ve zayıf olanı", Müslümanları nasıl görüyor? Düşkün ve zayıf. "Elbette oradan sürüp-çıkaracaktır" yani darmadağın edecektir Müslümanları diyor. Onların bilinç altında hep bir gün Müslümanlara saldırılacağı ve onların darmadağın edileceği fikri vardır. Münafıklar hep bu özlem içinde yaşarlar. Onun için de sürekli küfürle irtibat halinde olurlar." (A9 TV, 22 Ocak 2016)

]]>
http://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241859/munafik-guclu-sandigi-taraftan-yanahttp://www.harunyahya.org/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/241859/munafik-guclu-sandigi-taraftan-yanahttp://imgaws1.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/67_munafik_05.jpgTue, 14 Feb 2017 01:15:56 +0200