Şeytanın enaniyeti mi? Müminlerin tevazusu mu?

Din ahlakı beraberinde Allah'a teslimiyeti, teslimiyet de insanın aczini bilmesini getirir. Her şeyin Allah'a ait olduğunu ve kendilerinin O'na karşı eksikliklerini, acizliklerini bilen müminler, doğal olarak O'nun yarattığı diğer insanlara karşı da tevazu gösterirler:
 

O Rahman'ın kulları, yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler ve cahiller kendilerine muhatap oldukları zaman da "Selam" derler. (Furkan Suresi, 63)
 

Müminler, Allah'a olan boyun eğmişliklerini, O'nun mümin kullarına karşı gösterdikleri tevazuyla belli ederler. Zira sahip oldukları özelliklerin hiçbirinin kendilerine ait olmadığının farkındadırlar. Bundan dolayı daima şükreder ve ellerindeki her şeyi Allah'ın dilediği anda geri alabileceğini unutmazlar.

Enaniyet şeytanın karakterinin en temel özelliğidir. Dolayısıyla, "enaniyet" ve ondan kaynaklanan kibir, tüm sapkınlıkların kaynağı, tüm azgınlıkların kökenidir. Bu özellikler, tarih boyunca milyonlarca insanı sonsuz azaba götürdüğü gibi, bugün de sayısız insanı İblis'in yoluna çekmektedir.

Enaniyetli olan, yani kendisine özel bir benlik vererek Allah'a karşı büyüklenen, O'na karşı aczini bilmeyen, O'nun ayetlerinden yüz çeviren herkes şeytanın bu oyununa kanmış demektir.

Allah'a Karşı Acizliklerini Bilirler

Müminler Allah'ın büyüklüğünü kavrayıp takdir edebilme gayreti içindedirler. Bu sebeple de tüm yaratılmışlarla beraber kendi acizliklerini de bilirler. İnkarcıların kibirli başkaldırışlarının aksine onlar içleri titreyerek Allah'tan korkarlar ve Rabbimiz karşısındaki acizliklerini dile getirmekten çekinmezler:

 

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı..." (Araf Suresi, 188)
 

Allah'a Hiçbir Şeyi Ortak Koşmazlar
 

İnsanlar içinde Allah'tan başkasını eş ve ortak tutanlar vardır ki, onlar Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür… (Bakara Suresi, 165)
 

Müminler, Allah'tan başka İlah olmadığına "kesin bir bilgiyle" iman ederler. Bir şey istediklerinde bunu verebilecek olanın yalnız Allah olduğunu bilirler. Dolayısıyla tek dost ve yardımcılarının onları Yaratan olduğunun farkındadırlar. Rabbimizin verdiği sayısız nimet karşısında da O'na gönülden boyun eğer ve içli bir teslimiyetle teslim olurlar.

Dünyayı Değil Ahireti İsterler

Müminler asıl olarak ahiret yurdunu isterler ve dünyadaki herşeyin gelip geçici olduğunu bilirler. Kuran'da salih müminler şöyle tanıtılmaktadır:

 

Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. (Sad Suresi, 46)
 

Ayrıca müminler dünyaya neden geldiklerini, burada imtihan olduklarını ve Allah'ın rızasını kazanabilecekleri işler yapmaları gerektiğini bilirler. Ayetlerde de belirtildiği gibi onlar "dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar"dır. (Nisa Suresi, 74) Dünyada ellerine geçenlerle büyüklenmeyi değil, Rabbimiz'e kulluk etmeyi seçmişlerdir.

Enaniyetli Kişiler Allah'ın Kadrini Gereği Gibi Takdir Edemezler

Malıyla, güzelliğiyle, gençliğiyle, itibarıyla ve sahip olduğu her şeyle baki kalmak isteyen kibirli insanlar, Allah'ın tek baki olduğunu, O'nun en büyük kuvvet sahibi, en güçlü ve en üstün olduğunu kavrayamazlar. Bu yüzden de Allah'ın ayetlerine karşı çirkin bir cesaretle başkaldırırlar.

 

… O zulmedenler azaba uğrayacakları zaman muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
 

Allah'ı Anmazlar

Kendi nefislerinde büyüklüğe kapılan kişilerin en önemli özelliklerinden birisi, Allah'ı anmamalarıdır. Çünkü Allah'ı övmek, O'nu yüceltmek, gücünü ve kudretini takdir etmek aynı zamanda kendi kulluklarını ve acizliklerini de görüp tasdik etmek anlamına gelir. Büyüklük hevesindeki insanlara işte bu çok ağır gelir. Bunlardan dolayı Allah'ı anamayacak durumdadırlar. Bu durumları sonucu şeytanın etkisine girdikleri için tamamen dünyaya bağlanmışlardır; şeytan onları dünyevi emellere ve büyüklük hevesine kaptırarak peşinden sürükler:

 

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle de onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)
 

Sadakat Gösteremezler

Din ahlakı sadakati ve vefayı gerektirir. Ancak bu insanlar sadece kendi menfaatlerini ve prestijlerini düşündüklerinden hep çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Büyüklenme içindeki bir insandan sadakat ve vefa beklemek de yersiz olur. Bu tür insanlar yalnızca kendilerine sadıktırlar:
 

... Fakat iş kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet onlar Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu. (Muhammed Suresi, 21)
 


2011-09-04 15:35:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top